Annesi Yok Akşamın

1.

Kararsız bir yağmurun sıkıntısı desem değil,
bir başka şey bu, ama ne. Tanımlamak gerekirse, ezberini unutmuş bir çocuğun
alnından öpen
hüzün.

Aşka dair onca hikayeden sonra adı hakikat konulan
sevgili.
Kalbimin ayazında üşüyen
yıpranmış bir hatıra olsan da şimdi
bak bu yağmurdan bir sicime dizilen kolye,
gözyaşlarımdan yapıldı.

Kendimle konuştukça ikiye bölünen ben, ben bensem
bendeki öteki kim.
Kendine saklamak sırları, örtmek yaraları,
Ah! silahlı dolaşmak arasında dostların.

Annesiz çocuk kedileri kapıma bırakıp kaçan sokak,
girip otursan,
yaslansam dizlerine
konuşsak.

Akşamın geceye değen teninde bir ürperti. Akşam ki
gökyüzüne yazdığı bir şiirdir kanatlarıyla kuşların

annesi yok akşamın.

2.

Akşamın geceye değen teninde bir ürperti. Akşam ki
gökyüzüne yazdığı bir şiirdir kanatlarıyla kuşların.
Kime hayrım dokunduysa bir düşman edinen ben,
bir imlâ hatası kadar masum ve suçluyum.
Hayallerimi seyrettiğim aynadan
yüzüme vururken ışık
-Kahramanı olabildim diyorum hayatımın.

Hayatın ters yüz edilmiş hali olmalı ölüm. Yani
korkulacak birşey yok, sessizlik sadece, sessizlik
ve sessizce kucaklaşmak
börtü böcekle.

Ben yolun bittiği yerde yolu kendinde bulan yalnız,
varılamayan yakın. Ve artık varsam da olur
karanlıklar şehrine
elimde kimsesi kalmamış ölüler için
hayattan toplanmış çiçeklerle.

Akşamın geceye değen teninde bir ürperti. Akşam ki
gökyüzüne yazdığı bir şiirdir kanatlarıyla kuşların

annesi yok akşamın.

3.

Yağmurda karar kılan son yazın kasveti çöktü şehre
akşamla tamamlanır artık evler,
eksilirken bir şeyler içimizde.

Ben tamamlanmak istemeyen eksik,
kaybetmeyi kabullenmiş mağrur.
Gölgesi ömrümün üstüne düşen,
artık hiçbir şeyim olan reddettiğim suret,
ne zaman sesine bir şefkat tonu verip
seslense
köprüleri yıkılmış bir nehrin karşı kıyısından
sessizlik birdenbire.

Yüzünü akşamın göğsüne gömmüş bir bulut,
incecik ağladı penceremde
serinlik birdenbire.

Ey! ruhumun benzeri. Kalbimde kabul gören akşam.
Beni kendine çek ve ruhumu kucakla,
-bu sulara bırakılan bedende üşüyen ruhumu-
ruhumda huzur bulan hüznü kucakla
yüzü avuçlarında üzgün çocukluğumu.

Akşamın geceye değen teninde bir ürperti. Akşam ki
gökyüzüne yazdığı bir şiirdir kanatlarıyla kuşların

annesi yok akşamın.

4.

İçine ağlayan içli bir çocuk gibi incecik bir yağmurla
indi akşam.
İşte unutuldu sanılan eksik kayıp ne varsa
bir bütünde yerini bulan parçalar
artık anlamını kaybetmiş, aramaktan vazgeçilmiş
yanıtlar.

Söz bitti. Annem öldü. Saklanacak karanlığım kalmadı.
Alın yalnızlığımı örtün üstüne,
artık üşümem akşamları.

Bir ağaç düşünün ki; terk edilmiş olsun yalnızlığına
uçurum kenarında
eğik, cılız,
tutunamadı dallarıma.

Ah! haksız yere hırpalanmış sahipsiz çocukluğum.
Birer deniz feneriyken karanlıkta anneler
fırtınada kaybolan bir gemiydi henüz zaman
fırtınada bir gemi,
bir gemi kâğıttan.

İçine ağlayan içli bir çocuk gibi incecik bir yağmurla
indi akşam.
Saklanacak karanlığım kalmadı. Söz bitti. Annem öldü.
Alın yalnızlığımı örtün üstüne,
artık üşümem akşamları.

Akşamın geceye değen teninde bir ürperti. Akşam ki
gökyüzüne yazdığı bir şiirdir kanatlarıyla kuşların

annesi yok akşamın.

