Kategori arşivi Hayali Cihan Değer

ileŞiir Antolojim

-Muzaffer kenara çek…ağlayacağım galiba…

fondaki şarkı bitti yavrum
pilotun apandisiti patladı
uçak düşüyor
ve birlikte ölmek kulağa hoş gelse de
ben atlamayı tercih ediyorum
olur ya denize düşerim
bir gemi geçer
(H.Albayrak)

Azeri çevirmenimiz, ilginç vurgusuyla Hakan Albayrak’ın şiirini okuduktan sonra, konuk bakana dönerek Rusça bir şeyler söyledi. Bakan bey ayağa kalktı ve beyaz şarap kadehini şerefe diyerek kaldırdı. Ayıp olmasın diye önümdeki su bardağını kaldırdım. Dedem böyle şeylere kızardı. Niyet önemli derdi ne niyetine ve ne anlamına yaparsan onunla değerlendirilirsin . Dedem haklıysa, Allah affetsin. Sonra Rusça devam etti ..ve başıyla sert bir selam vererek yerine oturdu.Ne dediğini merak ediyordum doğrusu.Azeri danışmanımız çevirdi. Kendisini ağırlamamızdan ve nezaketimizden dolayı teşekkür etmiş.Ayrıca Şahan bey gibi renkli bir kişilikle karşılaşmak bu ziyaretin en akılda kalıcı yeri oldu demiş. Çıkardı bir tarafı İngilizce, bir tarafı Rusça yazan kartını uzattı. Aslında bu sözler kendimi oldukça iyi hissetmeme neden olmuştu. Çünkü bir satir çevirmen, sarışın kürklü kadın ve konuk bakan aralarında Rusça sohbet etmiş hiçbir şey anlamadığım için sıkıntıdan patlamıştım.

-Bil mukabil bizim içinde sayın bakanla tanışmak şeref vesilesidir.Kendisini ağırlamaktan onur duyduk.Ayrıca şunu ifade etmek isterim ki , birileri bizi küçük ve parçalanmış haritalara inandırsalar da biz millet deyince Bir buçuk milyar insanı anlarız. Bu anlamda kardeşlerimize sevgi ve muhabbetlerimizi iletmenizi isteriz

Biraz daha hamasetten sonra bakanın yaptığı gibi başımla sert bir selam vererek yerime oturdum. Cidden doğrumu yapıyordum,böyle mi olmalıydı, bilmiyorum.Filmlerde gördüğüm gibi yapmıştım işte…Bakan bey birkaç kadehten sonra protokol adabını unutmuş çevirmen bayana öpücükler kondurmaya başlamıştı. Sonra kalktı, tokalaştık, Rusça bir şeyler söyleyip sağ taraftaki danışmanı olduğunu söyledikleri, yaz günü yanında beyaz kürk taşıyan güzel gözlü 40-45 yaşlarındaki bayanla VİP salonundan çıktılar.Bu durum içerideki resmi havayı dağıtmıştı. Şoför kanlı gözlerini ovuşturarak izin istedi. Hiç konuşmayan göbekli esmer adam, poposunu koltuğun önüne doğru getirerek ayaklarını uzattı ve bir sigara yaktı. Çevirmen masanın üzerinde parmaklarını kenetleyip,kafasını ellerine yaklaştırıp sağ yanağını ellerine yatırdıktan sonra gülümsedi.Gözümün içine bakarak ;

-Sizde şiir yazıyorsunuz değil mi?

-Evet..! Nereden bildiniz

-İstihbaratımız güçlüdür. Kiminle birlikte olacaksak , gizli servisimiz küçük bir rapor hazırlar

-Nasıl yani?

-Şaka, şaka ben google’dan baktım. Havaalanında bizi karşılayacak olanı tanımak için resminizi aradım. Bu arada sitenize denk geldim

-Nasıl buldunuz?

-Pek sevmedim..

İşte bu kısmı ben de sevmemiştim.Benim en değer verdiğim şey hakkında nasıl bu kadar sıradan ve alaycı bir ifadeyle ,böyle cevap verebiliyordu.Hem bu samimiyette nereden çıkmıştı. Laubaliliğin bu kadarı da fazlaydı.düşüncelerim suratıma yansımış olacak ki;

-hemen suratınızı asmayın öyle. Şiirleriniz güzel olabilir. İlginç bir ses renginiz var etkileyici. Ama karamsar ve sıkıcılar.Nasıl söyleyim, kan,öfke, zulüm, siyaset, hamaset…sizi kaç kişi okuyor ve dünya da neyi değiştiriyor? Sizin bu yazdıklarınız.neye yarıyor ? 

