Hüzünlü Bahar

Bahar geldi ama gül ve nesrin de getirmedi.
Nesim rüzgarı Ferverdin’in kokusunu getirmedi.

Martı geldi ama gülden de yok bir haber.
Neden yoldaş değil martılarla güller?

Bu gülistana ne oldu, ne oldu?
Neden bahar töreni unutuldu?

Neden şimşek bulutları gözlerde feryat eder?
Neden bu feryad u figan böyle öfkeyle ağlar?

Neden güllerin yapraklarından kan damlar?
Ne oldu? Bülbülün avazı böyle nereye gider?

Nasıl bir derttir bu? Nasıl bir derttir bu? Nasıl bir derttir?
Kim bizim gülzarımıza böyle fitne tohumu eker?

Neden her nesimde kan kokusu gelir?
Neden menekşenin zülüfleri perişandır?

Neden nergis böyle müptela olmuş yakalarda?
Neden kumru kimsesizler gibi konmuş dala?

Neden kuşların kanatları kırılmış?
Neden her tarafa dert tozu sinmiş?

Neden mutrıb bir şarkı söylemez?
Neden saki bize bir selam vermez?

Bu nasıl bir afettir ki sahranın yolunu kana bulamış?
Bu nasıl vahşetli bir çöldür ki toprağı kana bulanmış?

Neden Ferverdin güneşi kayboldu, battı?
Bahar geldi ama Nevruz çiçeği açmadı.

Yoksa güneş ve güle birisi bir şey mi söylemiş?
Neden bu dudaklar suskun ve o yüz de kapanmış?

Yoksa yeni bir bahar mı gelmiş?
Bir gönül ve can daha mı kanatılmış?

Yoksa yeni bir gülün sevgilisi mi ölmüş?
Gam, keder ve dertlerle yeksan mı olmuş?

Yoksa güneş yeryüzünün koruyucusu mu?
Ki şehitlerin kanından dolayı yüze bakamaz oldu.

Ey bahar! Darılma, kalk ve gel.
Yüzünü asma, tebessüm et ve gel.

Ey bahar! Kalk ve o kızgın bulutla,
Yeni yeşilliklere yağdır bir damla.

Benliğini selvi ve yaseminlere bağışla.
Yeni bir türküyü çemen kuşlarına bağışla.

Yeninden gönder bir deste gül.
Bu yeşilliğin eteğine saç bir deste gül.

Sabırsızlıktan yırtıldı yakalar.
Yırtılan yakalardan bir gül gönder.

Ey sabah nesimi söyle: naifle kalk.
Ve gülü kış uykusundan uyandır.

Bu müşevveş çöle bak ey bahar!
Nasıl da ateş yağmuru yağmaktadır.

Sel gibi bela akan bu çöle bak ey bahar!
Her diken bir kılıç gibi kan dökmektedir.

Şu ıztırap dolu sahraya bir bak ey bahar!
Her tarafta cansız bedenler nasıl da yatmaktadır.

Dağa, taşa ve çöle bak ey bahar!
Ki gençlerin kanıyla lalezara dönmüştür.

Ey bahar! Gül saç butelerden damenlere.
Ölenlerin mezarını güllerle gark eyle.

Ey bahar! Gül ve şaraptan bir ateş yak.
Keder ve gam hırkasını at içine, yak.

Şirin’imin kavgasıyla gel ey bahar!
Köhne olan aşkımın kıvılcımını artır.

Ey bahar! Artır aşkımın ateşini.
Onun aşkıyla şeker-şerbet eyle beni.

Kah nağme söyle bir şelale gibi,
Kah yüzünü as bir ateş topu gibi.

Beni bir şimşek ve tufan gibi ateş topu yap, coştur.
Ve dünyayı benim kızgınlığımın sesiyle yankılandır.

Ey bahar! Payidar ol ve hayat bağışla.
Ferverdin’imize de güzellikler bağışla.

Hala burada cezzap bir gençlik vardır.
Hala burada nefesler ateşin gibidir.

Kırılmış olan bu kuru dala bakma, boş ver.
Bakarsın yarın amber kokulu bir söğüt olur.

Söyleme bu sahra kuraktır.
Bakarsın yarın gülistan olur.

