Ten Vakti

Başka bir yurdum yok
Bedeninde yaşıyorum*

Temi ten, adı Ten Vakti bu şiirde durdum işte
ağzım su içim ten saatleri
kadife bir geceyi gideceğim birazdan
birazdan bir şeffaf seansta buluşup kendimle
elhamra kadehini kıracağım gecenin
gecenin cam rüyaları boşalacak benden
cam bir rüya gibi yapışıp kalacağım teninde
tenin ki, âh kumral bir denizdir bana
terimin öptüğü lâlçocuk cenneti damla damla!
her damlası birer gece yorgunluğu hazzıdır ömrüme
– ki beyaz zambaklar balesidir gidilmiş tenime –
öpülmüş haz düşülmüş düş dönülmüş gece
inilmiş güzel gök boşluğu ıslak ıslak
kendine dökülmüş şehvanî bir uçurum ipince
âh, neler uçurum değildir ki ey ten!
ey ten! şimdi, haz şaşkınıyım ya bu saatte
– öyle ya da böyle hep bir şeyin şaşkınıyım zaten –
insan kendiyle seviştiğini bilmez de hani
sevişir ya gecenin leylak hüznü masumiyetiyle
sevişir de içinin kalp dudaklarında durur ya!
heyhat, bu şiir de duruldu, üşüdüm işte!

Ey ten! Beni içine al artık**

Hüseyin Alemdar
*Yannis Ritos
**Birhan Keskin

Nilüfer Vakti

İnsan önce kendisiyle kalıyor
Birileri bir şeyler çekti ayaklarımdan*

Ben beyazlardan masumu sevdim hep nilüfer olanını
Sevdikçe sesli bir kederi sustum içimde anneme benzer
Sevdikçe su kalpli aşklarım oldu göğsümün nikahı yerinde
kendime gittim kendimde kestim şiirgünü pastamı sevdikçe
bir o kadar Necatigil’i sevdim herkesin yerine- Şiirrenk!
Nilüfer demek Necatigil demekti çünkü dar vakitlerde
ince gülüş gamze kesilmeler ki silme nilüfer demekti
demeklerin ılıkses şiiriydim günlerin buğu boşluğunda
her buğu eski bir iniltidir der yaslanırdım hüseyni yanıma
hayatımın zarfına dokunmak mektupan öpmekti içellerimi
içellerim ki hatıralardan damlacıklardı sizden bana
sahi solgun bir gül mü hala uzanıp uzanıp alınan her hatıra
nasıl bir duygu, pardon nasıl bir şiir tozunu almak hatıraların
-Anlamadım, orda kimseler yok mu, odalar uğultu mu!
Geniş zamanlar mı umuyordunuz siz de e-mail yaşamalarda
yoksa tüm beyazları gece mi geçtiniz koşaraktan
anladım, dolunayın biraz biraz yettiği ses taşırmış sizi
imgeniz ecnebi, ters öpülme kiri nilüferiniz
siz şimdi gidersiniz, önceki yüzünüz kalp bir hüzün hikayemde
kalsa kalsa kaçınık bir dize kalır ahhyare benden :
ben gelmekten çok gitmek fiiliyim hala sevmelerde
Kalbim can kırığı, yok yerinde!- – Ben oraya koymuştum, almışlar**

(*),(**) Behçet Necatigil

Hüseyin Alemdar

İstanbul Vakti

İnsan kendini pek ödeyemiyor
Sen dur bende var*

Beni anlasa anlasa Istanbul anlar
seni uzun sevdiğim için bak ağustos ayındayız
sen sevdiğin için günlerden cumartesi bak, cuma değil
çarşı uzunu çift kapılı canlı sinema caddeler
gidip geleceğim gidip geleceğim ben pazar olacak
herkes herkesi anlamaz Istanbul herkesi anlar
ben buraya Üsküdar’dan geldim, orda herkes Üsküdarlama
orda balıkların denize, evlerin camilere bakması üpÜsküdar
Eloğlu’nun denizleri azıcık sallansa silme martı Salacak
çok gidenlerin yumağı Kadıköy, az gidenlerin tığı Kuzguncuk
— Âh, dündeki yarınlar sık dokunmuş birer mor hırka mıdır!
ben buraya Beşiktaş’tan geldim, Üsküdar’dan geleni en iyi
Beşiktaş tanır! Beşiktaş ara gelmeklerde gencelmek narı–
cebimde gidip gelmeklerin en bozuk paraları!
bak geldim, loş göğe kör tebeşirle çizdiğimiz Beyoğlu burası!
Yitikçiler pazar günü güzelliğinde aşka altılı ganyan burda
:aşktaki en koyu kir insan, insanı en güzel Beyoğlu paklar
Mis sokak, Büyükparmakkapı, Balıkpazarı, Çiçek Pasajı, Abbas(
bak, bugün İstiklâl daha çok pazar! aşk, siyaha katılmış beyaz)
Eminönü–Sirkeci arasında Türkiye’nin Adresi bir pazar uzakta
ikimizcilliğin göz denizinde taş sektirmek ıpIstanbul mudur!

