Etiket arşivi Bejan Matur

ileŞiir Antolojim

Âdem’in Yalnızlığı

Yedi Gece

Birinci Gece

I.

Ve ilk ayet indi.
Ve gece Allah’ın katındadır artık.
Ve taşlar
Ejderhanın ağzından dökülerek Kurdular şehri.
Karanlık insanın karanlığından öteydi.
Lavların ve duanın bilgisi
Açtı sokakları Ve binyılların acısı ve isteği Yaşanır oldu.
Çocukların uzayından söz ettim ona
Çocuklukta Allah’a ait olan yüzlerin
Nasıl karıştığından.
Hepimiz bir yüz oluştururuz kardeşlerimiz
Ve arkadaşlarımızla
Buna Allah ve melekler dahildir.
Çocukluğun uzayı
Sokaklarını şehrin
Sadece tanıdık kılmaz
Aşka yaklaştırır.
Benim 1001 gecem
Onun yüzü ve sonsuzluk arasında
Gidip gelirken
Kelimelerin olmadı sadece.
Daha bin’e çok var dedi o
Bu yüzden giderken
Sonsuzluğun benden aldığı
Bakışı tekrarladı.
Dünyadaydık Bir avlunun
Güllerin kıyısında.
Bahçede bir kaplan gördüm
Bütün gece uyutmadı beni o kaplan
Dedi biri.
Ağaçların gövdelerinden tırmanan bir ruh
Burçları geçerek gösterdi bana
Çizgileri karışmış yine.

II.

Ve ilk ayet indi.
O gece olacak ve Tanrı’ya armağan Edilecek olan yarım bırakıldı.
Çünkü kadınlar dua etmediler bizim için
Çünkü ruh çırılçıplaktı.
İnsandan kuvvetlisi yok dedi yıkılmış Bir adam.
Geçmişe açılmış bir gökyüzünün Üzerinden bakarak.
Ne zalimler, ne mazlumlar. Kadir gecesinde.
Ve ilk ayet indi Ve şehir uyandı
Ve şehir daha çok Daha çok açıldı
Ve göğsünün içinde çarpan kalp
Çocukluğumuzun uzayında benden alınan belki.
O kalp

III.

İlk ayet inerken
Aramızda durmakla
Senden çıkıp bana duyurmakla varlığını
Bölünmüş uzamı tamamladı.
ilk ayet inerken Emri duydum Ve sesleri
Aynı gökyüzünü paylaşmakla sınırlanmayan isteği.
Onların nasıl öleceklerine iyi bakın Dedi biri.
Kendi ölümünü çoktan kabullenmiş Uzayan dilleri
Ve geçmişin günahlarıyla Şehrin siyahlığına eklenen.
Ve sen
Kaya diplerinden akan suların Sırrını açtın bana.
Tıpkı o kalbi o göğüsten çıkarıp Bana verdiğin gibi.

İkinci Gece

I.

Duasını yürürken eden bir kadın
Her yolu Tanrı’ya kavuşturuyor.
Ve bir adam
İnsandan kavimi yok varlıkların diyor
Çökmüş omuzları Ve bitmiş hayatıyla.
Çın diyor bir demir Başka seslere karışıyor.
Çok önce erkeklerin dünyasını ayıran duvarlar
Acıda birleşince
Gökyüzü açılmış önlerinde.
O gökyüzü ki özlenenden fazla
Ama özlenen olmamış gerçekten.
Sana bakarken çocukluğun uzamını hatırladım.
Çocukluğun kendine ait uzayında Yüzümüz Tanrı’ya aittir.
Bu yüzden arkadaşlarımız Birlikte büyüdüğümüz kardeşler
Benzeriz birbirimize Ve o biri hep taşınır bizde.
Öyle oldu
Senin yüzün biriken her şeyi açıkladı.
Ataların izlerini
Çocukluk oyunlarının doğmuş
Doğmamış tüm acılarını iştahını Toparladı.
Şehri kuran taşların siyahlığını anlattın sen
Ateşini şehrin bir ejderhanın yaktığını.
Bir soluk
Ejderha
Siyah taşlar
Hepsi senden başladı.
Ve yeraltında sular
Müslümanlığın kırk günü
Ve gecesi kadir olan insanların
Hepsi hepsi avuçlarını açtı
Ve Allah’a yürüdü.
Sonra süpürdüler avluyu
Kürtçe konuştular Duaları Kürtçe sürdü.
Bir kadın mahcubiyetle
Kollarımın cehenneminden söz etti ‘bendeki siyah örtüyü al’ dedi
Al bendeki siyah örtüyü Yanma sen…


