Açıkla beni kardeşim

Açıkla beni kardeşim
Uzaklara gideceğim.
Bir tefsirimi yap.
Kendimi okumadan ah ben ne kitaplar okuduysam
Kendimi sevmeden ah ben kimlere vurulduysam
Kendimi tanımadan ah ben kimlerin kapısında?

Olmuyor be kardeşim
Yakışmıyorum ben bu dünyaya
Ölsem de çürüyorum. Yaşasam da

Ah kardeşim
Ayrı ayrı kapılardan girdim, ruhuma.
Aradım beni.seni.onu.bizi.sizi.onları
Yoktum. Yoktun.Yoktu.Yoktuk.Yoktunuz.Yoktular.
Ümitsizim şimdi ta Allah’ına kadar

‘Ümidini kesme Kafir olursun’ diyorlar
Peki ya kafirler ümidini bağlarsa Mümin mi olurlar?

Beni açıkla kardeşim
Uzun zamandır yaşamadığımı söyle
Yeryüzündeki bütün adresleri elimle tutuştur.
Herkese gidecek bir yolcunun aslında kimseye gidemeyeceğini anlat bana
Ne olur ikna et beni.
Söyle: Hâlâ Yaşamalı mıyım?

Bu kadar bahar ne’mize gerek kardeşim?
Bunca gelin neyin kınası?
Ben kimin nişanlısıyım gözüm? Neden siy/ahlar içindeyim böyle?

Kayıpkentli

Dinle Azize

Azize geldi

Hüznünü eteklerinden döktü önüme
“Ben yaralıyım” dedi

Yaralarımı sakladım gizlice…

“Dostum olduğuna yemin et” dedi
Etmedim , kırıldı!
Gerçek dostlar yemin etmezler azize…
Gerçek dostlar ne diyorsa o’dur.
Gerçek sevgililer yemin etmezler.

Bana sarılarak ölür müsün? dedi azize
Sana ölene kadar da sarılırım dedim
Ama istersen sana
Kollarını kullanmadan sarılmasını da öğretirim.
.
.
.
.
.
1)

Bak azize!
Senin dikenlerin var
Kim yaklaşsa yaralanıyor
Uzaklaşsa sen üşüyorsun
Sen aslında kırmak istemiyorsun
Ama onlar seni bunaltıyorlar.
Sevgileri ile…
Özlemleri ile…
Üzerine geliyorlar…
Kendisi olamayanların sen olmak istemeleri…
Kendisine sahip olamayanların seni sahiplenmeleri yoruyor seni
Sonra kızıyorlar sana
Bencil olmakla suçluyorlar
Benliğini bize ver diyorlar…
Benim benden başka kimim var diyorsun
Kimse yok azize..
Senden başka kimse yok…
O yüzden mezarlar hep tek kişiliktir…

2)
Azize
Göğüs kafesime başını koyup ağlayan bir kalbim var benim
Ne mutlu yaslısın
Teselli edecekler seni…

ben hayatın tadı tuzuydum
ama tuz ya tadını yitirirse?
Bütün diller sana sabrı anlatır,müjdelenirsin…
Bana dokunan bir dil bir daha döner mi sanıyorsun?
Beni düşün ve tuz azize…
Beni düşün ve sus…

3)
Doğruları dininde arama…
Dinini doğrularda ara azize..

Çünkü beni yargılayanlar seni de yargılayacaklar
Kitabını sana karşı haykıracaklar
O zaman anlayacaksın sürülmek nedir kendi Tanrından…

Sen tanrını her zaman kendinle götür
Unutma İnsan iki tanrıya birden kulluk edemez..
Ve iki kere yaratılmaz insan…

4)
Bazılarının üzerine doğar güneş
Bazılar ise doğmak için güneşi bekler

Sabah olunca uyananlar
Biraz da akşam olunca uyuyanlardır

Ben geceleri ayakta
Gündüzleri karanlıktayım…

Çünkü ışık içime giren değil
İçimden gözlerime vurandır…

Gündüzleri baktığın gözler neden karanlık anlıyor musun?
Çünkü onlar güneşi dışarıda arayanlardır..