Bişiir borcudur İstanbul, ne borcu yahu! Seni benle ödedin**

*, **) Metin Eloğlu
Hüseyin Alemdar

Arzuuu* Okay

dudaklarım geziniyor gecenin ağzında
güzel ırmak çürüğü pastel bir günahla
beyaz masum ve ıslak
dolunay lekeleri içinde tenim
kasıklarım aşk eziği bir grilikte kirli sanki
dudaklarım ki tüyden öpüş valsi
sen ey jezabel gibim
çocukmuşum gibim gidip geliyorum senle
düşüme
akşamıma
geceme
öptürüyorum seni

hayatım ruj imgesi sinema hazzı şimdi
geçmişime sarkan flu gençliğini seyrediyorum
gece ki mağdur bir dokunuş izi
çocukluğum gülhatmi suskunu elhamra sineması
usulca öpüyorum bembeyaz nilüferlerimi
yüzün ki ne kadar da şiir
– kalbim n’apsın!

U: İstanbul’da kadınlar uzunboylu
U gibi güzel

Hüseyin Alemdar

Anne Vakti

Neyi gerçek seversen o kalır, gerisi döküntü
Neyi gerçek seversen koparılmaz senden*

Beni bir şiirden mi doğurdun anne anneler başka ne doğurur
beni bir şiirden mi doğurdun anne mısrâlar bana anne diyor
büyümüş de küçülmüş çocukların konuşamaması şiirden
ömrümün hikâyesi her sayfası buğulu nasihat defteri senden
her anne bir anne yumağıdır çocukların kalp albümünde
çocuklar ağlasalar da birer gül inceliğidir annelerde
sahi, beni bir şiirden mi doğurdun anne anne hanginiz!
çocuk gitmekti anne kalmak hani! hani hep kalmaktınız!
gitmek bir kalmak ikidir–anneler hep iki kişidir
ikinin biri sevmesidir cennet cennete anneden gidilir
kim uzun susarsa bilin ki daha uzun konuşur içinden
bir yılda bir gün ne ki her anneye bir Anne Günü lütfen
evlerin odalara buyurgan bakması babaydı da anne kimdi
annem dört harften yapılma ev kışı bir susma şimdi–
A öyle ya da böyle mahcup bir türküdür ömür dediğimiz
N insan en içli tenhasından kanardı tenhalık siz miydiniz
N anne sözü ilktir anne sözcüğü hep liriktir
E hiç düşündünüz mü tanrı sesse anne tanrıdaki ses midir!
âh, hatıralar da ân gibi ölümlü müdür yoksa–
dünya dursa, tüm gidenler dönse, hayat herkese anne olsa
neden uzaklar gözanne de yakın herkeste bir kekeme
Doğum şiir de ölüm ne?

Beni bir şiir olarak yeniden doğur anne!**

* Ezra Pound
** Mehmet Yaşın

Hüseyin Alemdar

Yedi İnceltme İmi İnceliği

       Şâir kızı Âsûde Alkaya için

1
Ağzının bardağı dolusunca
susabilirsin şimdi
Çocuk ve Allah bir Dağlarca ile konuşmak gibi
üst dudağına konan
o küçük cennet kuşunla
lâl lâhika ve şehlâ
lâ lâ lâ üç inciltme imi ağladın bak
ağladın ve ağlamanın koynuna doğdun
üç gün üç gece yüzünün şiirini öptü annenle baban
âh, çok uzaklarda beyaz bir ağlama şimdi babaannen
adının beş harfini ithaf ve iltifat çiçekleriyle doldurdu
zarif jestlerle kat kat şâir amcalar:
Â-sû-de–
şâirler olmasa yerlerinden sıkılır çiçekler de!

