İçimdeki Ağaç

Göğün çekici üstümde
Denizin hiçliği yanı başımda
Bir gider bir gelirim sevgilim
Elimde hoş kokulu kırmızı bir elma
İçimde bir elma parlaklığı

Neden ağardığını bulamazsın sevincimin
Baksan da göremezsin sevgimin terlediğini
Ceplerimdeki kuş sesleri
Başka bir şey değil, çağrıdır sana
Her yanıma yerleşen gülümsemene

İçimdeki ağaç sensin
Yüzlerce kuş havalanır üstünden
Sevgilim
Seni çoğala çoğala sevdiğim zaman
Tuhaftır
Geyikler kente iner

Ahmet Ada

Göl Düşleri

– Bir kız el ediyor gölün kıyısında.

– Göl mutsuzluk söylemine hazırlıyor.

– Yoğun bakım cehenneminden yeni çıktım
Gömleğim kanser lekesi, mutsuzluğum
Günden güne artıyor, biçimini buluyor bende
Kaçıp sığındığım hüzün

– Sözcükler kör, göl durgun.

– Çözülmek üzere geyiklerin indiği göl,
Gök sancağını arıyor, sancaktarı olduğumda
Özgürlüğün, ey çorak toprak, elini ver
Rüzgâra bürünerek gel yanıma

– Sözcükler kan, yeryüzü çığlık çığlığa.

– Gömülmüş damağıma sürgün muhabbeti..
Siz ey dünyanın tacirleri, yeryüzü tefecileri,
Sancağı yükselttikçe sancaktar,
Çözülmektedir ayakları şeyhlerin de..

Ahmet Ada

Tinin Yürüyüşü

İzi kalmıyor güzün kışa armağan edilecek
Güneşin tırpanı diniyor, akşam olmak üzere,
İyi akşamlar tarla kuşu
Uzaklaşıyor bak umudun resmi
Dilsiz çakıl taşlarının üstüne düşüyor
Leylek sürülerinin gölgesi

Geldi de geçiyor taşın kıvılcımı
Bahçeden bahçeye Gılgamış
Arıyor hâlâ ölümsüzlüğü
Asma kuşunun çatallanan sesinde
Susarken patika, sedir ormanı,
Ölüm geçiyor yaprağın içinden

Sazlar mı olur söğütler mi artık,
Dipsiz söz, büyük kargış konuşmak
Bir ırmağı. Şaşar kalırım
Kenger otunun yuvarlanışına
Öyle bir şey tinin yürüyüşü de
Kentin asfalt sokaklarında,

Çürümüş yapraklara basa basa

Ahmet Ada

Aşkı Bulurum

öpüşün karanfil kokardı aşkı bulurdum
işık hızını geçen bir uçakta aşkı
bulutlar tükenir kuşlar görünmezdi
yitip giderdi altımızda nice denizsiz kent
çelik gürültüleri arasında sayısız çiçek

mutlu ederdim seni kadınım olurdun

seninle ikimiz ilkyaz gibiydik
sevda avcumuzda tuttuğumuz gül yaprağıydı
uzayda bıraktığımız ayak iziydi
güzelim, hangi güç durduracaktı bizi
hangi güç ince parmaklarının hünerini

aşka izin yoktu, gün soldu kuşluk vakti
usul usul konuştuktu hani
aşkı savunanları düşen bir kenti savunur gibi
bütün sahici aşkları konuştuktu
leyla ile mecnun’u, elsa ile aragon’u
yani ikimizle yarının ölümsüz olduğunu

giyilmemiş çamaşırlar gibi kokardı aşkın
güzelim benim bir tanem
sırasında hazırdın onarmaya
işkencedeki insanın incinen onurunu
yaşadığımız günü, tutsaklığı, bugünü
buğular içinde yüzen geceyle gündüzü

ışıkları yalandı kederle akardı kent
ne kadar da güzeldi kışı, sisi, ayazı
güzelim benim, bir tanem, yanımda sen olunca
özlenirdin anlıyor musun
bir karanfile baka baka uçarılaşırdın
yitirmeden henüz aşkı, ilkyazı
saçların çiçek tozu, çam kokusu
sende düğümlenirdi bir uçumluk tadı çocukluğun

Ahmet Ada

BİRKAÇ KUŞ

Birkaç kuş balkona konmuş
Öbür kuşları konuşuyor
Kıskançlık, çekememezlik, kibir
Var birinin her sözünde

Bu kuş bilmiyor paylaşmayı güzelliği
Ne kırlarda ne balkonda
Kederi ayrılığı ölümü bilmiyor
Üşüyecek ilk ayazda

Doğrudur küçücük bir kuş olduğu
Oho, büyüyüp öğrenecek daha
Ölü kuşların konuşmadığını
Çürümüş otlar yapraklar arasında

Ağzı taze ot kokuyor, yolu uzun,
Öğrenecek şimşeğin tadını bir gün
Kim bilir ne zaman, hangi ormanda
Kanatları üşüyecek ilk karda

