Çam Kozalağı

Tohumların içinde saklı
Yumukça
Sıkılısın

Açılınca
Petek gibi
Kızarmıştır balın

Sal sal tohumları
Vakti gelince
Sal tohumları toprağa
Çoğal
Çoğalırsın

Kuruyunca dalından
İnmelisin
Sincapların
Sevmesi için seni

Önce yeşilsin
Büyürken çam yeşili
Biraz da çayıra benzersin
Sonra sonra kahverengi
Kozalak rengi
Gözlerimsin.

Hasan Varol/Çiçek Atlasım

Yeşil Aşk

Oyuna kalkıp gelmiş çocukların hevesiyle
Bizi anlatacak klavuz kelimeler bulmalıyım
Ben yaştakileri kardeşlerimi anlatacak
Yorulmamış bahar azgını aşkımızı anlatacak
Aşkımız huysuz kelimelerle anlatılabilir.

Bir dal ısırganotu takacağım göğsüme
Neden anlatamadık bu aşkı biz
Ben şiirimle anlatamadım
Mayhoş ekşimeklerini çocukluğumun yeşil aşkını
Bu aşk yorgun terli kelimelerle anlatılabilir.

Anamı anışım yurdumu anışım bir aşk bende
Irmaklarda terleyen köpükler aşk olabilir mi
Artık anlatacaklarımdan tedirginim burada
Su başlarında yarpuzlar yolarken
Tıp tıp ediyor ürkek kalbim.

Aşk seni anlatmaya çıktım yola
Uykulara elveda şiire elveda

İlk niyetimsin
Bulutlarda yolculuk ederim
Terli kelimelerdir yüküm
Zakkumlar pembesi
Çiğdemler kahvesi
Ak ak sarılar içinde
Karlı dağ nergisiyim.

Hasan Varol

Şiir Portakal Hasan Varol

Metin Altıok’un bir uyarısı var ki, bunu söylemeden geçemeyeceğim:
“Şurası unutulmamalıdır ki hiçbir şiir salt imgeden ibaret değildir. Çünkü şiirin soluk alması gereklidir. Salt imgeye dayalı şiir tıkız bir şiir olur. Daha doğrusu şiir olmaktan çıkar. (…) İyi şiirde imge şiire kan pompalayan ve sonra yine kanla dolan yürek gibidir. Eğer imgeyle sözcükler arasında böyle bir dolaşım sağlanmazsa imge de şiir de değerini ve yaşamını yitirebilir.” agy s 16

Kendini tekrar okutan bir dize, bir şiir görevini yapmış demektir.
***
Cahit Kerse anlatıyor:

“Şiir yazmasına izin vermesi için ustası Halaf al-Ahmar’a başvuran Abu Nuwâs (VIII. yy.) ondan şu yanıtı almış: “Bin eski şiiri ezbere öğrendiğin zaman şiir yazmana izin vereceğim.” Abu Nuwâs bir süre ortalıktan çekilmiş, sonra gelip ustasına istediği sayıda şiir ezberlediğini bildirmiş. Ustası çırağının ezberlediği şiirleri birkaç gün dinlemiş. Ezbere okuma işi bitince Abu Nuwâs isteğini tekrarlamış. Bunun üzerine Halaf öğrencisine ezberlediği şiirleri unutmadıkça şiir yazmasına izin vermeyeceğini bildirmiş. Abu Nuwâs ustasına şöyle yanıt vermiş: “Çok zor, bu şiirleri öğrenmek için çok uğraştım.” Ama ustası görüşünde direnmiş. Bunun üzerine Abu Nuwâs bir çilehaneye çekilip şiirden uzaklaşmaya çalışmış. Ezbere öğrendiği şiirleri unutunca ustasının yanına dönmüş. Ancak o zaman ustası ona şiir yazması için icazet vermiş.
Bu kıssanın, Arap şiirine özgü anlamının dışında, genel planda bir çift anlamı var: “Senden önceki şiiri çok iyi öğren, ama hemen unut!” Bunun da daha geniş bir anlamı var: “Geleneği iyi öğren, ama sakın ona bağlanma!”

**
Necati Cumalı ile ilgili hazırlanmış güzel bir seçki var elimde, daha önce okumuşum ve bazı bölümlerin altını çizmişim. Çizmişim, ya sevdiğimdendir ya da ilk defa böyle bir düşünce ile güzellik ile karşılaşıyorumdur ve onu açık etmek istemişimdir. Eğer anımsamak istersem hemen gözüme çarpsın istemişimdir.

Necati Cumalı bir “Stendal” örneğinden söz ediyor, şöyle:
“- Nasıl bir anlatım yöntemi uyguladınız hikayelerinizi yazarken?