Allah’ım hakaret ederken ne kadar sakindi ve gözlerimin içine bakıp gülümsüyordu. Ağzıma bir sürü kelime dolmaya başlamıştı.büyük insanlık ideali üzerine bir nutuk çekecekken, ani bir hareketle balkon kapısını açıp dışarı çıktı. Başını havaya kaldırıp derin bir nefes aldı, gözlerini yumdu ve bir süre öylece kalakaldı.

-Şahan bey gelsenize…gelin ve benim yaptığımı yapın. Çok gerildiniz. Sabahtan beri koşturuyorsunuz bizim için.

-Teşekkür ederim..böyle iyiyim

– Ne kocaman bir martı

– Efendim

– martı dedim,binanın üzerinde kocaman bir martı uçuyor. Hatta beni seyrediyor…

Gayri ihtiyari yerimden kalkıp balkona çıktım. Cidden oldukça iri bir martı tepemizde dolaşıyordu.Başını aşağıya doğru uzattığında bize bakıyor gibi bir görüntüsü oluşuyordu..Bir taraftan gökyüzündeki martıyı takip ederek;

– Bence hemen aşık olmaya ihtiyacınız var

– Nereden biliyorsunuz ne olup olmadığı mı?

-Bende şiir yazıyorum

– Ondan mı bana karşı bu garip tutumunuz?

-Aşk şiirleri

-olabilir, herkes yazıyor…zaten……..

İşaret parmağını dudağıma koyarak beni susturdu. Bir süre yüzüme baktı. Çok güzel siyah gözleri vardı.Bakışındaki şefkat ve masumiyet kızgınlığımı almış,büyülenmiş gibi donmuş hatta kendimi onun 
İnsafına bırakmıştım. Dudağıma küçük bir buse kondurdu. İçerideki adamlara baktım.Bize bakıyorlardı utandım.Elimden tutup ,tekrar salona götürdü.masaya oturduğumuzda bütün kelimelerimi unutmuştum. Konuşacaktım.Tutukluk yapıyordu dilim.

-şey..

-Hemen aşık olmalısınız. Genelde yalnız insanlar dünyayı yalnızca idealleriyle görürler. Kendileriyle ilgili anlatacak şeyleri olmadığı için başkalarını anlatırlar.Çevresindekiler ne mal olduğunu bildiği için uzakları anlatırlar..Bu bir eksikliktir. Bütün kahramanların ortak özelliği nedir biliyor musunuz? Hepsinde kişilik bozukluğu vardır.Kendileri olmadıkları için başkaları olurlar.Başkalaşır ve o sıradan insandan uzaklaşırlar.Liderlerin arkalarına milyonlar takılır ama onlar yalnız ölürler

Ulan benim iki kıytırık şiirden yola çıktı , dünyaya saldırıyor diye içimden geçirdim. Gözümün Önüne Hakan Aslanbenzer’in “Dünyaya Saldıran Şair” kitabının çok sevdiğim kırmızı kapağı ve o kitapta okuduğum Thomas Dylan’ın “yazılan her şiir dünyanın anlamına bir katkıdır” sözleri geldi. Hanımefendiye de söylemek istedim. 

-Aşık olmalısınıııııııııııız..!

-Beni yoruyorsunuz.Derdiniz ne ? ne anlatmak istiyorsunuz.?


Söylediklerinin bir çoğu yanlıştı. Taşıdığım değerler adına aklım ve birikimim bütün bunları çürütüyordu.Ancak nefsim bu oyunu sevmiş, sevgili şeytan’ım kulağımın dibinde tatlı şarkılar söylüyordu. Tövbe Estağfirullah…Bu arada martı gelip balkon demirinin köşesine konmuş öylece duruyordu. İçerdeki ışık gölgesinin karşı duvara yansıtıyordu.Ürkütücü ama karmaşık şeyler geçti aklımdan…


-Aşık olmak için illaki dokunmak ya da konuşmak gerekmiyor.Bir insanın içine girmek için en uygun yer gözleridir.Aşk için bir çift göz bulmanız yeterli, ancak güzel ve derin olmalı

-Sizin ki gibi mi?

