Daha çok sevdikçe

Gitmeyi bilmeyenlere çıkıyor yollarımız değil mi hep
Bekleme salonlarına, kahve köşelerine
Kayboluyoruz, kaybolamadıkça, yok ola ola
Şarkı gibi söylenmeyi öğretiyoruz hüzünlere
Daha çok sevdikçe, daha çok gömülüyoruz sessizliğe
Daha yeni kalemler açıyoruz eskiler yenildikçe
Yol almıyoruz ya biz izlerimizde artık
İzler de artık yol olmuyor bize,

Beklemeyi bilmeyenlere gidiyoruz hep değil mi
Ayak seslerimizle, boş ceplerimizle
Tutmaya, sıkı sıkı sarılmak diyoruz ya biz utana sıkıla
Sanki gibi duyulmayı öğretiyoruz en iyi bildiklerimize
Daha çok gittikçe, daha çok geri dönüyoruz kendimize
Daha keskin bıçaklarla oynuyoruz elimiz kolumuz kesildikçe
Kilitliyoruz ya biz kapılarımızı, pencerelerimizi artık,
Kapılar, pencereler de artık açılmıyor yüzümüze…

Sahir Üzümcü

Hayale benziyor şimdi

Hayale benziyor şimdi sana dair aklıma gelenler.
Sana sımsıkı sarılmış olduğumu hatırlasam da,
Sanırım aklım oyunlarını oynuyor,
Ve kanıyor şimdi kollarımın boş olmasına.
Hiç olmadığını,
Seni uydurduğumu zannettiriyor bana.
Ekleyemiyorum kokumu ve sesimi,
Yarım kalmanın, kokusuz ve sessiz anılarına.

Sahi,
Ben hiç dokundum mu sana?
Bir görüntüm oldu mu gözlerinin gerisinde?
Bir şeklim?
Adımı hiç andın mı hayallerinde?

Neye dokunsam, seni düşünürdüm ben
Hatırlıyorum sanki hala ve yine de.
Hatırladıklarımdan
Hatırlamayı acılaştıran,
Eksilmeyi hızlandıran bir his kalıyor içimde.
Ve düşünüyorum;
“Yanılıyor olmalıyım,
“O hiç olmadı belki de…”

Sahir Üzümcü

Yüzün

Yüzün,
Zihnimi kul eden zehirli kılıç,
Darbe üstüne darbe yağdırıyor gözlerime
Sallandıkça daha yakın,
Savruldukça daha keskin,
En keskin kenarını salıyor üstüme.

Varmış işte bir yolu, bulunmuş
Cadı çığlığı kazınmış ışıltısına.
Savaş yarası yıldırımlar bezenmiş,
Çeliğin ateşten çaldıklarına.
Saldırdıkça daha sert,
Saplandıkça daha derin,
Daha da derin yer ediyor yüzün aklımda…

Sahir Üzümcü

Aşk bazen

“Aşk, biçimsizdir ama, sana geldiğinde bir şekil yaratır sende.
Aşk, çok derindir ama, sana geldiğinde nefes almaya başlarsın yüzeyinde.
Aşk, ellerinde çok hafiftir ama, geldiğini anlarsın göğsünde ağırlaşan yüreğinde.

Aşk, bir portakaldır bazen.
Yere düşüp çürüyecek olan.

Aşk, yerde duran bir taştır bazen.
Daha olmamış portakalı düşürmek için fırlatılan ama çoğu zaman ıskalayan.

Aşk, ıskalayan taşın yuvasından düşürdüğü bir yavru kuştur bazen.
Dala tutunamayan, ama yere çarpmadan hemen önce, son bir kez gözlerinizin içine bakmayı başaran.

Kuşun yuvasıdır çünkü aşk.
Bir ağaçtır bazen. Sessizce olan biteni izleyen.
Portakalı besleyen, taşlara hedef olacak, meyveler veren.

Aşk, bazen küçük, yeşil bir yapraktır.
Her şeyin bir parçası olup, hiçbiriyle ilgilenmeden, kendi üzerindeki tırtıldan başka şey düşünmeyen.

