Zehrab

dilindeki hançerin öfkesi demlendi
bâb-ı esrarımı dağlayan gülbank sustu

bir akıl sarhoşluğu daha yazıldı zamanın hesabına
iki yeni şey daha öğrendik acı sudan
gövdemizde tarçıni baharla
en yakıcı dokusundan vurulduk kavlimizin

belki hüzündü çatlamayan kabuk
yan yana düşen nevruz olmaktı belki
izmihlâl sandığımız kutlu bekleyiş

ahhh! bu kaçamak yaz telaşı
sürgünle gelen cilveli rüzgâr
şimdi ne söyleyim, ne
kalbimde yüce bir güz dağı kanıyor
aşk ezik ve güman

konuşursam hicran sıfırın altında karlı yas
konuşmasam yenilgi
boğazıma gerilmiş yayın kirişinde hayat:
ömürde vazgeçilmez bengünaz

oysa
zaferin yankısı vazgeçmekle gelirmiş esmer sevgilere
“kazanmak için de bazen, çekip gitmek gerekir”

Fatih Yavuz Çiçek


Estetik Monodram

dirimin inceliğini yazdığım monodram bitti
ve içimdeki deniz çekildi
kurudum

tuzum hasret yığını
sol boşluğum ferfecir
yemen ellerine s a v r u l d u m

yoluna kurban olduğum
farkında değil miyim sanıyorsun
ustaca gözlerimden çekilmiş
zamanın ağında
bilirim, gösteri balıkları yaşamaz artık

çırpınış balıkçıl kuşlar için bayram sofrası
bin kıratlık inciyi kaybederek yaşamak
karada mercan beklemektir, farkındayım

aslında bana sorarsan en zor olan da bu
gazze iklimine benzeyen havayı
böyle durağan; tek başına, direnerek solumak

hayat! durma
bana bir yağmur bulutu ısmarla n’olur
karla karışık bir melodram
iyot kokusuyla bezenmiş inziva da olur

kuzeydeyim
içim dışım karagöz perdesi

gör bak telvem kuru, ruhum çorak

beni çöz, beni bu sahneden indir
yüzümü yağmur taşı gibi ummâna
göğün aynasına
n’olur
aşkolsun de, kıbleye çevir

Temrin/48 Nisan 2012

Fatih Yavuz Çiçek

Dirimin Yüklemi

sürüldüğüm çölün rengini kabullendim

susmanın koyu gölgelik
zamanın telörgü sendromuna yakalanmış
içedönük boş bir korkuluk olduğunu
akrebin iğnesinden öğrendim

neden dedim bu yanılsama kimden
birlikte saf tuttuğumuz kum denizinde
rüzgârın bu yakıcı tepkimesi
hangi zehrin içgüdüsü ve acelesi nereden

çok şükür ki
akrebin ölüm dansını da biliyordum
damarlarıma giren acıyı
at kanıyla beslemenin sırrını da

serinlik diyorlar buna, bağışıklık
inanç, güven, sadakat

oysa içimde dolaşan serum
yeni kırılmış bir karanfil ıtırıydı, bildim
hayatın yangısı da gövdemi saran iklimden değil
dirimin canfeza yüklü zarından gelmişti
öğrendim

ister kopar, ister savur: aldırmam
çok şükür
sürüldüğüm çölün zehrine de alıştım

Fatih Yavuz Çiçek

Yürek Ve Ten Masalı

gitmek; dağlara açılan eskil bir kapı eşiğidir, bilesin
gitmek, “mai ve siyah” * bozkırın kendine yürüyüşü
aslında çiçekleriyle donup kalmasıdır
ulu bir çınarın

böyle buz tuttum
böyle düştüm ben şeddatın kuyusuna
ve yatılı bir keder
çıngıraklı yılan gibi çökünce en zarif köşelerime
kalbimi çektim çıkardım
böyle dönüştü gövdem sarı sabır otuna

şimdi kuruyan dallarım
pul pul dökülen aşkın ölüm habercisi gibi dururken göğsümde
kaçıp sığındığım dağlardan bile saklıyorum gözlerimi
susuyorum
ve yağmur aksanıyla konuşan bir aynadan kopup geldiğimi
kurda kuşa söylemeye dilim varmıyor
anlıyorum
bir düşün,
başka bir düşte hayat bulma şansının bittiğini

iki kırık ayna diyorum sadece
“iki kırık ayna
tamamlamazmış birbirini”**

Temrin/Aralık 2012 Sayı:56

*Halit Ziya Uşaklıgil
**Seyit Pelitli

Fatih Yavuz Çiçek