Avcı yabanarısı

Avcı yabanarısı diye bir böcek var. Dişisi örümcekleri ve diğer hayvanları avlar, hiç alışılmadık bir biçimde avlar onları. Göğüslerinin altından geçen büyük sinir düğümüne batırır iğnesini; bu sayede böcekler ölmeyip sadece felç olur. Dişi yabanarısı sonra felç olmuş kurbanının üzerinde -ya da vücudunun içinde- yumurtlar ve avını bir yuvaya hapseder. Yumurta kuluçkadan çıkınca yabanarısı tırtılı, avı yemeye başlar, yavaş yavaş, parça parça epey sistemli bir biçimde. İlk önce hayati olmayan dokular ve organlar yenir, felçli yaratık uzun süre canlı kalabilsin diye. Konuğu tarafından o kadar çok yenince yaratık zamanla ölür tabii. Uzun bir sürece yayılan tüm bu tüketim esnasında av, hareket edemez, bağıramaz ya da hiçbir şekilde karşı koyamaz. Şimdi Kilise’yi avcı yabanarısı, iğnesini de okullarında eğitim veren rahipler ve rahibeler olarak düşünelim. Ve öğrencileri de felç edilen avlar olarak. Avlara zerk edilen yumurta, zamanla tırtıla -kişisel felsefeye ya da dini tutuma- dönüşmesi gereken dogmadır. Bu tırtıl -tıpkı yabanarısınınki gibi- içten içe kemirir insanı, yavaş yavaş ve uzman bir edayla, ta ki kurban ölene dek.

Tim Robbins