Paranoya Kırlangıcım Paranoya

İnsan güneşle dünyanın arasındadır
Senin sağında, benim solumda
hep ortasındadır ölümün
Durur bir nefesle bir nefes
arasında bir yerde, sabahla akşam
arasında her şeyi şaşırabilir
Yaprağa düşen yağmurdur
yapraktan düşen damla
Ne yapabilir, rüzgârından
merhamet dilemekten başka.

İnsan şaşırdıkça
delinir şüphe torbası
zehirler gözü.

Seni var ya, inleyişinden tanırım
kiminle öpüşsen duyarım sesini
teninin duygusu bulaşır, ateşi, kokusu
bacaklarının arasından ürperti
dudaklarına dolaşır
seğirir damar gibi

İnsanla herkes arasında nahoş tecrübe
Kırlangıcın zamansız göç nedenidir
O yüzden tizdir gagasından fışkıran
Bir daha dönmez yurduna.

Kalp, inleyişinden tanınır
Bir öpünce, bir de kırılınca.

Mahmut Temizyürek

Abartılar

Abarttığımı düşüneceksin gene sen diyorsun göl bu bense okyanus
Senle ben aynı şarkıyı dinleyip aynı yerde ağlıyoruz
Kim diyebilir ki kömür kara sana
Bir papatya gibi duruyorken kömürün yanında
Oluyorken ah incelik, ah kibarlık, sen bize neler ettin
Aşkımızı verdin kalabalıklara
Onu bir konuya indirdin
Öğüde çevirdin hayata dair
Kağıda geçirip susuz bıraktın serçeyi
Sana bakıyoruz ey çiçek sen bir garip gelensin
Büyüksün, içimizdekinden daha büyüksün
Annen desem değil, babannen de değil
Ülkemiz kalmış prensesler gibi her saniye ağır gelensin

Var mı yokluğun adı, ben onu hiç görmedim
O şarkıyı da görmedim, yok biliyordum seni görene kadar
Zaten acıya kandım aldanıp yaşamak diye
Sefil oldum, eksik kaldım, üzüldüm
Boyuna uzanacak kadar büyümedim
Bununla geldim işte nasıl yorsam
Da tutsam bacaklarından aşkın eteğine saklansam
Herkes o yeri kalbinde arıyor oysa değil
Orası sürgün yeri
Kalbimiz kabalığa taşkın, dahası yanık süt gibi
Unuttuğumuz herşey dibini tutmuş ya da tuz buz
Elbet küseceğimiz gün de gelir
Unutkanlıktan ağlayamaz oluruz
Herkes unuttuğu yerden başlar kendine
Yeni bir sözcük olur belki bir nota
Her düğme düştüğü yerde bulunur
Her buluşma bir ayaklanmadır ezelden beri
Öfke ne güzel yakışır bakışlarına

Mahmut TEMİZYÜREK

Hayatın Üç Mevsimi

Sonunda kış gelir. Ve biz hiçbir mevsim
yaşamamış gibiyizdir. Eskimiş bir herkes
yalnızlığı, kış gelir tazelenir. Kar tanesi havada
başka, yerde başkadır. Biz ona aşığızdır, havada
usul usul süzülüşüne ya da bir çalımla dünyaya
inişine… Kimileri “vruuu, vruuu” diye ses
ç›kardığını söylüyor. Duyuşumla söylüyorum:
“fü” diye düflüyor kar. Do, re, mi, fa, sol, la, si,
fü… Fü… Elini uzat erir; dokunmamalı, kış gelir.
Gölden yalnızca tuzlu su kalmışken kış gelir tuz
erir, gölün yarasına kar tuz basar. Eriyen ve
eritendir. Anılarımızı yanıltan kar. Anılarımız
mı? Döne döne erir kar, gölden kalan tuzdur anılar
Biz ki, birbirimizin yalnızlığına dokunmaya izin
verdik. Yaralarımız irkildikçe ürpererek sevindik.
Sevişmek bu dedik, acıyla buluşmak iyi dedik.
Gövdemiz hanlarıydı birbirimizin; sözlerimiz han
duvarı yazıları. Ne zaman ki vurulur eskiden beri
atların hamutları, şaklar zamanın meşin kırbacı;
kulağımızda üç beş saat uzaklığın nal uğultuları.
Kış gelir herkes yalnızlığı. Çekiliriz kuytulara.
Seni düşündükçe mevsimler dört döner
koynumda ve hep kışda durur.

