Su, Rüzgâr ve Namus

Daha çocukluğumda,
Dinlemiştim bu masalı:
Su, rüzgâr ve namus
Bir gün saklambaç oynamışlar.

Önce su saklanmış;
Fakat çabuk bulunmuş
Derin vadiler arasında…

Sonra rüzgâr saklanmış,
Onu da bulmak kolay olmuş
Yüksek dağların tepesinde…

Sıra namusa gelmiş
O da şöyle söylemiş:

Dinleyin bir kere,
Ben kaybolursam
Bulunmam hiçbir yerde…
İşte, o günden beri namus kaybolunca,
Bulunmaz hiçbir yerde.

Sándor Petofi

Çağımızın Şairlerine

Öyle kolay sanma sen bu işi, kardeşim,
hemen kalkışma tellerden şarkılar döktürmeye!
Sazı bir kere eline almaya göresin,
bir görev yüklendin demektir, bilesin,
çok ağır bir görev, ve belâlı.
Geldinse anlatmaya yalnız kendi derdini, kardeşim,
yalnız kendi zevkini anlatmaya geldinse,
bırak elinden o kutsal sazı,
sana burda hiç kimse kulak asmaz.

Biz yaşamadayız bugün bir çölde, kardeşim,
çok eskilerde bir Musa vardı hani,
işte biz o Musa gibi yaşamadayız bugün;
tanrı tekparça ateşten bir kılavuz vermişti ona,
o da ateşten kılavuzun peşinden gitmişti.
Bugün tanrı tekparça ateşten şaire ne der bak:
Sizsiniz halkı mutluluğa götüren yolu aydınlatacak.

Ey şairler, gireceksiniz halkla kol kola,
alevlerin, fırtınaların içinden geçeceksiniz,
hiç durmadan yürüyeceksiniz, ama hiç durmadan;
alçaktır halkın bayrağını elinden düşüren de,
şurda, geride, bir kenarda gizli gizli,
bir parça dinleneyim, diyen de alçak.

Halk bakacak, görecek, anlayacak,
acı çeken kim, başkaldıran kim, dövüşen kim,
kim işi oluruna bırakmış,
kim günü gün eden,
kim şarlatan,
kim korkak!

Peygamberler çıkacak, yalancı ve kurnaz,
durun, diyecekler size, durun, ey insanlar,
işte burası, diyecekler, sizi yaşatacak yer,
işte burası bolluk ülkesi, mutlu toprak.
Bu korkunç yalanlara kanmayacak ama hiç kimse,
ne açlık kanacak, ne susuzluk kanacak, ne de umutsuz yaşamak,
haykıracak güneşte kavrulan milyonlarca insan,
hepsi yalan, diyecekler, hepsi yalan, hepsi yalan.

Ne zaman eşit pay alırsak bolluk sepetinden,
ne zaman hepimiz sırayla oturursak halk sofrasına,
ne zaman her eve girerse bereketli aydınlığı bilimin,
ne zaman pırıl pırıl yanarsa tekmil evler aydınlıklar içinde,
işte o zaman deriz, burada duralım, tamam,
işte burası bolluk ülkesi, mutlu toprak.

Biz o güne kadar, dur durak bilmeden
sürdüreceğiz amansız savaşımızı,
dağ taş demeden yürüyeceğiz,
gözler çakmak çakmak, yumruklar sımsıkı.
Sonunda, bütün bu çabalara karşılık
hiçbir şey geçmeyebilir de elimize,
yola çıkarken zaten biz bunu göze almıştık.

Ölüm kondurup alnımıza yumuşak bir öpücük,
kaparsa usulcana göz kapaklarımızı,
ve ipekten kefenler ve çiçekler içinde
alıp korsa bizi kara toprağa,
bu bile yeter de artar bize.

