Bir Başka Bahar

Mevsimler değişiyor, yıllar geçiyor
Kimsenin yardımı, gözetimi olmadan.
Ay, hiç aldırmadan, dönüyor yörüngesinde,
Dolunay, yarımay, gene dolunay.

Irmağın bağrına sokuluyor beyaz ay;
Hava açelya baharıyla uykulu;
Bir çam kozalağı düşüyor gecenin derinliğine;
Yaktığımız kamp ateşi sönüyor dağlarda.

Patlak yıldızlar göz kırpıyor titrek dallarda;
Saydam gecede göl karanlık, dipsiz;
Kuzeyde göklere yükselen dağın tepesi
İkiye bölünmüş yığılan karlarla.

Kalbim ey uzlaşma bilmeyen,
Kolayca baştan çıkan kalbim,
Uzanmış yatıyoruz yıldızların yansıdığı suyun
kıyısında
Ve her biri sonsuza dek sürse dediğimiz anlar

Su gibi akıp gidiyor yanı başımızdan.

Kenneth Rexroth
Çeviri:Cevat Çapan

Gümüş Kuğu

Tan ağarmasından bir saat önce,
İyice eğilmiş Ay doğuda,
Yakında Güneş’in yanından geçip gidecek.
Seher yıldızı asılı duruyor
Bir lamba gibi, hilalin yanında.
Grileşen ufuk çizgisi üstüne.
Hava ılık, mis kokulu,
Akıl almaz ılıklıkta
Yağmurlu bir güz, gene de
Yapraklar renk değiştiriyor, açıklı
Koyulu dağdan aşağı.
Seyrediyorum dalgalana
Kıvrıla büküle yükselen dumanını
Bir tapınak tütsü çubuğunun
Okuma lambamın ışığında.
Ay ışığı beliriyor duvarımda
Doğurtmuşum sanki
Efsunla. Çıkıyorum
Ağaçlık bahçeye
Ve yürüyorum çırılçıplak, sadece
Sandallarım var ayağımda, ışık ve karanlık içine,
Uyuyan kaplanlar gibi dilim dilim.
Rakunlar seyrediyor beni
Ceviz ağacından, tembel hayvanlar
Kayıp gözden kayboluyor altında
Odun yığınının. Köpeğim CH’ing uyuyor.
Kedi de uykuda. Tek başımayım
Dinginliğinden daha
Kuşların bile uyanmadığı saatin.
Gece yaratıkları yattı uykuya. Karanlık
Mekik dokuyor bahçenin sonunda,
İçine işlenmez bir kütle.
Seher Yıldızı’nın bir ışınını
Ay ışığı yüklü sisin bir dilimi deldi geçti;
Çıplak bir kız şekillendi
Ve geldi bana doğru – Saydam,
Sonsuzluktan yapılmış gövdesi,
Dönüp duran ışık noktalarından, her biri
Bir yıldız kümesiydi, bir buluttu
Ateş böceklerinde, sayısız.
Aralarında yıldız ve Ay
Işıldıyordu hâlâ soluk soluk. Geldi
Bana doğru görülür görülmez
Kayıp giden havada ve dokundu
Omzuma ipekten daha yumuşak
Bir elle. Dedi ki;
“Biliyor musun sevgilim,
Ele geçirdiğin yüreği?”
Yanıtlayıncaya kadar ben, gövdesi
Aktı benim gövdeme, her
Işık taneciği karıştı
Kanımın ve etimin her zerresine.
Biz tek beden olurken dünya
Yok oldu.
Yok oldum ben de
Sıyrıldım varlığımdan, sadece
Bir dipsiz kuyuydum sınırsız.
Sadece karanlık bir kişilik
Duyulardan sıyrılmış ve us
Sınır bilmez bir boşluk.
Sonsuz bir uzaklıkta yanıyordu
Minicik bir kırmızı nokta
Ya ben yaklaşıyorum ona ya da o geliyordu
Solup gitmiş zaman. Hareket
Hareket değildi. Uzay boşluğa dönüşmüştü
Yakut rengi bir ateş dolduruyordu bütün varlıkları.
Açılıyordu, bir kapı gibi değilde.
Açılan avuçlar gibi yukarılarda
Ve kapanıyordu etrafımda.
Sora hiç. Bütün duyular yitmiş.
Yoktu ayırdına varmak; hiçlik.
Sadece bir başka türlü bilmek
Her şeyi kapsayan
Bir aşk bütün varlığı tüketen.
Durmuştu zaman.
Uzay gitmişti.
Kavrama ve dizge
Hiç varolmamıştı.
Dökülmüştü sonsuzluk.
Birden duruyordum gene
Bahçemde, çıplak, yıkanarak
Kızgın aydınlığında yeni
Doğan güneşin -yıldız ve hilâl yitmişti ışıkta.

Kenneth Rexroth
Çeviren: Güven Turan
Fotoğraf: Aleksey Malyshev

Kaçış

Yağmur pırıltıları var ışıltılı
Saçlarında, alnına düşen;
Islak gözlerin ve dudakların
Soğuk ve ıslak; katılıp kalmış yanakların soğuktan.
Neden bu kadar çok kaldın
Uzaklarda, neden yalnızca
Gece geç saatlerde geldin bana
Yürüyüp saatlerce yağmur altında, rüzgârda?
Çıkar giysilerini ve çoraplarını;
Otur ateşin karşısındaki koltuğa.
Ellerimle ısıtacağım ayaklarını;
Öpüşlerimle ısıtacağım göğüslerini ve uyluklarını.
Bir büyük ateş yakmak isterdim
İçinde, hiç sönmeyen.
Emin olmak isterdim senin taa içinde
Bir mıknatıs olduğuna, seni eve çeken.

Kenneth Rexroth
Çeviren: Güven Turan