-Kompliman yapıyorsunuz. Hiç bakmadınız ki.. Sabahtan beri sürekli gözlerinizi kaçırıyorsunuz.. Ama ne amaçla sorduğunuzu tam bilmesem de söyleyeyim .Benim gözlerim olmaz.. Çünkü ben yarın çok uzaklara gideceğim. Bir daha göremeyeceksiniz. Ulaşılır ve sığınabileceğiniz gözler olmalı bunlar

-Ooof..! sıkıldım..saadete gelsenize

-Tamam sustum

Aslında bu oyunu sevmiştim.Susmasını istemiyordum.Bir süre bekledim.cidden susmuştu. Dönüp odadaki adama baktım.Benim ona baktığımı görünce gülümsedi. 

-Dilinizi bilmiyor, bilse de aptalın tekidir..

Benimle konuşmasını fırsat bilerek atladım sözünün üzerine;

-Pardon..Sabırsızlığımı hoş görün. Aslında sonunu merak ediyorum

-Sözlerimin sonunu mu? Yoksa bu gecenin sonunu mu? Hiç umutlanmayın,yatıp uyuyacağım..

-Bakın tepem atıyor, bu oyunu kendiniz başlattınız.Kendiniz söylüyor ,kendiniz yorumluyor , kendiniz bir takım sonuçlar çıkararak beni itham ediyorsunuz. Masada içkiyi hangi sebeple içmediysem, size de aynı sebeple dokunamam.


-Hımmm..Muhafazakar bir insansınız.

-Nasıl tanımlarsanız tanımlayın. Benim gerçekliğimde haram diye bir kavram var. Ve inanıyorum. Allah’ın yasak ettiklerini yapmam



-Amacım sizi kızdırmak değil. Açık sözlü olmak bir erdemdir.Çoğu içinden geçeni pat diye söylemez.Bu da benim dürüstlüğüm. Lafı uzatmayacağım.Hayat aşksız çekilmez.Şair dediğinde melankoli ekmek su gibi bir ihtiyaçtır. Platonik de olsa sana şarkılar dinletecek hüzünlendirecek bir kalp çarpıntınız olmalı….Şiirlerinizde bu eksikti…Tabii bu benim kendi fikrim.Kimseyi bağlamaz. Ben öyle yapıyorum. Burada kalacak olsaydım sizin gözlerinizi de kullanabilirdim. Çok sevecen ve sıcak bakışlarınız var. Ancak; Uyarmadı demeyin, böyle bir oyun oynayacaksanız, gözlerin sahibiyle iletişime geçmeyin,.konuşmayın ve zaten ..zaten..dokunmazsınız..

-neden

-O zaman hayalden gerçeğe geçersiniz, beklentileriniz bütün büyüyü bozar..Bu durum bir şairi çıldırtır,bomba gibi patlatır..Şairler aşık oldu mu iflah olmaz..

Sonra sustuk uzun süre konuşmadık.. Sanırım ikimizde konuşulanların kendimizdeki karşılığını arıyorduk. Gözüm balkondaki martıya takıldı.Kıpırdamadan öylece duruyordu.Arada bir başını sağa sola yukarı aşağı çeviriyordu. Bir şey arıyordu. Karanlıkta bir martı ne arar ki? 
Dışarı çıktığımda elimde olmadan balkona baktım.Martı gitmişti. Yerinde bir serçe oturuyordu.Kendi kendime “serçeler geceleri yuvasında olurlar” biliyordum dedim. Ne acayip bir akşamdı. Martılar,serçeler,gözler hepsi ne kadar karışmıştı birbirine. Serçe havalandı ve bir süre üzerimde uçtu.Beni mi takip ediyor.? Yürürken arada başımı kaldırıp bakıyorum tam üzerimde uçuyor…Yok..bu olamaz..yorgunluktan ve uykusuzluktan halüsünasyon görüyorum.Hemen yatıp uyumalıyım… 

Sabah havaalanından uğurlarken gözlerini ısrarla gözüme getiriyor ve bende ısrarla kaçırıyordum. Onun oyununda oyuncu olmak istemiyordum. Gülüşüp ayrıldık.. Dönüşte arabanın ön camındaki 
Kan lekesini fark edip şoföre sordum,

-Muzaffer bu ne

-Sorma müdürüm, biraz önce gelirken bir serçe çarptı..

– Öldü mü 

– Hayır müdürüm,yaralı ya da sersemlemiş..hızlı değildim park yerine yanaşıyordum. Mübarek hayvan ısrarla arabanın içinde birini arıyor gibi..

torpido gözünü açtı. Serçe oradaydı.Yavaşça elime aldım.Sımsıcaktı.Yanıyordu.Kalbinin atışını ve korkusunu içimde hissediyordum. Suratıma yaklaştırdım. Minik gözlerinin içinden pırıl pırıl bir ruh akıyordu. Masumiyet…serçenin gözündeki kamaşma, Azeri kadının sözleri…Allah’ım ne kadar yalnızdım.Kaç yüz yıldır …yapayalnızdım..

