Ara

Benim katil tarafım her an intiharlarda
Benim kâfir tarafım karanın en karası
Benim müşrik tarafım atılsa kuyulara
Benim mümin tarafım iyi ki Allah var ya

Benim çapkın tarafım her ırktan kızlar için
Benim sarhoş tarafım gökyüzü sayısız a
Benim dingin tarafım la ilahe illa hu
Benim dalgın tarafım ey dünya I love you…

Benim göçmen tarafım yurt kurdum yıldızlara
Akarsular yakınır ince sızı yanımdan
Benim mahkûm tarafım ellerim eski toprak
Korkarım zindanımdan korkarım zindanımdan

Mehmet Aycı

İkiz Sızı

Ben rengini bilmezdim
Bir şeyler taşırırdım tarif edemediğim
Bir ayet iner gibi güney göklerinden
Erik aylar çizerdim eski defterlerime
Esrik bakışlar çizerdim: Portakal!
Sen olduğun bilmezdim.

Yüzümdeki çizgiler neden böyle acemi
Üzülünce kederli, sevinince çılgın
Senin bozkıra bahçeler doğran çılgınlığın
Ve acemi gülüşlerin: Portakal!
Hatırlarsın koynuna bakınca ellerini…

Bir Eskimo hayretiyle bakıyorsam yüzüne
Ve yakıyorsa dilimi avuçlarımı rüya
Portakal!
Gerçeği parmak ucundan öpen bir masal…

İçimde gümüş bir kısrak yeleleri turuncu
Gün doğumunu taşıyor üşümelerin için
Gem tutmaz ve kan sevmez ve korkar bıçaklardan
Biliyor uykusunun portakal olduğunu…

Diyorum, çatlatalım yalnızlığın taşını
Taşıralım kendimizi bir pınar çıkaralım
Kıyısına dünyanın her yüreğinden tutku
Dünyanın her vicdanından bir avuç toprak
Şiir olsun, ekelim:  Portakal!

Mehmet Aycı

Kuş Burnu

Uykudan evlerin var günden önce rüyadan
Doğarken bir dalgınlık büyüsüne dönüşü
Aşk da üşür sevgilim kanatlarında titrek
Yoksulluğu giydiren bakışların da üşür

Kalbinin yuvasından düştüğü zamanların
Erken uçuş temrini… Yaramazlıklar için
İçinin gökyüzüne, dallarına, suyuna
Döngüler köpüğünden giysiler var diktiğin…

Mehmet Aycı

Nazir Akalın Diye Hüzne Künye Düştüler

Çekilmez adamdı Nazir. Zehirli bir dille konuşurdu insanla ve eşyayla. Beni, ısrarla kendisinden soğutmaya, uzaklaştırmaya çalıştı, kendi yalnızlığına daha erken gömülmek için belki de.

Ben de uzaklaştırdım mı kendimden diye kuşkulandım şimdi. 2002’ydi galiba, bir anda doğal halimle, “Hiçbir dizen çarpmadı beni, beni titretecek bir şiirin olmadı gitti,” dedim. Yürüyordu, durdu. Bir acı dalgası geçti yüzünden. “Doğru olamazsın,” dedi. “Ben, hayatımı koydum şiirime.” Yorum yapmadım. Keşke şimdiki gözle okusaydım şiirlerini. Fark etmiştim fark etmesine de elbette bu kadar sahici değil.
*
(Hüseyin Alacatlı’nın ölümü üzerine) Nazir’de bir yazı yazdı. Yazdığı yazıyı okuttu bana. Yazıdaki şu paragrafı çıkarmasını istedim: “Batılılar ‘ferd’in tek başına ‘insan ırkı’nı temsil ettiğine inanırlar. Ben de varlığımı idrak ettiğimden beri Hüseyin’in akıbetine mütemayil bir insan olarak inanmaya başladım ki, Hüseyin benim hayatıma ve sonuma da ‘ayna’ tutmuştur. Evet, hem ‘kendi’si hem de aynı anda ‘herkes’ olan Hüseyin’in açtığı kapıdan bir gün ben de gireceğim. Çünkü bu olayla bir basamak daha çıktığımı hissettim elinden tutmak için çaresizliğimin. Şimdi kendimi daha korkusuz, daha cesur hissediyorum.”

Adam düpedüz intiharını taahhüt ediyordu. Gülümsedi. Öyle gülümsedi ki bu satırları yazarken bile bütün acılığı ile gözlerime yansıyor. Ben şiiri Dergâh dergisine gönderdim, o da yazıyı. Andığım bölümü çıkarıp çıkarmadığını sordum sonra, “Hayır.” dedi, “dokunmadım yazıya.”
*
…kapıyı açar açmaz telefona koştum, karşıdaki ses eşinin sesiydi, zor konuşuyordu, ağlayarak, “Nazir Bey evden çok kötü ayrıldı,” dedi, “Bir daha dönmemek üzere ayrıldı.”
*
…Eve geldiğimde saat üçü bulmuştu, o saate kadar uyumayan, üç yaşını henüz doldurmuş oğluma sarılıp ağladım…
*
Beni neden yalnız bırakıyorsun?” diye iki siyah uçurum olan gözbebekleriyle ruhumun kanına dokunuyordu, “Beni neden yalnız bırakıyorsun?”
*
Bu bedel ödeme onda nasıl bir mizaç ortaya çıkarmış olmalı ki, söylediklerini kelimelere bedel ödeterek, onlara acı çektirerek, onları kanatarak yahut dağlayarak kuruyor şiirini. Onun için Nazir’in şiirleri bir saraydan çok bir harabeyi andırıyor. Bir bahçeden çok bir ören yerini andırıyor. Sözü kendine ait kılmaya çalışırken söz kendisi olarak karşımıza çıkıyor. Her ne kadar bu dünyada yaşadığının farkındaysa da aynı zamanda yaşadığı dünyanın kendi dünyası olmadığının da farkında.

Mehmet Aycı
İntihar Şairleri / Varlık Yayınları