İlk Buluşmalar

Birlikte olduğumuz her an
bir şölendi, newroz şenlikleri gibi,
koca dünyada bitek ikimize. Sen
pervasız ve hafiftin kuş kanadından bile,
bir rüzgar gibi inerdin merdivenlerden
ikişer ikişer aşıp basamakları, bir çırpıda
nemli leylakların arasından kendi
topraklarına alırdın beni, aynanın öte yanına.

Gece olunca haz bahşedilirdi bize
açılırdı kutsal kapıları tapınağın
karanlıkta ışıldar, ağır ağır
aramıza uzanırdı çıplaklığımız.
Uyanınca varlığına şükrederdim, yine de bilirdim
minnettarlığımın karşılıksız kalacağını. Sen
uyurdun ve o göksel mavilikleriyle
okşayabilmek için kirpiklerini, masadan üzerine eğilirdi leylaklar,
o mavilikle okşanan kirpiklerin
dingin olurlardı ve ellerin hep sıcaktılar.

Nehirler çağıldardı elindeki kadehin içinde,
dağların başı dumanlanırdı,
yakamoza boğulurdu denizler,
sonra sen elinde o camdan atmosfer,
tahtında uyuyakalırdın
ve Aman Allahım!, sen yanımdaydın.
Uyanırdın ve biçim alırdın,
insanların her gün söylediği sözcüklerin,
ağızlardan taşan şen şakrak
sözlerin biçimini alırdın; ve sen kelimesi
yeni anlamına bürünürdü: artık “çar”ımdın.
Seninle tüm alem başka bir şeye dönüşürdü,
sıradan şeyler bile biçim alırdı bir anda,
her şey; testimiz, kadehler -nöbetçi
gibi dururken aramızda ve bir biçim alırdı
o durgun sıvı, katman katman lakin çetince.

Sürüklenirdik, nereye olduğunu bile bilmeden,
ve seraplar misali;
masalsı şehirler açılırdı önümüze
ayaklarımızın altına serilirdi kuzu kulakları,
kuşlar aynı rotayı izlerdi bizimle
akıntıya karşı yüzerdi balıklar nehirde
ve gökyüzü gözlerimizin önüne sererdi her şeyini.

Bunlar olurken, kader hiç bırakmazdı peşimizi,
elinde usturasını bileyen o manyak hep izlerdi bizi.

(1962)

Arseni Aleksandroviç Tarkovski

Yıkanan Bir Kadın

Yıkanan bir kadın ıslak, ağır saçlarıyla
Orada sudan çıkarsa, öğle yangınında yapayalnız
Ve gizlenirse gölgede, o zaman değişir ormanda
Şarkısı ırmağın ve yeşile keser sureti.

Yüz kollu ırmak tanrısı boynuzu
Soğuk suyun pul pul ışığı üstünde,
Ve eskilerden bir uçak gibi ürker
Yeni zamanlardan yusufçuk.

Arseni A. Tarkovski

Mektup

Yazsaydın. bugün, mektubun gelirdi
Ben böyle içten çağırırken onu, kendiliğinden gelirdi,
Pulsuz ve damgasız ve paraya başkaldıran,
Kaydedilmiş ve gül tarlası kokmadan,
Adressiz, kredisiz konardı konacağına,
Tüm askeri postalardan ve postacılardan uzak,
Hatırım için, uçardı gömütüme dek de olsa,
Toprağın arasından bana, nasıl olursa olsun, yalnızca buraya!
Bir satır yaz bana, tek bir tane uçur
Sesli harfler üstünden kuş kanadında buraya savaşa.
Bir mektup nedir ki!
Peki, hatırım için sözcüksüz olsun,
Deli divaneyim sana mektupsuz da.
Bak batıya, bak dağlara, gör,
Bak denizin maviliğine ioa aoi.
Bir an birlikte mekân ve zaman
Yalnızca kanatlardır şaşkın düşü tutuşturan,
Ve şimdi tut soluğunu öyle taşısınlar seni

Dünyada sevmedim hiçbir şeyi
Çocukluğumda uçuşan
Hayaller hummasını
Sevdiğim kadar.
Yeniden kulaklarda uğuldar,
Dünya gürültüye boğulur, yalnızca ben
Yavaşça hızlanırım, hafif adımlarla
Sessizliğimin sesini dinlerim.
Girdim sırça fanusa,
Elimde kelebek,
Yabancı dillerde konuştum
Anlaşılmaz tınılarla.
Kelebek yatar beyaz karda,
Anılar onu geri getiremez
Sözlerim uçucu,
Yalnızca yankısı kalır kulakta.

Arseni A. Tarkovski

Geceye Şiir

Uzun süredir öyle yaşıyorum ki,
Duyuyorum zaman zaman,
Üzerimden nasıl akıp gittiğini
Soğuk ve berrak suyun.
Ve ben yatarken nehrin dibinde,
Ve söylüyoruz bir şarkı
Çimle başlıyor, üstü yağmurla kaplanıyor,
Açamıyoruz artık ağzımızı.

Uzun süredir öyle yaşıyorum ki,
Konuşamıyorum artık,
Düşümde bir kent gördüm
Sahili betondan.
Ve ben yatarken nehrin dibinde,
Ve bakıyorum sudan uzaklara
Işığa, yükselen evlere ve
Yeşil yeşil parıldayan yıldızlara.

Uzun süredir öyle yaşıyorum ki,
Ve sen gelsen bir gün
Ve kapasan gözlerimi,
Bu bir yalan olurdu,
Eğer sen beni yalnız bırakıp gidersen,
Ben seni alıkoyamam.
Ve peşinden gelmezsem bir kör gibi,
Bu bir yalan olurdu.

Arseni Tarkovski