Sen ve Ben

sen ve ben, gökyüzü soluk, kahverengiye kesmişken,
bulutlar toparlanırken hışımla boğum boğum,
yağmur, baharı açmamış fundalığa damla damla düşerken,
aldırış etmeden fırtınaya, gök gürültüsüne, dolaşacağız birlikte,
ve bakışacağız birbirimizle – sen ve ben..

sen ve ben, günahkar bulutlar boşalırken inatla,
yıldırımların uçurum yükseklerine doyasıya;
geçerken burçların üzerinden fırtına hızıyla,
cehennemi ışık saçan cennetten düşen nefret topları,
gülümseyeceğiz birbirimize – sen ve ben..

sen ve ben, nefret topları yağarken,
yararken havayı evrenin vahşi çığlıkları,
ölümün çağırdığı yerden, karanlığın içinden,
gecenin yorduğu yerden gölgelerin içinden,
arayıp bulacağız gözlerimizdeki ışıltıyı..

sen ve ben, karanlık sular,
hırpalar ve boğarken bizi,
cehennem kızının kahkahaları,
ve katliamın tam ortasında,
duyacağız birbirimizi ve ölüm’ü göreceğiz..

sen ve ben, ölen kurşuni geceyle,
şafağın ilk ışıkları uçuşurken doğuda,
baygın, yeni, oracıkta,
katılaşmış kan pıhtılarının arasında,
mecalsiz uzanacak kollarımız, sen ve ben..

sen ve ben, soğuk soluk ışıklar,
öylece kalmış ölü bedenlerimizi deşerken,
kurtulmuş olacağız o bitmek bilmez işkenceden,
ölü dudaklarımız sonsuza dek,
birbirini bulurken, sen ve ben..

sen ve ben, geçip giden yıllar,
geride bırakırken bizi ölüp gidenlerle,
gübre olacağız çürümüş kemiklerimizle,
gelecek aşklara,
son hoşçakal öpücüğünün çiyi hala dudaklarımızda.

Voltairine de Cleyre