Dünyanın dört mevsimi var. Gündelik hayatın
tüm çevrimi onlarda.
Hayatın üç mevsimi var. Ömrün üç çevrimi…
Ayrılık birinci mevsim.
Ayrılık diyorum ya, bu seni üzmesin. Ayrılık
yalnızca bir uzaklık duygusudur aşkta. İnsan
eskimiş bir herkes yalnızlığındayken bile iki
kişidir. Biri hep sen olan iki kişi.
Yankıda ben yokum
korkusu bulandırır gölü.
O yüzden kış gelir ve Ayrılık, ilk mevsim.
İnsan keskin bir ses duyar kar yağarken, biz ona
nedense uğultu deriz. Hem tiz hem koyu bir
sestir, bir kopuş sesi. Çünkü az sonra kar, karlara
karışacak ve biz ona kar diyeceğiz yalnızca. O bir
tane değil artık, kardır. Ölmüştür taneliği. Ölüm,
üçüncü mevsim. Arada bir daha var. Yoksullar
ona Yoksulluk Mevsimi der, bense Yoksunluk
demeliyim. Ya erken ya geç ya eksik ya fazla…
Herkes çıktığı suya geri dönen mitolojik attır.
Taa ki kar yağar tane tane, ağarır anılar…

Mahmut Temizyürek

Anam-Babam

Anam küfürbaz bir kadındı
Bu huyuna dün gece istemeden son verdi.
Babamsa “lan” bile demez
“Sen”i “Siz” gibi söylüyor hâlâ.

Anam kaynatasından başlamış küfre
Çorbasını beğenmeyen Deli Memed’in
Sülalesini ıslatmaya yediden yetmişe
Tepesinden aşağı boşaltmış tencereyi
Böylece devralmış delilik tacını
O akşamdan sonra herkes saygılı geline.

Sonra da erliği aldı kocasından, tanığım
“Vur hadi yiğitsen!” diye dikildiği gün.

Ben çok küçüktüm o zaman
Şimdikinden bile daha küçük
Bir inansam büyüyeceğim
Anam’ın dün gece gittiğine
Götbut, kazıkbüzük hiç daha
Tanışmamışım küfrün binbir haliyle
Anam dilin olsun diye öğretti bunları bana
Dünyayı küfürle paklar gelirdi akşam eve.
Küfürlerinden biri de “burcuva tohumu!”
“Ne çok küfredecek insan varmış ya rabbim!”
Rabbine de sözü varmış ama meğer
Kapatırlar diye saklarmış ev dönüşüne.

Evi dediğim derme çatma baraka
Her gelen Kraldı ama,
Her giden Güzel Abdal
“Abdalım kuzum yolun açık ola!”

Saray gönüllü bir barakaydı Anamın evi
Ağızlarını silmeden giremezdi polisler
O barakasaraya, On İki Eylül’de bile.
Tek yaptırımı şu: “Vurun öyleyse köpekler!”

Göçebelik büyük hüneriydi anamın
Saraylardan Bedevi çadırına
Damak tadı taşıyan köle bir gezgin.
Babamsa bir yerleşik köle
Gece bile çıkarmadı kravatını
Ya çağrılırsam hazır olayım diye
(Artık çıkarıyor, astım yüzünden o da)
Herkese pırıl pırıl hazırdır babam
Sen nehrine Siz nehri demese de
“Canın benim!” diyebilir
Sun Yat Sen’i de hiç sevmezdi.
Beykın’a hayrandı ama
Hiç bilmese de okuma-yazmayı
Oğlundan dinlerken “Denemeler”i
“Beykın dediğin adam, Alevi mi?”
Diye sormuştu bir gün dayanamayıp
Yanıt Anamdan geldi:
”Olur mu hiç İngilizden Alevi, salak!”
Babamsa olanca kibarlığıyla:
“Niye olmasın, İngiliz insan değil mi?”
“Şuna bakın arkadaş, derdi Anam,
Şuna küfür işler mi?
Babamsa Anamın öfkesine
“Get salak!” deyip deyip gülerdi.