Oya Uysal

Evsiz Bir Sokak

Şehri baştanbaşa dolaşan gecenin ayak izleri karda, şehir ki
henüz temize çekilmemiş bir şiirdi gecede
evler sığındı birbirine.

Avcumda üşümüş elleri odamda sabahladı bir peri
uyudu uyandı eşya
sayıkladı kedi.

Geçip giden evsiz bir sokak durup baktı da pencereme
yüzünde donmuş bir gülümseme
nasıl da içli, sessiz,
nasıl da ince, ürkek,
dokunsam parçalara ayrılacak.

Karlı damlardan kanatlanan kuşlar
ve içimdeki karanlıkta
bunalan
bir sızı çıkıp karşıladı günü.
İçini çekip büyükannem,
– Hayat yordu beni! derdi, sakladık dün. Sarıp beline kollarını zaman
öpmüş olmalı ayrılmadan
çukurlaşmış koltuk, birkaç resim,
geriye kalan bunlar.

Şehri baştanbaşa dolaşan gecenin ayak izleri karda,
şehir ki
henüz temize çekilmemiş bir şiirdi gecede
evler sığındı birbirine.

Oya Uysal
-uzak olan sendin-

Sis

Göğsümden geçerdi göç yolları kuşların. Yaşadım mı, düş mü,
hayal mi ne kadar uzak. Bir başka kalpteki yerin kadardı hayat.

Neyin peşine takılıp geldim bu bilinmeyen yere
unutmanın sisini aralayan şaman!
Ey Kuzey yıldızı!
Kaybolan geceye yolunu gösteren şamdan
içimin karanlığında korkan çocuğu koru.

Hatırayı saklayan eşyanın eskimiş yorgunluğu
yazlık sinemalar, taş plak, radyolu günler
ve kalbin ilk ağrısı
bir başka kalpteki yerin kadardı hayat.

Her aşk başa dönmekti belki de
hayata ve aşka hep geç kalan ben,
kimi sevsem bir başkasını sevmiş olurdu.

Göğsümden geçerdi göç yolları kuşların. Yaşadım mı, düş mü,
hayal mi ne kadar uzak. Bir başka kalpteki yerin kadardı hayat.

1

Uykuya dalan bahçeyi uyandırmadan geçti de yağmurlu güz,
kışı atlatamadı, toprakla kucaklaştı sokağın yaşlıları.

Hatıranın karanlık dehlizlerinde yerini aldı,
yeri göğü aydınlatıp
yataktan aynaya yansıyan ışık
koynunda sevişmekten tükenip bittiğimde,
uçurtması bulutlara değen çocuk sevinci, kamaşan beden.

Nehri, bahçeyi, akmayan çeşmeyi, güvercinli damları,
çarşıyı örtüp
karşı kıyıya uzanan sis
örtmese de bitmiş bir aşkın kederini

beni hayata, eve, evdeki bir başka yalnızlığa döndüren
çocuk kedi. Artık iyi.

Ey bilge şaman! Yerlere ve
göklere hükmü geçen zaman.

Beklemek ve görmek. Birbirinin benzeri sözler,
gelip geçen insan suretleri,
birbirine karışan yüzler ve sesler.
Yolları ardında bırakan mevsimler, batan gemi ve
karanlık sularda sürüklenen ruhum ve bütün soruların
toplamı ve özeti olan
– Ben neyi aradım durdum?
Ve hâlâ el altında duran bir başucu kitabı
yalnızlığım.

Göğsümden geçerdi göç yolları kuşların. Yaşadım mı, düş mü,
hayal mi ne kadar uzak. Bir başka kalpteki yerin kadardı hayat.

2

Yolları yorgun düşüren yolcuydum ben eskiden, artık geçmiş
ve kalbim yorgun düşen.

Herkes kendi gözünde büyütüp seyrederken kendini
sinip küçüldüm,
sığındım yalnızlığın
göğsüne
odalara sığmazken yalnızlığım.

Başkasının yerine sahne alınmış bir oyun,
birkaç gösterilik bir oyundu bu. Aşkı doğrulayan acı
ve yılları yadsıyan çıplak bedenlerimizin
bazen usul, bazen hırçın karışıp birbirine akışı.
Uykuyla uyanıklık arasında
kısacık bir yaşanmışlık.

