günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere

katilin dönmesi gibi olay mahalline
günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere
aynı delikten en az iki kez ısırıldım
Rabbim, Mümin ne büyük kelime!

ey kovmayan kapı! ey büyük mükerrer!
bu hicap kokuları hatalarımdan geliyor
işte yine aynı yol, yine aynı adres
yanıldığım yerin biraz ötesinde
ezbere bildiğim dua,
terk ettiğim mukaddes
seni eksik seviyorsam tamamlarsın değil mi?
senin affın yeniden başlamaya çilingir!
geceye az evvel dolunaydan inmişsin
korkmayayım değil mi, bu karanlık alengir!
bu kıyafet cümbüşünde ellerimi bırakma
aczimi aynama yapıştır, dursun
bu bana verdiğin kadarıyla sevda
aşk olup içimdeki zemheriyle kudursun

Alper Gencer

Kral Pornografik

yalanım yok dünyada en çok sana hiddetlendim
çünkü sevdim
çok sevdim buna inandırdım imamı
Allah ve şahitler huzurunda sevgilim
belediye ikimizi topluma inandırdı
çoğu zaman bir öpücük kâfi mutabakattır
öyleyse attığımız imzaya ne gerek vardı
aşkımız hukuki bir gerekçeyle vurulmuştur
o imza devleti üstümüze bulaştırdı

ben seninle müşterek bir dert içindeyim
bizi yakan ateşe odun toplar gibiyiz
ben sana emir üzre esasen rezerveyim
seni türkçe düşünerek seviyorum sevgilim
anlıyorum ve derdimi anlatacak miktarda
seseni kekeleyebibiliyorumm
öyle çok kuş vurduk ki öyle çok havada
vurulacak kuşu dalından tanıyoruz
bak bu senden yaptığım uçurtmayla sevgilim
göğe kurşun sıkmayı artık yasaklıyorum
iç içe iki bozkır susuzluktan kudurmuş
bir seyyar pilavcı, bir zabıta ve köpek
çok şiddetli şeyler oluyor aramızda
seni bazen parçalara ayırmak istiyorum
sevgilim seninle pilav yemek istiyorum
kuş yerine bir zabıta vurabiliriz
bu tüm pilavcıları çok sevindirir
zabıta düşer yere köpek koşup getirir
çünkü bir zabıtayı öldürmek
seninle pilav yemek için hukuki bir gerekçedir!

yalanım yok dünyada en çok sana hiddetlendim
çünkü sevdim
çok sevdim buna inandırdım imamı
imamı inandırdım seni de inandırırım
bana empati yapma al götür bütün mal senin
beni anlaman ilişkiyi rasyonelleştirir
bir anlamı ortasından bölmek sevgilim
eve geç döneceğinin aleni bir resmidir
kör olsam ne yazar, parmak uçlarımla
sana dokunmam seni alfabeleştirir
bize bir muallâk bul gizem beslemeliyiz
kafesin kilidini bu gece indir
bırak kaçsın rahatımız hayvan gibidir
çok yıprandık daha da yıpranacağız
çünkü süratli bu mesafesizlik
fecaatle yorucu bir mesaidir
yorulmamız bu açıdan bizi meşrulaştırır
bu elimizdeki sermayedir üstelik
konformizm insanı gayrimeşrulaştırır
bu beni yanlış yerde aradığını gösterir
bana kuduz bir toplum çok yerimden yeltenmiştir
çocuk yaşta vazgeçtim insana aşılanmaktan
ben seni ısırırsam bil ki af dileyeceğim
sen benim dişlerime çok aldırma ne olur
ben onları bu yaşlara gelmek için sivrilttim

anlaşamıyoruz gibi duruyor ya o ceket
tam o sıra geçiyorum bütün üşümelerimden
tam o sıra bilesin bütün gücümle
titreyerek geçmiyorum, geçmiyorumdur senden
ben çok ceket yaktım ısınmak için
manyağın tekiyim manyağın tekisin manyağın teki!
manyak mıyız neyiz bildiğin mücevher elimizdeki!?
haritasız bir definecinin gömüyü bulmasından daha zorlu bir iştir
iki insanın birbirini diğer bütün haritalardan silebilmesi

şimdi unuttuğumuz bir rüyadan uyandık
şimdi düşman belliyoruz bu yüzden uykuları
şimdi bütün görüntüler acayip karıncalı
şimdi karım olarak sonsuza dek kalmalısın
beni zor bellemen senin kolay olmandan değildir
aslında ben çekilecek bir adam da değilimdir
yol üstünde aksamak güzergâhın şerrinden değildir
soyunmuş bir kral artık kral değildir
rüyayla düpedüz dalaşıyor gerçeklik
biz dünyayı rüyamızla donatalım sevgilim
gerçek dediğin devlet kadar puşt bir yalancıdır
seni benden ayıran her şey yalancıdır
görünen görenin körlüğüyle müttefik
kral çıplak değil,
kral pornografik!