Anam, küfür yetiştiremedi dünyanın hallerine
Benden bu kadar deyip dün gece çekip gitti
Belki sorgucularına kazık çakıyordur şimdi de.
Babamsa karıncayla kelebekten
İncelik ilmi dersinde hâlâ.

Mahmut Temizyürek

hayat hepimizden geniş ölüm her ömürden uzun

Ben hep gülümseyerek yaşadım dünyayı
Gülümseyerek ölüyorum her gün sizlerle
Baştan kendime basit bir yüz yakıştırdım
Rüzgârıyla haşır neşir çıplak bir tepe
Bir gök olsun istedim yüzümde, mavi, bulutsuz
Metin olmaktan başka şansı var mıydı yoksulların
Ben oldum işte, oldum ve öldüm

Sorduğum tek soru vardı kendime
(Öbürleri herkese ilişkindi)
şimdi gitsem benden ne kalır geriye?
Kaldı işte, ahdım kaldı dünyada
Yaralı bir alın
Gülümserken unuttuğum dudaklarım
Ve yurdumu dolaşan kanım kaldı sizlere
Kanım her yere bulaşıyor
Aşçının kepçesine, marangozun rendesine
silahın namlusuna, kalemin mürekkebine
yargıcın cübbesine, âşıkların neşesine
çocukların oyununa karışıyor
Dağılıyor, çoğalıyor, yalıyor sokakları

Habere çıkardım, dünyanın yaradılışını görmeye
Alevlerin, kurşunların arasından sekerdim
Ağaca bakar ağaç olurdum, köpeğe, göğe, serçelere
Yaprağa bakar yaprak olurdum, tırtıla, kuşa, yaşlı teyzelere
Umutsuzlara bakar iç çekerdim, hallaçlara, sütçülere, çerçilere
Bütün otobüsler giderdi benle, istanbul-hafik, istanbul-refahiye
Ev içlerine bakar ağlardım, buğday demetlerine, duvardaki ali’ye.
Cemlere, kahvelere, meydanlara bakardım
Herkes gibi çopur yüzlüydü hayat
Kibirliydi yoksullar, kibirli ve atak
Sözcükler hırçınlaştıkça dilsiz ve bataktılar
Böyle bir dünya dermiştim kendime
Hakikat gizlenmişti buralarda bir yere

Ne ölümler gördüm de yaşamak hırsızlık gibi geldi bana
Bulmalı derdim, bulmalı ölümün erken dilini
O da oldu. Gördüm celladımın gözlerini ve gülümsedim
Hepimize benziyordu, şaşırarak öldüm
Bir duvar dibiydi sanırım, ıssızdım ve soğuktu gece

Bir şey öğrendim ki söylemeliyim
Hayat hepimizden daha geniş
Ölüm her ömürden daha uzun sürermiş
Dağları düşündüm, sokakları, ev içlerini
Her şey yaşadığım gibiymiş, basit ve korkunç
Dil susunca kan konuşur, kan konuşurmuş
Kanım yurdumu dolaştıkça öğrendim.

Mahmut TEMİZYÜREK

(Kırlangıcım Paronaya-Yön Yayınları)

ecce emor!

Seçim benim
gönlüme kusursuz bir onay verdim
bastım ruhunun üstüne dudaklarımı
nefesimden can aktı onun nefesine
o ağız ki şakıyacak dünyaya
havayı kesmeden dörde beşe
hızını biçmeden rüzgârın
parmağı kırmadan şurda burda
duyuracak herkese.

Bir başlangıç ki hayret vadisinde buluşacak o gün atlar.

