Etiket arşivi Hz. Ali

ileŞiir Antolojim

Bu din, kötü insanların elinde esir olur; onda arzuyla davranılır ve onunla dünya istenir.

Valisi Muhammed b. Ebî Bekr’in işi karıştığı zaman el-Eşter en-Neha’î’yi Mısır ve nahiyelerine görevlendirdiğinde yazdığı bir ahitname.


Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla…


Bu, Müminlerin Emiri Allah’ın kulu Ali’nin Malik b. el-Håris el-Eşter’e onu, haracını toplamak, düşmanıyla cihất etmek, ahalisini düzene sokmak ve şehirlerini imar etmek üzere Mısır’a vali tayin ederken verdiği ahitte emrettikleridir.


Ona Allah’tan sakınmayı, O’nun itaatini tercih etmeyi; hiçbir kimsenin onlara tabi olmadan mutlu olamayacağı, onları inkar ve ziyan etmeden de mutsuz olamayacağı farzlarından ve tutulacak yollarından Kitabında emrettiklerine uymayı; Münezzeh Olan Allah’a kalbiyle, eliyle ve diliyle yardım etmesini emretmiştir. O -ismi yüce olsun- kendisine yardım edene yardım etmeyi, kendisini güçlendireni güçlendirmeyi üstlenmiştir.


Aynı şekilde nefsini şehvetlerden kırmasını, azma zamanlarında onu durdurmasını emretmiştir. Zira Allah’ın rahmet ettiği hariç, “Nefis, aşırı şekilde kötülüğü emredicidir.”


Sonra ey Malik! Bilmiş ol ki seni, senden önce bazı devletlerin adil ya da zalim olarak hakim olduğu memleketlere gönderiyorum. İnsanlar, senin işlerine, senden önceki yöneticilerin işlerine baktığın gibi bakacaklar; senin hakkında, onlar için söylediğin şeyleri söyleyecekler. Allah’ın onlar hakkında kullarının diliyle söylettiği şeylerin rehberliğiyle sâlih insanlara varılır. Senin için erzakın en sevimlisi, sâlih amelin erzakı olsun. Arzularına hakim ol. Sana helal olmayan şey için kendine cimri ol. Kendine cimri olmak, sevdiği ya da hoşlanmadığı şeyde nefse karşı adil olmaktır.


Tebaaya karşı merhameti, onları sevmeyi, onlara karşı yumuşak olmayı kalbinin iç giysisi yap. Onlara karşı, yiyeceklerini ganimet olarak alan aç- gözlü yırtıcı hayvan gibi olma. Tebaa iki gruptur: Ya dinde kardeşin, ya da yaratılışta sana denk olan. Onlardan hata sadır olur; kusurlar işleyebilirler; kasıt ya da hata ile yanlışlık yapabilirler. Allah’ın sana affından ve bağışlamasından vermesinden hoşlandığın gibi sen de onlara affından ve bağışlamandan ver. Sen, onların üstündesin ve seni görevlendiren senin üstündedir. Allah ise seni görevlendirenin üstündedir. Senden, işlerini yerine getirmeni istedi ve seni onlarla imtihan etti. Kendini Allah’la savaş konumuna getirme. Senin O’ndan intikam alacak gücün yoktur. O’nun affına ve rahmetine ihtiyacı olmayan biri değilsin.


Bir kimseyi afetmiş olmaktan dolayı pişman olma. Cezalandırmadan dolayı da sevinme. Alternatifi olan bir yanlışta acele etme. “Ben yöneticiyim; emrederim ve bana itaat edilir.” deme. Bu, kalbe fesadın girmesi, dinin zayıflaması ve bozulmaya yüz tutmaktır. Hükümranlığından dolayı sende büyüklük ve kendini beğenmişlik ortaya çıkarsa senin üzerindeki Allah’ın hâkimiyetine, nefsine kadir olamadığın şeylerde O’nun senin üzerindeki kudretine bak. Bu, senin tamahlarını bastırır; şiddetliliğini kontrol altına alır, aklından çıkanı geri getirir.


Allah’a azametinde rekabetten ve gücü her şeye yetmede ona benzemekten sakın. Allah, her zorbayı zelil eder ve her kibirli insanı hor görür.