Aşk, bazen, ağacın üzerinde durduğu, o çıplak tepedir.
Her şeyin kendisinden beslendiği ama dışarıdan bakınca, çıplak, ölü görünen.
Ve bazen aşk, hiçbir şeydir.
Yere çarpan kuş yavrusuna “Hiçbir şeyi” öğreten.

Aşkı yakınında hissedersin önce.
Etrafında
Sonra kokusunu, tadını alırsın
Hücrelerinde
Ve aşk, seni ele geçirdiğinde.
Sen artık küçük bir çocuksundur
O çıplak tepede.

Ağaca tırmanmak isteyen
Taş atıp, portakalı yere düşüren.
Yapraktaki tırtılı merak eden.
Ya da yaşlı gözleriyle
Canlanır belki diye
Elindeki ölü, yavru kuşa
Cebindeki ekmekten veren.

“Aşk sensin. Aşkı bulduğun an, senin geleceğinin başlangıç noktasıdır. Sadece aşk, tek başına bütün dünyayı değiştirebilecek güce sahiptir.
Aşk, tüm yeryüzünü ve gökleri, tek başına şekillendirebilir, yeni formlara sokabilir, ona inananların eliyle.
Aşka inanırsan ve kendini ona adarsan, aşk için yaşamak hayatın anlamı haline gelir. Aşkın her çeşidi için hem de. Güzel olan her şeyi sever hale gelirsin.
İnanmayanlar içinse, her aşk, bir başka hayal kırıklığıdır sadece. Kurtulmak gereken bir bağımlılık gibidir aşk onlar için. Ama hiç kurtulamadıkları bir bağımlılık haline gelir.
Aşkı, tam anlamıyla yaşamak istersen, kendini aşktan ve sevdiğin o şeyden ayrı olarak düşünmekten vazgeçmelisin.
Aşkın, aşık olduğun insanın ve onun hayatının ayrılmaz bir parçası olmazsan, kendi varlığının bütünlüğünü korumaya çalışıp, aşkın içine karışmayı, içinde erimeyi, kendin olmaktan vazgeçmeyi göze alamazsan, yaşayacağın şey aşk değil, ilişki olur.”

RASTLANTILAR KRALİÇESİ’ nden……

Sahir Üzümcü

Arkadaş Kalalım

Sıradan hatalar, düşüncesizlikler, daha yapıldığı anda yanlışlığı fark edilen önemsiz insanca davranışlar ya da insan halleri vardır.
Bir de insanın kişiliği ve yolu haline gelmiş tutarsızlıkları, kendine söylediği ve sonra da inanmaya başladığı yalanları, karşısındaki kim olursa olsun oynamaktan zevk aldığı oyunları vardır.

Oysa insan, aklında oluşturduğu bir yalana ya da yalanlar dizisine ne …
kadar inanırsa inansın, akıl hiç durmadan sorgulayacaktır kişinin bu kendi yalanını ve daimi bir onaya ihtiyaç duyacaktır inanmaya devam etmek için. Bu durumdaki bir insanın aklını içine sürüklediği sürekli çatışma halinden kurtarabilmek ve umutsuzca ihtiyaç duyduğu sonsuz onayı elde etmek için tek yolu, aynı yalana inandırabileceği bir yol arkadaşı edinmektir çünkü her yalanın, inanacak bir başka insana ihtiyacı vardır.

Her iki cinsten insan için de bu yol arkadaşını bulmanın, daha doğrusu elde etmenin en kolay ve zevkli yolu da sevgiyi kullanmaktır. Sahip olduğunuz bazı özelliklerden ötürü sizi kendilerine yol arkadaşı olmaya uygun görürler. Özellikle de ortalamanın üzerinde bir zekaya ve sağlam çalışan bir akla sahipseniz, bu tip insanlar için bulunmaz Hint Tavuğu kadar değerli bir av haline geliverirsiniz bir anda.

