Suyu Dinleyen Çöl/ Sözün Yırtıldığı Yer Bölüm II

I Bozgun…

Her acının bir ömrü var…

Ben geldiğimde bozgun
Bütün mevsimlere uğramıştı.
Siyah külleri ve yaşlı çocukları vardı şehirlerin.
Geç kalan şair için çadırımız yok, dedi onlardan biri
Acı, gölgesini bıraktı yüzümüze. Ve gitti…
Dönecek ama
Yeni sözler öğretecek dilimize…

Orada kimsenin giymediği bir elbiseydi umut,
Ölüm yaşamdan çoktu…

II. Bedel…

Aralarında
Onlar kadar kimsesizdim…
Sıcak, günlerimizi eritecek pek yakında
Dedi onlardan biri
Toprağımızı almak için güç geri dönecek
Ve bedelini isteyecek,
Gökyüzünü görerek uyuduğumuz günlerin…

III. Yaprak…

Bizi unuttular, dedi onlardan biri
Bizi bir yaprağın üzerine düşürdüler…
Ve ateşe verdiler ağacımızı
Anımsamamak fazlalığından kurtulmak için,
Kalbimizin yerini…

IV Takvim…

Demek saatiniz var…
Yarın için ne kadar yaşamak gerek?…

Zaman, saçları örgülü bilge bir kadındır burada.
Döl vermekten yorgun bacaklarıyla
Nehirler boyu yürür geceleri.
Yüzümüzde etekleri kıvrım kıvrım elbisesinin
Her gün derinleşir sureti…

Sizin takviminiz de vardır…

V. Resim…

Inandım… Her şeyi gören kimse yok…

Acı tene özgürce çiziyor resmini
Ve bir orman, evinden izliyor
Acının hüzne dönüşünü…

VI. Tanrı…

Tanrı sessizliği seçti, dedi onlardan biri
Insanla birlikte sustu…

VII. Çıt…

Beni bir ırmağın kenarında bıraktılar
Her acının bir ömrü var, dedi yaşlı çocuk…

Şehirlere uğrayan mevsimlerle dolaş
Burada taşlar bile tanıktır yalnızlığımıza
Kuşlar, dönecek bir gün
Ve bir kayanın üzerinden izleyecek,
Birbirine yaslı çocuklarımızı…

Şimdi günlerimiz, gecenin içinde ‘çıt’ sesi…

Hayriye Ersöz