Nefsinden, ailenin önde gelenlerinden ve tebaandan kendisine meylin olduğu kişilerden Allah’ın ve insanların hakkını al. Eğer bunu yapmazsan, zulmetmiş olursun. Allah’ın kullarına zulmedenin, kullarından önce düşmanı, Allah’tır. Allah kime düşmanlık yaparsa, delilini iptal eder. O kişi, zulmünü söküp atıncaya ya da tövbe edinceye kadar Allah’la savaş halindedir. Allah’ın nimetini değiştirmeye ve intikamını çabuklaştırmaya zulüm üzere olmaktan daha fazla sebep olan hiç bir şey yoktur. Allah, mazlumların duasını işitir. 0, zalimleri gözetleyendir.


Senin için işlerin en sevimlisi, hakta en vasatı, adalette en geneli ve tebaanın rızasını en çok sağlayanı olsun. Avamın öfkesi, ileri gelenlerin rızasını silip süpürür. Avamın rızasıyla birlikte olan ileri gelenlerin öfkesi ise affedilir. Yöneticiye tebaa içinde, refah zamanlarında yükü daha ağır olan, sıkıntı zamanlarında daha az yardım eden; adaletten hiç hoşlanmayan; aşırı ısrarla daha fazla isteyen; bağış verildiğinde en az teşekkür eden, verilmediğinde özrü kabulü en ağırdan alan; zamanın afetlerine karşı en az sabırlı olan, ileri gelenlerden daha fazla sıkıntı yeren kimse yoktur. Dinin direği, Müslümanların topluluğu ve düşmana karşı hazır olan, ümmetin avamıdır. Temayülün onlara, meylin onlarla birlikte olsun.


Tebaanın senden en uzak olanı ve yanında en nefret edileni, insanların kusurlarını en çok araştıranı olsun. İnsanlarda ayıplar olur; yönetici onları örtmeye en layık olanıdır. O ayıplardan görmediğini ortaya çıkarma. Üzerine düşen, sana görüneni temizlemendir. Bilmediğin konusunda Allah hükmünü verecektir.Gücün yettiği kadar kusuru ört ki, Allah da senin tebaandan gizlemeyi arzu ettiğin şeyleri örtsün. İnsanlardaki her nefretin düğümünü çöz. Her türlü düşmanlığın vasıtasını kopar. Senin için doğru olmayanı bilmezden gel. İftira edeni tasdik etmekte acele etme. İftira eden, nasihat edenlere benzese de aldatandır.


Danıştığın kişiler arasına, seni cömertlikten vazgeçiren ve fakirlikle korkutan hiç bir cimriyi, işlerde zayıf olmana neden olan bir korkağı, sana zulümde açgözlülüğü süslü gösteren bir hırslıyı dahil etme. Cimrilik, korku ve hırs, Allah hakkında kötü zannın bir araya getirdiği çeşit çeşit huylardır. Yardımcılarının kötüsü, senden önce kötülere yardımcı ve onlara günahlarında ortak olandır. Böyle biri, sırdaşın olmasın. Onlar, günahkârların yardımcıları ve zalimlerin kardeşleridir. Sen, benzer görüşleri ve iş bitiriciliği olan, benzer suçları ve günahları bulunmayan, bir zalime zulmü ve bir günahkara günahı üzere yardım etmeyenler arasından, onlardan daha hayırlı halefler bulursun. Onların sana sıkıntıları daha hafif ve yardımları daha iyidir. Sana daha çok şefkat gösterirler; senden başkasına daha az sevgi beslerler. Onları, yalnızlıkların ve toplantıların için seçkin kişiler edin. Sonra senin yanında onların en çok tercih edileni, acı gerçekleri en çok söyleyen, -Allah’ın dostları için kerih gördüğü,- vuku bulduğunda senin arzundan vuku bulan ve senden sadır olan şeyde en az yardım edeni olsun. Takva ve doğruluk sahiplerine sarıl; sonra onları, seni övmemeleri ve yapmadığın bir batılı sana nispet ederek sevindirmemeleri hususunda alıştır. Övgünün çokluğu, kişinin kendisini beğenmesini doğurur ve kibre yaklaştırır.


Senin yanında güzel iş yapanla çirkin iş yapan, bir olmasın. Böyle davranmak, iyilik yapanları iyilik yapmaktan vazgeçirir; kötülük yapanı ise kötülüğe alıştırır. Onların her birini, kendisine uygun gördüğü şeyle yükümlü tut.