2
Adın Âsûde ya
gözlerimin albümündeki küçük sevinç
mısrâ mısrâ âşikâre bir şiir ol’cağan büyüdükçe

3
Lâle
Karîn
Leylâ
Şîran
Nalân–
ayrı bir güzel her biriniz
ama, Âsûde bir im fazla!

4
İnan bana taşra kâlb küçüğüm
uzaklar olmasa kimse inanmaz Allah’a
kelâm kelâm ömrümü uzaklara götürürken
dönüp seni yakınsamak var ya
dört rekât namaz

5
İyi bak, ben de bir babayım, üç kız babası hem de
sen geldin ya duygularımın toplamı 3+1
:ne gereği var ki şimdi sizi geçmişime götürmenin
kim bilir kaç kez eridi içimde aşkın kum saati
merak mı ettiniz!
her aşk denemem düşme vadimde donmuş birer şelâle–
bak işte, dokunulup bırakıldım yine!
Hani, hayatın İslâmî ince dûa şiirini ağzıma dökecektin Zennûbe!
Hadi kızlar, hadi içimin can parçaları
bana koşan elleriniz birer gonca incelikse
gidin bakın, beni çekmeyen aşklar uzağımda mı hâlâ
jest sevaptır sevaptan ölmez insan
tutup tutup âşık olun e mi aşklarıma
Aşk, ellerimin arasından kaçtı iyi mi!

6
Elimdeki bu son gülden kan mı damladı sahi
kan bende gül sende kalsın
kanı ben temizlerim, gülü sen incelt incele
Gül, asla kandan almaz rengini Âsûde!

7
Bi’şey daha var, bu şiire çok benzesem de
beni ucun ucun hayata çeken bir rakam 7
şavkı da şevki de akmamış gül lekesi
sen bakma bana, hep Âsûde olarak kal–
hayat çoklarında Âsû ile Sûde!
ölüm bende defterlere saklanma
aşk bende paranoya
Dön geri bak, bana!
Bak hiç yaşlanmamışım, kâlbi sinema o çocuğum yine
aşkın ipek elleri şimdi süpürür saçlarımdaki beyazları
meraklanma–vedâ değilim, olsam olsam bûseyim
Hadi git, al getir bendeki kardeşlerini!

7+1
seni inceltme işaretleri eleverdi çocuğum*

* ) Haydar Ergülen

Hüseyin Alemdar

Nişane

Banu S’ye hep…

1
ister üzül ister üzülme, ben her ikisiyim nasılsa
kalbimdeki yalnızlıkla geldim bu bedbaht dünyaya
ağzımdaki yalnızlıkla gideceğim
kadın var, tanrı var, aşk yok diyerekten
kadın var diye tanrıya inanaraktan
böyle nebi’l böyle derin böyle ağlaya ağlaya

2
kalp solda aşk sağda olduğundan
kınım ve bıçağım sende durduğundan
içimi ellerinle yunduğundan–
eğil bak içime zamanıdır, içim senindir!
seni sana bir bir göstereceğim!
anladıklarımın kitabı var orda: aşk kadın mahşeridir!

3
senle ve harflerle uğraştığımdandır harap ve hurûfi bir adamım
tesadüfe bak ki, “h” harfiyle başlayan hüzünlü bir ad adım
gidip gidip ellerinin cennetinde ölsem de yedi harf
inanıyorum ki, benden başka hiç kimse dolduramaz kader hurûfatımı
b: boynum ve öpülme yerlerim boğum boğum kangren
s: parmakuçlarım zehir uçlarım, kalbime dolanan yılan
ömrüme baka baka anladım ki aşk denen mabet yalan

4
bak, sen yine yoksun, sahi hiç olmadın ki
memleket işi çakımı sevgili edasıyla etimde gezdiriyorum
tek kelime Kürtçe bilmesem de senden vahiy kızım–Bejan Sidre
Hakkâri uzağı bir Kürtçeyle ne de içli ağlıyor–
oysa ben seni ağzındaki ve saçlarındaki İzmir’den sevmiştim
bağışla, hastalıktan mı yaşlılıktan mı ölüm duygusundan mı ne
insan kendini yas aşireti içinin doğusunda buluyor
âh, hazır bulmuşken, sende kendimi bi’güzel öldürebilsem
işte o zaman, ben de sana fena halde fotojenik gelirim!

5
kanser şâir hastalığı değilse eğer, beni bir kadın öldürsün
vefâ’
en
ve lütfen!

Hüseyin Alemdar

Kan Kalesi

Hayriye Ersöz’e

1

parmak uçlarımda duramıyorum artık
içimdeki balerin kırdı pointini baletinin
kişi ancak kan susunca anlar ya kendini
anladım, aşkı ağrı olanın şehri ücradır
içi derinine anlam kesiğidir insanın

2
bir uzun Trabzon ölüsü şimdi kâlb sevgilim
alt dudağımın kıyısında -gözleri Rum evleri

3
boşluğa sıralanmış basamaklar: bende
duygularda düşme boşluklar: bende
düş düş kalbi kan hecelemek: bende
çık çık cennet-i hece, git git nisyan: sende

git ve hatırlama n’olursun
hatırlayan herkes mağluptur çünkü ya da kün’lâl!