-Muzaffer kenara çek…ağlayacağım galiba…

“ Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” Kuran-ı Kerim (Rûm 21)


Şahan Çoker

ileŞiir Antolojim

Raks etsin Leman

Ahmet’e

Gün gelsin
Güz bitsin
Raks etsin Leman
Yansın şehir.
Yansın Leman
Raks etsin şehir
Bırak onları, onlar
Yılanlaşsın
Sen otur seyret,
Susarak
Raks etsin Leman
Yansın şehir.
Hüdai
ileŞiir Antolojim

Andım yine Sen’i her şey yâdımdan silindi

Andım yine Sen’i her şey yâdımdan silindi,
Hayâlin gönlümün tepelerinde gezindi;
Bu bir serâp olsa da hafakanlarım dindi..
Andım yine Sen’i her şey yâdımdan silindi.

Keşke hep aşkınla oturup aşkınla kalksam,
Rûhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam;
Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam..
Keşke hep aşkınla oturup aşkınla kalksam.

Bir bilsem, vuslata ne zaman ferman gelecek?.
Yoksa bu yanan gönlüm durmadan inleyecek;
İnleyip en taze hislerle hep bekleyecek..
Bir bilsem, vuslata ne zaman ferman gelecek?.

Kalbim bir güvercin gibi titrerken adından,
Ne olur Sana ulaşmam için kanadından;
Bana bir tüy ver, pervaz edeyim hep ardından..
Kalbim bir güvercin gibi titrerken adından.

Ey kupkuru çölleri Cennet’e çeviren Gül;
Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül!
Vaktidir, ağlayan gözlerimin içine gül!.
Ey kupkuru çölleri Cennet’e çeviren Gül!

Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım,
Bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım;
Sen’siz geçen bu acı rüyâdan kurtulayım..
Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım..

Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta,
Rûhuma sisli-dumanlı bir kasvet yaymakta;
Göster çehreni ki, güneş gurûba kaymakta..
Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta…

Son demde hiç olmazsa gurûbum tulû olsun,
Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun;
Her yanda tamburlar çalınsın; neyler duyulsun..
Ne olur, hiç olmazsa gurûbum tulû olsun..!

Fethullah Gülen


ileŞiir Antolojim

– Artık seni düşünmemeyi başardığım günler oluyor. (Soğuk Dağ)

– mektuplarımı aldın mı?
– üç mektup aldım, yanımdaydı, verdiğin kitapla birlikte
– ben yüzüç tane göndermiş olmalıyım
– bana yazdın mı?
– her fırsat bulduğumda, eğer almadıysan özetleyebilirim
– hayır
– ”umarım iyisindir, umarım düşüncelerindeyimdir, karanlık bir yere kaymamı önleyen şey sadece sensin”
– ben bunu nasıl yaptım, birbirimizi tanımıyorduk bile, sadece birkaç saniyeydi..
– binlerce saniye… ve her biri küçük bir kese elmas gibiydi… gerçek veya sahte olmaları önemli değildi, boynunun şekli bu gerçek.. seni kollarımın arasında hissedişim, kendime çekişim.. bu gerçek…

‎”bazı dinlerde üç kez seninle evleniyorum demen yeterliymiş ve evleniyormuşsun..

– seninle evleniyorum..
– seninle evleniyorum..
– seninle evleniyorum..”

– Artık seni düşünmemeyi başardığım günler oluyor. (Soğuk Dağ)

ileŞiir Antolojim

ana, baştan başlayayım, beni yine kundakla

“Bazı sürgünler o kadar derindir ki, dışarıdan sükûnet gibi görünür”

***

“…o an, hayatında ilk kez, bir insanın tek bir gecede tenine nüfuz edebileceğini, aşk anının, bir dalın ucuna toplanan su damlası gibi birikerek gelmediğini -tüm hayatını başka bir hayata geçirme anı olmadığını- daha çok arkanda bıraktıklarınla tanımlandığını anlamıştı.”

***

“-Bir ağaç dalındaki kar gibisin.”

***

“Birini unuttuktan sonra bile mutluluklarının ya da hüzünlerinin sesini hatırlayabiliyorsun, bedeninde hissedebiliyorsun.”

***

“…ana, baştan başlayayım, beni yine kundakla.”

***

“Aşkın ilk kez ölüme inanmamızı sağladığı bir an vardır. Kaybını düşünmüş olsan bile, uyuyan bir çocuk gibi sonsuza dek taşıyacağın birini tanırsın.”