Bilmiş ol ki, bir yöneticinin tebaası hakkında hüsn-ü zannını ortaya koymasına, onlara ihsanda bulunmasından, sıkıntılarını azaltmasından, onlarda bulunmayan şeyler nedeniyle zorlamayı terk etmesinden daha iyi vesile yoktur. Sende, bunda tebaana karşı hüsn-ü zannını bir araya getiren bir iş olsun. Hüsn-ü zan, uzun bir yorgunluğu senden alır. Senin hüsn-ü zannına en layık olan kişi, davranışın onun nazarında güzel olandır. Senin su-i zannını en çok hak eden de, davranışın onun nazarında kötü olan kimsedir.


Bu ümmetin liderlerinin işlediği ve etrafında muhabbetle birleşilen bir uygulamayı yıkma. Söz konusu uygulamaların geçmişine zarar verebileceğin bir uygulama ihdas etme. Zira mükâfat, o uygulamayı ortaya koyanın olur; ondan kaldırdığın şey sebebiyle de günah senin üzerine olur.

Şehirlerin için doğru olanı güçlendirmek ve senden önce insanların yaptıkları doğruları ikame etmek için alimlerle mütalaada bulunmayı ve bilgelerle konuşmayı artır.

Bilmiş ol ki, tebaa sınıflardan meydana gelmektedir. Bir kısmı ancak diğer kısmıyla doğru olur. Bir kısmı diğer bir kısmı olmadan yapamaz. Bazıları Allah’ın askerleri, bazıları genel ve özel işleri yürüten katipler, bazıları adaleti yerine getiren kadılar, bazıları hakkı gözeterek ve yumuşaklıkla görev yapan görevliler, bazıları zimmilerden ve insanların Müslümanlarından cizye ve harac ödeyen, bazıları tacirler ve zanaatkarlar, bazıları ihtiyaç ve fakirlik ehlinden düşük tabakadan olanlardır. Allah, hepsinin payını zikretmiş ve Kitabında durumuna göre farizasını ya da Peygamber’in (s) sünnetinde bizim yanımızda korunan ahdini belirlemiştir.

Askerlere gelince, Allah’ın izniyle tebaanın kaleleri, yöneticilerin güzelliği, dinin gücü ve güvenliğin yollarıdırlar. Onlar olmadan tebaa ayakta duramaz. Sonra Allah’ın onlara çıkardığı, düşmanlarıyla savaşta kendisiyle güçlendikleri, hallerini düzeltme konusunda dayandıkları, ihtiyaçlarını karşılayan harac olmadan destekleri olmaz. Sonra bu iki sınıfın, akitlere karar verecek, yararlı şeyleri bir araya getirecek ve işlerin özelinde ve genelinde kendilerine güvenilecek kadılardan, amirlerden ve kâtiplerden oluşan üçüncü bir sınıf olmadan destekleri yoktur. İhtiyaçlarını karşılamak üzere bir araya gelen, çarşılarını ayakta tutan, başkalarının yumuşaklığının ulaşamadığı şeyler için elleriyle yumuşaklıkta onlara yeten tacirler ve zanaatkarlar olmadan bunların hepsinin destekleri yoktur. Sonra ihtiyaç ve fakirlik ehlinden destek ve yardımı hak eden düşük tabaka da vardır.


Allah katında hepsinin genişliği vardır. Hepsinin yönetici üzerinde, kendisine uygun olan bir hakkı vardır. Yönetici, Allah’ın onu bundan yükümlü tuttuğu hakikatten, ancak önem verme ve Allah’tan yardımla, hakka bağlılığı nefsinde yer ettirmesiyle ve kendisine hafif ya da ağır gelen şeye sabırla (yüz akıyla) çıkabilir. Askerlerinden, kızgınlığı geciktirenlerden, mazerete itimat eden, zayıflara merhamet eden, güçlülere karşı sert olan, sertliğin tesir edemediği ve zayıflığın çaresiz duruma sokamadığı, sana göre Allah, Resulü ve liderin için en fazla nasihat edeni, sinesi en arı olanı ve yumuşak huyluluğu bakımından en üstün olanı görevlendir.