Daha en başta bilirler işlerinin zor olduğunu ama kendi aklını kandırabilen bir aklın küstah zafer sarhoşluğu içinde, sizi bir kez kandırabilirler ve kandırmaya da devam edebilirlerse elde edecekleri o daimi onayın ne kadar değerli olacağını, sıradan bir insan aklının sunamayacağı kadar kaliteli onaylamalarla yalanlarını kendilerine ne kadar da hoş gösterebileceğinizi fark etmişlerdir. Hatta çoktan bunun hayallerini kurmaya başlamışlardır bile. Siz onların gözlerindeki o garip parıltı ve ilk başlarda hissettikleri o neşeli, sevecen, güzel halin sevgiden kaynaklandığını zannederken, aslında onlar elde ettiklerini düşündükleri ganimetin büyüklüğü karşısında kendilerinden geçmiş korsanlar kadar mutlu ve güzeldirler sadece. Birkaç ufak altın sikkenin hesabında olmamalarının gerçek sebebi de sadece budur.

Sonra tanımaya başlarsınız o insanı. Onun aklının içindeki karmaşanın yarattığı dengesizliklerle tanışırsınız. Üzerinde düşünülmemiş, özümsenmemiş, benimsenmemiş bölük pörçük fikir parçacıklarının bir araya gelmesiyle yaratılmış tutarsızlıklar fırtınasının içinde kalır, hiç durmadan kendisiyle çatışan bir varlığın, başka insanlardan kaldığını zannettiği ama bir sürü parçaya bölünmüş, birbirine düşman parçalarının her gün, her an gerçekleştirdiği muharebelerin sonucunda oluşan içsel bir hasarı ve kapanmayan yaraları olduğunu anlarsınız.

Apaçık ama kalleşçe bir oyunla karşı karşıya kaldığınızı gördüğünüz anda artık önünüzde iki seçenek vardır. Ya sizden istenen o onayı hiç durmadan vermeli ve böylece o kişide ( üstelik de artık sevdiğiniz kişidir o) daha onarılmaz bir zarara sebep olmalı ya da o kendisine böylesine umutsuz bir durumu uygun gördüğünü ve aslında yapabileceğiniz çok fazla şey olmadığını bilseniz de en azından ona içinde olduğu bu durumu gözlemleme şansı yaratabileceğinizi, sevginiz ve desteğinize sarılırsa kendisini kandırmasına gerek kalmadan da mutlu olabileceğini gösterebileceğinizi umut etmelisiniz.

Sevdiğiniz bir insana, bu onu mutlu edecek bile olsa bilerek kötülük yapmayı seçecek insanlardan olmadığınızı farz edersek –ki lütfen böyle olsun- İlişkinizin sonuna geldiğini fark etmemiş zavallı bir budalasınızdır artık sadece. Çünkü bir kez bu noktaya ulaşmış bir ilişkide, geriye kalan tem seçenekler aynı yere çıkar seçimler ne kadar akıllıca yapılsa ve adımlar ne kadar dikkatlice atılsa bile…

Yemi yutmuş, tuzağa balıklama dalmış bir alık, iyi niyetin ne kadar büyük bir yıkıma sebep olacağını bilmeyen bir geri zekalı olarak asla kazanamayacağınız bir savaşa, hem de silahlarını, savaş alanını ve saatini o sevdiğiniz insanın elinden gelen en mantıksız sebeplerle seçeceği bir savaşa kalkışmış durumdasınızdır o andan itibaren.
Mantıksızlığın, öfkenin, can yakmanın ve kan dökmenin (sadece sizin kanınızsa) son derece sıradan karşılanacağı böyle bir savaş alanında ejderhalar karşısındaki bir bebek kadar tamamen savunmasız ve çaresizsinizdir.

Çok geçmeden anlarsınız ki çirkinleşmeniz, onlar gibi olmanız, hileye, kandırmacalara, can yakmaya ve saldırmaya ihtiyacınız vardır. Biraz denersiniz bir süreliğine. Bunu asla onlar kadar iyi yapamayacağınızı ve bu yolu seçmenin bir yerde sizin kendi bütünlüğünüzü de tehlikeye attığını fark edene kadar belki. Sonra vaz geçersiniz.

Artık önünüzde yeni bir yol ve yine iki seçenek vardır. Ya o kişiye arkanızı dönecek ve ne kadar acı da olsa sevginizle karşılıksız olarak baş başa kalacak, ya da her şeye rağmen sevdiğiniz o insan için her şeye katlanmayı ve yanında kalmaya devam etmeyi seçeceksinizdir.