Sándor Petofi

Bir Düşünce Kurcalar Kafamı

Bir düşünce kurcalar kafamı:
Yatakta, başım yumuşak yastıkta mı ölmeli?
Yoksa bir karanfil gibi mi solmalı yavaşça,
gizli bir kurdun içten içe kemirdiği?
Sessiz sedasız eriyip gitmeli mi yoksa
boş bir odaya bırakılmış mum gibi?
İstemem, tanrım, böyle bir ölüm istemem!
Ölmeyi dilerim ben, ölmeyi birdenbire:
Ayakta, yıldırımla parçalanan bir ağaç gibi,
kasırgayla devrilen bir ağaç gibi ölmeyi,
uçuruma yuvarlanan bir kaya gibi,
tepeden tırnağa titrete sarsa yeri göğü.
Uyanacak bir gün kölelikten usanan halklar,
koşacaklar savaş alanına doğru.
Yüzler yalım yalım, bayraklar altında duracaklar.
Dört bir yanda pırıl pırıl şu onurlu parola:
Herkese özgürlük! Her yerde özgürlük, her yerde!
Yayınca halklar bağıra bağıra
bu sözcükleri dört bucağa, doğudan batıya,
ve başlayınca saldırılar zorbalığa karşı,
isterim ölmek en ön sıralarda,
isterim sulasın yüreğim o şeref tarlasını
gençliğimin fışkıran al kanatlarıyla.
Ağzımdan çıkan mutlu son sözüm
bastırılsın isterim çelik gürültüsüyle,
borazan sesiyle, top gümbürtüsüyle.
Kazanılan zaferle atlar kişnesinler,
var hızlarıyla çiğneyip geçsinler cesedimi,
bıraksınlar paramparça gövdemi savaş alanında.
Başlayınca sonra cenaze töreni,
getirilsin bir araya bütün kemiklerim,
matem marşları çalsın durmadan
kara tüllü bayraklar altında.
bir mezara gömülsün kahramanların hepsi,
senin uğrunda can verenlerin hepsi,
ey özgürlük, ey dünyanın özgürlüğü!

Sándor Petofi

Şiir

Hiç bilmezler kadrini senin, ey kutsal şiir!
Soysuzlaştıralım şunu, derler,
alırlar ayaklar altına seni,
bir güzel çiğnerler.
Kulak ver şu imansız papazların çığlıklarına:
Yokmuş farkın bir beyzadenin salonundan,
yaldızlı, göz kamaştıran, baktıkça bakılan.
Ama o salona kimler girer?
Yalnız cilâlı ayakkabısı olan.
Yalancı dudaklar, susun!
Kesin sesinizi yalancı peygamberler!
Şiir hiç de bir salon değil,
kibar takımının çene çalmaya geldiği.

Bütün insanlara açık bir kapı o,
mutlulara, mutsuzlara açık bir kapı.
Yani, kutsal bir tapınak,
yalınayakların da girebileceği.

Sándor Petofi

Ne İdi?..

Aşk benim için ne idi ? Çok kere, gözyaşından bir ırmak. Üzerinde hafif bir sandal yüzüyordu; içinde sandalcı benim ruhum ve onu iten rüzgâr ahlarımdı.

Aşk benim için ne idi ? Istırapların ormanı. Sık merkezinde kurtların bağrışı ve yarasaların çığrışı duyuluyordu.

Aşk benim için ne idi ? Kelebekleri kovalıyan, bir hendeğe yuvarlanıncaya kadar soluk soluğa koşan akılsız, budala bir küçük çocuk.

Aşk benim için ne idi ? Ölen ümitlerin, derin elemden dokunmuş kefeni; yahut, beni idam yerine götürdükleri kızıl araba.

Şimdi benim için aşk nedir? Gül ağacında minimini bir kuş yuvası. İçinde neş’e ile ötüyorum; ve fırtına onu bozarsa biraz öteye gidip başkasını yapıyorum.