Aşka bedel varsa ayrılıktan öte
ödüyorum ödeyeceğim daha da
vurmak isteyene açtım sırtımı
yaban saymış olmalı içindeki beni
tükürmek heveslisine yüzüm açık
aynada tanır birgün elbet kendini
yolmak hırsına sakal bıraktım
hor bakana gülümsüyorum acıyla
koyun sessizliğinde yaşamaktayım
ağılım yolduğum otlardan örülü
duyuyorum ahalinin kan tutkusunu
hazırım bir kurban ya da meczup
gibi şu linç kalabalığını karşılamaya.

Dönüşüm yok aşk fısıldıyor bu vadi ha bire, ters akamam
ya o aşk denizine karışırım ya da yatağı belirsiz dip sulara.

Mahmut Temizyürek/yalangezen s.55

Bana şiir gönder

Bana şiir gönder, diyorsun
Tersine yollar, yollar tersine
Kaldı en son, son bakışında
Göçmen kuşlar gibi inip kalkan kirpiklerin
kanat hızıyla benden alıp
saçtılar yer yüzüne
o şiiri

Bana şiir gönder, diyorsun
Ömrüm geçiyor aşkın ilmek yerlerinden
dişleyip çözmek için o kör düğümü, düğümü
kör dünya, gittin de dağıldı yel vurmuş un gibi

Ya beni hançerle…

Bana şiir gönder, diyorsun
Serin camdan geliyor sözün
Yüzünün harfinden ses, bir ses
işittim sandıkça, sanıdan bitkin duyularıma
güç ver, sözün ne renkse, hangi tonsa,
onu da ekle hiç değilse meyline

…Ya da gel bir bakıver yüzüme, bakışını kandil yapıp
gezineyim ben de şu yanar döner evrende

Mahmut Temizyürek
(yalangezen-Kırmızı kedi Yayınevi)

Boşlukta Bir Akarsuyum

Boşlukta bir akarsuyum
Bir uçtan bir uca geçen boşluğu
Zaman oynaşır içimde
Güneş emer toprak sorar
Göz kamaştıkça o tatlı yanılmalar
Oysa ne başlangıcım ne sonum
Akan bir gümüş madeniyim gece
Gündüzüm elmas uyku
Sesim var kuşlara şaka
Gövdem uzanır yıldızlara
Ki varlığım boşluğa damla damla sızıntı

Varlığım yadırganmaz bir yeryüzü konuğu
Yadırgansa da acı vermez koynu yalnızlığın
Kuşların konduğu bir noktayım gökyüzünde
Hiçlik kadar koyu
Hissettim bunu senin boşluğuna sızlanırken
Tam öyleyken yanı başımda buldum seni
Senle başladı keder bir daha
Beter bir bulantı, daha, daha
Akıp gidiyor o çağ bu çağ
İçine ne yazılsa silinecek bir dağ
Gibi bir akarsu
Hiçliğim uzadıkça buharlaşan akarsu

Mahmut Temizyürek               

                                   

Ömrün Bir Ânı

Ömrün bu yakasında
Anılar öreni dünya

Yaşadıklarım umarsızca geri
Döndürüyor beni, günlerim eski
Günlerin solgun defteri
Bu yazı kimden kalma
Anlaşılır mı buralarda bu dil
Bu yürek nasıl direnmiş kuşatıldığında

Ne kaldı yüzyıllarımdan
Birkaç hayat dersi
Bozukdüzen bir ses
Acı veren gururdan başka

Bazı ânların altında
Ölü kelebek mezarları
Ahdlar, anıtlar, ukdeler…
Arasında yaprakların
Kalbim, güzel başlangıç
O resimli mağara
Bir göçükte ağzı kapanır mı onun da

Kazancımmış yitirdiklerim
Bir ömrüm olduğuna inandığımdan bu yana

Gezin ruhumda
Ellerin dokunuşların
Nefesin ısıtıyor dünyamı
Kavuşturuyor
O yakayı bu yakaya


Mahmut Temizyürek