Gerçek sahaf odur. Kitabın fiyatı değil adamın fiyatı var orada


Sahaflarla ilgili çok anı var. Bu sahaflardan çok iyi sahaflar tanıdım. Allah rahmet eylesin, mesela Hacı Muzaffer vardı. İyi sahaftı, ona herkes hürmet ederdi. Sahaflar Şeyhi (Şeyhü’l Sahhafin) diyebiliriz kendisine. Biz de giderdik yanına, talebeleri çok korurdu. Ben bir keresinde çok zengin koleksiyonu olan bir kitap meraklısıyla beraber gittim. Hacı Muzaffer onu pek sevmezdi, ben biliyorum. Böyle biraz da hava atmak için Hacı Muzaffer’e “Menakıb-ı Kethüdazade Arif var mı” diye sordu. Piyasada kitabın hiç bir nüshası yok. Ben biliyorum muhakkak Hacı Muzaffer’de birkaç nüshası bulunur. Hacı Muzaffer alttan çıkardı iki tane koydu masanın üstüne. O da baktı sağına soluna. “Ne kadar?” dedi. Hacı “100 lira” dedi. Beğenmedi, almaktan vazgeçti. O çıktıktan sonra bana dedi ki, “Sen bu kitabı al, bir daha bulamazsın” dedi. Ben de “Olur ama param yok” dedim. O da “Olduğu zaman 50 lira verirsin” dedi..

Prof.Dr. İsmail Erünsal / Yedikıta Dergisinin Ekim 2013
                                         

(Muzaffer Ozak’ı) Çok severdim. Eski kitapları oradan bulur temin ederdik. Hatta benim haberim olmadan eline geçen, bana uygun bir kitap bulursa hemen bana ayırırdı. Mesela İbn-i Arabi’nin Resail-i İbn-il Arabi diye 27 risalelik bir kitabı var. Dakka’da basılmış. Eline geçince bana ayırmış. ‘Buna ne vereceğiz hocam’ dedim. ‘Sonra verirsin’ dedi. Aybaşında ’50 lira ver yeter’ dedi. Çok sonra kitabı karıştırırken iç sayfalarında bir yerde ‘Fiyatı 350 lira’ yazıyordu. Zannediyordum ki bunu sadece bana yapıyor ama bütün ilim talebelerine aynı şeyi yapıyormuş. Gerçek sahaf odur. Kitabın fiyatı değil adamın fiyatı var orada.

Emin Işık Hocaefendi / 8 Temmuz 2012 Yeni Şafak Gazetesi

                                            

Eşhası artık aramızda olmayan bir hatırayı nakletmek isterim. Sahhaflar Çarşısı müdavimlerinden Kemal Elker 1970 yılında bir gün, Muzaffer (Ozak) Hoca’nın dükkanında bir adet “Seyahatname-i Hudud” bulunduğunu, bir Amerikalı’nın ise alıcı olduğunu söyledi. Peşinden de “otuz yılda bir düşer” diye ilave etti. Gerçekten de 120 yıl önce yalnızca 150 adet basılmış böyle bir kitap Müteferrika baskısı kadar, hatta daha nadir ele geçerdi. Hemen Muzaffer Efendi’ye (postnişin olması hasebiyle rahmetli öyle anılırdı) koştum. Kitabın bedeli gerçekten yüksekti. Fiyatın ancak yarısını verebileceğimi, oysa kur farkından dolayı Amerikalı için benim teklif ettiğimden çok daha ucuza geleceğini söyledim. Rahmetli Muzaffer Hoca’nın cevabı tok sesiyle söylediği üç kelimeden ibaret oldu: “-Efendiye kitabını veriniz!”…

Erol Özbilgen / Sahaf Alaattin’in Tozlu Raflarından

Sahaflar Şeyhi Muzaffer Hoca

Beyazıd Camiinin yanındaki sahaflar çarşısındaki kitap dükkanında bulunduğu sürece, birçok kimseyi etkileyen Muzaffer Ozak; bir gün dükkana gelen bir çocuk için ayağa kalkıyor, sevgiyle birlikte saygı da gösteriyor. Etrafındakilerin şaşkın bakışlarını görünce şunları söylüyor:

Bu çocuk Osmanlı hanedanına mensuptur. Nasıl saygı göstermeyelim ki, bizler onların sayesinde bu topraklarda oturuyoruz.

Bir akşam üstü de dükkana bir hanımefendi geliyor. “Sizde padişah fermanı var mı?” diye soruyor. Muzaffer Hoca birkaç ferman gösteriyor. Hanım fiyatını sorunca o zamanın parasıyla yüz lira diyor. Kadın, “Şimdi yanımda bu kadar para yok.” Cevabını verdikten sonra çıkıp gidiyor. Tam o sırada biri gelip, “Tanıdınız mı, bu bayan Neslişah Sultan’dı” şeklinde konuşuyor.

