Gün

Kadın evli

parmağında yüzüğü: zamansız aşklardan

(Yalnızlığı avlusuna düşmüş utancı
hüznün kapı aralığında mı öpüşürdü)

Evi yok erkeğin, hiç olmamış
Kollarında kelepçe: akşam rüzgârından

(Alır başımı giderdim kentlerden, şiirlerden)

Ömür boyu aşktan mı konuşmuşlar
ölüm boyu yaşamaktan
bahçeli bir evden, çiçeklerden
işe gitmekten aşka dönmekten
dolu fileler boş yataklar
sefertasları – dağların ardından
süper-marketlerden süper sevgilerden
dağların ardından seni sevseydim

Hiç gün güneş görmemiş mi ne
ikisinin de yüzü gündüzü

(Alır başımı giderdim acıdan rüzgârdan)

Dalında çürümüş yalnızlık gibi

Çok mu oldu uçalı gölgesi yalnızlığın yüzünden

Refik Durbaş

Düz Bir Aşk Şiiri

Seni ilk gördüğüm gün
gibi duruyor gökyüzü
iki kaşının arasında

Belli değil mi?

Sözün ucunu kaçırmış korkular
gündüz ile gecenin gölgesi
saçlarını savuran rüzgâr
bir de elinin elime değmesi
iki kaşının arasında

Ne çok ne çabuk unuturdun

Yürüdüğün yol, içtiğin su
düşlerine vuran ay ışığı
senin’çün büyüttüğüm zakkum
göz göze gelişin gamzesi
iki kaşının arasında

Belli değil mi?

Refik Durbaş

Ağlara Takılmış Bir Yürek

-ağlara
takılı bir yüreğin pes! haline dair hikayat-

can abdurrahman’a ve
yaşmağa…
bırakılmış bir gölün
dalgınlığında yüzüyor yüzün
ve
bir çöl gülü misali
imge imge çekiyoruz bu yüreği ağlardan

I.

hiçbir şey sağlam değil bu şehirde
diyor kadın
ne ev, ne arkadaş, ne sevgili
hiçbir şey yok bu şehirde bana doğal olan, bana doğan!

adam,
sol anahtarının ilk notasıyla başlayamadığından,
yapay diyor

kadın, başı avuçlarının koynunda
sol anahtarını düşünüyor

ve kuşlar sol anahtarında düşünerek gölgelerini
akıyorlar, başının üstünden

do, paspasın altında diye fısıldıyor
adam.

kadın doyu düşünüyor
başı avuçlarının oyununda
-kadın doğru düşünüyor-

alıyor paspasın altında paslanmış,
pes’leşmiş doyu
doooruluyor

do diyor kadın
bir ince, bir kalın
kapı, bir satırlık müzikle doğruluyor

ve kuşlar sol anahtarında bekleyerek gölgelerini
bakıyorlar kaçkere, kapının üstünden

kitliyor kapıyı kadın ardından
soyunuyor anahtarın rotasını
daha ilk notasından:

ben hiç küsmeyen biriyim,
açıklamasız gitmeyen bir de…

bir an’ı anlıyor adam.

bir an damlıyor:

dans başlıyor.

II.

adam bahsediyor,
saati zamana durmuş
saat kadına erken
adam zamana geç

(y)amaçsız rüzGAR’larda
yatıp kalktığından
gidip geldiğinden
UUUU’ldayıp durduuuundan bahsediyor adam
yüzükçü dükkanlarında unuttuğu dileklerden
aysberglerinin suyun dibindeki sıcak parçalarından
dışındaki yarım resminin, içindeki yarım sesi nasıl
tamamladığından
tıp tıp çarpan posta kutularından bahsediyor
postacıya hep beş kalan saatlerden bir de…

-ayağına basıyor kadının farketmeden, adam-

kadın,
dalmalara dinleniyor
kah kahverengi
kah ve rengi oluyor

ulan! diyor kadın adama
ulan!

ulanıyor adam

-kadın, utanıveriyor ayağının acısını-

kumral bir gece serpiliyor
etten, kemikten ve cünüpten tenlere
rüyalar göle duruyor abdestsiz

binbir günaha kumral, gece

biz meyk kreyzi diyor cennet papağanı, yılana

rüyalar satene duruyor
saten elmaya
etkem ve etken!
unutmak bir uyku hali diyor rüya, kabusa
etken ve etkem!
hayir uyku hali bir unutmaktır asıl diye sayıklıyor
kabus

hafıza çekimsizleşiyor
bir kedinin dört ayağı üzerine
çelimsizleşiyor

istihareye yatıyor kabus
ve geceye rüya

gece, göle dalıyor
göl geceliyor

gölgeceliyor kadının yüzüne
yüreğini adam,
bir dilden bir döle

gece gölü döllüyor.

Refik Durbaş

Öptüm Seni

Alnından öpmek isterdim seni
kirpiklerinin ucundaki kederden
dudaklarının ayışığından
çılgın sesinden yüreğinin
çığlığından acının

Asık yüzlü kötümserim sabahları
özellikle

Özellikle beni özlediğin geceleri
özlemek isterdim seni ne çok seven biriyim
ne mi kavuşmanın ve ayrılığın bedeli işte o zaman

Öptüm seni

Refik Durbaş

Türkçem Bitti Yanmışım

Sevdanın yaşını benden sorma
çünkü yanlıştır doğum tarihi

Ama kanıtlamıştır kimliğini hüznün

Yalnızlığın yaşını acıdan sorma
Çünkü zayıftır aile bilgisi

Ama sınıfı geçmiştir ticaretten

De ki Türkçem bitti yanmışım

Ve beni rujlara rimellere yaz
şehvet komasında bir gece ansızın
bir süzgün bakışa bir kadeh rakıya
bir sessizliğe yaz bir de rüzgara
zaman geçiyor ayrılık acı yalnızım

Sakın sesini ölüme alıştırma

Zulmün yaşını kederden sorma
dertli hayat haczetmiştir künyesini

Umudun yaşını öfkesinden sor
afişlerden yağmalansa da bedeni

De ki türkçem bitti yanmışım

Adımı bir çılgınlığa yaz
adımı
bir
karanlığa bir de aydınlığa
vakit yok gece amansız yalnızım
ve ne çok özlemişim seni
gitti gider işte gençlik
artık hangi sabah uyanırım

Sakın saati kurmayı unutma.

Refik Durbaş

Yıldönümü

Küçücük odamda karanlığın dizine koyup başımı
canını canıma kattığım günleri düşündüm bu akşam
yalnızlığın gözlerinden öpüp saçlarını okşadım rüzgarın
sevdamızın dudaklarından sevinci emdim bir de hüznü ve ayrılığı
küçücük odamda karanlığın dizine koyup başımı
düşündüm bu akşam, meğer ne çok hisli sevmiştim ben seni

Refik Durbaş