Lali Berte’ye Mektuplar

Çıplak gözle görülebilen bütün yıldızları saydım, gözlerin şehlâydı.

Sesin hüzünle ve ayışığıyla yıkanan bir ırmaktı ve yüzün sokaklarının kasımpatı kasımpatı koktuğu yıkık bir kasaba.

Ağzın kırmızı ve öpük bir telaş içindeydi ürkekti saçlarınsa omuzlarından kalçalarına dökülen bir şelâle.

Seninle kendi bedenimde kaç kez çığlık çığlığa seviştim de, bedenin keşfedilmez bir coğrafyaydı.

Ödünç iki damla gözyaşı vermiştin bana
Uzun bir yağmur, bir akasya masalı, Marks’ın mezarından koparılmış bir katre karanfil mor bir hırka soğuk kış geceleri için hüzünlü akşamlar için gri bir şarkı geceleri gökte bir ay denizde bir sandal Ben bu yarayla –yüreğim!- sana nasıl yetişebilirdim

Yetişsem ne verebilirdim sana bu çılgın çıngırak yazılar bir çakıltaşı ve söğüt dalından yapılmış bir kolbağından başka

Kaldım

Sana

Çıplak gözle görülebilen bütün yıldızları sayıyorum gözlerin hâlâ şehlâ

Sesin hüzünle ve ayışığıyla yıkanan bir ırmak ve yüzün sokaklarının kasımpatı kasımpatı koktuğu yıkık bir kasaba.

Ağzın hâlâ kırmızı ve öpük bir telaş içinde ve ürkek saçlarınsa omuzlarından kalçalarına dökülen bir şelâle.

Seninle kendi bedenimde çığlık çığlığa sevişiyorum da günlerce gecelerce bedenin hâlâ keşfedilmez bir coğrafya

Sana

Ödünç iki damla gözyaşı verdiğin için bana uzun bir yağmur bir akasya masalı Marks’ın mezarından koparılmış iki katre karanfil mor bir hırka soğuk kış geceleri için hüzünlü akşamlar için gri bir şarkı

Sana

Ben sana ulaştıkça sen ulaşılmazlaştığın için

Ve aynı ölçüde ulaşılabilir olduğun için sana

Hiç olmadığın için de sana

-Olsaydın seni bu denli çılgınca arayamazdım-

Aslında hep varolduğun için de

Ve

Ayrıntıları düşleyicilerine bırakılmış ama düşleyicileri de belirsiz bir düşün düşizleyicisi olduğun için de

sana…

omuzlarından kalçalarına dökülen saçlarına;
omuzlarına ve kalçalarına; ağzına ve gözlerinin iki iri karaüzüm tanesine benzeyen uçlarına; giderek, boyluboyunca, çıplak bedeninin her milimetre karesine ayrı ayrı duyduğum özlemi sakladım bu sayfaya.

biliyor musun, son günlerde sık sık kendimle karşılaşıyorum.. örneğin, ben avluya çıkarken o içeri giriyor.. selamlaşıyoruz kapıdan.. gülümsüyorum.. omuzum omuzuna dokunuyor bilinçle, güven duygusuyla.. tam bardağı ağzına kadar suyla doldurmuş içecekken, suda yüzüm.. arkamda durmuş gülümsüyor.. başka şeylerde oluyor.. sözgelimi, aradığım bir sözcüğü o söylüyor bana.. uslu olsun, diyor, dikbaşlıyı bu karşılar.. okuduğum kitapların arasına sayfayı kırmayayım diye küçük kartonlar koyuyor ya da gazetede okuduğum bir yazıyı kesmek için jilet aranırken, o benden önce kesip yastığımın üzerine bırakıyor.. gece.. birden uyanıyorum.. uyanmama bir neden bulmak için dışarı çıkıyorum.. kapıdan daha başımı uzatır uzatmaz, o başını kaldırıyor okuduğu kitaplardan, notlardan.. iyi, diyorum, benim yerime de çalışıyor..

keşke bunun için de bir gökkuşağı verebilseydim sana..

-söylemeyi unuttum :

olası bütün yorumların dışında,

uğrunda ölünecek aşk yoktur..

uğrunda,

bin yıl yaşanacak aşk vardır..

Mecit Ünal