Neslişah Sultan birkaç gün sonra gelip parasını vererek fermanları almak ister. Muzaffer Hoca: “Aman efendim! Bunlar sizin dedelerinizin… ne diye para alalım” diyerek para almak istemez. Fakat Neslişah Sultan, indirimi dahi kabul etmeyerek, ilk defada söylenen yüz lirayı ödeyerek fermanları alır ve gider.

Ayaklı Kütüphaneler

Dursun Gürlek /Kubbealtı Neşriyat

Muzaffer Ozak’tan Özlü Sözler

Dünyâda insana en çok azâb veren şey, meşrebine uymayan kişi ile berâber olmakdır…

Bilmeden bulamazsın, bulmadan olamazsın!…Bilenler buldular, bulanlar oldular…

Kişi sevdiğini çok zikreder!

Allah hangi kulu seviyorsa ismini onun ağzından andırır…

Müminler ölmezler, olurlar!.. 

 Allah bahâ Allahı değildir bahâne Allahıdır…
(Kullarını affetmek için bahâneler yaratır)

Günahlarına ağla! Ağlayamıyorsan niye ağlayamıyorum diye ağla!..

İnsanın özünden gelmeyince, gözünden gelmez…

Eskiden ferdî kölelik vardı… Şimdi milyonları köle ediyorlar haberleri bile olmuyor… 

Kendine mezar hazırlama, kendini mezara hazırla!..

Allah’a muhtaç olduğun kadar ibadet et!..Ateşe dayanabileceğin kadar günah işle!..

Az ye temiz ye!..

Arif olanlar ömürlerinin her gecesini kadir bilirler…

Allah’da yok olmayan, var olmaz!!

Eserde kalma, müessire gel! 
Esmâda kalma müsemmâya gel!
Kelimede kalma ma’nâya gel!

İlim, Hakk’ı bilmekdir, Allah’ı bilmeyen, kamyon dolusu da kitap okusa câhildir!…

Okuduğunu anlamayanlar ve anladıkları ile âmil olmayanlar, kitap taşıyan eşekden farksızdır…

Hakîkat ortaya çıktığı vakit ilim iflâs eder…

Cehâletle tefekkür insanı tecennüne götürür…

İlm ile tefekkür insanı yüceltir ve yükseltir…

İnsan öğrendikçe cehli artar…

Temâyülât-ı kalbiyye irâde-i cüziyyeden değildir…
(Kalbin nerelere meyl edeceği yani neyi ve kimi seveceği insanın irâdesinde değildir)

Târihden ibret almayanlar, târihe ibret olurlar! 

Dünyâyı bilen aldanamaz, âhireti bilen aldatmaz!

Kâfirin bir putu, mü’minin bin putu vardır… 

Allah’dan başka kalbinde ne varsa, o senin putundur!..

İnsan hırsız da olsa insâfı elden bırakmamalıdır! 

Dünyaya kıl düzeltmeye değil huy düzeltmeye geldik!

Aç durup duvara bakacağına karnını doyur dîdâra bak! 

Oruç tutup küfredeceğine karnını doyur şükr et!

Allah Allah’a şikayet olunur kullara şikayet olunmaz… 

Fetvâ tarafını değil takvâ tarafını tut!…

Taklid tefekkürü kaldırır… 

Zenginler Allah’ın vekilharcı, fukarâ Allah’ın ayâlidir…

Halk düşmanı Hakk düşmanıdır,halka muhabbet Hakk’a muhabbetdir…

Bal, hastaya acı gelir…Acı olan bal değildir, hastanın ağzının tadı bozukdur…

Mürşid görmeyen kimse ölü gibidir, mürşidin nefesi ise İsrâfil’in sûru gibidir…

Sulb babası insanı a’lâ-yı illiyyînden alır esfel-i sâfilîne getirir, yol babası ise insanı
esfel-i sâfilînden alır, a’lâ-yı illiyyîne götürür…

Dervîşlik, îmânı yakîne getirmektir… 

Dervîşin eli kârda, gönlü yârda olmalı…
(Dünyevî meşgûliyetler kişiyi zikrullahdan alıkoymamalı)

Esrâr-ı ilâhiyyeyi akıl terâzisi tartamaz, kırılır! Hakk’a ve Allah Resûlü’ne teslîmiyyet lâzımdır…

Akıllı fırsatı kaçırmaz, ârif fırsat îcâd eder…

İnsan yüzüne bakmak Kâbe’ye bakmaktan efdaldir… 

Ka’be’ye sarık almaya giden sarık, tesbih almak isteyen tesbih alır;

