Sâdi’den Dörtlükler

İçin ağlasa da kim duyar seni?
Kim anlar dışardan olan biteni?
Leylâ’nın yüzünü görenler bilir
Mecnûn’un kalbine batan dikeni!
*
Dost da avutmazsa n’eyleyeceksin?
Dayanacaksın, boyun eğeceksin …
Gülden ayrı kalmak istemiyorsan
Olsun, hem gül, hem diken diyeceksin!
*
Yaş altmış, ay gibi batmış umudum …
Gündüz geçiverdi, geceye durdum …
Bir ânı bir câna bedel ömrümü
Sele verdim, yele verdim, savurdum!
*
Dost düşman inciten nice kişiler
Günahlardan kapkara kesildiler …
Herkesin gönlündeyken onların derdi.
Şimdi onlar her derdi yükşendiler!
*
Arkamdan konuşup sövüp dursunlar
Hakkımda yalan yanlış uydursunlar
Dosttan yüz çevrilmez düşman sözüyle
Aman boşver… Köpekler kudursunlar!
*
Tövbe ettim, giydim derviş hırkamı
And içtim, dünyaya döndüm arkamı …
Gördüğüm an o afeti karşımda …
Unuttum tövbemi, buldum belamı!
*
Bir hırka, bir lokma yaşadı onlar …
Ezinçle bir ömrü taşıdı onlar …
Yanmayacaklardır kıyamet günü
Bu dünyada yandı, ışıdı onlar!
*
Sırrım niçin dudağımın ucunda?
Niçin gönül kuşu sevda burcunda?
Tunç bir havan gibi çın çın çınlarım …
Çünki bu can zalimin avucunda!
*
Feryadı, çığlığı göğe ağanlar
Değildir sadece acı duyanlar …
Yüreği yıldırım dolu olup da
Ağlarken şimşek gibi gülen de var!
*
Kim düşman okuna açar omzunu?
Kim gururdan sarhoş? biliriz bunu …
Çok dönekler gördük, unutmuşlardır
İyi günde, kötü günün dostunu!
*
Gece… ne ses ne ışık, ıssız her yan …
Karanlığın ortasında bir insan …
Gözünü dağlara dikmiş bekliyor
Nasıl parlayacak güneş kayadan!

Fitne gözü uyanıktır, bil bunu …
Zaman eser, biter gençlik oyunu …
İlkbaharda çalım satan güllerin
Sonbaharda çıkarırlar suyunu!

Avuçta taze gül, mahçup azıcık .. .
Sitem rüzgârıyla darmadağınık .. .
Ne umutlar besliyordu gönlünde
Umut uzun, ömür kısa ne yazık!

Talihim dün gece bahşetti bunu:
Öptüm yârin çenesinin ucunu!
Dişlerken dudağını… uyanıverdim …
Ne göreyim! Isırmışım avucumu!

Yâr, başörtüsünü sıyırdığı an …
Aldım kokusunu tan rüzgârından …
Yüzyıllık ölüye değse soluğu
Başı döner, ölü fırlar mezarından!

Gül bahçesi gibi ışır yanağı …
Sonsuz bir hayattır vuslat şafağı …
Kızıl dudağından bir damla düşse …
Canlanır dünyanın kuru toprağı!
*
Gece gündüz, şarap sohbet, ince saz …
Bu insan dervişi elbet anlamaz …
Ceyhun’a, Fırat’a akar nice su …
Çöllerde kavrulan damla bulamaz!
*
Önümden geçen her selvi boyluya
Bakarken gözümden yaşlar damlaya …
Değil mi ki, gençlik gitti de gelmez …
Bâri şu gençlere yâr olsun dünya!
*
İğne batsa gözlerime ah demem!
Şimşek yaksa tarlamı eyvâh demem!
Tutsak zincirini bile taşırım …
Yurdumda düşmana eyvallah demem!
*
Mal mülk sevdasından çoktan vazgeçtik
Ne baş eğdik, ne omuzlarda gezdik …
Şu köhne dünyanın zevkine karşı …
Tomurcuk gül gibi güldük de geçtik!

Şirazlı Sâdi

sadi-sirazi-dortlukler984252772305752243 Sâdi'den Dörtlükler

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.