Bejan Matur

ileŞiir Antolojim

gül bahçeleri

ağzında şeker tülbendiyle
akdeniz’i ağlamadan geçmek zorunda kalan
kız çocuklarının şarkısı;

elbette gül bahçeleri gömülü kalbimizde.
paslanmış beşiklere yaslanıp açan
inatçı güllerden bir neşe.

girit 2018

Bejan Matur

ileŞiir Antolojim

geride kalan kırlangıç

bazen olur.
geride kalır biri.
bu yıl tam 106 kırlangıç saydım
diyen babamın sevinci.
gelir giderler hep
19 martta dönerler ama.
bekleriz annen ve ben.
kapımız açık bekleriz.
12 ağustosta giderler yine.
bir gün gecikmez.
güneye yemen’e giderler diyor annem
karabiber yemeye.
karabiber severler.
ama bu sabah uyandığımızda
geride kalan bir kırlangıç gördük.
tele tünemiş güneye bakıyordu. bebekti belki de
yemen’e kadar uçamazdı.
bazen olur
geride kalır biri
ve konuşur birden.

biz varız ama
baban ve ben
bekliyoruz burayı,
bizim de aklımız hep yollarda.
ben uçaklara bakıyorum en çok,
yıldızlar gibi gökyüzünde parlayıp sönen,
çocuklarımı getirip götüren
o kanatları seviyorum.
dua ediyorum hep
her köşede bir ip bağlıyorum
kapılara pencerelere.
böğürtlen toplamaya gittiğimizde
elime batan diken duruyor hâlâ.
sızlıyor içimde ama bırak acıtsın diyorum.
annemin ellerinde kalan böğürtlen lekeleri…

bazen olur evet
biri kalır geride.
yurt kılmak için toprağı
kapatır kanatlarını
ve gitmez.
ben her şeye yeniden bakıyorum
tekrar doğmak gibi
taşları sökülmüş bir çitin
ağırlığını anlamak gibi.
ceviz ve iğde kokuları arasında
geceye karışmış hisler.
kimse tutamaz günün hesabını
çocukluk geride kalmıştır,
saçlar sim içinde
mahçup bir kucaklaşma geçmişle.
ve topu topu akılda kalmış birkaç anının
gülümsenerek hatırlanması.
o kadardır bağım görünürde,
uzağım köyün dünya telaşına.
ama rüzgârla konuşmam hiç değişmez.

annemin seksen yaşını aşmışken yürüdüğü tarlada
bahçe çitinin taşlarını düzeltmesi
babamın kuşlara yem verme telaşı
ve onların bu toprağın çok derinlerinde duran nefesini benim
avcumda saymam…
bazen olur evet
biri geride kalır
unutur gitmeyi.
belki cesaret edemez
“sözleştiler kendi aralarında,
anlaştılar güzelce”
diyor annem.
kırlangıçların zarif katarını anlatıyor yemen’e giden. bilmiyor,
o geride kalan
benim kalbimdir.
oraya tüneyip uzaklara bakan
geçmişle gelecek arasında çizilmiş bir hat olan o telde
durup evi hisseden.
kainatı duyan kalbiyle
bir güçsüzlük müdür o kalma,
bir belirsizlik midir kanatları açmayan?
bazen olur evet
biri kalır
ondan bir işaret taşımak içindir doğada,
bakışın belirginleştiği yerde
ruhu konuşturan bir işaret.
her şeye yeniden baktım
otların sararmış aynasında
nefesimi tutarak
taşların koyu yüzünde sayarak izleri.
ve baktığım her yıldızın hesabını tutarak yeniden.
çocukken, kalbimi sevinçten parlatan o doğanın
hâlâ ve ısrarla orada durması
uyandırdı beni.
bazen olur evet
ve olan iyidir hep.

