Yalnızlık

Yalnızlık bir yağmura benzer,
Yükselir akşamlara denizlerden
Uzak, ıssız ovalardan eser,
Ağar gider göklere, her zaman göklerdedir
Ve kentin üstüne göklerden düşer.

Erselik saatlerde yağar yere
Yüzlerini sabaha döndürünce sokaklar,
Umduğunu bulamamış, üzgün yaslı
Ayrılınca birbirinden gövdeler;
Ve insanlar karşılıklı nefretler içinde
Yatarken aynı yatakta yan yana:

Akar, akar yalnızlık ırmaklarca.

Rainer Maria Rilke

Çeviri: Behçet Necatigil

Şarkı

Ey geceleri yatakta ağladığımı
Kendisine açmadığım sevgili,
Ey yorgun düşüren varlığımı
Bir beşik gibi!
Benim için uykusuz kaldığını
Benim gibi saklıyan.
Ah, içimizdeki bu yangını
Söndürmeye çalışmadan,
Bağrımızda taşısak.
Değil mi ki itirafa kalkışsak
Aşkımızı, sevişenler gibi tıpkı…
Sözlerimize yalan karışacak
Beni yalnız eden varlığın; ömrüm her şeyin sana tahvili
Seslerin içinde bir an doğarsın;
Uçup giden kokularda bir an varsın.
Ah! kollarımda kaybettim hepsini,
Bir sen doğmaktasın tekrar yeni,
Bir sen, tutmadığım için tuttuğum sevgili.

Rainer Maria Rilke
Çeviri : A. Tietze – Behçet Necatigil

Ağlayış

Nasıl uzaklarda her şey
ve çekip gitmiş!
Bana öyle gelir ki,o
aydınlığını aldığım yıldız
ölü binlerce yıldır.
Bana öyle gelir ki,şu
geçip giden kayıkta
korkunç bir şey dendiğini duydum.
Evde bir saat
vurdu…
Hangi evde?…
Yüreğimden çıkıp gitmek isterim
büyük göğün altında.
Dua etmek isterim.
Bütün yıldızlardan biri
gerçekten var olsa gerek daha.
Bana öyle gelir ki,bileceğim
ancak hangisi
devam etmekte
hangisi beyaz bir şehir gibi
durur ışınların ucunda gökte…

Rainer Maria Rilke

İtiraf

İtiraf et, -düşlediğin bir ilkbahardı,
aydınlık ideallerle dolu bir dünya,
o zamanlar yaşamın parıltılar saçan kupasında
gençliğin henüz köpüren iksiri vardı.

Zavallı yüreğim! Sen kaçırdın mutluluğunu,
Kasvetli günler gelmekte,-ve de- geçmekte…
ve şimdi itiraf etmek istemiyor musun sen de,
düşlediğinin bir ilkbahar olduğunu?

R.Maria Rilke
Çev. :Ahmet Cemal

Yalnızlığın Büyüdüğü Anlar

Ancak bir yalnızlık vardır, o da büyüktür ve ona katlanmak güçtür. İnsanın öyle anları olur ki, bunlarda, hemen hemen herkes, yalnızlığını, kolayca elde edilen herhangi bir beraberlikle değişmek ister: Hiç uymadığı halde uyar gibi görünüp yanındakilerden herhangi biriyle, en düşük biriyle de beraber olmak ister… Ama yalnızlığın büyüdüğü anlar, belki de işte bu anlardır.

Rainer Maria Rilke

Sen Daha Başından

Sen kollarıma asla gelmemiş sevgili,
sen yitirilmiş olan daha başından,
senin hangi şarkılar gider hoşuna
hiç öğrenemedim. Vaz geçtim ben seni
gelecek anın kabaran dalgaları içinde
tanımaya çabalamaktan. İçimdeki
tüm uçsuz bucaksız imgeler – – çok uzaktaki
derinliğine hissedilen peyzaj,
şehirler, kuleler, köprüler ve patikaların tahmin-
edimedik dönemeçleri
ve şu bir vakitler nabzı tanrıların hayatıyla atan
kudretli topraklar – –
tümü, beni her zaman atlatan seni
anlamlandırmak için içimden yükselirler.

Sen, sevgili, daima hasretle seyrettiğim
bahçelersin sen. Bir kır evinde
açık bir pencere – -, ve sen daha yeni
atmışsın adımını dışarı, dalgın düşünceli
karşılamak için beni. Rast gele geçtiğim sokaklar, – –
sen onlarda az önce yürümüş ve gözden kaybolmuşsun.
Ve bazen, bir dükkanda, aynalar hala sersemlemiş
olurlardı senin orada bulunmuş olmandan, irkilmiş
geri verirlerdi benim çok ani hayalimi.Kim bilir? belki de
aynı kuş yankılanıyordu içimizden ikimizin de
ayrı ayrı, dün akşam.