Sonra asil soy sahiplerine, erdemli evlerin mensuplarına ve iyilikte önde gelenlere, sonra zorluk, şecaat, cömertlik ve hoşgörü ehline sarıl. Onlar, asaletten toplanmışlardır; iyiliğin kollarındandır. Sonra onların işlerini, ebeveynin çocuklarını kontrol ettiği gibi kontrol et. Onları güçlendirdiğin bir şey, sana ağır gelmesin; üzerinde anlaştığınız bir ihsanı, az da olsa hakir görme. O, sana nasihati cömertçe vermelerine ve senin hakkında hüsn-û zan beslemelerine sebep olur. İşlerinin küçük olanını, büyüğüne güvenerek incelemeyi terk etme. Senin azıcık ihsanından yararlanacakları bir yeri ve büyük olanından müstağni olmayacakları bir yeri vardır.


Askerlerinin liderlerinin en üstünleri, -sana göre- yardımıyla askerlere destek veren, zenginliğinden onlara, onların arkalarında kalanlara ve ailelerinden geridekilere yetecek kadar ihsanda bulunan kimseler olsun ki askerlerin, düşmanla cihâtta endişeleri tek olsun. Liderlere olan meylin, kalplerini sana meylettirir. Yöneticileri sevindiren şeylerin en üstünü, şehirlerde adaletin yerine getirilmesi ve tebaanın sevgisinin ortaya çıkmasıdır. Onların sevgisi, ancak kalplerinin esenliğiyle ortaya çıkar. Tebaanın samimiyeti, ancak işlerini yürüten yöneticilerini korumaları; onların idaresinden az sıkılmaları ve idarecilik sürelerinde geçirdikleri zamanı uzun bulmamaları durumunda gerçek olur. Onların emelleri konusunda geniş ol. Onlara güzel övgüde bulunmayı ve onlardan sınananların nelerle sınandıklarını anmayı sürdür. Onların fiillerinin güzelliğinin zikredilmesini artırmak, cesuru coşturur ve kaçınanı -Allah’ın izniyle- teşvik eder. Sonra onlardan her adamın ne ile sınandığını bil ve bir kişinin sınandığı şeyi başkasına nispet etme; onu imtihanın gayesinin altında görme. Bir kişinin şerefi, seni onun küçük olan imtihanını büyütmene, kişinin düşkünlüğü, onun büyük olan imtihanını küçümsemene teşvik etmesin.


Sana problemli gelen işleri ve işlerden şüpheli gelenleri Allah’a ve Resulüne havale et. Allah, doğru yolu göstermek istediği bir topluluğa, “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan idarecilere de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah’a ve Resûle götürün. “ demiştir. Allah’a götürmek, Kitabının muhkemini kabul etmektir; Resûle götürmek, -ihtilafa neden olan değil-, üzerinde ittifak edilen sünneti kabul etmektir.


Sonra insanlar arasında hüküm vermek için -sana göre- tebaanın en üstünü olan, işlerin usandırmayacağı, hasımlarla tartışmayan, hatada diretmeyen, öğrendiğinde hakka dönmekten göğsü daralmayan, nefsi tamaha [yukarıdan] bakmayan, hükme ilk bakışta zihninde oluşan anlayışla yetinmeyip onu en ince detayına kadar irdeleyen, şüphelerde en çok duran, delilleri en çok alan, hasmın müracaatından en az usanan, işleri ortaya çıkarmada en sabırlı, hüküm açıklığa kavuştuğunda en tavizsiz, övgünün kibirli yapmadığı, kışkırtmanın kendini beğendirmediği kimseyi seç. Bunların sayısı azdır. Sonra bunun yargısını izlemeyi artır. Ona noksanlığını giderecek ve insanlara muhtaçlığını azaltacak şekilde cömertlikte geniş davran. Ona, senin yanında, adamlar tarafından suikasta uğramaktan emin olması için başka yakın adamlarının tamah etmediği, yanındaki makamdan ver. Bu duruma derin bir bakışla bak. Bu din, kötü insanların elinde esir olur; onda arzuyla davranılır ve onunla dünya istenir.