Ka’be’yi görmek isteyen Ka’be’yi görür, Allah’ı isteyen de Allah’ı bulur…

Âhirette ne varsa dünyada bir misâli vardır…

Allah Allah ile bilinir… 

Gâfiller, Hakk’ı gökde ararlar…Mü’minler ise O’nu gönüllerde arar ve bulurlar…

Hak ağız hakkı söyler, Hak göz hakkıgörür, Hak kulak hakkı işitir… 

Hakk kula tâlib olmayınca kul Hakk’a tâlib olamaz…

Müslüman istemez, isteyeni reddetmez…  

Okuyabilene seriyyeden süreyyâya kadar risâledir…

Kalbinde ne kadar Allah korkusu varsa Kur’ân’dan o kadar anlayabilirsin…

Vücûd âleminin ka’besi kalbindir…

Kalb temiz olmayınca Hakk ona tecellî etmez… 

Hakâik-i Kur’âniyyeyi söylemeye dil, anlamaya gönül gerekdir…

İslâmda bulduğun safâyı hiçbir şeyde bulamazsın…

Şöhret, kişinin kemâlini geçerse âfet olur!..

Kisve-i tarîk ile… 

Allah’a secde etmeyen kula secde eder, Ka`be’ye yönelmeyen paraya yönelir…

Bir Allah’dan korkandan kork, bir de Allah’dan korkmayandan kork!..

Allah’dan her kim korkarsa bütün mahlûkât ondan korkar…

İnsanın kıymetini bilmeyen, Allah’ın kıymetini bilmez…

İnsanın kadrini-kıymetini bilmeyen şeytân olmuşdur…

Her kim ki kendisini muhâtabından yüce gördü, o kimse şeytân oldu…

İnsana hizmet Allah’a hizmetdir, insana ihânet Allah’a ihânetdir…

Kendisi ne ise, kişi, karşısındakini de öyle bilir…

Gözünde necâset olan, dünyayı pislik içinde görür!…Evvelâ gözünü temizle!..

Aklın bittiği yerde ilm-i ledünn başlar, ilm-i ledünn’ün bittiği yerde aşk başlar… 

Nûr-i Nübüvvet’den uzaklaştıkça insanlar kabalaşır…
Nûr-i Nübüvvet’e yaklaştıkça insanlar inceleşir…

Dilin cirmi küçük, cürmü büyükdür...

Ye aşı, kıl beşi, yat aşağı!..
(Aşkdan ve zikrullahın zevkinden nasîbi olmayanlar için buyururlardı)

Bakan var, gören var, bir de bakar var!..
(“Bakar”, Arapçada “öküz” demekdir)

İslâm’ın hiç çürük bir tarafı yok fakat müslümanların da tutulacak bir tarafı yok!…

Ağzından zehir alanın vücûdu, kulağından zehir alanın rûhu ifnâ olur!

Rüzgara ve güneşe karşı tüküren kendi yüzüne tükürür!

Filin lokması karıncaya verilmez…  

Hudûdu aşmamak şartıyla, insanın insana aşkı da mukaddesdir…

Allah insanı üç şeyle imtihan eder : Birisi canın, birisi malın, birisi evladın… 

İnsanı evlatla avrat yıkar!…

Üç büyük fitne vardır : Biri kadın, biri malın, biri evlâdın!… 

Başını kaç şefkat eli okşadıysa insan o kadar acı çekmekle mükellefdir…

Mezhebden suâl olunur, meşrebden sual olunmaz… 

İnsan önce kendine sonra başkasına vaaz etmeli!
İnsan önce kendini sonra başkasını irşâd etmeli!

Fenâlığa karşı fenâlık her kişinin işidir…Fenâlığa karşı iyilik er kişinin işidir…  

Eşek seni tepince sen de eşeği tepersen, eşekden farkın kalmaz!
Köpek seni ısırınca sen de köpeği ısırırsan, köpekden farkın kalmaz!

Câhilin sofusu şeytanın maskarasıdır!..

Deli olup akıllı görüneceğine, akıllı olup deli görünmeli…
En akıllısı Deli Bekir, o da direk üstünde yatar…

Âlim konuşur, ârif sukût eder… Her soruya cevap veren ahmakdır…

Meczûb olma! Câzib ol!

Köpeğin çanağından yemek yenmez ama sen çanağından köpeğe yemek verirsin! 

Bütün dünyâ senin olsa bile gerçekde Hakk’ın olduğunu bil!..

Dünya metâ`ı hamamın kurnasına benzer, bir cenâbetden bir cenâbete kalır… 

Allah sillesinin sadâsı yokdur, bir vurdu mu devâsı da yokdur da’vâsı da yokdur…

Sakın kimseyi kınama, ayıplama! Ayna gibi ayyâb olma! Zîrâ Resûlullah’ın beyânına göre bir mü’min ayıpladığı mü’min kardeşinin işlediği kabahati işlemeden ölmez!..