Alper Gencer

Şirk Edenler İçin Tövbe Euzubillah!

ben

kalbimle secdenin yerini değiştirmeye gidiyorum
el ve taş ve şeytan
nefsimle beraber sokağa oynamaya çıkıyorlar
sen ve seni ve seviyorum
mahrem bir denklem olarak evde kalıyorsunuz
günlerden cuma
bugün vertigosu olan bir yetim için dünyayı durdurmalıyım
şehri şerheden şahane bir yağmur vururken kaldırımlara
gel de cuma mesailerine saldır ayalarımla
gel bileklerimi soy omuzlarımdan
gel kayboluşlar söyleyen kara bir dudaksa da zenci
nasıl olsa güney atlantik ve angola
güneş batarken hepimizden daha köktendinci
yaşamak bir avurt kadar içerimdedir
bensiz durmaktadır orada
onunla ancak güzel bir fotoğrafımız olabilir
o fotoğrafa bakıp ağlayabiliriz mesela
seni tarih atabilirim zenciliğimin miladına
şuramda izin duruyor hala
ve yağmurlu yüzün yüzünden
boynunun yoldan çıkarak
gözlerinin kalbimde attığı taklalar…
sana doğru kambura yatarak
öpemeyeceğim bir uzaklıkta durur yaşamak
ve sana dokunmam beni son duraktan önce indirir
sana dokunamam
çünkü yaşamak bir avurt kadar içerimdedir
çünkü bana kalırsa cennet
kendilerini avurtlarından öpebilenlerindir.
ben zenciyim
çöle kara bir seccadeyle saplandım
bu çölü geçersem seni susuz bir dudakla öldüreceğim
seni geçemezsem bu çölde bir başıma delireceğim
çektiğim tespih ipini kopardı
parmaklarımı aç kalan çöl aslanına
avuçlarımla kendim yedirdim
-uysal hayvanlara zaafım var
insanlara hiç benzemiyorlar-
biliyorum seni sevmem beni de yırtıcı kılıyor
ama sen beyazsın diye ben zenci değilim
sen varsın diye kara bir deriyle kaplandım
hatta sen
bu çağa tüfek sevkiyatını yaparken
benden bir zenci olarak iltihaplandın
seni de kandırdım ben de kandım
bir zenci ve bir beyaz olarak
yanyana ancak böyle durabilirdik sandım
ben
kalbimle secdenin yerini değiştirmeye gidiyorum
zenciyim kanı beş para etmeyen bir zenci
kaburgalarımı kırdım göğüs kafesim düştü
Hak ve Resul ve Murteza
benimle yeniden görüştü
bana bir şans daha verdiler sevgilim
bütün şalterleri bir bir indirdim
matadorlar kudurup saldırdı boğalara
seyirci ıslıkladı
kaval kemiğime hölderlin fırlattılar
bir kule doğurdu bir kule
bir kule doğurdu bir kule daha
arz kabullenmedi, beni kustu şerrinden
çarmıh çağrılmadıysa İsa neden çıksın ki golgotha’ya?
yaka kartım yok adresime postalanmamış mektup
yakam yok adresim yok ben yokum dediğim sıra
davetiyem düğünün ortasında kendi cebimden çıktı
ben
kalbimle secdenin yerini değiştirmeye gidiyorum
sokağa çıkıyorum… sanki
bizim mahalleye şam valisi olarak atanmış muaviye
herkes sünniyim diyor
ama kimseyi benzetemiyorum efendime
vurdum yokuş aşağı… baktım
bütün arabalar karşıdan geliyor
meğer karşı şeride aktarılmışım
başım yok uzuvlarım plejik
bir yanım zehirlenmiş bir yanımı kesmişler
yalnız kalmak isteyene şarkılar hep trajik
söylenen tüm şarkılar yalnızlığa kesmişler
amaca giden yolda hummalı bir çalışma var
bilmiyorum Allahım senden gayrı amaç mı var!?
sana yarın ulaşmak isteyen bu amcalar
bugünkü zulmü görüp gözünü kime kapar?
şu koca podyumu süsleyen uranyumu
senin diplerinden çıkarırım Allahım
bir zenci olarak seninle uyumumu
şeytana satacak olursam beni uyar!
ben kalbimle secdenin yerini değiştirdim
anketlerde sonuncuyum çıldıracam sevinçten
sevgilim seni geçtim çöl düştü ismin göçtü
sana artık sevgilim diyemeyeceğim
yalnız peygamberi vardır peygamberi olanın
ve Allah’a secde eden âdemi hiç es geçmez
kalbi başkaya çarpmaz Resul’ü tanıyanın
âdeme eğilmeyen Allah’a secde etmez!