Bejan Matur

ileŞiir Antolojim

bizans sesleri


eğil bak
gör o eski dili
bizi insan kılan gerçekleri.
ve güven duymamızı zamana
devam etmemiz için.
her şey akar evet
her şey değişir
hiçbir şey aynı kalmaz
ve gerçekte hiçbir şey yoktur!
bundan anladığım aşktır.
mitolojik korkularla
güvenin parçalanmasıdır
bundan anladığım.

ama insanız ısrarla.
bir ceylan tedirginliğinde yaklaşsak da olana
acıtır heves.
korkuların en dilsizini seçmiş olsak da.

öyle ya,
sessizlik de bir cevaptır,
sessizlikte bilsen ne gerçekler gizli.
şimdi üzgünüm,
henüz durmamış kalbimle
karanlıkta başka bir dil konuşuyorum.

Bejan Matur
Dünya Güzeldir Hâlâ
Everest Yayınları

ileŞiir Antolojim

kalbin aldığı mesafe

yakalanan nedir,
benzerlik mi?
gözlerin
inişte başlayan çakışması
ve kirpiklerin uzunluğu
daha fazlası değil.
belki nefestir biraz da.
soluğu kaplayan zerrelerin
bir uzay karanlığında seyrederken
dayanak olma,
olabilme hali.
oradayız işte,
ikimiz
tutunacak bir kainat bulamamış
o çelimsiz varoluşun magmasında
gülümsüyoruz birbirimize.
benim ağzımda bir gelincik var
sen gözyaşının kristal kesiğini
gizlemek için özenlisin yine.

insanı incitmeyecek
tek söz bulunmadı henüz.
her söz incitir.

o kadar sessiziz ki
hırıltılarla konuşuyoruz.
arkaik iki hayvanın
kainattan devşirdiği dille
ses veriyoruz birbirimize.
bu bir ‘sevme’ diyorsun bana.
kalbin aldığı mesafe bu.
yıldızların zamanından önce
karanlığında yol alma!
oradayız işte
bir dayanak bulsak
varacağız bir anlama.
kalp bunca akarken
bedenin güçsüz kalışı
ve dağınıklığı uzayda.
beden oraya ait olmayandır diyorsun,
ruhtur bize yol gösterecek olan.
elbette ruhu izleyeceğiz,
onun peşinden gideceğiz.
tereddütsüz onun izinden.

ben dağılan kalbimi tutuyorum
sana akmış olanı.
gecenin yorgunluğunu tanımayan
o acemi kalbe
söz geçirmeye çalışıyorum.
senin saklanarak adımladığın o sokaklarda
bir uzay boşluğunda ilerler gibi
eşlik ediyorum varoluşuna,
kelimelerine
ve gözlerinin
inerken artık oturan anlamına.
o bakış bizimdir
o bakış sonsuzluk içinde bulduğumuz
ışıklı bir dehlizdir.

sen müziği anlatırken
gördüğüm duyduğumdan hep fazladır.
sana belki söylemedim
ama hissettim sevgilim,
iki kalbin benzerlikte
nasıl bir karanlığa düştüğünü.
tut elimi
düşeceksek birlikte düşelim.
tut elimi
bir dayanak yoksa insana
birlikte ürperelim.
ve ben bunları düşünürken
boşluğunu büyüten kainat
aşkın “bir olmak’ olduğunu haykırıyor,
aşkın, bir yıldız kayması anında
yüreğe saplanan kırık bir kanat olduğunu.
o kırık kanatla uçuyoruz birlikte.
o kırık kanatla biz
ölümsüzüz.

