İt Dalaşı

kalbinle giriştiğin bir haksız mücadele bu
kendi yüzüne attığın pençedir aşkın mührü
tut ki yaralısın, iyileşmeyecek kadar, çaresiz
uzaktaki kar tanelerine tutunmak için yarışır mı serçeler
özlemenin imkansızlık olduğunu bile bile

durmadan meşgul çalan bir telefonun ucundasın
bileklerin yanlış ibreye ayarlı: tam 12′den vuruldun!
hedef tahtasının bile ‘artık yeter’ dediği andır
kursağında suskunluk, senin o soylu suskunluğun,
kimbilir hangi kayıp haritayı çıldırtır…

çarpışmayan hiçbir tanrı kalmadı bu hikayede
yaşadığımız ‘atlatma haber’e sıradan bir başlık uyduracak kadar cakalıyız
darmadağın ayak izlerime bakıp da nasıl biteceğini hesaplama bu yolun
kalbimle it dalaşındayız, hiçbir atlas kucak açmıyor içimdeki ülkeye
ölüme yıllardır küs olmasam bir akrebe sevda büyüteceğim

içimden geçen her şeyin günlüğü tutuldu
rahat olabilirsiniz, size de yer var bu oyunda
taburu yanlış patikaya süren acemi bir rütbeliydim
hepimiz o coğrafyanın ortasında kaybolduk
şimdi falcıların önünde tek sıra hizadayız
bizim için açılıyor sinek, papaz, kız,
aşk, ayrılık, unutma mecburiyeti,
semalar üstü inatlaştığımız tanrı…

durulduk sonunda, morfine uğramış zır deli kadar özgürüz
biletimiz kesildi, cehenneme kadar bütün yollar açık
varsa sıratın üstünde de sürüp gider bu it dalaşı
bir ağızdan çekilen yuhlara da katlanırız
kıyamete ne kaldı aşk bittikten sonra?

ömür mü?
yük kervanıdır, geçtiği her adımda biraz daha derinleşir iz
gökyüzüne darılıp kalır anılara yetişemeyen o evcil akbaba

Charles Bukowski

Nirvana

Geleceği pek parlak değildi.
Sebepsiz dolanıyordu.
Kuzey Carolina civarında
Otobüsle bir yerlere giden
Genç bir adamdı işte
Kar yağmaya başlamıştı
Dağlarda küçük bir kafede
Mola verdiler
Genç adam tezgahta oturdu
Bir şeyler ısmarladı
Gelen yemek harikaydı
Kahve de.
Garson kız tanıdığı
Başka kadınlara hiç benzemiyordu
Bozulmamıştı.
Doğal bir mizah
Vardı her halinde
Aşçı deli deli konuşuyordu
İçerdeki bulaşıkçı gülüyordu
Temiz düzgün bir gülüşle
Genç adam camlardan kara baktı
Bu yerde sonsuza kadar
Kalmak istedi canı
İçine tuhaf bir duygu yayıldı.
Burada herşey çok güzeldi
Ve sanki hep çok güzel kalacaktı.
Derken şöför molanız bitmiştir
Otobüste yerlerinizi alın diye bağırdı
Genç adam ben kalayım
Dedi kendi kendine
Ben burada kalayım
Ama sonra kalktı
Diğer yolcuların ardından
Otobüse bindi
Koltuğunu buldu
Otobüsün penceresinden
Küçük kafeye baktı
Sonra otobüs kalktı
Bir virajı döndü
Ve dağlardan aşağı yöneldi
Genç adam diğer yolcuların
Sohbetini dinledi
Bazısı okuyor, bazısı uyuyordu
Hiç kimse
O yerin büyüsünü
Fark etmemişti
Genç adam başını yana yasladı
Gözlerini yumdu, uyur gibi yaptı
Yapacak bir şey yoktu
Motorun, karda tekerleklerin
Sesini dinlemekten başka.

Nirvana – Bukowski – Tom Waits
Çeviren: Ümit Ünal

Yalnız Yerdir Cehennem

Adam 65’indeydi, karısı 66,
Alzheimer hastası.

Adamın ağzı
Kanserdi.
Geçirdiği ameliyatlar ve gördüğü
Işın tedavileri
Çene kemiğini eritince
Tel takmışlardı
Çenesine.

Bir bebeğin altını
Değiştirir gibi
Her gün
Altını değiştirirdi
Karısının.

Durumundan dolayı
Araba süremediği için
Hastaneye taksi ile
Gider,
Konuşmakta zorlandığı için
Adresi kağıda yazardı.

Son ziyaretinde
Bir ameliyat daha
Gerektiğini söylediler;
Sol yanağının ve
Dilinin
Biraz daha temizlenmesi gerekiyordu.
Eve döndüğünde
Karısının altını değiştirdi,
Fırına dondurulmuş hazır yemeklerden
Koydu, akşam haberlerini
İzledikten sonra
Yatak odasına gitti, silahı
Aldı, karısının şakağına
Dayadı ve ateşledi.