Alper GENCER

seni eksik seviyorsam tamamlarsın değil mi?

ey kovmayan kapı! ey büyük mükerrer!
bu hicap kokuları hatalarımdan geliyor
işte yine aynı yol, yine aynı adres
yanıldığım yerin biraz ötesinde
ezbere bildiğim dua,
terk ettiğim mukaddes
seni eksik seviyorsam tamamlarsın değil mi?
senin affın yeniden başlamaya çilingir!
geceye az evvel dolunaydan inmişsin
korkmayayım değil mi, bu karanlık alengir!
bu kıyafet cümbüşünde ellerimi bırakma
aczimi aynama yapıştır, dursun
bu bana verdiğin kadarıyla sevda
aşk olup içimdeki zemheriyle kudursun

Alper Gencer

Çok Zor

bir omzum yoktu seni görmüyordu gözlerim
akıyordu su bazen rakıya abdest gibi
şehri yakacak kadar tövbe biriktirmiştim
sonra içecek kadar çay bir de sigara
sonra ben durdum sen benim durduğum yerden indin
sokağın ortasında patladı bir fesleğen
şakaklarına başka payandalar devşirdin
isyan etmek kolaydı nasip demek en zoru

çöle bir cenin gibi kıvrılarak inandım
sen Meryem olursan bana göre bir rol yok
develeri kurşuna dizdim gömdüm onları
sen Meryem olursan bana göre bir yol yok
bir sabah uyandım ve uyumadım bir daha
ben Meryem olursam hiç durma gebe bırak!

bilseydim bu kadar günaha batacağım
bari çocuk olmazdım, böyle müzmin solmazdım
inat diyorsan işte gece…
birazdan gün bitecek
ve senin ellerin sende kalacak yine!

sana hemen farz olmak istiyorum
benden geç istiyorum Allah’a ve tövbeye
beni cumaya bırak kapatalım dükkanı
felek seni kaldığın asansörde kıstırdı
dumura uğradım sana selamımı söylerler
öldüğünü sır tuttuk söylemedik kimseye
kustuğun şeyler vardı ağzının bilmediği
beni sevmiyordun çünkü beni hiç sevmemiştin
bidat yağıyor hemen hızlandır sileceği
sevdirmiyor sevdiren bir türlü seveceği

benim en ağır yüküm benim kendi omzumdur
benim omzum var ise bende Meryemlik vardır!
sen Meryem olursan bana göre bir rol yok
ben Meryem olursam, çık gel bu çocuk senden!

Alper Gencer

Sana Bir Ara Aklımda Kalanları Anlatırım

ne sular geçti böyle buzla buhar arası
ne kısa bir yazken o niçin hala bitmiyor
durmuş bir vakit bende sisli gece yarısı
çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor

geç kaldık ve yanlışları güzeltemedik
erken varsak doğrular bakışı yakacaktı
çok sarhoştum yani hak ettim yaşamayı
evden kaçmıştım eve
tuza yara saçmıştım
bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım
gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma
gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma
çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan
vardım ki seni sevdim
seni sevdim evler arasından bir evdin

döndüm ve dönüşümle düştü aniden dekor
sen yükseldin elinde kara bir kalem vardı
say ki her yanım ihanet kadar yazdı
ve çeşitli organlar olarak
insanı yar eden vardı
var eden vardı aşkı
kelebek küllerinden bir şaraba yazarak

okumak budur
yani yağmur bekleyen toprağın durmaksızın kuruması
sana çok şeyler anlatmak istemem
kendi sesime kavuşasım kadardı
senaryo gereği doğdum
çocuklarım oldu her an ölebilirler
bel bağladım kimyaya
kendimi siyah elbiseler içinde
buldum hiç durmadan bir kızıla bakarken
durdum binlerce sene kendime ki ağlarım
anam babam diyorum her an ölebilirler