Rainer Maria Rilke

Duino Ağıtları

III.

Sevgiliye övgü düzme başka şeydir; o gizlenmiş,
suçlu nehir tanrısıysa kanın, ah, bambaşka bir şey.
Kızın ta uzaklardan seçebildiği oğlan ne bilir
şehvetin rabbini, o ne’idüğü belirsizle sırılsıklam
tanrı başını sık sık yalnızlığından kaldırıp
geceyi aralıksız isyanlara kışkırtanı;
çoğu zaman sanki yokken kız, henüz yatıştırmazken delikanlıyı.
Ey kanın Neptünü, ey onun üç dişli ürkünç mızrağı.
Ey burgulu deniz kabuğundan bağrının karanlık rüzgârı.
Gece nasıl bel verip çukurlaşıyor, dinle.
Sizden değil mi ey yıldızlar âşığın arzusu
aşkının çehresine? Kızın saf yüzünü içten idraki
saf burçlardan gelmez mi?

Sen değilsin, ne yazık, annesi de değil
o kaş yaylarını böyle beklentiyle geren.
Senden değil dudaklarındaki bu bereketli kavis,
ne kadar hisseder olsan da onu.
Sen, seher yeli gibi süzülen kız, inanıyor musun gerçekten
onu böyle sarsabileceğine usul usul yaklaşmakla?
Yüreğini hoplattın gerçi, ama senin dokunuşunla
daha kadim korkular titretti içini.
Çağır onu… kapkaranlık bir çevreden de çağırmıyorsun.
İster elbette: kopup gelir, içi rahatlar
alışır senin gizli kalbine, toparlanıp kendine gelmeye başlar.
Ama hiç kendi kendine başladı mı o?
Annesi, sendin onu ufaltan, sendin başlangıcı.
Yeni idi senin için, sevecen bir dünyayla kapladın
yepyeni gözlerini, yabancı dünyadan korudun.
Nerede o yıllar, ah? tek başına yeterdi narin vücudun
taşıp gelen kaosu kapamaya.
Pek çok şeyi sakladın ondan bu yolla,
tehlikeden arındırdın gecenin kuşkuyla dolan odasını
ve insanca bir uzam kattın gönlünün koca sığınağından kopan.
Karanlığın değil kendi yakın varoluşunun
ortasına koyardın gece lambasını, arkadaşlığıyla ışıldardı sanki.
Bir gıcırtı bile yoktu ki güler yüzle açıklamandan kaçsın,
sofanın kımıldayacağı anı bilir gibiydin…
Ve dinleyip rahatlardı çocuk.
Öyle becerikliydi ki incelikle kalkışın geceleyin:
dolabın arkasında kaybolurdu kaderi uzun paltosuyla,
perde kıvrımlarına kayardı huzursuz geleceği.

Oracıkta yatışmış yatarken o
ve senin en zarif şekillenişin
tatlı tatlı erirken yarım uykusunun içinde,
gözleri kapalı: korunmuş görünüyordu… Ama ya içeride:
kim tutar, kim savuşturur ecdadının sellerini?
Tedbir yoktu, ah, uyuyanda bunlara karşı,
uyuyordu belki ama düşlüyordu,
yükseliyordu ateşi: nasıl da kaptırmıştı kendini.
Yeniydi, ürkekti, içinde olup bitene dolaşmıştı-
yayılan köklere ve sarmaşıklara,
iç içe geçmiş nakışlar halinde boğarak büyüyen
ve hayvan gibi avlayan şekillerine.
Öylesine teslim oluyordu ki -. Seviyordu.
Seviyordu kendi içini, vahşi iç dünyasını, içindeki ilkel ormanı,
ve suskun ağaçlar yığınında
durmaktaydı yüreği, ışık yeşili.
Seviyordu. Terk etti gitti kendi köklerini
kudretli kökene doğru, ufacık doğumunun
artık esamisinin okunmadığı yere.
Seve seve indi daha kadim kanlar içine,
atalarına doymuş korkunun yattığı vadilere girdi.
Ve tanıyordu onu her bir dehşet, göz kırpıyordu anlaşmış gibi.
Evet, dehşet gülümsüyordu… Annesi,
nadiren böyle müşfik gülümsedin sen.
Nasıl sevmesin ki onu, gülümsüyordu kendisine.
Senden önce dehşeti sevdi, çünkü o eriyip gitmişti bile
karnında, cenini yüzdüren sıvı içinde.

