BİR VARDI /BİR GİTMİŞ

– bir çay içimi dostluğuna gelmiştim
“bir vardı/ bir gitmiş” dedi ardımdan-

geçtiğim kentleri yağmurlara bıraktım
ışık hızıyla gezinirken zamanın içinde
beşiktaş iskelesinde bir kaç tozlu anı
didim sokaklarında rüzgâr
yüksel caddesi’ni bir demet nergisle geçerken
kar düşen akşamlar…

gölgeler düşüyordu uzayan yollara
kaç geceyi, ay’ın peşisıra
yollar boyu taşıyıp durdum
anaforlar oluşturuyordu yalnızlığım
tenimde yılları kanatan cam kırıkları
gökyüzü rengi gülüşleri unutarak
yalnız dönüyordum terk ettiğim kentlerden
kum saatime bir kule arıyordum…

dikenlerime takılan rüzgârla mevsimsiz
gün sayıp acının çetelesini tutarken
bir vardı, bir gitmiş dedi ardımdan
çantamda eylülden çiçek tohumları…

Neriman Calap

Hoşcakal

amforada balkıyan suyun dilinde
unutma makamında yürüdüm günleri
durmadan yağmur gecelerce…

kuşlar çığlıklarla ezberliyor tükenişi
tenhayım mor ötesi acılarda
bir savaştan çıktım aşk faslında
yok olanı sevmiştim, yalnızlığımı aslında
kuytumuzda saklayalım unutuşlarımızı
külüme derman diye, tüm susuşlarını…

-limanda demirli bir martıyım şimdi-

sesindeki keman ezgisini
ve unuttum ellerimi baharlarda
telaşlı bir iz kalmış içilen kahvelerden
boncuk taktı saçlarına küstümotu, dilsizim
kayıt yaptırır vadesiz özlemlere
ışık gözlü bir çocuk, ıslığı hüzün çalar
aşka teğet geçtiğimiz zirveden acıyı al
bağbozumu telaşlı uykulardayım
iki gözüm, yalnızlığım hoşçakal …

ezberimi unuttum yarattığın hengamede
sen uzak baharlarda, bir düş kadar
geceme renklenen denizlerimde beklerken
adını aşkla mühürlediğim hoşçakal…

Neriman Calap

Kendine Yolcu

1.
maviye kesen bir özlemi büründü
içtenlikle güne dökülüveren güz
dinlendi buluta yaslanıp güneş
bulut alabildiğince deniz
olabildiğince rüzgâr göçmen kuşlar
ilkeleriyle var olan telaşlı martı
dillendirdi günü içsel kasırgasında
örtüsü güzdü sarındıkça bulutsu şalına
sınırsızlığı arıyor, kendinden göçebe…
– gülümseme gözlü küçük çocuk
pipnanlığı yüklenip uzaklaştığın gemi
yağmurlara nokta koyan hangi limanda demirli?-

2.
zehirlermiş insanı
kınında pas tutmuş bıçak yarası
erguvan bir yoksunlukmuş
beni bana el yapıp
bir dervişe uzak günler adına
sabrın ipek dokulu yeleğini giydiren…

3.
yıldız fenerleriyle boy atan
ıssız özlem ağacı büyür
uzağı bürünmüş umarsızlık
kendimi yadsıdığım günlerde
avuçlarım zemheri, gözlerim
ararım yitirdiğim ben’imi
karda şiirin ayak sesini…
– özlemeyi özleyip zamanı sürüklemek
alıp gitti çok şeyi / geriye ne kaldı ki?-

4.
pembeleşen denizin yakasında
çiğ düşmüş karanfildir gün
geri dönmez oysa gül kokulu zaman
kaç kuşağın umutları denli yorgun
ben, mecrasında sessizce akan…

5.
iç sesimdi yiten günün karmaşasında
günü umarsız bitirmenin hüznü hazırlıyor
her yeni güne umutla uyanış!…
çocukların renkli seslerinde
Işıltılı gözlerinde sürüyor yaşam…

– özlemi tuza banıp doyuruyorum günleri-

6.
ey zamanın ayıklandığı yabanıl orman
selamsız bir gitmeyim şimdi
her an kendine yolcu
dolanırken saçlarımda fısıltılı yağmurlar
yanar uzaklarda bir deniz feneri.

Neriman Calap