ölsünler ne çıkar
en çok her boşluğu dolduran bir keder çıkar
allah kimseyi ölümden korumasın
ölüm olmasa bu rezil hayatın suyu çıkar
sen de gidip öldün ama kalıp öldürüyorsun
ben de kalıp ölüyorsam senin dirinledir bu
bu kadardır işte ne kadar dersek o kadar olan hayat
herkes ölür gider biz yaşayıp kalırız
öyle bir kalırız ki
kadraj dağılır
ve dünya birer diri olarak bizi kabul edemez
yaşamak budur
herkes giderken kalmak zorunda kalmakla beraber kalmak
kadar kahpe ve yalan
kadar başımızın üstünde yeri var

hayatımın rolünü oynadım başrolde sen de vardın
ne fırtınaydı ama o saçlarınla birlikte
ne güneşlere yandık var mıydı hiç hatırım
avluda oturmuştuk ellerin ellerimde
sana bir ara aklımda kalanları anlatırım

Alper Gencer

Sıradaki Ezan Sevip de Kavuşamayanlar İçin Gelsin

sevdiğini alamayan bütün müezzinlere…

bir trapezin durması gibi suya
içime çok yüksek bir yerden atlar mısın leyla
başın kaşın yarılsa diplerime çarparak
kanın karışsa suyuma
yerin bütün kanunlarına kusarak
ben sana bulanayım sen bana…

kapımı çalmanı istiyorum leyla
o kadar evde yokum ki anlatamam
insan insana aşık olmaz güzelim
insan insanın yanında bile durmaz
bak hala görmedin mi yoksa mecnunu
sen sanıp çölün öpmedi mi kumunu
şundandır her dem kalbe yayılan sızı
neyi sevdiysek dolandı kanatarak
dikenli bir tel olup seven her tarafımızı
elbet her fani gibi ben de bir faniyim
sen de bir fanisin leyla jiletin varsa göstereyim

yine de kapımı çalmanı istiyorum leyla
evde yokum evim yok dışardayız cümbür cemaat
seni de istemiyorum beni de bu başka
öyle bir yol ki nasıl güzel nasıl dar
benim de bu dünyada ödünç bir kapım var
olmuyor tutamıyorum kendimi leyla
kapımı çalmanı istiyorum hepsi bu kadar

alper gencer

Büyüteçle Kağıt Yakan Çocuklar

en eski kelimeleriyle yağıyor çocuk seslerinden bu yağmur
unutulmuş sözlerin üstünde çıkacak yangını bekliyoruz
köyler var kulakları paslı çoğul cümleler kurarken cesur
gök var onu bir türlü anlatamıyor olmaktan bütün yorgunluğumuz
seni seviyor oluşumu kutluyorum kendimle
dünya bir şamdansa güneşe
atlılar ölüp gitmişse
kendi omzunu benim omzumdan tanıyorsan eğer
hatırlamak pişmanlığı peşinen kabullenmek demektir
yola çıkmak erkekliği bir kenara bırakıp
göz yaşını namluya sürebilmektir

şehre saçlarından yapılmış bir rüzgar çıkıyor
garson adisyon açıyor sana bakar bakmaz masama
ve gözlerini ödeyecek kadar yaram çıkmıyor
tuz işine giren bir tabibe sürüyorlar kalbimi
öpsem iz bırakmak suç
sevişmek zatî surette yasak
elini tutsam
tabip bir kamyon tuzu üzerime boşaltacak
dünya biz için dönmüyorsa dursun
kalsın yaşamak
biri şu gazete kağıtlarından bize sofralar kursun
ölüme ramak…

yalan değil kalbim fena çarpıyor sana
şarabı açıyorum rakı dökülüyor zemzem sehpasına
birden haramcılar üşüşüyor helallerime
helalciler saldırıyor haramlarıma
beni zorla cennete kapatacaklar gibi cehennemlik bir ahval!
sanki yakub’un yusuf olmayan bir oğlu gibiyim
oysa hem ittim hem itildim kuyuya
her ihtimal dönüştüm babamı kör bırakan bir evlada
ama ne kadar yusuf’sam gömleğim de o kadar yusuf’tu
seni hiç görmeden bir karanlığa doğru alışarak sevdim
herkesin kalbinde kuruyan bir kuyudan çıkınca seni bildim
ismin belirdi diğer isimlerin yanı sıra

artık bu pişirilmiş çamurun içini ele veriyor gözlerin
baktıkça nefes alıyorum ormanların cennetinden
kokladıkça görüyorum gözeneklenen yolları
duydukça dokunur gibi oluyor sesin kulaklarıma
gayrı tadarsam yanarım
dokunursam
ölü sayarım kendimi bu diyarlarda

Alper Gencer

Aslı’nı inkar etmek istiyorum Kerem!