Sonra görevlilerinin işlerine bak. Onları imtihan ederek görevlendir; kayırarak ya da keyfi olarak görevlendirme. Bu ikisi, zulüm ve ihanetin bölümlerinin tamamlayıcı unsurlarıdır. Onlardan, faziletli ailelere mensup, geçmişte İslam’a hizmeti olan, deneyim ve haya sahiplerini gözet. Onlar, en asil ahlaklı, itibarları en düzgün, hırslara en az yönelen, işlerin sonucuna en ciddi bakanlardır. Sonra onlar için erzakı bol ver. Bu, nefislerini uygun hale getirmeleri için onlara bir güç, ellerinin altındakini almalarına engel ve emrine muhalefet ettikleri ya da emanetine ihanet ettikleri zaman onlar aleyhine hüccet olur. Sonra onların işlerini kontrol et ve onlar için doğruluk ve vefa sahibi insanlardan casuslar gönder. İşlerini gizli olarak denetlemen, emaneti kullanmalarında ve tebaaya yumuşak davranmalarında onlar için teşvik edici olur. Yardımcılardan korun. Onlardan biri elini ihanet için yayarsa casuslarının onun hakkındaki haberleri senin yanında bir araya gelir. Şahit olarak bununla yetinir ve bedenine cezayı yayar, onu yaptığından dolayı muaheze edersin. Sonra onu rezillik konumuna getirir, ihanetle damgalar ve töhmet ayıbını boynuna takarsın.


Harac işini, doğru kişilerle kontrol et. Haracın ve görevlilerinin doğru olması, onlardan başkaları için de doğruluktur. Onlar olmadan başkalarına doğruluk yoktur. Çünkü insanların hepsi, harac ve görevlilerinin geçimini sağladığı kimselerdir. Yerin imarına bakışın, haracı toplamaya bakışından daha ciddi olsun. Zira harac, ancak imarla elde edilir. Kim imar etmeden haracı isterse memleketleri harap ve kulları yok eder. Onun işi uzun süre devam etmez. Verginin ağırlığından, ürünlerine zarar veren bir hastalıktan, arazilerini suladıkları suyun ya da yağmurun kesilmesinden, suyun kaplaması nedeniyle ürünün zarar görmesinden veya kuraklıktan şikayet ederlerse, işlerinin uygun olacağını umduğun kadarıyla yüklerini hafifletirsin. Onların sıkıntısını giderdiğin şey sana ağır gelmesin. O, onların güzel övgüsünü kazanmanın ve onlara adaleti uygulamakla mutluluğun yanı sıra memleketinin imarında ve eyaletini süslemede sana iade edecekleri bir hazinedir. Onları rahatlatman suretiyle yanlarında sakladığın, onları adaletine ve yumuşaklığına alıştırmandan dolayı kazandığın güvenle, kuvvetlerine daha fazla güvenirsin. Bazen akabinde onlara bağırdığın bazı işler olabilir ki, onu hoşlukla taşırlar. Bayındır memleketin ahalisi, yüklediğin her şeyi taşır. Yerin harap olması, ahalisinin fakirliğini getirir. Yöneticilerin malı toplamayı gözetmeleri, [görevde) kalma hakkında karamsar olmaları ve nasihatlerden az yararlanmaları ahaliyi fakirleştirir.

Sonra katiplerinin durumuna bak. İşlerinin başına onların en hayırlılarını getir. Düşmanlarına kurduğun tuzaklarını ve sırlarını sadece, “cömertliğin kendisini şımartıp da bir topluluğun huzurunda sana muhalefet etmeye cesaret etmeyecekler arasında güzel ahlakın her türlüsünü nefsinde en çok toplayan; senin için aldığı ve senden verdiği şeyler konusunda, görev verdiğin kişilerin seninle yazışmaları ve doğru bir şekilde senden onlara cevaplanın gitmesi hususunda gafletin kendisini hataya düşürmeyeceği; senin lehinde yaptığı bir akdi zayıflatmayan; senin aleyhine yapılmış bir akdi de çözmekten aciz kalmayan ve işlerde nefsinin değerinin ulaştığı noktadan habersiz olmayan” kimseye yazdır. Zira kendi değerini bilmeyen kişi, başkasının değerini hiç bilmez. Onları seçimin, ferasetine, güvenine, hüsn-ü zannına dayalı olmasın. İnsanlar, yapmacık tavır takınarak ve güzel hizmet ederek kendilerini yöneticilerin ferasetlerine tanıtırlar. Bunun gerisinde samimiyet ve emanetten bir şey yoktur. Fakat senden önce salih olanlar için görevlendirildikleri şeylerle onları sına. Avam arasında en güzel iz bırakana ve emaneti en iyi bilen olarak tanınana güven. Bu, Allah’a ve işini üstlendiğin kişiye karşı samimiyetine delildir. İşlerinden her birisinin başına, işin büyüğünün kendisini yenmediği, çokluğunun ona dağınık gelmediği bir başkan getir. Katiplerinde haberdar olmadığın her ne ayıp olursa olsun ondan sorumlusun.


