Yedi Beyaz Güvercin

Yedi asır önce
Derin bir vadiden
Yedi beyaz güvercin havalanır
Ve karlarla kaplı
Yüce bir dağın doruğuna doğru kanat çırparlar.
Kuşları temaşa eden yedi adamdan biri
‘Ben yedinci güvercinin kanadında
Siyah bir nokta görüyorum.’
Der.
Bugün
O vadide yaşayan insanlar
Evvel zaman içinde
Karlarla kaplı
Bir dağın doruğuna doğru havalanan
Yedi siyah güvercini
Anlatıp dururlar.

Halil Cibran

Acı

Ve bir kadın, “Bize acıdan bahset” dedi.
Ve o cevap verdi: “Acınız, anlayışınızı saklayan kabuğun kırılışıdır.
Nasıl bir meyvenin çekirdeği, kalbi Güneş’i görebilsin diye kabuğunu kırmak
zorundaysa, siz de acıyı bilmelisiniz.
Ve eğer kalbinizi, yaşamınızın günlük mucizelerini
hayranlıkla izlemek üzere açarsanız, acınızın, neşenizden
hiç de daha az harikulade olmadığını göreceksiniz;
Ve kırlarınızın üstünden mevsimlerin geçişini
kabul ettiğiniz gibi, aynı doğallıkla, kalbinizin mevsimlerini de onaylıyacaksınız.
Ve kederinizin kışını da, pencerenizden huzur içinde seyredeceksiniz.
Acılarınızın çoğu sizin tarafından seçilmiştir.
Acınız, aslında içinizdeki doktorun, hasta yanınızı iyileştirmek için sunduğu “acı”
ilaçtır.
Doktorunuza güvenin ve verdiği ilacı sessizce ve sakince için;
Çünkü size sert ve haşin de gelse, onun elleri “Görülmeyen’in şefkatli elleri
tarafından yönlendirilir.
Ve size ilacı sunduğu kadeh dudaklarınızı yaksa da,
O’nun kutsal gözyaşlarıyla ıslanmış kilden yapılmıştır.

Halil Cibran

Sevgi

Adım atın, kahkahaların tümünün olmadığı, Sadece gülebileceğiniz mevsimsiz
dünyaya, Ve ağlayın, ama tüm gözyaşlarınızla değil…
Sevgi hiç bir şey sunmaz, sadece kendisini, Hiç bir şey kabul etmez, kendinde
olandan gayri…
Sevgi sahip çıkmaz, sahiplenilmez de; Çünkü sevgi, sevgi için yeterlidir, tümüyle…
Sevdiğinizde, “Tanrı benim kalbimde,” yerine, Şöyle deyin, “Ben kalbindeyim
Tanrı’nın …”
Ve sanmayın yön verebilirsiniz sevginin akışına,
Çünkü sevgi, yolunu kendi çizer,
sizi değer bulduğunda…
Sevgi bir şey istemez, tamamlanmaktan başka…
Fakat seviyorsanız ve ihtiyaçların arzuları varsa, Bırakın bunlar sizin de
arzularınız olsun…
Erimek ve akmak, geceye şarkılar sunan bir dere misali, Şefkatin fazlasının
verdiği acıyı bilip, Kendi sevgi anlayışınla yaralanmak.

Halil Cibran

Arkadaşlık

Ve bir genç, şöyle dedi: “Bize arkadaşlıktan bahset.” Ve o cevap verdi: “Arkadaşınız, cevap bulan gereksinimlerinizdir. O, sevgiyle ektiğiniz ve şükranla biçtiğiniz tarlanızdır.

O sizin sofranız ve ocakbaşınızdır. Çünkü ona açlığınızla gelir ve onda huzuru ararsınız.

Arkadaşınız sizinle içinden geldiği gibi konuştuğunda, ne ‘hayır’ demek zor gelir, ne de ‘evet’ demekten çekinirsiniz.

Ve o sessiz kaldığında, kalbiniz onun kalbini dinlemek için sessizleşir.

Çünkü arkadaşlıkta, kelimeler susunca, tüm düşünceler, tüm arzular ve beklentiler, gürültüsüz bir sevinç içinde doğar ve paylaşılırlar.

Arkadaşınızdan ayrıldığınızda ise yas tutmazsınız; Çünkü onun en sevdiğiniz yanı, yokluğunda
daha bir berraklık kazanır, tıpkı bir dağın, dağcıya, ovadan daha net görünmesi gibi…

Ve arkadaşlığınızda, ruhsal derinlik kazanmaktan başka bir amaç gütmeyin.

Çünkü, salt kendi gizemini açığa vurmak peşinde olan sevgi, sevgi değil, savrulmuş bir ağdır ve sadece yararsız olan yakalanır.

Ve arkadaşınıza, kendinizi olduğunuz gibi sunun.