Şandor Petöfi
Tercüme : Necmi Seren
Aşk ve Hürriyet Şiirleri / Ahmet Halit Kitabevi / 1943

Aşk ve Hürriyet Şiirleri

… Aşk bugünündür ; dostluk dünün ve yarının.
*
… Güneş bile, batacağı zaman ışığını bol bol dağıtır…
*
… Hürriyet çok pahalı bir maldır ; bedava değil, para ile verirler : Paranın en kıymetlisi ile, kırmızı kanla…
*
… O kadar neş’eli şeyler konuşalım ki bizi dinlemek için zaman bile dursun…
*
… Allahım, Allahım, insan göğsünü niçin bu kadar küçük yarattın ? Saadetim içine sığmıyor…
*
… Korkak köpek hiç durmadan havlar…
*
… Aşk herşeyin yerini tutar, fakat hiçbir şey aşkın yerini tutamaz…
*
… Şiir süslü insanların dedikodu yapmak için gittikleri konuşma salonu değil, ibadet etmek istiyen, mesut – bedbaht herkese açık bir binadır. Şiir, nalınla, hattâ yalınayak girilebilen bir mabettir.
*
… Tebessüm, çok zaman, gözyaşlarının maskesidir…
*
… Mezar tümseğinin yanında duruyorum ; lâkin yine, bana, dünyanın en uzak yerinden daha uzaksın…
*
… Kederli zamanlarda yüzüm şendir ; çünkü, bana acımalarını istemem…
*
… Fırtına gibi, ya yap, ya yık; işin bitince de, işini yaptıktan sonra dinen fırtına gibi, sus. Ruhum bulut, öfkeli bir bulut ; sık sık yıldırımlar döküyor. Lâkin, sen korkma güzelim. Yıldırım meşelere vurur; çiçeklere değil…
*
… Aşkın esaret olduğunu söyliyen, hiçbir zaman sevmemiş olandır. O kanat verir, kelepçe değil…
*
… Biz Güneşle birbirimizin sevgilisiyiz. Ne vefalı iki sevgili ! Kimbilir : ben mi ondan ısınıyorum ; yoksa o mu sıcaklığını kalbimden alıyor…
*
… İhtiyarlık hayatın sadece yankısıdır…
*
… Yeniden sevmek istiyorum, lâkin mezarda yatan kızı unutmadım… Dağın eteğinde çiçekler açılırken tepesinde henüz kışın karları bulunur…
*
… Istırap ağır ağır, fakat, yorulmadan ve durmadan kemiren bir kurttur…
*
… Hayat kitabından “dost” kelimesini zaman sileli çok oldu…
*
… Istıraplı hayatımın vefalı, doğru bir arkadaşı var; felaketle pençeleştiğim zamanlarda benden ayrılmayan yalnız odur.
   Vatanımda bir vahşi gibi saklanarak dolaşırken, kaynaklardan su içerek açıkta yatarken o benimle beraberdi.

   Bu bir tek dostum şiirdir ; o her zaman benimle beraberdi. Bütün felaketlerim arasında, sahnede ve nöbet yerinde şiir yazdım.
   Şiirlerimin faydası olacak mı ? onlar babalarından çok yaşıyacaklar mı? mezarımın gecesi beni koynuna aldığı zaman, üstümde, ay gibi parlıyacaklar mı?…
*
… İlkbahar geldiği zaman çiçek açılmaktan menedilemez. Kız bahardır, aşk çiçek. Bahar gelince çiçek ister istemez açılır…
*
… Bir gün şarap kadehi yanından ölüm beni kovalamıya gelirse bir yudum daha içeceğim ve ey mezar, buz kucağına gülerek atılacağım…
*
… Teselli edilen ıstırap sevincin kendisinden belki daha tatlıdır…
*
… Kalbim bir sağanağı içecek kadar susuz ; halbuki üzerine bir çiğ tanesi bile düşmüyor…
*
… Beşikten beri kafana soktukları nedir? Vazifelerin. Ben sana haklarını öğreteceğim…

Petöfi Şandor

Aşk ve Hürriyet Şiirleri / Tercüme : Necmi Seren / Ahmet Halit Kitabevi / 1943 (Sayfa 80-69)