Etiket arşivi Ahmet Cemal

ileŞiir Antolojim

Kar Parçaları

KEKELENEREK DİLE GETİRİLECEK DÜNYA,
onun konuğu
olacağım ben, bir ad
terlenecek duvardan aşağıya, ve
bir yara yalayacak o duvarı
aşağıdan yukarıya.

DUYDUM Kİ, BALTA ÇİÇEK AÇMIŞ,
duydum ki, o yer adlandırılamazmış,
duydum ki, o yere bakan ekmek
asılan adamı iyileştirirmiş,
kadının o adam için pişirdiği ekmek.
duydum ki, onlar hayat için
tek sığmak derlermiş.

TAŞLARIN atılması böceklerin arkasından.
O sırada gördüm ki, içlerinden biri yalan söylemiyordu,
çaresizliğime alıştım, diyerek.
Tıpkı senin yalnızlık fırtınan gibi,
o da başardı enginlere yayılan
bir sessizliği.

TARLA FARESÎNİN sesiyle
cikliyorsun yukarı,

keskin bir
ayraçla,
beni gömleğimden tenime kadar ısırıyorsun,

seni
gölgelerle ağırlaştıran
konuşmamın ortasında,
ağzıma
bir bez kapatıyorsun.

LARGO
Sen, ey yoldaşım olan başına buyruk yakınlık:

kocaman
bir ölümün büyüklüğü ile
yatıyoruz birlikte, zaman –
ötesi ise inlemekte senin
soluyan gözkapaklarının arkasında,

bir çift karatavuk asılı yanımızda,
ta yukarıdan geçip giden
ikimize ait beyaz

metastazların
altında.

ÇIKMAZ SOKAKLARLA konuşmak
şu karşıda uzanan, söz etmek
onların vatansız kılınmış
anlamından

bu
ekmeği çiğnemek,
yazan dişlerle.

BİR YAPRAK, ağaçsız,
Bertolt Brecht için:

Nasıl zamanlar ki bunlar,
bir söyleşi
neredeyse bir suç oluyor
onca söylenmişi de
dile getirdi diye?

Paul Celan

Celan’s work is the finest poetry of the 20th century. I know of no other poet who can match his ability to delve into the far reaches of the human soul, nor has any modern writer faced up to himself with such searing honesty. I accept that this is a subjective view and one that goes back to my adolescence but it’s one that I’m more than happy to stand by.

Timestead / Zeitgehoft was first published after Celan’s suicide and contains work from the last eighteen months of his life. I have a whole range of issues with posthumous publication because we will never be sure what the writer intententions were with the poems that were left behind and are thus uncertain as to whether the poems are actually complete.

Celan is perhaps best known as a Holocaust survivor who was also a follower of the writings of Martin Heidegger, a card carrying Nazi and anti-Semite. What tends to get overlooked is his recurring struggle with mental ill health and his abiding interest in Jewish mysticism. He was plagued by severe depression and bouts of paranoia which required electro shock treatment. He died in 1970 by throwing himself into the Seine.

For the last fifty years I’ve avoided thinking about Celan’s final act for a number of reasons. Initially, as a callow youth, I saw the suicide of talented artists as an almost natural manifestation of the tortured genius, later on I read Celan’s suicide as an equally rational response to the Holocaust and the destruction of the Jewish race. Much later, in middle age, I became severely depressed myself and, during three separate episodes, I made active plans to do away with myself and required both periods of incarceration and consequent shock treatment. These coincided, more or less with the start of this blog in the late noughties. I’ve been writing about Celan throughout the last 12 years but have never felt able to confront this specific aspect of his work.

In my experience, suicide wasn’t a cry for help. I knew that I was, once again, en route to a severe depression and felt completely unable to prevent this. The only way that I felt I could get some resolution was by killing myself, thus depriving the depression of its victory.

Now that I’ve been well for about 10 years, I’ve felt able to look at Timestead with a bit more dispassionate attention and have been taken aback by the brutal strength of some of the poems. This is The whisperhouse / Das Flusterhaus;

The whiseprhouse,
open on leapday,

handed on
on jute, surface-
deep

it naturalizes
the fricatives,

the lallation-stage
is taken care of
by the lip-
pegs,

-does the
other snap in,
on time? –

this, yes this
glacierscreaming
of your hands,

the network of the dead
helps to carry the firnice,

the moon,
poles reversed,
rejects you, second
earth,

at the resthaven, deathproud, the
start throng
takes the hurdle.