Nehri, bahçeyi, akmayan çeşmeyi, güvercinli damları,
çarşıyı örtüp
karşı kıyıya uzanan sis
bugün de örtmedi bitmiş bir aşkın kederini.

Zamanın kıvrımları arasında gizli saklı kalmış bir şeyler
sezilen ama söze dökülemeyen.
Biz diye bir şey yokken,
neyi alıp gitmiştik birlikte temmuza
ansızın boşalan yüzün,
uzak bakışların
bilip de bilmezlikten,
görüp de görmezlikten gelinen.

İçimin kırılıp dökülmüş camlarından sızan bir soğuk rüzgâr,
bir karmakarışıklık,
derbederlik, derlenip toparlanmak istemeyen.

Yolları yorgun düşüren yolcuydum ben eskiden, artık geçmiş
ve kalbim yorgun düşen.

3

Yolları yorgun düşüren yolcuydum ben eskiden, artık geçmiş
ve kalbim yorgun düşen.
İçimin kırılıp dökülmüş camlarından sızan bir soğuk rüzgâr,
bir karmakarışıklık,
derbederlik, derlenip toparlanmak istemeyen.

– Yaprak kımıldatmayan durgun gecenin sokaklarından geçtim, bahardı. Dalları karlarla yüklü ağaçlı bulvarlardan sonra, gece yol alınan uzak şehirlerden, türeyen tren camlarına yaslanmış başımda ağrılarla, soluk kasaba içlerinden, perdeleri açık, sarı kör ışıklı ev içlerinden, donuk insan yüzlerinden…

Dinmek bilmez son yaz yağmurları… Sanki bir suç işlemiş de yüzü yere inmiş üzgün çocuktu gökyüzü. Islak ot ve toprak kokusu.
Başı sonu yokmuş gibi uzayıp giden sararıp solmuş kederli bozkırlardan, gecenin uykuya yeni düştüğü ıssız vakitlerden geçtim. Günü uyandıran kuşlarla başlayan sabahlardan.
Önce mordan eflatuna sonra ağır ağır pembe
usul bir ışıkta, şafakla yüzü aydınlanan yeryüzü güzeldi.

O vakitlerde aşkın eşlikçisi acı bile içimde güzeldi.

4

Aşıp gecenin eşiğini geliyor arada bir caddenin uzak sesi. Kar,
beyaz bir hüzün gibi örttü şehri.

Yaprakları birbirine yapışmış eski, tozlu bir kitabı
sanki okur gibi yeniden
unutmaya bırakılmış sırları
çevirdi parmaklarım.

Herkesin bir vazgeçilmezi var ya,
her yere birlikte götürdüğü
takvimsiz, saatsiz vakitlerde
dökülüp saçılan ortalığa.
Ben sarıp sarmalayıp aşkı
yalnızlığa
taşıdım durdum acıyı küçültüp
sığdırdım
incecik bir sızıya.

Şimdi çıkıp gitsem oturur sedire bekler beni
büyüdü, evi sevdi,
annesinin ölmeye terk ettiği hasta kedi.

Evden eve taşınırken yıpranmış, hatırası karanlık hayaller,
yüzünde iri bir gözyaşı, üzgün çocukluğum.
Bazen belirip -sisler arasında- durup bakıyor bana
saçları mısır püskülü bir kız
– ben bunu daha önce yaşamıştım duygusu-
uzansam kaçıp kaybolacak,
biliyorum.

Aşıp gecenin eşiğini geliyor arada bir caddenin uzak sesi. Kar,
beyaz bir hüzün gibi örttü şehri.

5

Uykuya dalan bahçeyi uyandırmadan geçti de yağmurlu güz,
kışı atlatamadı, toprakla kucaklaştı sokağın yaşlıları.

Hatıranın karanlık dehlizlerinde yerini aldı,
yeri göğü aydınlatıp
yataktan aynaya yansıyan ışık
koynunda sevişmekten tükenip bittiğimde,
uçurtması bulutlara değen çocuk sevinci, kamaşan beden.

Nehri, bahçeyi, akmayan çeşmeyi, güvercinli damları,
çarşıyı örtüp
karşı kıyıya uzanan sis
örtmese de bitmiş bir aşkın kederini

beni hayata, eve, evdeki bir başka yalnızlığa döndüren
çocuk kedi. Artık iyi.

Ey bilge şaman! Yerlere ve
göklere hükmü geçen zaman.

