Sen Elimi Tutunca

sen elimi tutunca kalbi karışıyor içimdeki adamın
sen elimi tutunca iki küçük asker
cennette kapıları çalıp çalıp kaçıyorlar
sen elimi tutunca leylekler uyumuş
burunları nemlenmiş, maskeli süvariler damlarda
açmışlar rakıları, atları peynir kesiyor
sen elimi tutunca çinli bir şairin yamağı
dizeleri mutfakta bırakıp orman yoluna çıkıyor
kirazlar açmışlar çiçekleri, ilkyazmış
sonunda sen varmışsın yaralı ülkemizin
sen elimi tutunca sonunda
dediklerini anlıyorum denizin
sen elimi tutunca bana geldim de
sen olmasan ben kimsesizim

sen elimi tutunca aklı dolaşıyor içimdeki adamın
iki küçük asker cennette kurşunkalemle mektup yazıyor
sen elimi tutunca mahallenin kızlarına
görülmemiş mektuplar getiriyor postacı
postacının şapkasında kar var karın kalbinde gökyüzü
çinden biri gelmiş, turşucular şiire başlıyor
sen elimi tutunca sonunda
kadrosu tamamlandı meyhanemizin
mesut cemil bey, vaftizci yahya
elini öpüyor hanfendimizin
todori’nin köpeği filozof necla
diyor ki neyim eksik benim bir turşucudan

sen elimi tutunca aşiyan tepeleri boydan boya erguvan
sen elimi tutunca iki küçük asker
cennettten kesip kesip atıyor tepeme şiirleri
sen elimi tutunca ben hülyalı bir muaviniyim
hong-kong’da bir minibüsün
sen elimi tutunca bütün sureler aklıma geliyor
ezberlettiği lise müdürümüzün
sensiz sarsak sepelek bir tavuskuşuyum
bilgisizim, yorgunum, çaresizim

ben yalnız bir şairim sen elimi tutunca
sadece bir şairim sen elimi tutunca
yanımda çinli sadık bir yamak
erguvanlardan… erguvanlara…

HAKAN SAVLI

Gözlerin

Aşk

ezik bir şey vardı gözlerinde, bana kendimi hatırlatan

…gözlerini yumunca sen
zühre mavisini sehere saçar
Şirvan’lı bir er rüyasında Halep’ e uçar
içtimada bir adım öne çıkardım
çünkü aşk beni seçer

…sen memelerine düşen ışık
parçalarından habersiz
uyurdun hafifçe içini çekip…
ben gözlerindeki ezik
ışıkta kalırdım…

anlardım iki meleğin vardı senin
biri sarı biri pembe
iki dövmen vardı
biri benim biri akşamüstünün
iki kalbin vardı
ikisi de uzaklarda benden
benimse iki küçük
sözcüğüm vardı
seviyorum seni

ve ben kayboldum…
sana karışan bir akşamüzeri
ezik gülüm, akşam tozlum, sende kayboldum
aşk mı bu dedi ihtiyar akasyalar
ne bileyim ben…ben sadece kayboldum
öptün beni gözlerinin imkansız köylerinde
peşinde çocuklar, kavalcılar, kumrular
dışarda ne kalmış -umrumda değil
gözlerinde kayboldum

Hakan Savlı

Unutuş

…ne kaldı o akşamüstlerinden
ne vardı çantanda
eski pudra kutuları mı
kapağında hayallerin yarıkaranlığı mı,
belki bir ruj, bir toka, bir kırık kurşunkalem
şarkını sakladığın o gizli güzellikler
açıp bakamadığım…

hiçbir şey kalmadı hiçbir şey kaldı
kopçaların mı açamadığım
mutluluğu hayale hayalleri rüyalara
bağlayan, rüyaların akşam karanlığında
yalnızlığı uzaklığa, uzakları karanlık
ovalarda sarı soluk ampullerin ışıklarına…
akşamüstü renkli kumlar
diyarından ne geçerse
gözlerinin ardının kırlarında çobanlar
artık neyi seçerse
dinledim unutuşu

ben gözlerinin ardından geldim
kırlar, kumrular, trenyolları
kahvelerde bir başıma aşkı düşündüm
borsalan filan kapanmıştı dünyada
‘ceylan’ dedim ‘… sen benim ince yanımsın’
soğuyan akşamlarda aşkı düşündüm
bilmem ki neydi ne vardı dedim
korucuların ateşleri mi
bezzazların göz yaşları mı
sılalar, turnalar… dinledim unutuşu

gel tut elimi ben gitmedim ben unutuşum
ben tozum o eskiden de yazdığın,
gel tut elimi sana verdiği
yumuşaklığı senden geri aldı
gel tut elimi ben gitmedim ben yokoluşum
caz saatleriyim eskiden de yazdığın
gel tut elimi… saklı acılar…
aşikâr şeyler için

… gel tut elimi, hiç kavuşmamak
ve müzik için

…aşk … iki kapılı bir evren…
ikisininde rengi başka
gel tut elimi, kapıyı ben kapatmadan
unutulan müziği dinliyelim

Hakan Savlı

Divina Irmağı

her ayrılıkta bizden de bir parça kopar

sonra kaybolur bilinmez denizlerde…

yalnızca ikinizin
bildiği bir an kalır

… ve sürer müzik
bir tuşu eksik
bir piyanoda

ve göz yaşları
artık yalnızca
geçmişe akar…

rüyalar perilere

… Divina Irmağı
ayışığına

bir başka mağarada bir başkasının
kanadı acırken belki
ve artık toprakken kanatlarımız,
ayrılığın ışıklı treninde konuşuruz seninle

Bahariye tramvayı bahara bulanırken
zabıtalar Figaro’nun düğününü araken
ve aşkı henüz tanımamışken
bir ilkokul kantininde buluşuruz seninle

akar Divina
ayışığında

sarılırım horozuma
bir gözüm daha büyük

her ayrılıkta bizden de bir parça kopar

… üzülme artık

Hakan Savlı

Başyapıt, Padre

Tanrının kalbini düşünüyor peder, uyumadan önce.
Bir zamanlar bir fahişeye aşık olmuştum peder,hayat dolu
bir kızdı, tek istediği, piknik, dansa gitmek ve unutmak…
sonra öbür görüntüler, bu hayat
kimin yapıtı peder.

‘Artık senden bir başyapıt bekliyorum’ diyor, sırıtarak bir serseri.
Oysa tanrı mışıl mışıl uyuyor bu gece
ve kendi küçük şiirine çalışarak günah çıkaran
şair, onun bir roman kahramanı.

Hakan Savlı