çünkü odur,
yalancı peygamberlerin soluğuna
ve güllerin yumuşaklığına gizlenmiş
o ilk söz.
odur aramızdaki
adı konmamış o kanatsız uçma hali.
bir yerdeydim
beni yersizliğe çağırdın.
orada dur
o talimsiz yerde.
orada dur
ve konuş benimle.

ahh ses
varlığın uzayı.

Bejan Matur

ileŞiir Antolojim

Aşk İçin Gece

 

1.
Olmamış iki hayvan gibiydik.
O gece,
Salınan bir kabuğun kalbinde
Karanlığı duyduk,
Bizden ötede
Ve geride.

Ay kendini dünyadan esirgemekle,
Aşkı veriyordu bize. Ben anladım
Ve dedim ki sevgilime,
Seninim. Göğün karanlık bir köşesinde
Küçük bir yıldız olmak arzusundayım
Ve bu istek,
İkimizi öldürmeye yeter.

2.
Sevişmek bir sarmaşığın kalbiyle düşünmektir.
Açmaktır kendini sonsuzluğa.
Açtım ruhumu
Çıplaktım
Çırılçıplak.
Birleşmek istiyordum karanlıkla.
Kainatın boşluğunda,
Peltemsi bir karanlıkla
Gövdeme bulandı yıldızlar.
Ruhum inceldi.
Ve bir çiçeğin taze aklıyla uyandı aklım.
Gözlerim yok.
Olmasın

Olmasın.

3.
Açtım kendimi bir zambak arzusuyla.
Bir zambak nasıl isterse çiğini sabahın
Ve gece nasıl gölgeli ve nemliyse,
Öylece açıldı ruhum.
Son arzusuyla yöneldim suya
Köklerimle bir kuyunun ıslak
Duvarlarına tutundum.
Köklerimin bana fısıldadığı yol,
Ölümümdü.
Bitti aşkım
Yoruldum.

Bitirdim aşkımı
Ve onu bir zambağın
Gövdesine sakladım.
Bir zambağın kendini açma arzusuyla,
Kapanma isteği arasında geçen an,
O andı hayatı yapan.
Ölümü ve aşkı içiçe kılıp
Bizi kuyuda tutan o an.

4.
Yaşlı
Yorgun bir hayvanın yatağına çekiliyor içim
Dağılıyorum.
Ağır kokuyor dünya, kan kokusu bu, korkunç.
Sevgilim döndü yalnızlığıma
Öptü alnımdan ve güzelleştim.
Böyle sabahlarda beni sevgisiyle acıtmış
Herkesi hatırlarım.
Eskidendi, koca bir ruhla giriyordum bahçeye
Mavi çiçeklere bakıyordum ve işte şu diyordum
Nasıl da benziyor bana.

Öyle ya,
Sevişmek bir sarmaşığın kalbiyle düşünmekti.

Bejan Matur

ileŞiir Antolojim

Onun Çölünde

Onun çölüne gittim.
Konuğum,
Duvardaki kan pıhtısında.
Onun bulduğu damar beni çağırdı.
Ve ruhum eski bir kanla yıkandı.

Onun çölüne düştüm, oturdum çadırında.
Eski bir kavmin buluşması ve töreni.
Bir yaban kuş gibi tüneyip kıyıya
Dedi ki bana “ölümsün sen”
Mutlak
Mutlak olan.

Onun çölünde gece kımıldar.
Yılan ve akrep karanlığıyla.
Hayat bir zehre gizlenir
Çoğalır sabırla.

O bıraktı beni.
Çöldeki kızıl sularda
Balıklara bakacak
Nefesimi tutarak
Uyuyacağım.

Onun çölünde her gece
Fısıldadım kumlara.
Sordum nasıl yaptıklarını çölü,
Boğmadan koyun koyuna.