Beklemek ve görmek. Birbirinin benzeri sözler,
gelip geçen insan suretleri,
birbirine karışan yüzler ve sesler.
Yolları ardında bırakan mevsimler, batan gemi ve
karanlık sularda sürüklenen ruhum ve bütün soruların
toplamı ve özeti olan
– Ben neyi aradım durdum?
Ve hâlâ el altında duran bir başucu kitabı
yalnızlığım.

Göğsümden geçerdi göç yolları kuşların. Yaşadım mı, düş mü,
hayal mi ne kadar uzak. Bir başka kalpteki yerin kadardı hayat.

Oya Uysal

Aşınmış Eşya Deposu

Kendi rüzgârında savrulan bir hayat bu benimkisi
öyle usul, sessiz, belli belirsiz.
Gün günden çoğalırken içi boş bir ev şimdi şehrim

sokaksa, kimi kimsesi kalmamış

çocuk

bakışlarında yağmur.
İşte yerini değiştirdi kederle,

yersiz yurtsuz ruhumda bir yer edinen hüzün.

Eteklerime sürtünen kedi terk edip gitti evi,

aşınmış eşya kokusu, ürperti,

akşam!

uzanıp uyusam da örtse üstümü biri.
Kendi rüzgârında savrulan bir hayat bu benimkisi

öyle usul, sessiz, belli belirsiz.

Oya Uysal
Hürriyet Gösteri, Ocak 2006

Parmaklarında Kırık Harf İzleri

Sarılır uyur incecik bir yağmura gecenin üstünü örttüğü sokak,
gelir, usul kanatlarıyla küçük beyaz bir peri,
fısıldar ilk dizeyi.

Parmaklarında kırık harf izleri,
kırk çölü aştın, kırk dağı bıraktın da geride, sınandın
seni görmezden gelen bakışlardan geçip vardın
olmayan şehre.

Ah! sana sevmeyi öğreten hayat,
esirgese de senden sevgiyi
saçları okşanmamış çocukluğunla oynuyor
içindeki çocuk. Bak!

Çıkıp yürüsen yanında yalnızlığın şimdi
-yüzünde içini örten bir gülümsemeyle, öyle,-
hikâyesi olmayan kadınlar çekiştirir durur eteklerini.

Ruhundaki köleyi özgür kıldın,
yettin kendine
parmaklarında kırık harf izleri.

Sarılır uyur incecik bir yağmura gecenin üstünü örttüğü sokak,
gelir, usul kanatlarıyla küçük beyaz bir peri,
fısıldar ilk dizeyi.

Oya Uysal
-uzak olan sendin-

Yazdım Yeryüzünün Kalbine

Gece sessiz. Sızıyor balkondan odaya usul kalp atışları şehrin
unutulup gidecek yaşanan bu an´da zamanın bulanık sularında.

Ey! Dünden bugüne taşınmış
eşsiz kederiyle kabul gören geçmiş.
Yazdım, harf harf yazdım yeryüzünün kalbine,
acıdı kalbim.

Her veda kaybedilmiş bir topraktı bedenimden ve aşk
titreyen kandilleriyle sonsuz gökyüzü.

Kapısı sert çekilmiş odalarda
kendine terk edilen aşklardan döndüm,
sonu aşka varmayan yollardan

tekrar tekrar kendimden döndüm, ardımda yüzleri silik,
soluk kalabalık… Sevdiler beni, sevdiklerim oldu,
bir yerlerde çarpan bir pencere, dağılan kalabalık.

Gece sessiz. Sızıyor balkondan odaya usul kalp atışları şehrin
unutulup gidecek yaşanan bu an´da zamanın bulanık sularında.

Oya Uysal
-Uzak Olan Sendin-

Serin Oluyor Artık Akşamlar

Aynadaki yüzümle gittim bırakıp hüznümü aynada
şimdi kendini seyrediyor herkes hüznün aynasında.

İşte güz! Vakit dar
giderek eksilirken içimde bir şeyler, baktım eskimiş
yalnızlık da.

Ey zamana hükmü geçen şaman!
Güller deren yazlardan geçtim güzü bağışla bana,
bana bağışla güzü, sürdür,
güzü örseleyen rüzgârı beklet, kışı ertele, vakit dar.

Giderek eksilirken içimde bir şeyler, baktım eskimiş
yalnızlık da
serin oluyor artık akşamlar.

Aynadaki yüzümle gittim bırakıp hüznümü aynada
şimdi kendini seyrediyor herkes hüznün aynasında.

Oya Uysal