Kadın soluna
Yığıldı, adam
Kanepeye
Oturdu,
Namluyu ağzına soktu ve
Tetiği çekti.
Silah sesleri komşuları
Harekete geçirmedi.
Daha sonra fırında
Yanan yemeğin kokusu
Geçirdi.

Biri geldi, kapıyı
Omuzlayarak açtı ve gördü
Çok geçmeden
Polisler gelip
İşe koyuldular, bazı şeyler
Buldular:

Bakiyesi bir dolar on dört sent olan
Bir tasarruf hesabı defteri
Sonuca vardılar:
İntihar.

Üç hafta sonra
İki yeni kiracı
Taşındı daireye,
Ross adında
Bir bilgisayar mühendisi ile
Bale eğitimi alan
Karısı Anatana.

Mutlu
Bir çift gibi
Görünüyorlardi.

Charles Bukowski

Mahvolmuş Hayatlar

‘aynı kadınla iki kez
evlenerek hayatımı mahvettim’demiş
William Saroyan.

hayatlarımızı mahvedecek bir şeyler
her zaman vardır,
William,
neyin veya kimin
bizi önce
bulduğuna
bakar,
mahvolmaya hep
hazırızdır.

mahvolmuş hayatlar
olağandır
bilgeler için de
ahmaklar için de.

ancak
o mahvolmuş hayat
bizimki olduğunda,
işte o zaman
farkına varırız
intiharların,ayyaşların,hapisane
kuşlarının,uyuşturucu müptelaları
ve benzerlerinin.
varoluşun
menekşeler kadar,
gökkuşağı
kasırga
ve
tamtakır
mutfak
dolabı
kadar
olağan
bir
parçası
olduklarının.

Charles Bukowski

Kimseyi değiştiremezsin hayatta

Kimseyi değiştiremezsin hayatta.
Ve kimse için de değişmemelisin.
Kimliğini kaybettiğin an, yaşamını çöpe attın demektir.
İstemediğin sürece, hiçbir şey için ödün vermeyeceksin.
Çünkü gün gelir, verecek hiçbir şeyin kalmaz.
Her şeyi sen istediğin için yapacaksın,
başkası senden istediği için değil.
Ve sen, sen olarak kaldığın sürece senin yanında olanlar
da mutlu olacaktır.
Bırak hayatına eşlik etmek isteyenler gelsin seninle.

Yolun bitimine kadar gelmeleri şart değil.
Herkesin gidebileceği bir yol vardır.
Sen yeter ki, yanında yer almayı bil.
Ne sen kimse için mecburi istikametsin,
ne de bir başkası senin için…
Seninle gelmek isteyenleri yanına al.
Belki beraber daha çok şey katabilirsiniz bu hayata.
Yanındaki seni mutlu ettiği sürece kalsın hayatında, zorlama kendini.
Hayat rahat ve anlayışlı insanlarla
Ve hayat hak ettiği gibi yaşandığında güzel…

Ve unutma; aynı dili konuşanlar değil
aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir…

Charles Bukowski

Bir Sürü Delikanlıya Dostça Öğütler

tibet’e git
deveye bin
incili oku
ayakkabılarını maviye boya
sakal bırak
kağıttan bir kanoyla dolaş dünyayı
the saturday evening post’a abone ol
çiğnerken sadece sol tarafını kullan ağzının
tek bacaklı bi kadınla evlen
ve düz bir usturayla traş ol
ve kadının koluna adını kazı
benzinle fırçala dişlerini
bütün gün uyu ve gece ağaçlara tırman
keşiş ol
viski ile bira iç
kafanı suyun altında tut
ve keman çal
pembe mum ışığında göbek at
köpeğini öldür
belediye başkanlığına aday ol
bir varilin içinde yaşa
baltayla kafanı yar
yağmurda lale ek
AMA ŞİİR YAZMA!

Charles Bukowski

Bir Sigara Tüttürürsün

Hışımla bir sigara tüttürür
ve tarafsız bir uykuya dalarsın, uyandığında
pencereler ve kederin şafağı karşılar seni, borazanlar yoktur;
bir yerlerde, sözgelimi, bir balık- heryeri göz ve kıpırtı-
suda oynaşır durur; o balık
olabilirdin, orada olabilirdin, suya mahkum,
göz olabilirdin, serin ve asılı,
gayrı-insan; giy ayakkabılarını, geçir
pantalonunu, hiç yolu yok evlat, hiç-
olmayan havanın hiddeti, ölü menekşeler misali
benzeşmişlerin küçümseyişi; haykır, haykır,
bir borazan misali haykır, gömleğini geçir sırtına,
kravatını tak, evlat: mandolin gibi
hoş bir kelimedir keder, ve enginar gibi tuhaf; keder
bir kelimedir ve bir yaşam tarzı; kapıyı aç,
evlat; uzaklaş oradan.