Sonra tacirlere ve zanaat erbabına özen göster. Mukim olsun, gezici olsun ya da bedeniyle kazanan olsun, onlar hakkında hayır tavsiye et. Onlar, yararların unsurlarını, ihtiyaçların sebepleri ve bu ihtiyaçları karada ve denizde, ovada ve dağda, bulundukları yerlerde insanların toplanamadıkları ve cesaretli olamadıkları, uzak yerlerden ve bırakıldıkları bölgelerden getirenlerdir. Onlar, felaketlerinden korkulmayan esenliktirler; gailelerinden korkulmayan barıştırlar. Bulunduğun yerde ve memleketinin çeşitli bölgelerinde işlerini kontrol et. Bunun yanında bilmiş ol ki, onların çoğunda aşırı bir darlık, çirkin bir cimrilik, stokçuluk yapma, satılan ticarî mallarda tahakküm vardır. Bu, umuma yönelik bir zarar kapısı, yöneticilerin bir ayıbıdır. Stokçuluğu engelle. Zira Resulullah (s) onu engellemiştir. Alışveriş, adaletli tartılarla ve iki tarafa, satana da alana da zarar vermeyen fiyatlarla hoşgörülü olsun. Sen yasakladıktan sonra kim stokçuluk yaparsa, aşırıya gitmeden onu cezalandır.

Miskinlerden, ihtiyaç sahiplerinden, aşırı fakir ve kronik hastalardan meydana gelen, hileleri olmayan aşağı tabaka hususunda Allah’tan kork. Bu tabakadan dilenen ve muhtaç olduğu halde dilenemeyenler vardır. Allah’ın sana hakkından emanet ettiklerini, O’nun için koru. Onlar için beytülmalinden bir pay ve ganimet arazilerinin gelirlerinden bir pay ayır. Onlardan en uzak olanın, en yakında olan kadar hakkı vardır. Hepsinin hakkı gözetilmiştir. Kibir seni onlarla ilgilenmekten alıkoymasın. Önemli çoğunluğu eksiksiz bir şekilde yerine getirsen dahi önemsiz olanı zayi etmenden dolayı mazur görülmezsin. İlgini onlardan uzaklaştırma; onları hor gören bir tavır takınma. (Çirkinliğinden dolayı)] gözlerin bakmak istemediği ve insanların hakir gördüğü kimselerden sana ulaşamayanların işlerini incele. Bunları araştırmak için güvendiğin, Allah’tan korkan ve tevazu sahibi kimseleri görevlendir ki, sana durumlarını bildirsinler. Sonra onlar için Allah’la karşılaştığın gün mazur olacağın şeyi yap. Bunlar, tebaa arasında başkalarına göre insafa en fazla ihtiyacı olanlardır. Hepsinin hakkını ödemede Allah’a karşı mazur olacak şekilde davran. Yetimleri olanları, hilesi olmayan ve istek için kendisini ortaya koyamayan yaşlıları gözet. Bu, yöneticiler için ağırdır. Fakat hakkın hepsi ağırdır. Allah, onu akıbeti isteyenler, nefislerini sabrettirenler ve Allah’ın onlara vaat ettiklerinin doğruluğuna güvenen kavimler için hafifletir.