Şimdi artık sona bir adım mesafede duran ve kaybetmiş, yenilmiş olmayı bir an önce kabullenmeye başlasa iyi olacak sıradan bir dangalaksınızdır. Çünkü siz arkanızı döndüğünüz anda bitecek olan ilişki, (Zaten sizi hiçbir şekilde sevmedikleri, bir insanı sevme yetisine sahip olmadıklarından, kalmanız için ısrar da etmeyecekler ve bunu bir marifet olarak göreceklerdir) kalmaya ve kendinizden fedakarlık yapmaya kalksanız bile aynı kökten gelişen iki farklı sebepten dolayı artık yürümeyecektir.

Birincisi; siz bir kere o kişinin bir onay mercii olarak size duyduğu güveni artık kaybetmişsinizdir. Çünkü hem ona karşı çıkmış, hem de başlattığınız bu savaşı yenilgiyle tamamlamış bir sümsüksünüzdür artık onun gözünde.
İkincisi de; onun istediği kişi olmaya başladığınız an, bunun sonu gelmeyen bir girdap olduğunu ve sizden olmanızın istendiği şeyin sabit bir oluş hali olmadığını anlarsınız. Sizden yapmanız beklenen ve sizin de aklınız sıra başarıyla yerine getirdiğiniz bir davranış, bir sonraki gün sizin kabahatiniz olarak karşınıza çıkarılacak, bu süreç siz dengenizi tamamen yitirene ve artık ne yaptığınızı bile bilmez bir haldeyken kıçınıza vurulacak bir tekmeyle sonlanana kadar devam edecektir.

Gerçekten yenilmiş ve çok şey kaybetmişsinizdir. Ne yapacağınızı, nereye gideceğinizi, nerede nasıl nefes alacağınızı bile bilmez bir haldeyken, an azından kurtulduğunuzu düşünür ve sevinirsiniz ama son darbe henüz gelmemiştir ve neredeyse tüm insanlığa olan o bir parça inancınızı bile yitirmeye yetecek yüzsüzlükteki darbe sizin haberiniz olmadan kendi uygun zamanını beklemektedir sinsice.

Aradan bir süre geçer ya da geçmez. O kişinin keyfine kalmış bir zaman süresi sonra kapınız çalınır ve gerçekten duymuş olmaktansa, sadece ayak parmaklarınızı kullanarak okyanusun ortasında yüzme öğrenmeyi tercih edeceğiniz o sözleri duyarsınız. “ARKADAŞ KALALIM!!!”

Bu iki kelimelik felaketin arkasında yatan ama dile getirilmeyen sözlerde aynen şöyle denmektedir: “Ben bu kısacık sürede bile fark ettim ki ben aslında suçluydum ama suçumu kabul edip senden özür dileyecek kadar dürüst değilim. (Özünde iyi, ruhu temiz bir insandır çünkü sevdiğiniz kişi. Öyle olmasa zaten sevmezdiniz. Ama kafası o kadar karışmıştır ki düşünceler aklında bir türlü tutunup kalamaz) Eğer benimle arkadaş olarak kalırsan, kendimi iyi hissedeceğim ve sana verdiğim zarardan dolayı kendimi suçlamayacağım. Çünkü biliyorum ki sen aslında benim sana verdiğim zararı hak etmedin. Bunların hepsinin oluş sebebi, benim ne istediğimi aslında bilmiyor olmam ve seni de sevmediğim halde sevgiyi kullanarak senden almak istediklerimi alabileceğimi zannetmem.”

Sizin ağzınızdan şaşkınca dökülüverir bunun mümkün olmayacağı. Kendisine tüm sevginizi ve dahası her şeyinizi sunduğunuz ama bununla mutlu olmayı bilememiş bir insanın şimdi sizden çok daha azını dilenmesi midenizi kaldırır…

Yine de sevdiğiniz insandır o. Belki hala, belki de geçmişte kalmış bir sıcaklıktır tek hissettiğiniz ve bu sıcaklığın kelimelere dönüşmüş hali şudur: “Ben seni affettim. Sen de kendini affet ve rahat bırak beni.”
“Senden nefret ediyorum…”
İnanamazsınız ama duyduğunuz aynen budur. Çünkü bilmezsiniz bağışlamanın aslında ne kadar büyük kötülük olduğunu.