– Stendal der ki, ben yazmaya başlamadan önce yarım saat medeni kanun okurum. Kendimi onun üslubuyla hazırlarım. Nedir medeni kanun? Gereksiz tek sözcük yoktur içinde. Kişiler arasında ilişkiler kesin, yalın bir biçimde anlatır. Stendal’ı örnek tuttum ben de kendime. Sık sık Tevrat okurum sonra. En büyük hikaye kitabıdır çünkü.” age s 72

Hoşunuza gidecek bir soru da şu olmalı: Niçin şiir yazar insan?
Bakınız böyle başlayan Necati Cumalı ne diyor?
“Niçin şiir yazar insan?
Öncelikle şiir seversiniz, okursunuz. Sonra o şiirlere bir şeyler katacağınıza inanırsınız. Çağdaş bir insan olarak okumuş olduğunuz şiirlerin geçmişte kaldığını düşünürsünüz. Artık siz yeni olayların içinde yaşamaktasınız, yeni yorumlar getirmek, yeni duyarlıklar yaşamak zorundasınız. İşte bunu yapabiliyorsanız yazdıklarınızın bir anlamı vardır. Okuduğunuz şiirlere benzer şiirler yazıyorsanız, yazmasanız da olur.” age 79

Necati Cumalı
(Yazmak Yaşamaktır. Yankı Dergisi 7-13 Mayıs 1984)

Hasan Varol / www.siirportakal.blogspot.com

Sevdiklerim Erken Dönmeli Erken

Bu sabah erken çıktım sokağa
Turnaların sesiyle birlikte
Uğurladım sevdiklerimi
Daha ışımamıştı gökyüzü çok vardı sabaha
Yetiştiremiyoruz eğitim çalışmalarımız aksıyor
Elbet düzelecek yavaş yavaş düzelecek
Uyku girmiyor gözlerime
Daha kapatmadım gözlerimi
Bilmem kaç kez yargılayacağım kendimi
Daha çok var sabaha.

Yaşının duyarlığını taşımakta kardeşim
Her kararında taşkın öfkeli
İvecen davranmak güzel şeydir de
Paha biçilmez alışkanlıklara varmak lâzım.
Kardeşim hep ivecen her kararında ivecen
Yetiştiremiyoruz eğitim çalışmalarımız aksıyor
Biraz daha ustalaşıyor biçimleniyoruz.

Ah şu telâşımız elimiz dolaşıyor
Elimizi çabuk tutamıyoruz
Akıyor akıyor da durulamıyoruz.
On altı on yedi yaşlarında tutkun
Bir sevdayla parmaklarımız terleye terleye
Kalemde aşkta çok çok susamışça
Okuyoruz dinleniyoruz dünyayı anlama anlatma
Arada bir sokakta gezinmeye taşan dalgınlığımız
Ah şu eğitim çalışmalarımız aksıyor geç kalıyoruz.

Hemen hemen her gün gizli konuştuklarımız
Gizli konuşacaklarımız
İlk yeminlerimiz, çok güçlüyüz
Terlemeye varan sıkıntılar
Sevmeye öpmeye sıcak parmaklarını tutmaya
Uzanan kollarımız
Devrilen saraylar çarlıktan yıkacaklarımız
Sıcacık parmaklarını tutan parmaklarımız
Ah ne kadar da ihmâlkarız.

Eğitim çalışmalarımız aksıyor
daha mühim bir şey olamaz
En cesur kararlarla biten konuşmalarımız.
Sümbülenmiş meşelerin
baharı çağrışını duyuyoruz kalbimizde
Ne kavramlara takılıyor kafamız
ne aksayan yemek öğünlerine
Doyulmayan tek şey var
İşte şimdi onu düşünüyor hepimiz
ben onu düşünüyorum
Yetiştiremiyoruz
Sevdiğimin kalbi üzerine elimi serip
Dinlediğimden bu yana
Aksıyor
Hep onu tartışıyoruz eğitim çalışmalarımız
Aksıyor.

Turnaların sesiyle uyandım geceden
Daha ışımamıştı gökyüzü çok vardı sabaha
Git gel yapıyorum, düşünüyorum, tartıyorum
Sorumsuzuz bence biraz cahilliğimizden geliyor
Dağıtmayalım kendimizi elbet toparlanacağız.
Emin adımlarla şu yanımdan geçen delikanlı
Grev yönlendiren işçilerden
Hayli zor bilek bükmek sokakta
Bükülmemek, kazanmak grevi
İğneyurdusu açık verirsen
Kapatır kaldırmamacasına seni kapatır
Kaybederiz grevi.

Irmağın üzeri sisten böyle sabah serin terlemezsin
Erken çıkarılır bu balıklar sabah erken
Sudaki gibi canlı pörsümemiş
Hep hep kafamda aksayan eğitim çalışmalarımız

Şu sol yanımda duranlar …
Ne gökyüzünü severler ne denizi
Toprak bile gülmez yüzlerine
Bir gün elbet halkım def’edecek
Elbet yok olup gidecekler.

Çok acemiyiz çok aceleciyiz sabırla inatla sabırla
Geçmeliyiz bu yoldan bu yola yürümeliyiz
Eğitim çalışmasına çağırmalıyım onu
Sevdiklerim erken dönmeli erken
Yine geceleri ekmekle silahla yıldızlara dönmeli
Milyonlara yıldızlarla gülmeliyiz
Eğitim çalışmalarımız aksıyor
Sevdiklerim erken dönmeli erken.

Hasan Varol