4
Araklı’da doğdum
nüfus ve nifak yoğunluğunu saymazsak
yaşadığım yer doğduğum yer gibi
-tek varlığım şairlikse-
yeryoksu gökyokuş Paris’e gitmek
orda ölmek isterim
Arz/U ve Paul Celan hatrına

5
göz susunca kalp
kalp susunca göz görürmüş
bağışla, hiçbir yerim görmüyor bugünlerde
kalbekemgöz zifiri bir bîzar Hüseyin’im kendime
ben hariç dünyalı doğrusunuz her biriniz, ben ne derim
denizlerinize attığınız taşlar bile seker bana düşer geceleyin
kadınlarım benim, kırılma defterlerim

6
biliyorum, bıçak da bende kın da
ben bıçağı çeksem çeksem kendime çekerim
heyhat! kınım ki kendime kan bardağı dopdolu
her aşkta parmaklarımın ucu kan kırağı‑
göğsümdeki yaranın altı kilometre doğusu
inan inanma, iki yüzü bileyli Sürmene bıçağı

7
hüznüm silme Araklı çarşısı!

Hüseyin Alemdar

Kedi Ağlaması

                                 Tek Vuruş şairine

Kendini yalnızlıkla açıklama yalnızlık bitti
yaşın kırkı devirmişse kalbin de bir kedidir unutma
ve birer patidir artık ellerinin her biri
kafayı iki el arasında tutmaya yenilgi denir
içine döktüğün her ağlama yüzündeki çizilmedir

Kendini aşkla mevsimleme aşk bitti
yarısından sonra her şey günahtır nasılsa
de ki vekâleten sevdim, vekâleten evlendim, vekâleten öldüm
ısısı parmakta sönen nikâha devr-i kış denir
insan tanrı cümlesidir en iyi kendinde gizlenir

Kendini mesafelerle anlamlandırma mesafeler bitti
kim “Hüseyin” dese dönüp bakma artık-mesafeler apse
zaten kalp pası diyorlar boşluk denen her şeye nedense
göğsünün çukurunda boğulana sürç-i lâl âdem denir
sonunu üç kez yazan için yaz bile gücenmedir

Kendini şu dört şeyle çağrıla hayata (ne de olsa abimsin)
1) adını unutana kalbini hatırlatma-hayat murdar, anla!
2) bir tek bahtına ağlayan kadınlarda kal ve gençliğini affet
3) canlı tut tef’ini daima, herkes biraz çocuktur her yaşta!
4) düştüğün her hatırada doğrul ve kendine çiçek ver

Kendini kederle ölçümleme keder de bitti
kendinin kedisi aynalara bakma aynalar renksiz unutma
bak, kızımların doğru söylediği yaştayız
kanın tene bağırmasına paranoya denir
kıskanma! ölüm de pekâlâ süslenir

Sahi, ağladın mı!.. Her canlı ağlamaz ki
-sensiz siyah bir ömrün kendine eğimiyim
içinde kalbi olan ağlar ancak başka ne deyim!

Hüseyin Alemdar

Cem’âh Süreya

                                    “Kan yok kelimelerin altında cemal süreya
                                     Kanın altında kelimeler kazısan okunacak”

                                                                             Hayriye Ünal

I
Yeni şeyler söylemenin eski tadı yok Cem’âh abi
adı Güzelleme de olsa içadı âh-ı güzel şiirlerin
güle günâh hohlasan, sapına şiir dolasan da alan yok
sahi, gül de artık şiirden sayılmıyor bak
Mardin mızıkası susmuş bir yas uzakta
Kars’ın üstüne karı kan bir kış çökmüş nicedir, okunmuyor
türkülerde ağlamanın öksüzü bir adressizlik Tunceli
haklısın ‘kan var bütün kelimelerin altında’ halâ
iki güvercinin arası ters dönmüş Üvercinka gibi
senden sonra kadın da, aşk da ölüm gibi bir şey Cem’âh abi!

II
Ama iyi ama kötü kimse artık şiirden ölmüyor
bir dize daha söylesem sanki her şey düzelecek
iki adım iki kalp söylüyorum bak,
düzelen bir şey yok Cem’âh abi
kimse kimsenin içini ellemediğinden mi ne
herkes herkese hiç kimse bilesin
iyilerin tanınmış kırmızılarda bordolaşması
ne kötü be Cem’
al
abi!

III
Şiir diye bir uğuldama,
ölüm diye bir ufalanma var galiba Cemal abi
sen sessiz korkunç upuzun ölmüş de ölmemiş gibisin ya
orda, Kulaksız’da-
bağışla, ağlamam geçmiyor ne yapsam
sesimi kar soğuğunda yıkasam da!

“Sesim tanınmaz bir çocuk sesi.”

Hüseyin Alemdar