Yârin kaşları keman olsa, içimdeki yayları paramparça ederim hemen.
İçime çanlar çakana inat, zehirlerim zangoçlarımı.
Durur ve limanları yakılan bir kentin, gemisiz kalmasını kutsarım kıyılarımla.
Dönecek bir tek yolcusu bile yoktur uğurladığım günlerin.
Erken gelenleri kurşunlarım, suya sererim leşlerini.
Bekleyenler kazansın istiyorum bütün dünya harplerini!
Beklemek, bir mektuba başlayıp yarım bırakmak kadar asil bir niyettir.
Ki bir mektuba başlamak, her şeyden sevip vazgeçmek gibi bir kifayettir!

Eliiiif, miiiim ve eliiiif…
Ant olsun harflerine harekeler serpeceğim.
Döneceksin dönecekler döneceğim.
Gecikmeyen yerlerimi vurmalısın sevgilim.
Gecik ve ertelen sen de!
Vaktinde gömüleceksin ne etsen de!
Kalkacak dakik olanların da bir bir naaşı.
Kazanmak istemiyorum hayata karşı!
Karşılıksız çıksam, ümidim nasıl olsa korunmuştur cürmümden.
Beni, vur!
Benden, kurşunlar sapsın!
Bana, çarmıhta iki odun bir haç…
Bırakana kadar ıskalar çak!
Bana bir ergen ölüsü miktarınca iltimas yarat!
Ve bir cezme vuracak gövdemiz, çok şiddetli susarak.

Beni anlama, beni anlar gibi yap!
Yorulmayan gövdeni, hamlar gibi yap!
Delik deşik hırkamı tamlar gibi yap!
Ölünüp de yenilen gamlar gibi yap!
Yağmuru yağabilen damlar gibi yap!
Arabi’nin yandığı şamlar gibi yap!
Allah’a yenilen ramlar gibi yap!
Ya beni de al getir, ya bu guslü çöz, içime kırdığın camlar gibi yap!
Eğdiği gövdelere rüzgar bırakan sendin.
Ne gövdeydin, ne eğendin, ne yeldin!
Güneşi mahmuzladım, gözlerine şeddeler vurdu sabah.
Öğlen oldu mu kalbime müracaat edebilirdin.
İkindinin ortasında bana bakman için her şey hazırdı.
Ki akşama anca yetişirdi beni tamamen kabullenmen.
Ol’madın, okunmayan harflerimi yok saydın hep.
Sesin kısaldı, boğuldun mahreçlerde…
Aramızda erken sonlandı hep cümleler!

İşte bir kurdun boğazına oturmuş ötür.
Birazdan gemiler kopacak beni bir tufana götür.
Birazdan asalar yağacak nehirlerin Musa’sına.
Ve döşümü firavun’un sevdiği bir kerem ovuşturur.
Kapıları dövmekten hiç evde yoktum.
Bulunmadım, çünkü muttasıl arıyordum.
Bir şeylere yetişemiyor olmanın uykusunu alıyordum.
Sevgilim, bu kahpe düzene bir saat kurmalıyım.
Seni çok seviyorum, nereye başvurmalıyım?

Kenti yıldıran bir orman sırrı bahşet bu çölden.
Gerdiğim yay, oklar vurur sonsuzu.
Yerdiğim yar, yoklar durur o’nsuzu.
Seni sevmem hala öldürmediyse seni…
Dönerken…
Beni de getir yanında!