Ah azize
Gözler mi kör olur yoksa kör olan kalpler midir?

Ağzını değil yüreğini tut azize
Çünkü insan ağıza girenle değil…
ağızdan çıkanla kirlenir…

5)

Seni bu şehrin ortasında neden sevdim biliyor musun?
Ve bunu sana neden söylemedim?
Boşver azize…
Seninle aynı cennete gitmek yeterdi bana…

Bak ellerime..
İyi bak
Köprü altlarına tinercilere ve evsizlere bıraktığım bu elleri
Sanma ki sana uzatmadım
Ben sana ellerimi uzatmadan da tutunurum azize…
Ben sana gözlerimi çevirmeden de bakarım
Ben sana ıslanmadan da ağlarım…

Ben bir yaprağın düşmesinden öğrendim azize
Bir suya düşüp te dalgalandırmamayı…

Ben yere basarken bile utanıyorum
İncitir miyim diye toprağın başını…

Sana bakmaktan vazgeçişimi ne sanıyorsun?
Gözlerine bir kez baktığımda kör olmayı seçtim

Kızma bana
Bak insanlara
Her gün baktıkları onca şeye nasıl körler?
İnsanın bakarken görmemesi mi acıdır?
Gözleri olmadığı için görmemesi mi?
Ben acı olanı değil, sabır dolu olanı seçtim…

Ben gözyaşlarımı sildiğimde, avuçlarıma gülümseyen yüzün çıkıyor!
Ben sana daha ne diyeyim azize?…

6)

Kaybolanları soruyorsun bana, ah!
Bulamadıkları için değil ama azize.
Bulduklarında aradıkları şeyin çoktan başkası olduğunu anladıklarında..

Sen yola kendin için çıktığında
Kendin diye karşına niye başkaları çıktı biliyor musun azize?
Çünkü sen kendin diye başkalarına sarılmıştın…

Bu yüzden başkaları seni sevmediği için üzüldün
Beni bıraktılar dedin
Beni kandırdılar
Hayır azize
Onlar seni sana bıraktılar
Kaldın mı bir başına?
Bu bir yalnızlık sanma…
Bu bir kavuşmadır…
Bütün terk edilişler insanı kendine bırakır..

Gidenin peşinden delice koşanlar
Aslında kendinden deliler gibi kaçanlardır…

Ben bu yüzden seninle değil kendimle kaldım azize..
Ben seni, sevdim çünkü!
Senin üzerinden kendimi değil…

Mutlu musun azize?
Her nerede ve her kimle olursa olsun?
Mutlu musun?

Bu bana yeter azizim…

Kadir Bal

Son taşı günahı olmayan atsın Azize

Bir Gün Azize’ye
“Gel kaybolalım… Kaybolalım ve bizi bulamasınlar!… Kaçarak ve saklanarak değil; ortaya çıkarak gayb olalım!” dedim.

Ama Azize kaybetmeyi seçti. Elindeki her şeyimi kaybetti Sonra da ellerini…

Öyle çok aradım ki onu. Ülkemde çocuklar büyürken… Azize yanında hayatımı da alıp gitmişti.. Şimdi karşımıza haya/t değil tecavüzler çıkıyor.

1)

Cehennem ateşleri Pozantı’yla tutuşturulurken
Azize’nin yolu cennetten geçsin diye oturdum bir kızla büyüdüm!
Annesiyle büyüyen kızların saçlarına ay yaşlar basarmış!
Babasız büyüyen kızlarınkine ise ayyaşlar…

Büyüyünce gözlerini gözlerime bir düğme diye dikip
“Nereye gideyim baba” diye sordu bir gün

“Sen hayata aitsin
Git, istediğin yere git kızım
Git hayatı çalınmışlara…
Yaşa, sev, çoluk çocuğa karış
Benim bilmediğim bir yerde de öl!
Sen bana değil hayata aitsin çünkü…”

diye
yırttım verdim gözlerimi ellerine!