Anne Micheals – Kış Mezarı

( İhtiyaç duyulduğunda yanı başımızda olmayan gerçeğin ‘yıllar sonra gölün bir tarafından dalıp diğer tarafından çıkan su kuşları gibi kafamıza dank ediverdiğini’ hatırlatan incelikli mizah duygusu..

A. Esra Yalazan)
ileŞiir Antolojim

Eski Bir Dosta

Başlarken
   Saçsız dağların, engebeli örtüsünü geçip arkasındaki o yeşil vadiye varırsınız. Bir dostun bir dost için düşünebildiklerini düşünürsünüz o an, o vadide.
   Ve günlerin nasıl akıp gittiğini görürsünüz. O vadideki o akarsuda.
   Belki bilim adamı gözüyle. Belki normal, sade bir vatandaş gözüyle. Belki de bir dağ adamı gözüyle seyredersiniz. O tertemiz görünümü.
   Ve arkasından da dersiniz ki:”Mükemmel.”
   İşte insanda bir dost için bu ruh haliyle düşünüp adına tümcesine, o dostun varlığına ruh katıp ona sade gözle bakabildiği oranda güzel bir dost kazanmış olur. İşte bu duygularla…”ESKİ BİR DOST’A”:
Eski Bir Dosta

Dostlar…

Tomurcukta tanıştık, asma katta
Irak’ta kalmıştı, bilgi istedi. Aciz Faki’de
Uzun uzun anlattı o kış gününde
Adı Ahmet’miş, dostumun dostuydu.
Gırgır matrak bol, neden? Yoktu.
Arkadaşlığımız kahkaha ile gülümse arasındaki yoldu.
Ben anlattım, o dinledi. Tartışmadan eser yoktu.
Evlerinin yolu yokuştu.
Oturduğu apartman beyaz mayhoştu.
Odası hazin nikotin kokusuydu.
Kül tablası boş dahi olsa izmarit doluydu.
Tanıdıkça tanımak ister insan bu dostu.
Kafamız uyuşunca arkadaş tütün gibidir, vazgeçilemez oldu.
Özgün müzik dinler.
Ahmet’den Leman’a gider.
Lakin entel takılır çevre âlemi deryasında
Kendisi emek işçisidir ekmek kavgasında.
Ne olduğu belli olmayan bu düzende
Gündüz kereste biçer, gece ilimde
Gününü gün eder, sekizden onikiye
Harmonik dizi gibidir ruh âleminde
Kitaptan mana onda dost kazanmaktır.
Nedeni açıktır, kitaba yazmaktadır.
Felsefenin bağrında psikoloji aramaktadır.
Ne büyük kayıptır ki geç kalmıştır.
Ne de olsa uçan kuştan hesap almamıştır.
Dosta düşman diyemeyiz.
Geçen günü geri getiremeyiz.
Bilsek dahi belki düşünemeyiz.
Ufuk’la gün batımına erişemeyiz.
Dostum, gelen gün için geçen günü düşünmez.
İkibinden başka cıgara içmez
O paket bitmiş dahi olsa zulasından geçilmez.
Dost için hiçbir şeye önem vermez.
Garantilidir yaşam hikâyesi
Tahran’dan İstanbul’a hayat serüveni.
Mazi kanımca gençlik heyecanı.
Lakin bu günün yaş bunalımı
Gözlerinde gizlidir matem duvarı.
Beyninin derinliklerinde ki hayal dünyası
İrdelemez onu dünya kargaşası.
Sistematik, yaşam dünyası bellidir.
Evde olmaz ise Sıtmapınarı’nda kahvededir.
Genellikle hafta sonu gezintidedir.
Normaldir, ne de olsa kaos döngüdedir.
Belki biliyor belki bilmiyor bu yanını
Çakmağının alevinin ahengini
Sigarasının dumanının kıvrım şeklini
Belki görüyor belki görmüyor ayakkabı rengini
İşte bu onun değişik hayat felsefesi.
Dudaklarında sade bir gülümseme
Ara sıra içten olmayan yüzeysel gülme
Nadiren de olsa kendi duvarını aşmaya girişme.
Başarısızlıkla sonuçlanır kendine erişince.
Daima dinler, bu usulsüzde olsa.
Yaban atılmaz, öze döner en sonunda
Kargaşaya meydan vermez, irdelemeye mecbur da olsa.
“Git gel değil midir?”şu yaşadığımız dünyada.
Özel’den Akif’e şiir dünyası
Anlamaya çalışır nafile şiir kafası
Gün batımı o yüzden onda gece yarısı
Geziyor öz vatanında ne yazık ki yabancı.
Kendini bulmaya gider gündoğumunda
Tahminim öğle paydosunda zulada yakar bir acı sigara.
Yorgun döner gün batımında o yokuşa.
Kendinin türevini alır ay sonunda.
Gülümseme ile girer daima yeni aya.
Ş u gafil dünyaya gözlüklerinin arkasından bakar
Uzakla yakın arasında kıyaslama yapar
Benliğini bulduğu halde benliğini arar.
Kendisinde değil de zerreye bakar.
Bilmez ki güzellik gönlünde yatar.
Siktir çekmelidir zaten yaşama.
Ama bilinmesi lazımdır
Onunda kuralı vardır hayatta.
“Siktir”dedin mi dönemezsin bir daha.
Katlanman gerekir tüm acılara.
Yanlışa meydan doğru düşünmemektir.
Düşünmeyi etkileyen faktörlerde vardır, o da yanılgıdır.
Benim son tümcem sevgiye hasrettir.
Geçmişte hata yapılsa da gerçek gerçektir.
Bu dosta ömür boyu mutluluklar dilenmelidir.
                                      A.U.Ç.7,6.’91