I recognise that there may well be a lot of over identification going on but the above does ‘speak’ to me at a very deep level. I’m taking it that the ‘you’ here is the poet himself and that it’s written in the certain knowledge that he will kill himself. This is a big claim but things do seem to build slowly towards that bitter conclusion. In earlier work glaciers and ice fields are places of death where life seems to be extinguished. The compound here suggests to me somebody in agony at that place as well as the noise of the ice moving slowly forwards.

I’m taking ‘firnice’ to be a compound of ‘firn ice’ whch Wikipedia describes as “ice that is at an intermediate stage between snow and glacial ice” which may or may not point towards the way in which death proceeds. I was initially puzzled by this ‘network of the dead’ but things became a bit clearer when I realised that the network is helping something else with moving this load along.

Celan wrote a lot about the death of his parents, both of whom perished in the camps and about meeting them in the after-life. This network could thus refer to those who have previously died helping the living through to the same state. From a personal perspective I know that this kind of psychosis is common among the severely depressed, as is the notion of death as a welcome relief. It may seem odd but a serious depressive episode is, as it progresses, exhausting. Your brain is working really hard to keep what you know to be dangerous thoughts and feelings in check whilst your emotions are clamouring for your attention. Even though I’m not in any way religious I can identify with viewing a place to get some respite from this incredibly taxing onslaught as akin to heaven.

I viewed my planned suicides as victories over the depression which was making me feel so distraught and vulnerable. I was also convinced that my illness was contagious and that I was infecting those that I loved simply by remaining alive. Planning my imminent death felt like I was at least doing something rather than allowing ‘it’ to pull me further down to the depths. In retrospect, this gave me a kind of pride which I think is what Celan might be referring to here, especially if we understand ‘takes the hurdle’ as crossing the line between life and death.

I realise that I’ve ignored the first half of the poem, this is mainly because it doesn’t speak to me with the same direct intensity that the last four stanzas do and because there isn’t space here for an extensive discussion of fricatives, jute and the whisper house although this may occur in the coming weeks.

In conclusion, I hope I’ve shown at least one possible way of responding to The Whisperhouse and have been able to demonstrate why it is so very important to me.

I’ve used Pierre Joris’ translation taken from his Breathturn into Timestead which was published in 2014 and is highly recommended

Bebrowed’in Blogu

ileŞiir Antolojim

Oniki Yıl

Gerçek kalan,
gerçekleşen satır: … senin
Paris’teki evin – ellerinin
sunağı olan evin.

Üç kez solunmuş,
üç kez parıltılara boğulmuş.

Dilsizleşiyor ortalık, sağırlaşıyor
gözlerin arkasında.
Zehrin çiçek açtığını görüyorum.
Her sözcükte ve her kalıpta.

Gel. Gidelim.
Aşk siliyor ismini: kendini
sana adıyor.

Paul Celan

ileŞiir Antolojim

Işık Zorunluluğu

KALINTILARI, duyulanlarla görülenlerin,
bin bir numaralı yatakhanede.

gece gündüz
polka:

seni eğitip değiştiriyorlar

yine
o oluyorsun.

GECEYE DALMAK, yardıma hazıra
ağız yerine,
yıldız geçiren
bir saydam yaprak:

daha bir şeyler var
delice harcanacak,
ağaç boyunca.

ÇOKTAN UZANMIŞTIK
çalıların arasına, sen
nihayet sürünerek geldiğinde.
Ama kulaçlayamadık
Karanlığımızı sana kadar:
Zorunluydu
Işık.

YİTİRİLMİŞLERDEN dökme olan sen,
tam olması gerektiği gibi bir maske,

gözkapağımdaki
kırışık boyunca
kendi gözkapağımdaki kırışıkla
sana yakın olmak,

ize, evet, o ize
dehşeti serpmek,
sonunda, öldüresiye.

NE VARDIYSA
bizi birbirimize fırlatan,
ayırmakta şimdi ürküterek,

bir dünya taşı, güneşin uzaklığında,
vızıldamakta.

BİR DEFASINDA, ölüm çok kalabalıklaştığında,
sen, benim içimde saklanmıştın.

KENDİMİ sende unuttuğum yerde,
bir düşünceydin artık,

bir şey
geçiyor içimizden hışırdayarak:
dünyanın son
titreşimlerinden
ilki,

fırtınalı ağzım
beni de
aşmakta
dolup taşarak,

ama sen
kendinle
buluşmuyorsun.

KAYIP uzaklaş
kollarımın arasından,

al yanına
nabız atışlarımdan birini,

içine saklan,
dışarda.