Onun çölünde ölüyüm ben.
Gelin ve kaldırın beni.
Gittiği yolda bulutlara değen bir gölge bırakılmış sanki.

Bir sesle uyandıracak beni
Kahra kan olan bir aldanışla yakaracak

Tanrıya söylendim.
Nasıl da zalim gövdede varlığı onun.
Güzellik acıya kavuştuğunda yorulur ve
Hep yaşlı kalacak bir gözün ışığıyla bakar;
Her yüz bir işarettir tanrıdan.
Bunu yaşlı bir adam söylediğinde
Gözleri yoktu.
Annem öyle inanmış olmalı ki ona,
Yüzümü kederli çizdi.
Ve uzayıp tanrıya
“işte” dedi
“benim annem yeniden doğdu
annem varlığıma döndü”

Gece paslı bir kafesle durdu önümde
Dua için zaman istedim tanrıdan.
Onun varlığına adanacak hiçlik
Düş için,
O büyüde kalbime saplanan acıyla
Bağırdım;
Başka adamlar, başka dillerde dua etsinler. Bizim için.
Ölümü tanıdığımız ve sessiz olduğumuz için
Kutsasınlar.

Ölü bir yaprağın sürüklenişi gibi rüzgârda
Gövdem yitirdi yerini.
Ağır bir uykuyla gizlendi tohuma varlık.
Ağır bir istekle.
Kızıl kan pıhtısı. Tül sabah. Ört üstümü.
Koyu gücünü yüzünün nasıl çizdiyse tanrı
Ve ne gizlediyse kıvrımına gülüşünün.
Gördüm ben.

Tüllere sarılmış çölde ölümümü bekliyorum. Sakinim.
Yok bir gece bu.
Sabah uyanacak aşkı konuşacağız.
Ne çok sürdü diyecek bana.
Ne uzun sürdü hayat.

O uzun günün sabahında
Sesini duydum gün ve gecenin çakışmasının.
Bir tül işleniyormuş gibi aralarında
Kavuştular usulca.

Uyu ağır uykunu
Taşların altında ve su isteğinle kal.
Geniş bir avluda gece kapanan kapıların ağırlığı.
Sürecek olan dilsizlik.
Rüzgâr tırmalıyor kapını
Aşk uzakta.

Ne tuhaf inanmaman.
Sırtıma dokundun ve orada ayla ışıyan çizgilerin
Bir acıdan artan masumiyet olduğuna şaşırdın.
Gideceğini söyledin
İnanmadım sana.
Oysa ben daha doğmadan biliyordum.
Acılı bir ruhta oyalanan bir gövde bu.
Saf ve çocukça bir düşün yatağında.

Kan ve susuşla dinlenen ten kabullenir.
Beyaz tül yatağında başucuma
Camdan bir göz bırakıp gittin.

Ona fısıldanan sözlerin
Aşk olan varlığı
O gidince karardı.
Yüzeyinde göğün
Beyaz ve kıpırtısızım.

Acıdan bir okla çıktım
Bekleyiş yatağından.
İçimde siyah bir taş.
Atları gördüm.
Kapı önlerinde oturan insanı, sözü.
Çok yaşanmış bir çığlıkla hayat.

Bir sırrın bana verilmediği yerden
Sordum ona
Bana ne söyleyeceksin?
Çölün söylemediği ne?

Ruhumu orada tutan ağırlıkla
Geceye ilendi tenim.
Ve çağırmadı çölü varlığım
Ondan sonra.

Aynaya dönüyorum
Değişmiş gözlerim.
Çölde kumlara bakan kadın
Kedere bakan
Artık benim.

Gördüm çizgilerini avuçlarının
Çöl her şeyi söyledi bana.

Anladım nerede bitti aşk
Kan pıhtılı odanda uyanan gövdem
Neden sığmadı varlığa.