Eğer dalgalarınızın cezrini bilecekse, meddini de bilmesine izin verin.

Çünkü salt zaman öldürmek için bir arkadaş aramanızın anlamı olabilir mi? Onu, zamanı yaşatmak için arayın.

Çünkü o gereksiniminizi karşılamak içindir, boşluğunuzu doldurmak için değil.

Ve arkadaşlığın hoşluğunda, kahkahalar, paylaşılan hazlar olsun.

Çünkü küçük şeylerin şebneminde, yürek sabahını bulur ve tazelenir.

Halil Cibran

Konuşma

Ve bir öğrenci, “Bize konuşmadan bahset” dedi. Ve o cevap verdi:
“Siz konuştuğunuzda, düşüncelerinizle barış içinde olmayı terkedersiniz;
Ve kalbinizin ıssızlığında daha fazla kalamadığınızda, dudaklarınızla yaşamaya
başlarsınız.
Ses sizin için bir eğlence, bir zaman geçirme aracı olur.
Ve konuşmalarınızın çoğunda,
düşünce yarı yarıya katledilir;
Çünkü düşünce, boşlukta uçan bir kuş gibidir;
kelimelerin kafesinde kanatlarını açabilir ama uçamaz.
Aranızda bazıları,
yalnızlığın korkusuyla konuşkan birini ararlar;
Çünkü, tek başına olmanın sessizliği, gerçek ve çıplak
kendilerini gözleri önüne serer, ki onlar bundan kaçarlar.
Ve konuşmayı seven bazılarınız vardır ki, bilgisizce ve
önceden düşünmeden, kendilerinin bile anlamadığı
bir gerçeği ifşa edebilirler.
Ancak bazılarınız ise içlerinde gerçeği taşır, ama onu kelimelerle dile
getirmezler.
Böylelerinin sinelerinde ruh, ritmik bir sessizlik içinde dinlenir.
Bir arkadaşınızla karşılaştığınızda, ruhunuzun
dudaklarınıza doğru hareket etmesini
ve dilinizi yönetmesini sağlayın.
Sesinizin içindeki sesin, onun kulağının
içindeki kulağa seslenmesine izin verin;
Çünkü onun ruhu, sizin kalbinizin
gerçeğini saklıyacaktır;
Tıpkı kadeh boşalıp, rengi unutulsa bile, şarabın tadının ağızda kalması gibi…

Halil Cibran

Çocuklarınız Sizin Çocuklarınız Değil

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz,ruhlarını değil.
Çünkü ruhları yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez,dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız,çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu,sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu,uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever

Halil Cibran

Kalbimin Derinlerinden

Kalbimin derinlerinden bir kuş uyandı
ve uçtu gökyüzüne doğru.
Yükseldikçe, daha ve daha,
büyümeye başladı daha da.

Önce bir kırlangıç gibiydi,
sonra tarla kuşu ve kartal,
sonra bir bahar bulutu misali genleşti
en sonunda tüm yıldızlı gökleri kapsadı.

Kalbimin derinlerinden bir kuş uyandı,
uçtukça büyüdü, çoğaldı,
oysa yüreğimi hiç terketmemişti…

Halil Cibran

Yenilgi

Yenilgi, yenilgim, yalnızlığım ve kimsesizliğim.
Binlerce yengiden de bana değerli olan sen!
Dünyadaki tüm parlak başarılardan
sensin yüreğime yakın olanı!

Yenilgi, yenilgim, baskaldırım
ve de benim kendimle tanışmam.
Sayendedir ki, hala ben ayağı yere basan
ve solmuş defneler peşinde koşmayan
biri olduğumun bilincindeyim;
ve sende, yalnızlığımı buldum
ve de herkesten uzak,
ve de gururlu olmayı.

Yenilgi, yenilgim, benim parlak kılıcım
ve de kalkanım.
Gözlerinde okudum tahtı arayanın
kendi kendisinin kuluna dönüştüğünü.
Ve, bir kimsenin derinliklerindeki
esasını anlayabilmemiz için
onun gücünü söndürmemiz gerektiğini.
Ve ancak böylesine olgunlaştıktan sonradır ki,
bir meyvenin tadına varılabildiğini.

Yenilgi, yenilgim,
benim sözünü sakınmaz yol arkadaşım
şarkımı, bağrışmalarımı, sessizliklerimi hep duyacaksın.
Ve senden baska hiçkimse bana söz etmeyecek
kanat çırpınmalarından ve deniz kabarmalarından
ve de geceleri yanan dağlardan.
Ve sen, tek başına
ruhumun sarp ve kayalık
yollarından tırmanacaksın.