İhtiyaç sahiplerine, onların sorunlarına bizzat eğileceğin, seni yaratan Allah’a karşı tevazu göstereceğin, onlardan konuşanın seninle korkmadan konuşabilmesi için askerlerini, korumalarından ve polislerinden yardımcılarını (onları korkutmaktan] alıkoyacağın, umumi bir oturum oluşturacağın bir zaman ayır. Resulullah’ın (s) birçok yerde şöyle dediğini işittim: “Bir ümmet, fakirin hakkı güçlüden kekelemeden alınmadan temizlenmez.” Sonra onlardan sertliğe ve konuşmayı beceremeyene tahammül et. Tahammülsüzlüğü ve büyüklenmeyi kendinden uzaklaştır ki, Allah bunun karşılığında senin üzerine rahmet kanatlarını yaysın ve sana itaatinin sevabını uygun görsün. Verdiğini güzellikle ver. Güzellikle ve özür beyan ederek engelle. Sonra bazı işlerini bizzat kendin yapman gerekir. Katiplerinin aciz kaldığı meselelerde, görevlilerine bizzat cevap vermen ve insanların ihtiyaçlarını, yardımcılarının kalplerini daraltan şeylerle beraber sana geldikleri günde karşılaman, bunlardandır. Her günün işini o gün yap; her günün [kendine mahsus) yapılacak işi var. İçinde, iyi niyetle davranıldığı ve tebaa esenliğe kavuştuğu takdirde bütün zamanlar her ne kadar Allah için (harcanmış) olsa da, yine de vakitlerin en değerlisini ve payların en büyüğünü Allah’a adamak üzere kendine tahsis et.


Sadece Allah’a mahsus olan farzları hakkıyla yerine getirmen, dininden Allah için ihlasla eda ettiğin en özel şey olsun. Gecende ve gündüzünde Allah’a bedeninden ver. Bundan, Allah’a yakınlaştığını tam, lekelenmemiş, eksiltilmemiş, bedenini yorabildiğin kadarhakkıyla yerine getir. İnsanlara imamlık yapmak üzere namaza kalktığın zaman nefret ettirici ve hakkını tam vermeyip zayi eden olma. İnsanların içinde hasta ve ihtiyaç sahibi olanlar var. Beni Yemen’e gönderdiği zaman Resulullah’a (s), onlara nasıl namaz kıldıracağımı sordum. Bana, “Onlara, en zayıflarının namazı gibi bir namaz kıldır ve müminlere karşı merhametli ol.” dedi.


Tebaandan uzun süre gizlenme. Zira yöneticilerin tebaadan gizlenmesi, bir çeşit sıkıntı ve işleri az bilmektir. Onlardan gizlenmek, kendilerinden gizlenen şey hususundaki bilgilerini keser; böylece onların yanında büyük olan küçülür, küçük de büyür. Çirkin güzel olur; güzel çirkinleşir. Hak batılla karışır. Yönetici, insanların hangi iş sebebiyle görünmediğini bilemediği bir insandır. Hakkın, doğruyu yalandan ayıran alametleri yoktur. Sen, iki adamdan birisin: Ya nefsin hak yolunda cömertlik yapmıştır. O halde verdiğin bir hakkın görevinden ya da ihsanda bulunduğun asil bir davranıştan neden gizleniyorsun? Ya da vermemekle imtihan edilen bir kişisin. İnsanlar, senin cömertliğinden ümit keserlerse senden istemekten vazgeçmede ne kadar da acelecidirler! Bununla beraber, insanların sana olan ihtiyaçlarının çoğu, bir zulme uğramayı şikayet ya da bir uygulamada adalet istemek şeklinde olup bunlarda bir zorluk yoktur.


Sonra yöneticinin özel adamları ve arkadaşları vardır. Onlarda, ayrıcalıklı olma, haksızca bir yere atanma isteği ve adaletle muamelede eksiklik olur. Bunların unsurlarını, bu hallerin vasıtalarını kesmek suretiyle kes. Dostlarından ve akrabalarından kimseye bir yeri ikta olarak verme. Onlar, sudan pay alma ve zorluklarını başkalarına yükleyecekleri ortak bir iş konusunda etrafındaki insanlara zarar verecek bir araziye sahip olmayı asla senden ummasınlar. [Onların bu ümitlerini gerçekleştirdiğin takdirde] bunun faydası sana değil onlara, ayıbı ise dünya ve ahirette sana ait olur.


Hakkı bırakmayan, yakın veya uzak olan insanlar için hakkı bırakma. Bu hususta sabreden ve karşılığını Allah’tan bekleyen ol. Bu hak akrabalarında ve yakınlarında sabit olduğu zaman, sen de onu sabit kıl. Onun akıbetini, ondan sadır olup sana ağır gelecek şeyde ara. Bunun akıbeti övgüye layıktır.