Seni yaprakların gölgeli yalnızlığına bırakıyorum.
Gün doğumunda uyanan nefese ve sana dönen gözlerin
Yakaran çizgisine.
Çölden aldığını çöle ver
Hayattan aldığını hayata.
Artık beklemiyorum
Kal orada.
Geride, tepelerin art arda dizilmekle
Var ettikleri dünya bir hiçlik ahtı gibi.
Bir hiç ve gölge.
Gece ay
Gece tül ve yokluk.
Yok gece.

Çölden aldığını çöle ver
Hayattan aldığını hayata.

Bejan Matur

ileŞiir Antolojim

Allah’ın Çocukluğu

İnsanın dönüp döneceği yerdir
Çocukluğu.
Sabah ezanı
Bu yüzden
Müslümanlara
Allahın selamını öğretir.
Allahın çocukluğu
Gündoğumunda
Ölüleri anmakla başlar.
Ve anne ölür
Ezanda ölür anne
Selamı üzerine olan her çocuk
Allahı düşünür.

Dili vardır taşların.
Sabahları en çok
Islak bir huzurla
Yatarken onlar
İçleri ıslanmış kadınlar
Pörsümüş yorgun erkekler
Kutsanmak umuduyla
Kıvrılır uyurlar.

Hepsi laf bunların.
Bana kalsa
Ağır bir abdest kokusu
İnce belli sürahiler
Kadınların nemli apışaraları kokan
Pazen donları.
Burada
Sözolmamış sesin kederiyle
Başlar gün.
Ve denir ki;
Kaderinizi sevin
Sevin kaderinizi
Ve hayat için
Tatlı bir tesadüf deyin.

Ağır bir abdest kokusu
İnce belli sürahiler
Kadınların apışarası nemli pazen donları
Ve mantarlı ayakları erkeklerin.
Şadırvanda alaca su:
Damlar
Damlar.
Ellerin beyazlığındadır ölüm
Gövdenin kıvrımında.
Benim erkeğimi isterken titreyen
İçimin suyunda

Ben unuttum her şeyi.
Geldiğim yeri
Annemi, babamı,
Mezarlığa gitmeyi.
Orada yapayalnız kaldı meşe
Ölülerin arasında ölümü en iyi anlatan meşe.

Bir ağaç nerede duruyorsa
Benziyor oraya.
Meşe mesela
Akdeniz’de taşların arasında
Farklı mı taşlardan?
Selvi, ölülerin karanlık bir ah’la
Durdukları son anın ipidir.
Salkım söğüt, yaslı söğüt
Suya kaptırmış içini, kırılgan.
Benzer her şey baktığına.

Ben anneme benzerim
Babama da tabii.
Ve büyük halamın evinde yaşayan kediye de.
Aslında şu yeryüzünü denizlerle düşünmemiz yok mu
Hata ediyoruz.
Dünyanın nefes aldığı bir ilk andı denizleri yapan.
Dağları yapan bir öfkeydi
Böyle söylüyor ilk kitaplar.
Her dilin kendinden önce,
Çok önce bir hayatı var.
Ve onu sadece
Bu kitaplar konuşuyor.
Susarak bakıyoruz biz
Hatırlamayarak.
Şairler bir bok anlamıyorlar aslında
Dünyanın çocuk kalmış bir acısı var
Ve bu ezanda çıkıyor ortaya.
Allahın selamı ölülerin üzerine oluyor
Aşk diye bir şeyin farkına varıyor insan
Dönmeyi öğreniyor
Yerden kurtularak
Durmadan dönerek
Çölde yaşayanlara fısıldanmış bir hakikatle
Kurur toprak

Nehir dediğin çölde kaybolur.
Toprağını gizler nehir dediğin.
Hiçliği tarif eden hiçliği anlar.
Yokluğa bürünmek o ilk anda.
Bir nehir tanıyorum
Kayboluyor
Bir çölün şehvetli karnında.
Bir ayan olma hali belki,
Ona en yakın göl
Kayıklarını tutarak içinde,
Balçığını yutuyor.
Ama biliyor ki,
Bir göl yutunca suyunu
Ortada kalır
Bir göl yutunca balıklarını
Kararır.
Tüm göllerini göremeden yeryüzünün
Öleceğiz.
Ne acı.