Suçlu cezasını çekmek isterken, bağışlamakla cezayı çekip alırsınız onun elinden. Ne yapacağını bilmediği suçuyla baş başa kalır…
Kendisini affedebilirse, kendisini bağışlayabilirse kurtulabilir sadece ruhunun parçalanmasından.
Oysa bu da hiç kolay bir şey değildir. Hatta bir insan için var olan en çetin sınavdır kendini bağışlayabilmesi.
Çünkü açık yüreklilikle yapılacak bir hesaplaşma gerektirir insanın içinde. Açık yürekli olabilmek içinse yalanlardan arınmış olmak gerekir. Yalanlardan arınmasını istediğiniz insan bunun mümkün olmadığını bildiği için nefret eder sizden ve bu da onun elinden gelen tek şeydir.
Gülümsersiniz.
Bir sigara yakarsınız.
Bilirsiniz ki, bunun için bile çoktan affetmişsinizdir onu…

Sahir Üzümcü

“Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim”

Belki de biraz daha uzakta bir yeri hedefledikleri için uçmaya devam eden ördeklerin cılız sesleri geliyordu yukarıdan sadece. Az ilerideki gölete konmuş olanlar, serin sularda dinlendirdikleri yorgun bedenlerini hareketsiz bırakmış, ufak göletin kıpırtısız sularının üzerinde topluca duruyorlardı hiç ses çıkarmadan. Yer yer göletin ortasında bile görülebilen sazlıklar, kendi garip çiçeklerinin ağırlığı altında bulabildikleri en ufak rüzgarı bile fırsata çeviriyor ve yavaşlatılmış gibi görünen salınımlarla, yarattığı renklerin uyumu ve ihtişamını sonlandırmakta nazlanan gün batımına eşlik ediyorlardı.

Oturdukları yerden, sırtlarını dayadıkları ağacın çok uzun zaman önce köklerini saldığı, belli belirsiz yükselen, önlerindeki tüm manzarayı görmelerine imkan veren tepeden, sazlıkların gölgelerinin vurduğu yerlerde lacivert karaltıların gezinmesine izin veren göletin pembe sularını görüyorlardı. Göz alabildiğine uzanan sazlıkların o çok hafif rüzgarda salınışlarının, sakince silkelenen devasa bir kilime benzettiği uçsuz bucaksız ovada, sessizlik artık en kuvvetli zamanını yaşayan ve canlı-cansız her türlü varlığa kendi gücünü tartışmasız kabul ettirmiş uzun bir mevsimmişçesine hüküm sürüyordu.

Saçlarının arasındaki elini hareket ettirmeye çekinerek, yalnızca parmaklarını saçın buklelerinin arasında kaydırarak ve parmaklarla buklelerin yerlerini değiştirerek okşuyordu çocuk kızın saçlarını.

Kız da orada, , önlerinde uzanan manzaranın tamamını o an yaratıyormuş, oluşturuyormuş ve gözlerinden aktarıyormuşçasına hareketsizce duruyor, iki elinin arasına aldığı oğlanın diğer elini, aralarındaki ve etraflarındaki sessizliği besleyebilecek sakinlikte okşuyordu.

“Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim” dedi kız birden bire.

Oğlanın kulaklarının dışındaki incecik tüyleri yalayarak geçti ve kulağın içine doğru hareketlerine devam etti ses dalgaları. Bir zar titreşti, birkaç küçük kemik hareket etti içeride. Pembeden koyu laciverte dönüştü çocuğun orta kulağındaki sıvı. Bir silah patladı sanki oğlanın aklında. Hiç ördek kalmadı suda, hepsi havalandı…


Sahir Üzümcü


Kalabileceği, gizli bir yeri olmalı

Kalabileceği, gizli bir yeri olmalı,
Her insanın.
Kimsesi olmadığında gidebileceği.

Anılarını değiştirebilmeli,
Her insan.
Geleceği olmadığında seçebileceği.

Rüyalarını unutabilmeli,
Her insan.
Kimsesi kalmadığında sevebileceği.

Bir şiir yazmalı,
Her insan.
Anlamı kalmadığında okuyabileceği.

Uzak bir dağda, bir ağaç dikmeli,
Her insan.
Kimsesi olmadığında özleyebileceği…

Sahir Üzümcü