Kategori: Türk Şiiri

Yıkılan Dağlar Sevgilim

Sen kalbini uzaklaştırmayı seçtin
Sen çoraklığı
Başka kelimeleri…
Ben bir ağıtçı gibi bakıyorum rüzgâra
Bakışımı acıtan anların
Ağırlığına.
Ve zaman geçmiş.
İncilden bir sahne gibi
Uyuduğun o sessizliği hatırlıyorum.

Senin Omuzuna Yaslanmak

Şimdi kavuşmayı beklerken
Gözyaşları içinde
Geçmişten gelen karanlığın bizde açılması
Ve ışığın kalp demek oluşu

Kader Denizi

Sarmalanmış hiçliğim
Huzur içinde!
Varlık benden çekilirken.
Çünkü harcadım
Gücümü.
Soluğumu harcadım
Son ana dek.
Buraya itilmişsem
Kalmanın anlamı
Tükendiğinden

Güz Ormanı

Bütün sözler
Penceremden uçup gitti.
Bana bakışın
Kollarında uyuttuğun sabahlar
Karışıp gitti rüzgâra.

Zeytun, Dönüş

Bir yerde yaşamakla
İyiliği öğrenmeli,
Taşa baktıkça mesela
Dağa baktıkça
Dokundukça dalına bir ağacın
Görmeli iyiliği.

Güneş Yarası

Bir yabancıyım
Kelimeler iki dağın arasında
Gurbet gibi bakıyorlar bana.
Öylesine gidip geliyorum
Gölgem yok
Ve güneş yaram benim
Hiç kapanmamış.

Mahya

Bir yanından ötekine gökyüzünün,
dayayıp kara bir buluta dirseğimi,
yazmak geliyor içimden, mahya gibi:

“Ben o kadını çok sevmiştim.
Olmadı, başaramadım,
Özür dilerim.”

Papağan

Yine gelir diye bekledim. Anlatacaktım,
Biliyorum, diyecektim, anlıyorum seni,
renk vermiyor, dik tutuyorsun kuyruğu.
Kandıramazsın ama beni,
yabancıyım ben de buralarda senin gibi.

Tebessüm

Duyulmaz bir taksime kulak verir
seyrek sakallı yaşlı bir kemankeş
Oturur tek başına içer köşesinde.
Bir yandan ölümü geçerken aklından;
belleğiyle cebelleşir bir yandan.

Korkutmagıl ölümle Mesihiyi zabida

Rahm itmedün Mesîhîye bir kez egerçi kim
Gördükçe seni dir idi ey cân ölüyorın
Gerçi sen Mesîhî’ye bir kez olsun merhamet etmedin,
Ama seni her gördüğümde, “ey can!” diyerek ölür gibi ölüyorum