Yenilgi, yenilgim, benim ölmez cesaretim
sen ve ben fırtınada birlikte güleceğiz;
ve biz ikimiz, derin mezarlar kazacağız
içimizde ölmekte olanlara;
ve tutunacağız, tüm gücümüzle,
güneşin karşısında;
ve de tehlikeli olacağız.

Halil Cibran

Aşkın Hayatı

İlkbahar

Gel sevdiceğim, küçük tepelerin üstünde yürüyelim karları eritmek için, tepelerle vadilerde gezinsin diye hayatı uyandıralım uykusundan. Gel en uzak kırlarda Bahar’ın ayak izlerini sürelim;
Gel, en yükseklere çıkalım, kırların yeşilleri giyinmesini seyredelim.
İşte kış gecesinin topladığı örtüyü baharın fecri yaymış! Şeftali, elma ağaçları onu giyinmişler de kadir gecesindeki gelinler gibi çıkmışlar ortaya.
Asmalar uyanıyor; filizleri kucaklaşan sevgililer gibi sarılmış.
Irmaklar akıyor, kayadan kayaya sıçrıyor şenlik şarkıları söyleyerek.
Çiçekler fışkırıyor doğanın kabından, deniz dalgalarının tepesindeki köpükler gibi.
Gel sevdiceğim, yağmurun son gözyaşlarını içelim nergiz kaplarından, ruhlarımızı kuşların neşeli şarkılarıyla dolduralım.
Meltemin nefesini soluyalım ve menekşelerin saklandığı şu kayada oturalım, Aşk’ın öpüşlerini alıp verelim.

Yaz

Kırlara çıkalım aşkım, gelen hasat günleri için; ürün toplama zamanı yaklaştı.
Tohumlar, güneşin doğaya aşkının sıcaklığıyla olgunlaştı;
Kuşlar meyvelerimizi toplamadan gel, karıncalar topraklarımızı tüketmeden.
Gel, Yeryüzü’nün ürünlerini toplayalım, gönlümüze çabalarımızın ektiği mutluluk tohumlarını toplar gibi,
ve Hayat gibi, Doğa’nın bereketiyle dolduralım tenekelerimizi ruhumuzun kilerinde.
Gel eşim, yatağımızı tarlamız yapalım, örtümüzü cennetimiz.
Yumuşak ottan bir yastığa koyalım başımızı ve günün yorgunluğundan sıyrılıp huzuru bulalım vadideki derenin mırıltısında.

Sonbahar

Bağlara gidelim sevgilim, üzümü ezelim ve şarabı yıllandıralım, yılların yorgunluğunu saklayan ruhumuz gibi.
Haydi meyveleri karıştıralım, çiçeklerin kokularından süzelim.
Evimize dönelim, çünkü ağaçlar sararıyor ve yaprakları uçuruyor rüzgâr, yazın bitmesine kederlenip ölen çiçeklere kefen yapmak için.
Haydi gel, artık kuşlar deniz aşırı memleketlere uçup gittiler, kanatlarında bahçelerin güzellikleri ve yasemin ve mersinlerin yalnızlığıyla ve son gözyaşları saçıldı çimlerin üstüne.
Gel gidelim, ilkbahara kadar akmayacak artık dereler, sevinç gözyaşları kurudu çünkü ve narin elbiselerinden sıyrıldı tepeler.
Gel sevdiceğim, hüzünlü ve arzulu müziğiyle uyanıklığa veda edip uykuya dalıyor Doğa.

Kış

Beni yanına al, can yoldaşım, yanına al ki, bu soğuk nefes ayırmasın vücutlarımızı. Ateşin yanına otur benimle, ateş kışın meyvesidir çünkü.
Yılların getirdiklerini anlat bana, kulakların rüzgârın iniltisi ve eşyaların çığlıklarıyla yorgun.
Kapıyı, pencereleri aç çabuk, Doğa’nın kızgın yüzü ruhumu kederlendiriyor; kaybedilmiş bir ana gibi yüreğimi kanatan, karlar arasında oturmuş şehre bakayım.
Sonra yağ doldur lambaya, karanlığa hazır olsun. Seninle benim aramıza koy ki onu, gecenin yüzüne giydirdiklerini göreyim. Şarap şişesini getir buraya,
bu sıkıcı günleri konuşup içebilelim diye.
Yanıma gel ruhumun aşkı çünkü ölen ateşi küller gizliyor.
Kucakla beni, çünkü sönen lambayı karanlık kuşatıyor.
Güç, bizim gözlerimizde ve yılların şarabında.
Uykunun karanlığındaki gözlerinle bak bana. Uyku bizi kucaklamadan, sen kucakla beni. Öp beni, karlar bütün öpüşlerinin koruyuculuğuna galip gelmeden.
Ah sevdiceğim, uykunun okyanusu ne kadar derin. Sabah ne kadar uzak… bu gecede.

Halil Cibran
Bir Damla Yaş ve Bir Gülümseyiş