Bak, biz sevmeyiz çiçekler gibi tek bir mevsim ile.
Biz sevdik mi, tasavvurun bile ötesinde eski
bir özsu yükselir kollarımızda. Sevince,
tek bir varlığı, gelecektekini değil,
sayısız mayalanışları sevmeli kendi içimizde;
tek bir çocuğu değil, babaları sevmeli
harap dağlar gibi derinliklerimizde yatan,
ve kurumuş ırmak yataklarını
evvel zaman annelerine ait; sevince,
bulutlu ya da berrak, tüm suskun topraklarını sevmeli yazgının-
ah kızım, ah canım, bunlar var senden önce.

Peki sen nereden bileceksin ki-,
en kadim zamanları uyandırdın âşığının içinde.
Ne duygular çıktı su yüzüne özüne başkalaşıp,
ne kadınlar nefret etti senden.
Ne karanlık adamlar kaldırdın delikanlı damarlarında?
Yanına gelmek istedi ölü çocuklar…
Bir güzellik yap artık ona, ah,
sessiz sedasız, gündelik işin gibi-
götür bahçelerin oraya, ver gecelerin ağırlığını…

Onu esirge…

Rainer Maria Rilke

Bayılırım Kır Zambaklarına

Bayılırım kır zambaklarına, uzak,
çaresiz hep birini bekleyip duran;
ve kızlara, saçlarına çiçek takarak
ıssız pınarların orda düşler kuran;

Ve güneşte şakıyan çocuklara,
yıldızlara bakıp bakıp da şaşan;
bana şarkılar getiren günlere sonra;
ve gecelere, çiçeklerle dolup taşan.

Rainer Maria Rilke
Çeviri: A. Turan Oflazoğlu

Çocukluk

Akar orada okul uzun korku ve zaman
Gürültülü boğuk duruşlu nesnelerle iç içe kayan
Ey zaman ey yalnızlık ey günün zorlu geçidi
dışarıdayız şimdi: Kıvılcımlanır ve çınlar yollar
Meydanlarda sıçrayan fıskıyeli havuzlar
Ye bahçelerde öyle genişler ki dünya
Giysiler içinde geçer devran ve bütün bunlarla
Bir başkasından tam başka gidilirdj ve gidiliyor
Ey muhteşem zaman ey geçen zaman
Ey mutlak yalnızlık

Bütün bunlarla seyredilir uzaklar
Erkekler kadınlar erkekler erkekler kadınlar
Ve çocuklar ki başkadırlar ve çeşitlidirler
Ve anıdaki ev ve arada sırada bir köpek
Korku yerini sessizce güvene terkeder
Ey anlamsız keder ey rüya ey şafak
Ey dipsiz ırmak

Ve böyle oynaya oynaya top çember ve teker
Yumuşak ve tatlı renk atan bir bahçede
Yakalamanın kör ve azgın acelesiyle
Bazan büyüklere hafifçe çarpılır
Fakat akşamla sessizce eve
Küçük ve katı adımlarla gidip yakalanmak
Ey daima daha çok kaçan kavrama
Ey korku ey yük

Ve saatlerce büyük gri havuzun eteğinde
Küçük ve katı adımlarla gidip yakalanmak
Daha birçok daha güzel yelkenliler
Unutuldu uçuştukları için daire çizerek
Fakat mecburuz düşünmeye küçük ve solgun
Şeklini havuza dalıp gider gibi görünen yüzün
Ey çocukluk ey kaypak tartı
Nereye nereye

Rainer Maria Rilke,
(Türkçesi:Cahit Zarifoğlu,
Diriliş Dergisi, Sayı 3, mayıs-haziran 1966)

İspanyol Dansözü

Eldeki bir kibrit nasıl, ah,
alev almadan, her yana salarsa
titreyen dillerini -: tıpkı öyle, halkası
içinde yakın seyircilerin, ateşli ve parlak
başlar onun titreyen dansı.

Ve alev kesilir ansızın.

Bakışıyla tutuşturur saçlarını kadın
ve korku bilmez bir sanatla birden
döndürür eteklerini ateş kasırgasına;
çıplak kolları bu yangından dışarı uğrar
ürküp uyanan yılanları andırırcasına.

Ve sonra: sıkıştırınca ateş çepçevre,
kavradığı gibi fırlatır onu yere
pek gururlu, buyuran bir eda ile hem
ve seyreder: ateş kudurmaktadır orda
ve alev alevdir daha, baş eğmez bir türlü.
Ama kadın emindir, üstün geldiğinden;
ve tatlı bir gülümsemeyle kaldırıp yüzünü
söndürür ateşi küçük, sağlam ayaklarla hemen.

Rainer Maria Rilke
Çev:A. Turan Oflazoğlu