Çağımızda Her Aşk

Ayrıntılardan arındırsam hayatımı;
desem ki: ben Elsa’yı çok sevdim.
O kadar. Bir kapı aralandı kısaca:
Bir başka dünyada, başka bir çağda
mümkün olabileceğini gördük aşkın.
Usulca kapandı tekrar kapı sonra.

Uzun uzun durmasam üzerinde;
desem ki: ben Elsa’yı çok sevdim.
O kadar. Aşkın başkalarını dışladığı,
sevdanın ille de bire bir yaşandığı yerde,
biri bir başkasını ne kadar sevebilirse,
o kadar sevebildim ben de işte.

Desem ki, böylesi bir dünyada,
böyleyken insan ilişkileri
başka türlü sevemezdik zaten.
Elsa duymuyorsa artık sözlerimi,
ne anlamı olabilir ki dediklerimin!
Sonuç olarak yenildik işte.

Desem ki, yumuşak bir sesle,
baştan yeniktir çağımızda her aşk.
Herkes gibi yenildik işte biz de.
İsyan etmesem, doğal karşılasam
ve ağlamayabilsem.
Ağlamasam.

Desem ki, değişecek birgün herşey,
çıkacak aşk bireylerin tekelinden.
Ne değişir ki bizim için? Ne değişir ki?
Baştan yeniktir çağımızda her aşk
ve çağımızın çocukları, Elsa’yla ben,
yenildik işte herkes gibi.

Roni Margulies

Bir El

Gün boyu koltuğunda
sere serpe yattıktan sonra
akşamları gelir köpeğim bazen
bilgisayarın başındayken ben,
başını dizime kor, bana bakar.

Okşarım biraz, gider yine yatar.
sevilmek istemiştir besbelli
bilmek istemiştir sevildiğini:
Gelir, aradığı güvenceyi alır.
mutludur artık, uyuyakalır.

Nasıl da vazgeçilmez bir duygu:
kendimizi yalnız hissettiğimizde
bir an her şey biraz ağır geldiğinde
bilmek yanağımıza dokunacak bir el olduğunu.
ve ne kadar kolay sanıyor köpeğim bunu!

Roni Margulies

Tıraş Olurken

Yüzüme dokunurdu Elsa.
Oturmuş ben kitap okumaya çalışırken.
Metroda seyrederken karşımda oturanları.
Denizden çıkmış rüzgarda üşürken.
Elsa yüzüme dokunurdu.
Rahatsız olurdum ben.

Tıraş olurken dün aynanın karşısında
Aklıma geldi birden.
Duyar gibi oldum parmaklarını yüzümde,
Yanaklarımda, dudaklarımda.

Düşündüm de sonra,
Üç yıl olmuş;
O yüz başka yüzdü,
Bu yüz başka…

Roni Margulies

Kavşak

İnce uzun bir iskelenin ucunda,
denize dikmiş gözlerini, kımıldamadan,
öylece duruyor adamın biri akşam üzeri.

Önünde su, arkasında kayalar,
unsurların kavşağında kalakalmış sanki.
giderek kararıyor çevresinde suların rengi.

Ya bir gemi var bu saatlerde beklediği,
ya da sulara bırakıverecek kendini.
öylesine ince bir denge ki!

Roni Margulies

Siyahüzüm

Bir siyahüzümün soyması gibi kendini
geldim – al.

Sevmeni istiyorum beni:
tamamlanmamışlığımı sorgula, kına.
Yorgunum, azımsa yorgunluğumu.
Kırgınlığımı yer, önemset boşladığım şeyleri.
Kuşkulandığımda, doğrula kuşkularımı,
yatıştır sonra, insancıl kıl beni.

Korkuyorum, onayla korkularımı,
Birlikte direnelim sonra.

Bir siyahüzümün soyması gibi kendini
geldim. Üstlen,
büyüt beni.

Roni Margulies

Bizim Şarkımız

Tu vois, je n’ai pas oublie
La chanson que tu me chantait

Bana Elsa’yı anımsatanlar
anımsatmayanlardan daha az.
Kaçınılmaz.
Paylaştıklarımızı değil artık,
paylaşmadıklarımızı farkediyorum.

Öyle çok ki artık “Bak, bizim şarkımız”
diyemeyeceğim şarkılar her duyduğumda.
Okuduğum her kitapla
bir yenisi ekleniyor tartışmadıklarımıza;
yeni keşfettiğim lokantalar, gittiğim kentler,
geceyarıları aklıma gelenler.

Paylaştıklarımız kadar paylaşmadıklarımız da
önemli bir yer tutuyor ama hayatımda.
Anlamsız değilmiş ucuz duyarlıklar.
Farkediyorum çünkü “bizim” olmayan şarkılar.
Farkediyorum hâlâ.

Roni Margulies

Ayrılanlar

Ağlamalıdır ayrılanlar ayrıldıklarında.
Her ayrılık kanıtıdır çünkü
o bitmez arayışımızın
boş çıktığının yine.
Ağlamaya değer.
Ağlamaya değer.

Biliyor olsak da çünkü
bulamayacağımızı aradığımız sevgiyi,
bulduk sanırız bazen – insanlık hali! –
ve ne denli derinse yanılgımız,
ne kesinlikle eminsek bulduğumuza,
o denli değer ağlamaya.

Yalnızlığı yeneceğimizi sanırız çünkü,
bir kişi var sanırız ki bir yerde,
tüm küçük ve büyük yenilgilerimizi
anlamsız kılacak sevgisiyle.
Kanıtlandığında yine onu bulamadığımız,
ağlamaya değer.

O kişi değilmiş ayrıldığımız,
yokmuş böyle bir kişi –
farketmez, değer ağlamaya;
biraz daha sevgisiz,
biraz daha zor olacaktır artık hayat.
Ağlamalıdır ayrılanlar ayrıldıklarında.

Roni Margulies

Zaten

Nasıl kırık dökük,
yarım yamalak, eksik,
nasıl yamalı hayatlar
geçiyor gözlerimin önünden.

Bir zanaat mutsuzluk sanki:
Öğrenip bir önceki nesilden,
onyıllarca didiniyoruz
ve kuşkuya düşsek de bazen,

sanıyoruz ki
böyledir, iyidir,
ne olacak ki başka,
budur hayat zaten.

Ya beceremiyoruz biz bu işi,
ya da becerecek bir şey yok zaten.

Roni MARGULIES

Pil

“pil takacaklarmış” dedi, “kalbime
bir dönemi daha ömrümün
kapanmış olacak böylece
ne futbol artık ne güreş ne dağcılık”

“cemil” dedim (çocukluk arkadaşım
doğumu benimkinden beş gün önce)
“ne güreşle ilişkin var ne dağlarla
ne de bir topa vurdun bunca yıldır bir kere”

“olsun” dedi, “önemli olan o değil ki
ya yarın birden canım çekerse?”

Roni Margulies

Telefon

Dedemin ölüm haberini, bir an durakladıktan sonra,
babam vermişti telefonda. Babamınkini dayım.
Bu kez de işte duraklayan annem: Atakan!
Hiç bitmez gibidir telefonda donakalınan o an!

Bir başka hışımla ağaçlar hışırdamaya başlar,
sabaha karşı uyanıldığında o telefonla,
temmuzun orta yerinde bu ülkede bazen
işte böyle geliverir sonbahar birden adeta.

Cılız bir haziran güneşinin sevinciyle belki,
unutulmuş olabilir birkaç günlüğüne ama,
böyle günlerde dank eder yine insanın kafasına:
tüm hayatlar eksik, tüm ölümler vakitsizdir.

Roni Margulies