NASIL DA ölmektesin içimde:

yıpranmış
son bir
nefes yumağında bile,
bir hayat
kıymığı gibi
saplısın.

ÜSTÜNE YAZILMAMIŞ
kâğıtlardan
okunmuş mektup,

üstünde
ölü taklidi reflekslerinin
üç gümüş notanın eşliğindeki
kurşuni gümüş zinciri.

Biliyorsun: Hamleler
senin üzerinden geçip gider, her zaman.

DUA EDEN ELİ KESİP ÇIKAR
havadan
gözlerin makasıyla,
parmaklarını da
giydir
öpücüğünle:

Şimdi zaman, duaya
kavuşmuş ellerin fırtınasıdır.

SONSUZLUKLAR geçti
onun yüzünden, geçip ötelere gitti,

bir yangın ağırdan söndürdü
muma dönüştürülenlerin hepsini,

buradan olmayan bir yeşil,
bilgelerin gömdükleri,
durmadan gömdükleri taşın
çenesini, hafiften
tüylendirdi.

BÜTÜN EKSÎK YILDIZLAR,
döküldü,

topladı onları
ellerinin yaprak yeşili gölgeleri,

sevinçle ısırdım
madeni para gibi tırtıklı
kaderi

GÖREBİLİYORUM SENİ HÂLÂ: bir yankı,
anten sözcüklerle dokunulabilen,
veda tepesinde.

Hafiften ürküyor yüzün,
birdenbire lamba gibi aydınlandığında
iç dünyamda, tam da
en acıtıcı aslanın söylendiği noktada.

BÎR SÜRÜ
tek tek çocuk,
hafif ve yosunlu
ana kokularıyla boyunlarında,
kapkara kızılağaçlara
dönüşmüşler,
kokusuz

Paul Celan

ileŞiir Antolojim

Sen de Konuş

Sen de konuş,
son olarak sen konuş,
söyle sözünü.
Konuş –
Ama ayırma hayırı evetten.
Anlamı da kat sözüne:
Ona, gölgeyi ver.
Ona yeterince ver gölgeyi,
sence ne kadar paylaştırılmışsa
gece yarısıyla öğlen ve gece yarısı
arasında, o kadarını ver.
Bakın etrafına:
Gör, nasıl da canlı, çepeçevre –
Ölüm aşkına! Canlı!
Hakikattir gölgeden söz edenin söylediği.
Ama bak, küçülmekte şimdi durduğun yer:
Peki şimdi nereye, ey gölge çıplağı, nereye?
Tırman. Yokla etrafını.
İncelmektesin gittikçe!
Daha ince – bir iplik,
yıldızın aşağı inmek için kullandığı;
o yıldız ki, aşağıda, kendi yansımalarını
gördüğü yerde, gezginci sözcüklerin
dalgalı sularında yüzmek istemekte.

Paul Celan

Çeviri: Ahmet Cemal

ileŞiir Antolojim

Ölüm Fügü

Akşam vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
ve öğlenlerle sabahlarda bir de geceleri
hiç durmaksızın içmekteyiz
bir mezar kazıyoruz havada rahat yatılıyor
Bir adam oturuyor evde yılanlarla oynayıp yazı yazan
hava karardığında Almanya’ya senin altın saçlarını yazıyor Margarete
bunu yazıp evin önüne çıkıyor ve yıldızlar parlıyor
köpeklerini çağırıyor ıslıkla
sonra Yahudilerini çağırıyor ıslıkla toprakta bir mezar kazdırıyor
bize buyruk veriyor haydi bakalım şimdi dansa

Gece vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
ve sabahlarla öğlenlerde bir de akşamları
hiç durmaksızın içmekteyiz
Bir adam oturuyor evde yılanlarla oynayıp yazı yazan
hava karardığında Almanya’ya senin altın saçlarını yazıyor Margarete
senin kül olmuş saçlarını Sulamith bir mezar kazıyoruz
havada rahat yatılıyor

Adam bağırıyor daha derin kazın toprağı siz ötekiler
şarkılar söyleyip dans edin
tutup palaskasındaki demiri savuruyor havada gözlerinin
rengi mavi
sizler daha derine sokun kürekleri ötekiler devam edin
çalmaya ve dansa

Gece vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
ve sabahlarla öğlenlerde bir de akşamları
hiç durmaksızın içmekteyiz
bir adam oturuyor evde senin altın saçların Margarete
senin kül saçların Sulamith adam yılanlarla oynuyor

