Yürek

Pilar’a

Bilmiyor adımı
Ev sahibi olduğum bu yürek,
Bir şey bilmiyor hakkımda
Yaban bölgelerden başka.
Kandan yapılma yüksek platolar,
Yasaklanmış kalınlıklar,
Nasıl fethetmeli sizi
Ölüme atmadan?
Nasıl yukarınıza çıkmalı
Gecemin ırmakları
Kaynaklarına dönen
Balıksız, ancak yakıcı
Ve yumuşak ırmaklar.
Çevrenizde dolanıyorum
Elime geçiremiyorum,
Uzak plajların gürültüleri,
Ey toprağımın akıntıları
Açıklara kovuyorsunuz
Oysa sizim ben
Sert kıyılarım,
Ömrümün köpükleri
Sizim ben.

Güzel kadın yüzü,
Uzayla çevrili beden
Bir yerden bir yere giderek,
Nasıl yaptınız
Girmek için bu adaya
Benim giremediğim
Ve her gün
Daha sağır ve garip
Oraya ayak basmak için
Evinize girer gibi
Uzatmak için elinizi
Bir kitap almak ya da
Pencereyi kapatmak
Zamanı olduğunu anlayarak.
Gidiyor, geliyorsunuz
Acele etmiyorsunuz
Yalnız bir çocuğun gözleri
Sizi izliyormuş gibi.

Tensel kubbe altında
Kendini yalnız sanan yüreğim
Mahpus, çırpınıyor
Çıkmak için kafesinden.
Ona diyebilseydim
Bir gün dilsiz
Ömrüne çepeçevre
Bir çember yaptığımı!
Apaçık gözlerimden
Dünyanın acısını
Onun içine indirtebilseydim
Ve sollayan her şeyi,
Dalgaları ve gökleri,
Başları ve gözleri!
En azından solgun
Bir mumla aydınlatırdım
Gösterirdim ona gölgede
İçinde yaşayanı
Hiç şaşmadan.

Jules Supervielle

Tanrısız

Yıldızlar arasında ilerliyorum iki kör köpekle
Yolumu aramak için bazen birbirine yaklaşan.
Yeryüzüne benzeyen bir şey görünmüyor buradan
Ancak bir tuzla kokusu geliyor dudaklarıma
Neredeyse insan bir kuş gibi kafesinde
Başımda dönen bir ses duyuyorum.
Her günkü yüreğim, burada karadır tansökümü,
Taşan gök altında yanmak istiyor boşu boşuna.
Gecenin kırağısı felç ediyor havayı,
İlerliyorum ve bin kez çıplak duyumsuyorum kendimi.
Böğrümü, sırtımı, başımı ve göğsümü
Bana yakın olan Yabancı’nın mızraklarına vererek
Gidiyorum gözlerimin tanrının izlerini görmediği
Bulutlu bir toprağa ayak basarak
Ve arkamda yalnızca başdönmesinden kalanı bırakarak
Uzaklarda yarası zorlukla kapanacak.

Aç zürfalar
Ey yıldız yalayıcılar,
Çayırın kargaşasında
Sonsuzluğu arayan öküzler,

Onu koşuda yakalayacağını
Sanan tavşanlar,
Altınızda saklandığını
Bilen kökler,

Ne oldunuz, yitmiş,
Kara kumlardan başka
Desteği olmadan yaşayan
Benim için?

Bazen hava kasılır
Biçim alana kadar.
Ruhun iki yanında
Ne çıkacak ortaya?

Yeryüzü anıları
Ne ad verirsiniz bir ağaca,
Plajda bir dalgaya,
Uyuyan bir çocuğa?

Yatıştırmak isterdim
Sızlanan belleğimi
Sabırla bir öyküyü
Anlatmak isterdim.

Uzayda bir tek benim yolumu yitirdiğimi sanan
Dostların çevremde başıboş dolaşan elleri
Beni arıyorlar tam yeri bulamadan ve yola çıkıyorlar
Açıkta kaçıp giden Yeryüzü’ne doğru.
Köklerinden yoksun bir palmiyenin yaprağı
Durmadan bir şarkı mırıldanıyor kulağıma.
Yanıbaşımdaki gök tedirgin ediyor beni, yalan söylüyor,
Arkada donup kalmış iki köpeğimi aldı elimden,
Kan yitirişlerini, kımıldamadan havlayışlarını duyuyorum,
Toplanıyorlar yıldızlar ve zincir uzatıyorlar bana.
Uslu uslu bileklerimi uzatmam mı gerek?
Yaza inandırmaya çalışan bir ses
İnsan yorgunluğuma bir park sırası betimliyor.
Gökyüzü hep burada, yolunu kazıyor,
İşte göğsümdeki kazma darbelerinin yankısı.
Ey alçak gök, dokunuyorum sana ellerimle
Ve başım önde dalıyorum göksel madene.

Jules Supervielle