Bu çamurlu kan… gel ey bahar!
Dumandaki ateş gibi kırmızı gül bitirir.

İstesen de istemesen de kırmızı gül çıkaracak.
Kendinle bin hazan getirsen bile hepsi yok olacak.

Ey bahar! İşveyle yürü ve şadla otur.
Hem gülden kam al hem de isteğini ver

Eğer kendisi hayatsa yoluna baş koyarız,
Can u gönülden yoldaş ve hemhal oluruz.

Kan ve ateş arasında yol açanız.
Bu dalgadan o tufana yol alanız.

Seni tekrar görürsem eğer, şad olarak göreyim.
Başını dik ve gönlünü de abad olarak göreyim.

Başka bir Nevruz’da ve buluşma zamanında,
Başka bir ayin, tören için aşikar olarak biya(gel).

Huşeng İbtihac

Dert Burada

Ben ne anlatayım bak sine sine burada dert var.
Binlerce yakıcı kıvılcım ve soğuk ah var burada
Bak, kafeste her ormandan bir aslan!
Beluç, Kürt, Lor, Türk ve Gilek burada
Bunca kalleşlik ve namertliğin olduğu bir zamanda
Hâlâ halkı düşünen mertler vardır burada.
Gel ki mesele olmak ya da olmamak değil
Kavga, yok ediyor söz ve vefayı burada.
Sabaha erişmeyen bir gece kalmayacaktır şu zamanda
Sen gözünü açtığında gecenin sabahı burada
Bahar duvarın öbür yanında artık ve meltem,
Hâlâ bu sarı yaprakların kederiyle burada
Ey Sâye’ciğim! Kadından çoluk çocuktan ayrı olmak kolaydır da
Seni senden ayırıyorlar dert burada, acı burada

Hûşeng-i İbtihâc (Sâye)
Tercüme: Cemalettin Taşken

Yaşam

Ne düşünüyorsun?
Çamura saplanmış kayığın kırık yelkeni değil midir yaşam?
Afiyet renginin kaçtığıbu harabede
kapalı yolun sonu değil midir yaşam?

Ne korkunçtu olaylar seli!
Açtı bir ejderha gibi ağzını
Ayrıldı yerle gök birbirinden
Yıldızlar döküldü salkım salkım
ve güneş battı vadilerin morluğunda.

Hava kötü
Hangi rüzgârla gidiyorsun sen?
Hangi kara bulut sardı göğsünü?
Gece gündüz bin yıllık yağışla bile açılmıyor gönlün.

Uzak bin yıllardan çıkageldin sen
Kanlar fışkıran bu enginlikte
Her adımda ayağının izi var.

Bu zorlu devler mekanında
Yol açan ayak seslerin geliyor her taraftan.
Nâm ve ar tuzağının bu geniş engebeleri
kanla yazmış sana vefa mektubunu.
Bîsütûn’un kulağında hâlâ
Keserinin sesleri var.

Nice kamçılar sınadı aşkın gücünü senin vücudunda
Nice darağaçları şeref kazandı seninle
Ne görkemliymiş aşkın uzun boyu!
Kaldı sapasağlam her felaketin hücumunda.

Bak henüz o uzaklardaki yükseltiler,
O ağartı, nur patlamasının tomurcuk tarlası
 bir arzu kehribarı
İnsanın hep arzuladığı ağartı o.

O durulukta bir nefes soluklanma umuduyla
değer
 bin kez
 düşsen yokuş aşağı
ve tırmansan yine yokuş yukarı.

Ne düşünüyorsun?
Dünya dediğin bir kırık ayna.
Dosdoğru selvi de kırık görünür sana onda.
Bu daracık gurûbun derelerinde öylesine yatmış
pusuya
 ki dağ
Yolu kapalı gösterir sana

Sonsuz zamanı
Ölçme sen ömür adımlarını sayarak
Onun yanında bir andır bu dert ve ızdırap
duraklayışı.

Vadinin inişinde başını taşa çalan ırmak gibi
 akar ol.
Ölenden yok hiç mucize umudu;
 yaşamaya bak.

Hûşeng-i İbtihâc (Sâye)