Gündoğumuyla gelen huzura da
Günbatımının sancısına da
Yabancısın.
De ki;
Sabahın efendisi sen değilsin
Kimse değil.
Yol gidenin
Gün dönenindir
Şiir hayatın
Ve görenin.

Allahın selamı
Müslümanların ülkesinde
Ölülerin üzerine olsun diyerek
Kanatır günü.
İnsanın çocukluğu annenin ölümüyle başlar
Bitmez çocukluğu annesi ölenin.

De ki;
Sabahın efendisi sen değilsin
Kimse değil.
Kanamış bir solukla bakmaktan
Yoruldum.
Kimsesi yok kimsenin.

Bejan Matur
ileŞiir Antolojim

Tören Giysileri

Çürümüş donuk kalbinde bu toprakların
Gözleri gördüm.
Herkes sesiyle vardı
Ve duruşuyla gövdesinin.
Bir insanı en iyi sevişirken tanırız.
Kalbimizi birlikte çürütürken.
Ağırlaşan gövdemiz
Gece uyandırır.
Mezar gibidir avlulu evler.
Çocukluk bir uykudur. Uzun sürer.
Ve dokunmak için bir arzu
Bir arzu sürükler bizi ölüme.
Ben kendimi sınadım her gövdede
Ben kendimi bıraktım her şehirde
İçime aldım göğünü ülkelerin
Ve boşluğunu görünce kalbimin
Gitmeli dedim.

Çürümüş tören giysileri içinde
Askıda salınan kökler.
Biz denize düşürsek de ateşi
O hep yanar.
Issızlık bahşeder karanlığa. Yanar.
Tarih bir yanılgı olabilir diyor şair
İnsan bir yanılgıdır diyor tanrı.
Çok sonra
Bu toprakların kalbi kadar
Çürümüş bir sonrada
İnsan bir yanılgıdır diyor tanrı.
Ve düzeltmek için varım
Ama geciktim.

Ölü kızıl suyun dalgası
Gece yürünen yol
Ve yolcuların dağıldığı zavallı yeryüzü
Salınan beyaz kefenler
Tören giysileri.
Ve bir koşu için gerekli tek şey
Atın yelesidir.
Aslolan,
Şimdi ve burada
Çürüyüp kaldık.

Tanrı görmesin harflerimi
İnsan bir hata diyor durmadan
Ve hatasını düzeltmek için
Acı veriyor
Sadece acı.

Şubat 97,Berlin

Bejan Matur

ileŞiir Antolojim

Rüzgârı Acıtan Doğu

Geldim
Suskun ve kederli
Bıraktım kendimi toprağına
Kalbim bekle diyordu
Bir tapınak bu geç olmadan.
Ama geciktim
Gölgesi kalmış duvarların
Kendileri gitmiş uzaklara

Doğu diyorum bazan
Rüzgârı acıtan doğu
Yeter mi anlamama.
Avunmak için
Dörtlükler ve haritalar
Topladım çantama
Taşlar biriktirdim
Saçlarımı uzattım kahırla.

Senden konuşan
O tuhaf kalabalığın ortasında
Baktım dağ göllerinin derin uykusuna
Görünen tüm yollara baktım
Gücüm yok
Acıyan yaralarını sormaya

Orada
Tanrının biliniyor kuşlar
Kadınlar tanrının biliyor kuşları
Ve soruyorlar ona
Tanrım ne yaptık sana
Kuşlarının kanatlarını mı kırdık
Ne yaptık sana

Tanrı sessiz
Annem kadar sessiz
Bakarak
Neden bekliyorsunuz burada
Diyordu kalanlara

Ah sevgili ten
Neden bekliyorsun burada
Alıp kokunu git
Git
O acı rüzgârın ardından.

Bejan Matur