Sesleniyor daha tatlı çalın ölümü çünkü o Almanya’dan
gelen bir ustadır
sesleniyor daha boğuk çalın kemanları sonra sizler
duman olup yükseliyorsunuz göğe
sonra bir mezarınız oluyor bulutlarda rahat yatılıyor

Gece vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
sonra öğlen vakitlerinde ölüm Almanya’dan gelen bir ustadır
akşamları ve sabahları içmekteyiz hiç durmadan
ölüm bir ustadır Almanya’dan gelen gözleri mavi
bir kurşunla geliyor sana tam göğsünden vurarak
bir adam oturuyor evde senin altın saçların Margarete
köpeklerini salıyor üstümüze havada bir mezar
armağan ediyor
yılanlarla oynuyor ve dalın düşlere ölüm Almanya’dan
gelen bir ustadır

senin altın saçların Margarete
senin kül olmuş saçların Sulamith

Paul Celan

ileŞiir Antolojim

Bir Gün

                                 (Ölüm İlişkileri’nde yaşayanlara…)

Bir gün, tıpkı karşılaştığımız gece
benim olduğun yaşta, bana dönmek isteyeceksin;
yüzünde solmuş kaç sabahın birikintileriyle,
yorgun olmaktan çok, aşınmış;
yüzüme kapattığın onca kapıyı
artık omuzlayamadan,
seslenmek isteyeceksin.

Zamana diş bileyeceksin o gün, belki ilk kez;
bir zamanlar dokunulmazlığına inandığın için,
yanlış çıkarttığın bütün günahların ağırlığıyla.
Hep izlerinin sürdüğün yüz ve ten çizgileriyle
insanlara yaş biçtiğin günleri anımsayacaksın,
hani titreyen parmaklardaki sıcaklığı hiç duyamadığın.
Bir gün, tıpkı karşılaştığımız gecede olduğu gibi,
dirseklerimizin birbirine değmesini isteyeceksin,
onca çizgi peşinde koşmanın günahını
artık en bulanık aynalara bile çıkartamayarak.
Yaşamından gelip geçmiş olanları sayacaksın;
hep bir iki geceliğine,
bedeninde otel gibi kalmış olanları,
en kısa ömürlü sevgilerin imzasını bile
hiçbir sayfana atamadan
ve sonra bir de gerçek yitirdiğini;sana
yüzlerindeki çizgilerin ardından,
en duyarlı kalemlerle, yalnız sana giden
yolların haritalarını çizmiş olanları.
Bir gün, tıpkı karşılaştığımız gece
benim olduğum yaşta, beni arayacaksın,
solmuş onca haritanın çizgilerini
aşınmış bakışlarınla seçemeksizin.

Ahmet Cemal
ileŞiir Antolojim

Bizsiz Odalar

Belki çoğumuzun yaşamında

arkamızdan çok acele toplanmış 
ve izlerimizin çabuk yok edildiği 
odaların burukluğu vardır.

Ahmet Cemal

ileŞiir Antolojim

Vesvese

Sen var ya,

nedense beni hep 
senden sormalarından 
korkarsın.

Ahmet Cemal
ileŞiir Antolojim

Geçmiş Bir Dua Kitabından 1

Nice yazsonlarında
eylül yapraklarına
gergeflediğiniz öyküleriniz
tozlu bahçelerde unutuldu mu hiç?

Sonbahar sürgünüdür gidişleriniz.

Benekli kedilerin döktüğü sütlere
en sessiz adımlarla basıp,
kaç izle geçersiniz

Sabahlardan birinde
benim dediğiniz evlerden
kendiliğinizden çıkmalısınız,
vedasız ve kimseyi uyandırmadan.

Anılarınızı yıpratabilirler.

Ayağa takılabilecek ne varsa
toplamalısınız ayrılmadan ve saklamadan
kırık dökük sevgilerinizi köşe bucağa;
bir gün bulup
avuçlarında ısıtırlar diye
beklemeden.

Onları  –bilin! —  şimdi yalnız
eskicilerde satılan taş plakların
en iç bulandıran cızırtılarıyla
süpürgelik diplerine üfleyeceklerdir.

Küf kokulu çekmecelerin bile
çok görüldüğü anılarınız varsa eğer,
şimdi kuşların havalanmadığı bahçelerde
solmaya bırakınız.

Ahmet Cemal

ileŞiir Antolojim

Akşam Vakti

Rasgele bir akşam vakti
geçmiş bir dua kitabının
ıslak sayfalarını bulanlar oldu-
ağlaması çoktan dinmiş
bir kayanın dibinde…

Ahmet Cemal