Yağmurda

Yağmurda parkta oturulmuyor,
İstasyon çok hüzünlü;
Acaba nasıl geçirmeliyim,
Bu koskoca günü?

Kitaplar koltuğumda ıslandı,
Sigaram söndü sudan,
Belki methiyeler yazdığım için,
Çok iyilik gördük bulutlardan.

Dudaklarımda dostlardan şiirler,
Şimdi haykırarak da okusam kimse duymaz;
Şehir acınacak halde,
Boşalmış bütün caddeler.

Hayatımı sürükleyen ayaklarım,
Suları kabul ederek neredeyse;
ağaçlar benimle alay etmeye başladı,
Sokakta kalmadı kimse…

Şükran Kurdakul

Dalgıç

Kendi denizlerimin dalgıcıyım ben
Bir alışkanlığı sürdürür gibiyim belki
Soluğum son aşamalarına geldi
Geçtim durdum bilincin dehlizlerinden.

Bahçeler mi yoktu, eski ve yeni
Şarkılar mı, anılara benzer
Gemiler mi yoktu, küsmüş yelkenleri
Gözümün önünde eriyip gittiler.

Bilirdim çizgen neresiydi, yol neresi
Dalardım mavilerin güneşle buluştuğu yerden
Hevesleri, coşkuları, sevinçleri
Ben yaratmışım gibi dökerdim içimden.

Ne varsa doğayla aradığım uyumda
Çiçeğe durmuş ağaçlar gibi iyimser…
Ve sesinin masalında sevdalı,
Bize özgü sözcükler getirdim koynumda.

Kendi denizlerimin dalgıcıyım beni
Bir alışkanlığı sürdürür gibiyim belki
Soluğum son aşamalarına geldi,
Gidiyorum içimdeki sesin peşinden.

Şükran Kurdakul

Kırık Değirmen

Bir içimin alacakaranlığında dayanmak meselesi,
Bir bu fena İstanbul akşamını yaşamak
Nice odaların kapanmış penceresi
Gene bana iniyor yalnızlığıma sığınmak.

Gene benim, şimdi tek başına, sonra beraber.
Bir yanım mağrur sağlam, bir yanım gücüme gider.
Bir yanımda karşı koyma, bir yanımda ezilmeler.
İkili tutkular gibi canıma okuyacak.

Her şeyler devam eder bu bildiğim gidişte.
Evli evine giderken yolcu yoluna.
Ne rüzgârlar yapacağını yapmış ki bana
Kırık değirmenler gibiyim, dönemiyorum işte…

Şükran Kurdakul

Acılı Bahar

İpini kopardığım yılların ötesinde
Bir cigara içimi konaklamak isterken
Düşlerimin haziran denizleri
Vurur kayalara, dökülür kayalardan
Hangi dalgaya tutunmaya çalışsam
Nereye çevirsem gözlerimi
Şaşıyorum kendi kendimin ardından.

Neredeydi, nasıldı, ne zamandı
Düşlerimin çizdiği unutulmaz yollardan
Görülmemiş sanılarla geçip gittiğim
Tutkuların mevsimlik çiçekleri
Kokulardan kokulara uçururken beni
Avucumda bir özlem susuzluğu kaldı
Ses gibi, ışık gibi ölümsüz duyarlıklardan.

Arasaydım, arardım bütün bileşimleri
Gizlerinden, giysilerinden soyutlayarak
Ne sorular sorardım düşünüyorum da
Pencereme yansıyan yaz akşamlarında
Evreni koynuma almışım gibi
Yaratsaydım, yaratırdım belki
En güzel öpücüklerle dudaklarından.

İpini kopardığım yılların ötesinde
Yalnızmış gibi bir umarsız, bir duygusal
Acıya düşmenin son resimlerinde
Sırçaköşkler, masallar, varsayımlar
Bir bir yıkıldıkça böyle
Ellerim bilekten koparılmış gibi
Canımın hiç istemediği bir yere
Akıp gidiyorum damarlarımdan.

Şükran Kurdakul