Ölüme her an hazır ol. Tıpkı bir istasyonda az sonra gelecek olan treni bekleyen yolcu gibi…

Kıldığın her namazı son namazın bil! Yetiştiğin her Ramazanı son Ramazanın bil!!

Çocuk doğduğunda kulağına okunan ezân ile kâmetin namazı öldüğünde kılınan cenâze namazıdır. Hayat bu kadar kısadır!

Gençliğine, kuvvetine güvenme! Makâmının, rütbenin büyüklüğüne dayanma!…Nice idam sehpalarına başvekaletin iskemlesi ile gidilmişdir…Bazan Allah, kulunu kaldırır, kaldırır, kaldırır sonra en yukarıdan aşağı bırakıverir!…Bunu hiç hatırından çıkarma!…Dünyâda fânî olduğunu hiç unutma!…

Cebinde çok olsun, kalbinde yok olsun!
(Sünnet çocuğuna para verirken zarfın üzerine yazdırırlardı)

Günâhını sakın unutma!

Babana hürmet edersen evlâdın da sana hürmet edecekdir… Babana ikrâm edersen evlâdın da sana ikrâm edecekdir… Babana isyân edersen evlâdın da sana isyân edecekdir…

Dâimâ duâ et, sakın bedduâ etme!

Sakın kimsenin kalbini kırma! Bilemezsin belki de albini kırdığın zât Allah’ın dostudur.

Tamahkâr insanların ekmeğini-yemeğini yeme, çayını-kahvesini de içme!..

Mesud bir evlilik için kadın erkekden daha genç, daha güzel ve iffetli olmalı. Erkek kadından daha zengin, nesebi ve rütbesi daha yüce olmalı!!

Çocuğuna haram yedirme! Çocuğunu haramla beslersen hem âsî olacakdır hem de kıyâmet günü en önce senden da’vâcı olacakdır!

Çocuğunu oynatmamazlık yapma sakın ha! Çocuğunu oynatacaksın! Oynayacak zamanda çocuğu oynat! oynatmazsan, baskı yaparsan, oynanmayacak zamanda oynar sonra!!

Çocuğu sevmediği mesleğe vermemeli, hem muvaffak olamaz hem de hayatı zehir olur… 

Okulu bırakıp ticarete atılmak isteyen birine ” Allah ilmi isteyene mutlaka vereceğini vadediyor, parayı çalışsa bile dilediğime veririm diyor, ya kazanırsın ya kazanamazsın” diyerek ilme teşvîk etmiştir.

Bilmem hiç rast geldiniz mi? Bazı insanlar var ki, bunlar küçük yaşda namaza başladıkları halde, hattâ uzun yıllar namaz kıldıkları, oruç tuttukları, camiye gittikleri halde bir gün hepsini birden terkedebiliyorlar. Hattâ bunlardan bazıları Allah’ın yasakladığı içki gibi, kumar gibi şeylere de mübtelâ olabiliyor. Halbuki insan bir kere namaza, câmiye, ibâdete, tâ’ate alışırsa bir daha aslâ bunları bırakmaz gibi geliyor değil mi? Peki bunun sebebi ne olabilir? Gelin bu mes’elenin sebeb ve hikmetlerine bir bakalım :

1. İbâdetler âdet şeklinde yapılırsa şekilden ibâret olur ve yapana bir faydası olmaz. İnsan bu şekilde yıllarca da ibâdet etse o ibâdetinden feyz alamaz çünkü ibâdetin ma’nâsından mahrûmdur ve yaptığı ibâdeti angarya gibi yapmışdır. Bu gibi insanlar, zamânın değişmesi, zemînin değişmesi, nefsin hevâsı, şeytânın iğvâsı gibi bir takım sebeblerle yıllarca yaptığı ibâdetleri terkedebilir, o güne kadar hiç yapmadığı bir takım kötülükleri ve günâhları da yapmaya başlayabilir.

2. İbâdetler, bir binâya benzer. Her binânın sağlam bir temele ihtiyâcı vardır. Binânın temeli sağlam olmazsa, o binâ bir depremle ya da başka bir sebeble kolayca devrilebilir. İbâdet binâsının temeli, îmân ve akâiddir ki bunlar sağlam olmayınca hem ibâdetler makbûl olmaz hem de kişi senelerce de ibâdet etse, bir gün kuvvetli bir tesir altında kalınca ibâdetlerin hepsini terkedebilir. Târihde de çevremizde de bunun sayısız misâlleri vardır. 

Muzaffer Ozak