ileŞiir Antolojim

Bir İntiharın Önsözleri

En çok da gözlerine hapsolduğum anları düşlüyorum.
*
Bu tutku aklı yenmeye başladı.
Seni kararımın orta yerine koyuyorum.
Alınan her soluk, atılan her adım uçuruma doğrudur.
Çekici bir haldir yaşanan.
*
Bu uykunun ölümün yaklaştığına işaret olduğunu biliyordum.Etrafıma bir kez daha baktım.Hareket eden hiçbir canlıyı farketmedim. Ölümle gerçek bir yüzleşme anına doğru ağırlığını artıran uyku ile birlikte giriyordum.
*
Suskunluğum büyüyen hıçkırıklarla bozuluyor.Dil kullanılmayan bir ses, evin içine hükmediyor. Alışkanlıklarımı, sevdalarımı, acılarımı yok etme isteğiyle öylece göz yaşlarıma bırakıyorum.
*
Hiçbir varlık yaşamımızı anlamsızlaştırabilecek kadar mükemmel değildir.

Bir İntiharın Önsözleri / A.Vahap Kaya

ileŞiir Antolojim

Cemil Meriç’ten Lamia Hanım’a Mektuplar

“Mektuplarını üzülerek okudum. Sen ki son liman, son ümit, son dost, ilk ve son sevgilisin.
Sen ki yıldızım, sen ki annem, sen ki çocuğumsun..acılarımla hırçınlaştığına üzüldüm.
Istıraplarım çok mu çirkin,çok mu çocukça? Onları senden mi gizleyeceğim?
Sahneye maskeyle çıkmak! Ben aktör değilim.
Sesinin tonunda minnacık bir soğuyuş hissettiğim an yokum. Acılarımın kaynağı sensin, evet ama hayatımın kaynağı da sensin, senin için ve seninle yaşıyorum.
Sen uçuruma yuvarlanırken tutunulan dal, sen vaha, sen bütün hayal kırıklıklarımın dudaklarında ümidleştiği kadın.”

BİLİYORUM Kİ BENİMSİN

“Ve gece bir deniz kızı gibiydi. Şarkılarla başladı yıldız yıldız; köpük köpük.
Kah bir çöl rüzgarı gibi yakıcı, kah bir çöl gecesi kadar serin.
Hangi beste sözün musikisiyle, sözün füsunuyla boy ölçüşebilir.
Kelime kanattır, kelime buse.
Ve gece bir deniz kızı gibi başladı. Harikulade gözleri vardı gecenin.
Ve saçları bir kucak alevdiler ve dudaklarında bütün yaraları kapayan, bütün zilletlerin hatırasını silen bir iksir.
*
Salzburg tuzlalarına atılan kuru dallar, bir zaman sonra bir kristal hevengi olarak çıkartılırmış; artık dal kaybolurmuş,
gözleri kamaşırmış insanın. Kainatta farkına vardığımız her yeni güzellik, bizi hayrete düşüren bir keşif olup çıkar.
Aa, deriz, tıpkı onun sesi, tıpkı onun bakışı, tıpkı onun kahkahası.
Kristalizasyon yüzünden günün birinde kendi yarattığımız bir hayale aşık olduğumuzu, hayretler içinde görürüz.
Tecrübe güvensizlik yaratır. Gittikçe kristalizasyon kabiliyetimiz azalır.
İkinci aşk, yozlaşmış bir aşktır.
Aşkın hazları, ilham ettiği korkular ölçüsünde büyüktür.
*
Yalnız seninim. Ve yalnız beni düşündüğün müddetçe aşkımızın ömrü ebedidir.
Büyüyü ancak ihanetin bozar. Manevi ihanetin.
Bir an için gözbebeklerinde raksedecek herhangi bir yabancı hayal, o zaman bu rüya bir kabusa döner ve bir uçurumun kıyısında uyanırsın.