Azize…
Senin yırtılışını sakladım.
Bir yaprak koydum önüne resmin diye…
Solacak ve düşecekse de kendi dibine düşer en azından…

Plastik aşklar dünyasında yapraklar yapmadır.
Bulaşmasın insan eli değmiş hiç bir kalbe diye
-O kadar yapma demiştim halbuki.
… sana, o kadar!-

Şimdi sana benzeyen bu kıza verdim gözlerimi.
Artık kimin sen olmadığını bile bilemeyeceğim Azize…

2)

Ah Azize, senden sonra kimin hayatına eşlik edebilirim ki?
Konak’ta mumlu bardaklar sattığım ellerime ağlayan bir köre
hayatı sordum:
“Hayata bakılmaz, ellerinle tutamazsın”
“Gözlerinle göremezsin
Bırak herşeyi
Bırak
Sadece derin bir nefes al
Tarihe ilerle” dedi.

Ah, insanın gerçek tarihi yaşanmamış olanmış Azize
“Unutursan intikam olur, hatırla” dedi “hep!”
“Hatırla…
Hatırlamak öldürür” dedim.

Bunca hatıra bir silaha dönmüşken
Ah Azize…
Tetiği olduğum bir topallayışla iniyorum şimdi unutuşlar mahzenine…

Her yer karanlık!
Herkes karanlık!

Kaç el sıkıp da kafama ölmediğimi bilirim
Ölmüyorsa bir insanın içinde diğer insan
Ölsen de içinde bir can hala nefes alırmış,
İçime seni çekerken burun deliklerimi çatlatırcasına
Dışıma da öyle veriyorum kendimi ciğerlerimi kusarcasına…

3)

Bir zihin yerinden kalkmadan beden nereye gidebilir?
“Hicret et” diyorsun Azize!
Götürebildiğim sadece bedenim
“Geride kalan aklıma sen sahip çık Allah’ım”
Bunca mültecinin ortasında
Karısını özleyen bir Afrikalıya yüzünü soruyorum.
-“Dünyanın en güzel siyahı” diyor…

Utanıyorum tüm beyazlardan…
Devletlerden
ve
ellerimden…

Kumkapı-Kurtuluş arasındaki esnaf lokantalarında ömrümüzü veriyorlar tabakta
Polislerin Travestilerin ve Mültecilerin arasında Azize
Oturup ömrümüzü yiyoruz.

Şimdi ezanları okunan bir İstanbul’dan Şam’a kadar koşup
Bütün zindanlardaki erkek çocukların annelerine
Kocalarınıza kiraladığınız aklınızı
başınıza alın çocuklarınızı ve kesin saçlarınızı
ve toplayın şehirlerin ortasında
Yakın!
Babalar da bıyıklarıyla beslesin ateşleri!

Bu taşeron İstanbul cehennemine odun olan Anadolu!
Sen dağılmadan dağılmayacak kalbimin Rabbi…
Rabbim yanıyor şantiyelerde,

Allah’ım Allah’ım sana inandıkça her yer çil çil cami
Her yer kimsesiz gariban ve burası mı sana kılınan secdeler?
Al alnımı geri…
Taşıyamam!

Secde özgürlerin işidir…
Köleler secde etmez; isyan eder!
Şimdi yeryüzünde okunan tüm ezanlar Allah’a çekilmiş kılıçtır!
Bize şehirleri tutacak elçiler değil, bize şehirleri yakacak Peygamberler gönder!

4)

Ah, şaşkın Azizem benim.
arkandan Seâli ateşleri yaktım
Ahali önünde günahını gömdüm haykırarak

Peki beni şimdi kim affedecek?
Öyleyse ilk taşı sen…
Son taşı ise günahı olmayan atsın Azize !

Kayıpkentli…
Kıztaşı-Fatih