Ahmet Ada

Uzun

Isınmış içimde uzun taş
Bu benim deniz kıyısında kalmışlığım
Bu benim soyunmuşluğum
Dünya düşlerinden bütün

Düşlerim gece ormanları kadar uzun
Ağaçlar kadar büyük, iç içe kokularla
Gözlerim kapalı dinledim sesini
En uzak yıldızın

Ağaçlarla, sularla, dalgalarla geldim
Bir ayağım yoklukta, bir ayağım
Kuru dere yatağımda kalmış
Yavaş

Çok eski zamanlardan geldim
Bu benim bir ağaç kadar yalnızlığım
Bir başıma kalmışlığım
Kalın bir hüzün

Ahmet Ada

Yolun Sonu

Bir başına çiçek açmış ağacın
Kıyısındasın denizin yanı başında
Dalgalar parçalanır kayalarda
Değil yalnız dalgalar ruhun parçalanır
Denizin uğultusuyla

Deniz aldatmış değildir çakılı, kumu,
Deniz adamını, su zambağını
Deniz ruhunu çağırdığında
Çıkarsın uzun sürecek yolculuğa
Başka limanlara başka kıyılara doğru

Fütursuz ömürler deniz gibidir
Bilirsin bunu, gözünün ışığı tükenirken
Nice şafaklardan nice limanlardan sonra
Döndüğünde yeniden yaratılırsın
Kırağıyla yıkanan doğduğun kentte

Neden bulamazsın doğduğun sokağı?
Bir ikindi vakti dönüp dolaştığında
Neden tanıdık bir yüze rastlayamazsın
Doğduğun kentin baharat kokan çarşılarında?

Böyle dalgın böyle denize yakın
Başka gök kıyılarına çıkamazsın
Döner, döner acımasız çarkı yılların
Sırasıdır elveda demenin artık

Ahmet Ada

Seni Hep Sevdim

Seni hep sevdim
Yaz kendini anlatırken yaprak yaprak
Günler ne çabuk akıp geçti sevgilim

Yüzyıllar geçti sanki aradan
Yollar yollar boyunca yan yana
Hangi yokuşu çıktıysam seninle
Kuşlar uçuştular saçlarından

Seni hep sevdim, silinmez izi
Sevimli şaşkınlıklarımın o yazdan

Kır kahveleri kuş sürüleri sonra
Konuşmadan oturduğumuz masa iskemle
Demli çay, demli çayın buğusu
O yaz daha mutluydu seninle

Senin mavi miydi ya kalbinin sesi
Bir saat gibi işlerken kendiliğinden
Yine buluştu gözlerimiz sevgiler üreten
O yaz seni ne çok sevdiğimi
Öğrendim bir akarsuyun sessizliğinden

Bulutlardan bulutlara çıkardım o yaz
Çiçekler suladım her günbatımı
Çocuklarla konuştum hüznü unutturan
Yalansız hilesiz sevdim seni
Çiçekler çocuklar ezgiler içinde

Ahmet Ada

Aşk Ayrılıktır Biraz Da

Aşkı ararım birçok şeyi alan benden
Birçok şeyi veren umutsuzken
Sürükler beni kentten kente

Bir yol sapağında bulurum
Düş müdür çocukların gülüşü müdür
Ele avuca sığmaz bir kuş mudur
Aşktır sekişim düşe kalka taştan taşa
Koşarken ardından sokak sokak
Sararan yapraklar ki savrulur
Hüzünlendirmez beni asla
Aşktır çünkü anlam veren onlara da

Neyi ararım yalan gözlerin için
Tutulur da çiseleyen bir yağmura
Bir yanlışlık var bu yağmurda, bu aşkta
Dağılan çiçeklerden anlarım
Aşk göze almaktır yalnızlığı biraz da

Birçok şeye yetişilir şu dünyada
Aşktır yetişilmeyen, ayrılıklarla başlar
Ben ayrılığı sevincim sanmıştım
Aşkmış, sevgisiz kalınca anladım
Kırgınlık da birikir yanlışlarda
Yolların tozanına bakınca anladım

Ahmet Ada

Küller

küller hâlâ yanıyor yüreğimde
kar içindeki yangın bu
bir testi dolusu suyun yangını
dolu bardağın çıplak ağacın
sarışın çocukların kar yangını
kar altında kalan başağın yangını
bir ucu tutuşan şarkının yangını
taşduvarların yangını
içimize düşen güllerin yangını
bahar ağacının yangını
düş dolu gözlerin yangını
sesin içindeki sessizliğin yangını
çok eski rayların yangını

doğuya giden bir trendeyim
ovada tek tük çıplak ağaçlar
yanımdasın ak boynun upuzun
hızla geçiyor ağaçlar ve boynun
boynunun upuzun kar yangını
bir ırmaktan alıyor güzelliğini
boynun ıssız modigliani boynu

Ahmet Ada