Yirmi beş yıl önce yine beraberdik, geceleri rüyalarımı süslüyordun, gözyaşlarımda sen vardın. Her kadında seni arıyordum.Yirmi beş yıl önce adın hasret’ti, sonra ümit oldu. Seni bulmadığım için, seni bulamadığım için gözlerim kapandı. Seni düşünerek intihar etmedim. Yirmi beş yıldan beri senin için yaşıyorum Lamiam.

Her kitabımda sen varsın. Hind’i ben yazmış olamam. Bende güzel olan ne varsa, senin ilhamın. Bende büyük olan ne varsa senin eserin. Sen günahlarınla bensin, ben faziletlerimle sen. Levislerini takdis ediyorum. Onlar olmasa insandan çok tanrıya benzerdin ve sana yaklaşamazdım. Teninle kadınsın, sesinle Tanrı. Istıraplarımı takdis ediyorum. Senin bende sevgiye layık bulacağın tek büyük taraf ıstıraplarım, ıstıraplarım yani sensizlik.

(Lamia Hanım’a mektuplardan)

TESELLİLERİN EN HAZİNİ

Önce mektupların, sonra da sesin beni tekrar hayata kavuşturdu, şimdi çelik gibiyim. Pazar günü yabancıların kuşattığı bir düşman kalesi gibiydim, sensizdim.
Sevgiliyi başkalarında aramak, tesellilerin en hazini. Tatsız tartışmalarla geçen bir gece. Sis, soğuk,uykusuzluk ve hepsinden zoru seninle başbaşa kalamamak. Kabus geçdi.
Canım benim. Mezardan fırlamam için sesini duymam kafi. Ölüm, yaşamak istememek. Hastalık, ruhun isyanı.
Paris sen yokken rüyalarımın şehriydi, şimdi Paris’im sensin, bütün ışıkları, bütün cazibesi, bütün büyüsüyle Paris. Yalnız Paris mi? Teninde çöllerin alevi, teninde çöl akşamlarının serinliği. Paris bir kartpostal kadar cansız, soluk, soğuk. Yalnız sen yaşıyorsun, yalnız sende yaşıyorum. Seninle, senin için yaşıyorum, seni yaşıyorum.
Senin yanında bütün kadınlar gazete kağıdından kırpılmış gibi düz, sığ, ruhsuz ve manasız…Sen aşkın ta kendisisin canım benim, kadının ta kendisisin. Bütün kuvvetin oradan geliyor. Tabiat kadar tabiisin. Ve bir busende bütünün var, bütünün yani rüyaları, özleyişleri, çırpınışları, hummaları, şefkatleriyle bütün kadınlık.
Her zerren yaşıyor. Sen bitmeyen tek kitap, eskimeyen tek şiir.