Charles Bukowski

Jane için

çimen altında geçen 225 günden sonra
benden daha çok şey biliyor olmalısın.
kanını emip bitireli epey oldu,
artık bir sepette kuru bir çubuksun.
bu işler böyle mi oluyor?
bu odada
aşk saatlerinin
hala gölgeleri var.
bırakıp gittiğinde
aşağı yukarı herşeyi
alıp gittin.
geceleri beni ben olmaya
koymayan kaplanların önünde
diz çöküyorum.
senin sen olman
asla bir daha olmayacak.
kaplanlar beni buldular
ama artık umrumda bile değil.

Charles Bukowski

Buhran

çok fazla
çok az
ya da çok geç

çok şişman
çok zayıf
ya da çok kötü

kahkaha
ya da gözyaşı
ya da kusursuz
kayıtsızlık

nefret edenler
sevenler

ellerindeki şarap şişelerini sallayarak
önlerine çıkanları süngüleyip
kadınların ırzına geçen ordular

ya da ucuz bir pansiyon odasında
Marilyn Monroe’nun fotoğrafıyla yaşayan bir ihtiyar

o denli büyük ki dünyadaki yalnızlık
onu saatin kollarının ağır hareketlerinde
bile görebilirsiniz.

o denli büyük ki dünyadaki yalnızlık
onu Vegas’ta, Baltimore’da ya da Münih’te
yanıp sönen neon ışıklarında görebilirsiniz.

insanlar yorgun,
hayat tarafından cezalandırılmış,
ya sevgiyle ya da sevgisizlikle
sakatlanmış.

yeni hükümetlere ihtiyacımız yok
yeni devrimlere ihtiyacımız yok
yeni kadınlara ihtiyacımız yok
yeni yollara ihtiyacımız yok
şevkate ihtiyacımız var.

müşfik davranmıyoruz
birbirimize.
müşfik davranmıyoruz.

korkuyoruz.
nefretin gücü simgelediğini
sanıyoruz.
cezalandırmanın
sevgi olduğunu.

daha az sahte bir eğitim bize gereken
daha az kural
daha az polis
ve daha iyi öğretmenler.

bir odada
bir başına acı çeken
öpülmemiş
dokunulmamış
bir başına bitki sulayan
olsa da çalmayacak
bir telefondan yoksun
insanın dehşetini unutuyoruz.

müşfik davranmıyoruz birbirimize
müşfik davranmıyoruz birbirimize
müşfik davranmıyoruz birbirimize

boncuklar sallanır, bulutlar örter
köpekler gül bahçesine işer
bir çocuğun kafasını koparır cani
dondurma külahından bir ısırık alır gibi
okyanus bir gelip
bir giderken
anlamsız bir ayın esaretinde.

müşfik davranmıyor insanlar birbirine.

Charles Bukowski

Kitlelerin Dehası

Ortalama insanda
Herhangi bir günde herhangi bir orduya
yetecek kadar ihanet,
nefret, şiddet
ve saçmalık vardır.
Ve cinayet konusunda en becerikliler
Cinayet karşıtı vaaz verenlerdir
Ve nefreti en iyi becerenler
Sevmeyi vaaz edenlerdir
Ve -son olarak-
Savaşı en iyi becerenler
Barış vaazı
Verenlerdir

Tanrıyı vaaz edenlerin
Tanrıya ihtiyacı var
Barış vaaz edenlerin
Huzuru yok
Sevgiyi vaaz edenler
Sevgisizdir
Vaaz verenlerden sakının
Bilmişlerden sakının.

Durmadan
Kitap
Okuyanlardan
Sakının
Yoksulluktan nefret edenlerden
Ya da gurur duyanlardan sakının
Övgü göstermekte hızlı davrananlardan sakının
Karşılığında övgü beklerler

Sansürlemekte hızlı davrananlardan sakının
Bilmedikleri şeylerden
Korkarlar

Sürekli kalabalıkları arayanlardan sakının;
Tek başlarına
Bir hiçtirler

Ortalama erkekten
Ortalama kadından
Sakının
Sevgilerinden sakının

Sevgileri vasattır, vasatı
Aranır dururlar
Ama nefretleri dahiyanedir
Nefretleri seni beni
Herkesi öldürebilecek kadar
Dahiyanedir.

Yalnızlığı istemezler
Yalnızlığı anlamazlar
Kendilerinden farklı
Herşeyi
Yoketmeye
Çalışırlar

Sanat
Yaratamadıklarından
Sanatı
Anlayamazlar
Yaratma başarısızlıklarını
Dünyanın beceriksizliğine
Yorarlar

Kendileri tam sevemedikleri için
Senin sevginin
Eksik olduğuna inanır
Ve senden
Nefret ederler

Ve nefretleri
Parlak bir elmas
Bir bıçak
Bir dağ
Bir kaplan
Bir baldıranotu gibi
Mükemmeldir

En usta oldukları
Sanattır
Nefret!

Charles Bukowski