Sevinç ve Hüzün

Ey ağır yükle koşan insanlar
Sadece engellerle karşılaşan ayaklarınıza bakmayın
Bazen başınızı kaldırıp dağ taş dört bir yandaki
Rahatlatıcı dünya güzelliklerine bakın

Yemeğin tatlı ya da acı olması ağza bağlıdır
Şerefli veya rezil olmanın sevinci ve üzüntüsü de yüreğe
Bir bak güneş batsa da ay doğar
Ayın son gecesi hava kirliyse dinlenin de öyle gidin
Ey ağır yükle koşan insanlar
Nefes nefese kalınır diye yokuştan şikayet etmeden
Bazen yürekleri yumuşatarak düz yolun
Bir başlangıcının olacağını da düşünün

Rahatlık sıkıntının tohumu da olur
Acılar sevincin tohumu olur
Bir bak verimsiz tarlaya bir şey ekince bile
Sonbaharda altın başaklar çok olur

Bıçak sırtında dans edilen hayat diye
Suya atlayan kötü kadın
Belki öyle de düşünülebilir ama
Öyle de olmayabilir sebebini anlayamadık

Bıçak sırtında dans edilen hayat diye
Kendisi bıçak ağzı üstünde dans etmiş
Ondan kim deli dansı yapmasını istedi ki
O kadar geçimsiz kadındı ki

Doğrusu kendi sıkıntımı kendim alırım
Tutunacak yeri olmayan kalopanax ağacı
Ağır yükle koşan insan
Yol kenarında yeşil kırlarda dinlen de git

Ağır yükle koşan insan
Engellerle karşılaşan ayakların köklerine bakmayıp
Bazen dört mevsim dağ ırmak dört yanda
Değişen dünyaya da bir bak

Ağırdır diye bu yükü atacak mısın
Sıkıntılı diye bu yolda yürümeyecek misin
Ağır yükü yüklenip koşan insan
Derenin üstündeki su damlasına bak

Bir damla su bile birikip aktığında
Akıp gider de denizde dalga olur
Gökyüzüne çıkıp da bulut olur
Tekrar toprağa iner yağmur olur

Yağmur olup yağan su birikince
Dağda şelale olup enerji olur
Kırlar sulanır bol hububat olur
Susuzluktan kıvranan toprağa bereket olur

O giderken güzel çiçeğin bir tanesi solup giderken
Gece soğuk çiğ olup ıslatır
Yalnız bir yolcu acıkınca
Yol kenarında soğuk pınar olup açlığını hafifletir

Derenin tek bir damlasının bile
Akmasının anlamı öyledir ki
Herhangi bir insan hayatı kendine ait diye
Engelli bu yolu suçladın mı
Bu yükün ağırlığının bir anlamı var
Bu yükün sıkıntılılığının da bir anlamı var
Ağır yükü yüklenip koşan insan
Bu dünyada insan gibi bir insandır.

Gim So-Vol
Çeviren: Hatice Köroğlu

Bulut

Şuradaki şu bulutu yakalayıp üstüne binip
Kan kırmızı rengine boyanan şu bulutu
Gece olunca kararan şu bulutu
Yakalayıp üsütüne binip yüreğim şu uzağa
Engin gökyüzünü uçarak geçip
Uykuya dalmış senin kucağınla kucaklanmak isterdim
‘Boş ver öyle yapamazsın’ dedin
Sevgilim dinle, yağmur olup
Şu bulut sana yağarsa
Düşün gece gözyaşımı

Gim So-Vol
Çeviren: Hatice Köroğlu


Ağıt

Parçalanıp kırılan ismin!
Boşluğun ortasında dağılan ismin!
Çarılınca da sahipsiz kalan ismin!
Çağıra çağıra öleceğim!

Yüreğimde sakladığım bir kelime
Hiç söyleyemedim
‘Sevdiğimdin’!
‘Sevdiğimdin’!

Kızıl güneş batıdaki dağın ortasına takıldı
Geyik sürüsü de üzüntüden ağlar
Parçalanmışçasına duran dağın üzerinde
Ben senin ismini haykırırım

Üzüntüyle kederle haykırırım
Üzüntüyle kederle haykırırım
Haykırışlarım yok olur
Gökyüzü yeryüzü arası o kadar engin ki

Ayakta durduğum bu halimle burada taş olsam da
İsmini haykıra haykıra öleceğim!
‘Sevdiğimdin’!
‘Sevdiğimdin’!

Gim So-Vol
Çeviren: Hatice Köroğlu

İleride Bir Gün

İleride bir gün beni ararsan
O zaman ben ‘unuttum’ diyeceğim

Kalbinin derinliğinde bana sitem edersen
Özlemin sonunda ‘unuttum’ diyeceğim

Sen hâlâ sitem etmeye devam edersen
‘İnanmadığımdan unuttum’ diyeceğim

Bugün de dün de unutmamıştım
‘İlerde bir gün de unuttum’ diyeceğim
İleride bir gün unuttum

Gim So-Vol
Çeviren: Hatice Köroğlu

Açelya Çiçegi

Beni görmekten sıkılıp da
Gidersen

Tek bir söz söylemeden göndereceğim seni

Yongbyong’daki Yaksan dağından
Açelya çiçeklerini
Kucak kucak toplayıp yoluna sereceğim
Adım adım giderken
Yoluna serdiğim o çiçeklere
Hafifçe basıp gidin
Beni görmekten sıkılıp da
Gidersen
Ölsem de gözyaşı dökmeyeceğim.
Gim So-Vol
(Açelya Çiçeği/agora kitaplığı/Çeviren: Hatice Köroğlu)

진달래꽃

나 보기가 역겨워
가실 때에는
말없이 고이 보내 드리오리다.
영변에 약산
진달래꽃,
아름 따다 가실 길에 뿌리오리다.
가시는 걸음 걸음
놓인 그 꽃을
사뿐히 즈려 밟고 가시옵소서.
나 보기가 역겨워
가실 때에는
죽어도 아니 눈물 흘리오리다.

김 소월