Bu mektup belki de pencerene konan son güvercin. Gerçek incilerle Hollanda taşlarını ayıramıyor musun birbirinden? Gerçek inciler ummandan çıkar. Benim gönlüm uçsuz bucaksız bir ummandır. Orada incileşen sensin. Hayat tesadüfün eseri, protoplazma tesadüf. Kader Kristof Kolomb’un karşısına Amerika’yı çıkarır. Dante’rtin cehenneminde en korkunç azaplar, bahtiyar olabilirken olamayanları bekliyor. Bunu sana daha evvel söylemiştim. Bu gece yine uykusuzum. Yine kulaklarımda sen varsın, etimde sen varsın. Seni olduğun gibi kabul etmek! Tanımıyorum ki. Bir saatte dört mevsim. Toprak bile almadan vermez. Harikulade bir romanı beraber yazabiliriz. Yazabilmek ne kelime! Ya-şıyabiliriz. Roman başladı mı? Bir dakika kendin ol. Bir dakika cemiyetten sıyrıl,, ezberlediklerini unut. Bırak varlığını. Bir rüyaya bırakır gibi bırak. Aşkın bir oyun olduğunu kabul etmiyorum. Aşk bir teslimiyettir, bir eriyiştir. Yeniden doğmak için uyanıştır. Aşkın bütün sırrı iki kelimede: varlığından soyunmak. Aşk için ya hep vardır, ya hiç. Sen hep misin, hiç misin? Bu iş ters başladı. Belki anlamadığın ve anlamayacağın bir dili konuşuyorum. Bu dili anlayan kaldı mı ki?
Sana mektup yazmak, asırlarca hiçbir peri kızının okumadığı mektupları. Destanlar yazabilirim. Ama anlarsan. Yoksa kelimeler bütün pırıltılarım kaybeder. Elmas kömürleşir… Geçen akşam ne kadar naziktiniz, zindanıma bahar getirdiniz. Sonra, sonra yine o anlayışsız, o herhangi, o sokaktaki kadın… Ben insanlardan gözlerim için ışık istemedim. İstanbul sokaklarında dört gün dört gece aç gezdim. Aşkta dilencilik etmem. Yarım saat, bir saat, on dakika görüşebilirdiniz benimle. Bir daha sizi hiçbir ricamla rahatsız etmeyeceğim. Sizi ve hiç kimseyi. Bu gece yeni tanışan iki insan gibiydik. Gelmeyecektim. Size fazla ehemmiyet vermediğimi göstermek için geldim.
Ben arkadaşlarımı sevgime layık oldukları müddetçe ararım. Kalp. Köpek yesin kalbi. Saatler geçiyor. Bahar geçiyor ve biz göçüyoruz. Kapıyı daha çok çalarım belki. Belki de… Ama evin boş olmadığından emin olmalıyım. Seni sevmesem bu oyunu uzatabilirdim. Belki şakayla başladı bu iş. Bütün işler şakayla başlar. Belki baharın muzipliği bu…
İyi geceler canım.

Bir uçurum gibi büyüyen sükut, hayattan, ışıktan, ümitten kopuş.. Nihayet gönlüme baharı getiren sesiniz.
Kırık bir tekne, karanlık bir deniz. Ufukta siz olmasanız hayat denen bu yolculuk, bu rezil, bu pespaye, bu komik sürükleniş dayanılmaz bir çile olurdu.
Yeniden kendimi buldum mektubunuzda, ömrümün en kederli anları sizi kaybettiğimi sandığım anlardı: Şubat’ın ilk günleri, Ankara. Gökkubbenin bütün yıldızları başımda parçalandı ve güneş kahkahalar atarak uzaklaştı ufkumdan ve gece, ıslak, yağlı, isli bir gece bütün benliğimi bir ahtapot gibi kucakladı.
Kimsiniz?
Otuz yıldır gördüğüm rüya.
*
Arzın bütün mevsimleri vardı mektuplarında, göğün bütün ışıkları vardı. Şimdi yıldız yıldızdı kelimeler, şimdi şimşek şimşek.
Arada gök kararıyordu. Sonra vuslat gibi güzel bir fecir. Mektupların fırtınayla doluydu, meltemle doluydu, lema ile doluydu, yani Lamiamla doluydu. Kuşlar tarlada mı şakıyorlardı, içimde mi?
*
Merhaba canım benim. Sen aşkın bütün hazinelerini büyük bir titizlikle fatihine saklayan gerçek kadın.
Yalnız kelimelerin değil, rüyaların bile bakir.
*
Rüyalarını ver bana, kendini değil. Olmak istediğin gibi görün, olduğun gibi değil.

Cemil Meriç

ileŞiir Antolojim

Ağlarım ağlatamam

Bana sor sevgili kâri’, sana ben söyleyeyim,
Ne hüviyyette şu karşında duran eş’ârım:
Bir yığın söz ki, samîmiyyeti ancak hüneri;
Ne tasannu’ bilirim, çünkü, ne san’atkârım.
Şi’r için “gözyaşı” derler; onu bilmem, yalnız,
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!
Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.
Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim,
İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim.
Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek:
Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek.

Mehmet Akif
ileŞiir Antolojim

Kötülükte bulundun mu kork

 

Kötülükte bulundun mu kork,
Emin olma çünkü yaptığın kötülük bir tohumdur.
Allah onu mutlaka bitirir!
Bir kaç kere, yaptığına pişman olur, utanırsın diye örter gizler
Lutfunu meydana çıkarmak için defalarca da örter de
sonradan adaletini göstermek için cezalandırır:
Bu suretle iki sıfatının da meydana çıkmasını,
Lutfunun müjdeci, kahrının da korkutucu olmasını diler.

Mevlâna