Kategori: Şiir Sanatı

Bir Emevî Şairi: Kuseyyir ‘Azze (Azze’nin Kuseyyir’i)

Şiirleri iyice kısalan Kuseyyir’e bunun sebebi sorulduğunda ‘Azze öldü, artık coşmuyorum. Gençlik gitti artık kolay beğenmiyorum.

Tarafe Şiiri

Ma’mer’deki tarlakuşu hayret sana, ortam sana kaldı, ıslık çal ve yumurtla. Gaganla eşele dilediğin yeri, Sevin, avcı bırakıp gitti seni. Tuzak kaldırıldı senden, neden sakınıyorsun? Günün birinde kesinlikle avlanacaksın, sabret hele.

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA: YETER, SORMA ARTIK. BOŞVER EDEBİYATI.

Yeter, sorma artık. Boşver edebiyatı. Ayrıca, bir yazarı tanıtırken 10 bin soru gerekmez, 10 soru yeterlidir bence. Sorular bileşik kaplara benzer. Birisi dolarken öteki de dolar. Nitekim deminden beri sorduğunuz bütün sorular, sormadığınız soruları da yanıtlamakta.

“Bir gün bu fotoğrafa
geri dönmek isteyeceksin.”

Yapay zekânın ulaştığı noktayı daha iyi kavrayabilmek için, annemin kucağında olduğum bir çocukluk fotoğrafımı yükleyerek bu fotoğraf üzerinden bir şiir ve bir deneme yazmasını istedim. Ortaya çıkan metinleri burada paylaşmak istiyorum. Ardından, ChatGPT’nin ürettiği şiir ve denemenin sonrasında, yapay zekâ tarafından yazılmış şiirlerin okuyucular tarafından nasıl değerlendirildiğine dair bir araştırmanın sonuçlarına yer vereceğim.

Yapay zekada şiirsel komutlar güvenlik açığı yaratır mı?

Bu çalışmanın en çarpıcı yönü, yapay zeka modellerinde şimdiye kadar pek dikkat çekmeyen bir zayıf noktayı ortaya koyması. Üstelik bu zayıflık, görece basit yöntemlerle aşılabiliyor. Aynı zamanda yeni sorular da doğuruyor: “Şiirde güvenlik mekanizmalarını devre dışı bırakan asıl unsur ne? Dize mi, kafiye mi, metafor mu?”

Arkadaş Zekai Özger”den Mektuplar: “ama insanlardan umutsuzum, bıktım yıpranmaktan, eskimekten, yorgunum, şimdilerde dinlenmeliyim biraz

Arkadaş Zekai Özger”den Mektuplar: “ama insanlardan umutsuzum, bıktım yıpranmaktan, eskimekten, yorgunum, şimdilerde dinlenmeliyim biraz, yeni serüvenlerin olasılığına atılamam. biraz toparlamalıyım kendimi

Küçükken annemin üstümü örtüp gittiği gecelerde sözcükler gelirdi bana.

böyle şiir yazarım. Hayatın içinden bir damla düşer bana. Bütün yazdıklarım bir anlar bütünüdür. Yaşamak bana kendi görüntüsüyle, kendi çalgısıyla damlar. Çok yazıyorsam, daha büyük bir yeryüzünün daha büyük bir gökyüzü altında olmasındandır. Bir tür tutsaklık. Kocaman bir el, damlayan damlalara hep açık.

Bir şey yazıyorsan, altına imza atacaksın! Altına imzanı atamıyorsan; Yazmayacaksın!

Bunu sen mi yazdın? Dedi.
“Şiir” demedi, “bunu sen mi, yazdın” dedi.
Ne diyim?
– Evet, dedim.
– E, imzala o zaman, dedi.
Önünde, saygıyla, imzalamak için, eğildim.
İçimden, ölsem de gam yemem, Nobel verseler istemem, dedim;
“Hey yumurtaya can veren Allah’ım, Can Yücel’in imza gününde ben Can Yücel’e şiir imzalıyorum. Daha ne olsun.”
Ben imzayı atarken, fısıldamadı gürledi; Belki herkes duysun istedi.

Bence her yazarın kulağına küpe olması gereken, mucize bir vecize söyledi
– Bir şey yazıyorsan, altına imza atacaksın! Altına imzanı atamıyorsan; Yazmayacaksın

Abbas Kiyarüstemi İle Şiir, Sinema ve Müzik Üzerine Söyleşiler

Bazen rahatlamak için kendimize eziyet etmemiz gerekiyor. Bir arkadaş şöyle anlatmıştı ve anlatırken de gayet ciddiydi; “Seccademi yere serip üzerine oturuyorum ve hüzünleniyorum, sonra da seccadeyi katlayıp rafa kaldırıyorum ve normal hayatıma devam ediyorum.” Uzun süren üzüntüler, bazen yağmayan bulutlu bir hava gibidir. Bu yüzden yağıp rahatlamak için kendine bir sonda takman gerekir. İran müziği bu konuda bana çok yardımcı oluyor.

Birdenbire, yatağının sol köşesini göstererek “ölüm orda, onu görüyorum” dedi.

Dağlarca vedalaşıyordu: “Şiirlerim sana emanet” dedi bana. Hemen yanına koştum. ilk kez böyle kötü gördüm onu. Telaşlı ve aşırı yılgın gibiydi. Konuşuyorduk, ölümü belki ilk kez yakından seziyordu, ve ölmek istemiyordu, aşırı hüzün vardı halinde. Konuşması zorlaşıyordu. Birdenbire, yatağının sol köşesini göstererek “ölüm orda, onu görüyorum” dedi