Alper Gencer – İzdiham

Onbinküsürüncükez

“Allah doğru yolu seçenleri, daha derin bir doğru yol bilinci ile destekler.” Meryem/76

güneş batıyor onbinküsuruncukez
ve doğuyor sabahı garantiye alan ümit akşama
radyoyu açıyorsun kuşlardan kalan bir şarkı başlıyor bize
gök hapsinden kaçıp kaçıp konduğumuz kadar özgürlük
biliyorum sen de yıldızları sevmiyorsun öylece duruyorlar
o iyi dilekler de kaçırdığımız demlerin içinde duruyorlar
derken hiç tanımadığımız bir yerden es(!)
hayat bu kadar tutuk işte biz bu kadar çaresizken
ağlıyorsun
onbinküsuruncukez

göle yeni bir gemi gibi indirilirken
o ressamın yaptığı o resimde olmayan
ve yeterince yontulmayan bir heykelse taş
ancak bir şarkıyla tamamlanandan
kulaklarımıza dönerken işimiz hep mi bu kadar yaş!
durdurmam imkan dahilinde değil kalbimi ve sen…
varsın bir zaaf olarak geçsin kayıtlara
evden kaçmak isteyen çocuklarla büyüdüm ben

sorun değil kaldırımları şehirlerin içinden tartışabiliriz
bu da bizim kusurumuz olsun: açlığımıza kavgamızı bahane etmek
oh ki borsayı bombalamak isteyen adamlar bizim cemimizden
anahtar uydurulamaz kilidimize
normal şartlar altında bildiğin anormaliz
siparişin gecikmesi en çok garsonla tanışma imkanı sunar bize
sen durmadan gidersin ben tutar döndürürüm kalbini
uçak düşer kara kutu sehpa olur iki dem muhabbete
iplerinden boşanmış süratli bir trapez
kadar yangının var çadırı yırtıp çıkmaya
kanıyorsun
onbinküsuruncukez

affettikçe dertlenen
dertlendikçe affeden
iki ara bir dere
fasit bir dairede oturuyoruz sevgilim
söylenmeyen şeyler söyleyemediklerimiz
ağlanmayan şeyler ağlayamadıklarımız
babası ölen çocuklarla unutanlar köprüsünde
sürekli mektup bekleyerek yaşamaktan vazgeçmedik hiç
iyiydi işte
sahnenin dar mikrofonun bozuk üstümüzün yırtık olması
başka şarkılardan bu şarkıları söylememiz iyiydi

derdi olan ceketini çıkarmaya vakit bulamaz sanki
öpüşlerin hayali uykuların ninnisidir
bu kadar dağ bu kadar çıkılmak için sevda
evlerini yamaçlara kuranların rahatlığı rahatsız edicidir
ömrümü seninle bir otelde aidiyet kusarak
havluların ve yalnızca kapıların altından esen rüzgarların şahitliğinde
ömür seni seviyorum demek kadar geçicidir
topu topu bir gün çatallanıp çatlayarak susacak bir ses
anlıyorsun
onbinküsuruncukez

ne olacak kime ne
bir yerimizden yakalanmışız işte
anlamak en yapışkan yükü bu hayatımızın
yangında ilk yakılacak!
zihnin hayaletler doğuran arsız gebesi
sırat’ta ilk atılacak!
beni anlamanı öldür seni anlamamı bağışla
gözlerimiz ne kadar güzel ne kadar nefes nefes
herkeslere bakma herkesler havamıza astım
uzan tut kendine kalbinin tozlarını alacak bu bez
kalıyorsun
onbinküsuruncukez

bir şu yalnızlığın bastırdığı kanlı geçiştirmeler…
büyük sofranın içinde ne diye küçük sofralar açıyorsun?
çiçekleri öldürülmüş sanıyorsun onlar zaten ölüler
çiçekleri canlanmış buluyorsun ki vallahi canlılar
ara vermeden solan renklerin arasında
benim giderek daha da kırmızı olan bir kırmızım var
senin de olsun!
son sürat sana doğru koşarken beni vurdular
sen vurdun demiyorum ama beni vurdular
benim de bu kadarcık kurşundan geçmeyen bir yaram olsun

kimsenin olamadım
kimsem olmadı allah’tan ve anamdan başka
şartsız şurtsuz kim affettiyse hepimiz onunuz esasında
vurgunuz yarım kalana
kendimizle dargınız
ağlamak için insanın kendinden başka bir yari daha olmalı yarasında
her türlü galeyana hazırım
yeter ki düştüğüm zaman kalkmayayım
trensizliğimi yutuyor her defasında bomboş kalan bir gar
sabaha daha çok var ama biliyoruz ki bir sabah var
ölüp gideceğiz işte yetmedi mi o güzelim şarkılar
yetmedi mi bu kadar hayvanımıza bu kadar kafes
radyoyu açıyorsun kuşlardan kalma bir şarkı başlıyor yine
dönüyorsun
onbinküsüruncukez

Alper Gencer