Tebaa senin zulmettiğini düşünürse, mazeretini beyan ederek işi açıklığa kavuştur. Açık davranarak onların senin hakkındaki zanlarını düzelt. Bunda, senden nefsin için bir alıştırma, tebaana karşı yumuşak davranma, onları hak üzere doğrultmadan dolayı onunla ihtiyaçlarına ulaşacağın mazeret vardır.


Düşmanın seni davet ettiği, Allah’ın razı olacağı bir barışı reddetme. Banışta, askerlerine rahatlık, endişelerinden kurtulma ve memleketin için güven vardır. Fakat onunla barış yaptıktan sonra düşmanına dikkat et, ha dikkat! Düşman bazen, seni gaflete düşürmek için yaklaşır. Sağduyulu davran. Bu hususta hüsn-ü zanla beraber şüphe de duy. Düşmanınla aranda bir anlaşma yaparsan ya da ona zimmet verirsen yaptığın anlaşmayı vefayla koru. Zimmetini emanetle himaye et. Nefsini verdiğin şey için kalkan yap. Arzularının farklı ve görüşlerinin dağınık olmasına rağmen, insanların ahitlere vefa göstermeyi yücelttikleri kadar, üzerinde topluca daha ciddi durdukları, Allah’ın farzlarından bir şey yoktur. Müşrikler, (ahlak bakımından] Müslümanların aşağısında olmalarına rağmen ihanetin akıbetini kötü saydıkları için buna tutundular. Verdiğin zimmete ihanet etme; yaptığın anlaşmayı bozma; düşmanını kandırma. Allah’a karşı ancak câhil bir hain cesur olabilir. Allah, ahdini ve zimmetini emniyet kılmış; onu rahmetiyle kullar arasında, kuvvetine sığındıkları ve komşuluğuna iltica ettikleri dokunulması yasak olarak yaymıştır. Onda ifsat, ihanet ve kandırma yoktur. İlletlerin geçeceği bir anlaşma yapma. Teyit ve sağlamlaştırmadan sonra bir sözün hatasına güvenme. Onda sana Allah’ın ahdinin lazım olduğu bir işin darlığı, hak üzere olmaksızın bozulmasına seni davet etmesin. Feraha kavuşmayı ve akıbetinin faziletini umduğun bir işin darlığı üzerindeki sabrın, -Allah’tan bir isteğin seni ihata edeceği, dünyanı ve ahiretini muaf tutamayacağın- sonucundan korktuğun bir ihanetten daha hayırlıdır.

Kandan ve haksız yere akıtılmasından sakın! Kanları haksız yere akıtmaktan daha çok, intikamı davet eden, daha büyük sonucu olan, bir nimetin zevaline ve müddetin kesilmesine daha layık olan başka bir şey yoktur. Münezzeh Olan Allah, Kıyamet gününde kullar arasında hüküm vermeye, akıttıkları kanlarla başlayacaktır. Otoriteni, haram bir kanı akıtarak güçlendirme. Bu, onu zayıflatacak ve zayıf düşürecek şeylerdendir, hatta onu bitirecek ve devredecek şeydir. Kasten birisini öldürmende, Allah’ın yanında ve benim yanımda bir mazeret yoktur; çünkü onda bedeni kısas etme vardır. Bir hatayla imtihan edilirsen, kırbacın, kılıcın ya da elin cezalandırmada aşırıya gitmişse, tokat veya daha fazlası nedeniyle ölüm meydana gelmişse, otoritenin kibri seni öldürülenin velilerinin hakkını ödemekten engellemesin.


Kendini beğenmekten, nefsinden beğendiğin şeylere güvenmekten ve aşırı övgüyü sevmekten sakın! Bu, iyilik yapanların iyiliklerinden olanı silmesi için Şeytan’ın, nefsindeki en sağlam fırsatlarındandır.


Yaptığın iyiliği tebaanın başına kakmaktan, yaptığını abartmaktan ve onlara söz verip akabinde sözünde durmamaktan sakın. Başa kakmak, iyiliği yok eder; abartmak, hakkın nurunu giderir; sözde durmamak, Allah’ın ve insanların yanında nefreti gerektirir. Yüce Allah, “Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.“ buyurur.


Vaktinden önce işlerde acele etmekten, yapabildiğin halde ihmal etmekten, doğrusu bilinmediği durumlarda yapmaya inat etmekten ve durumları açık olduğunda zayıflık göstermekten sakın. Her işi yerine koy; her ameli yerinde yap.


İnsanların eşit oldukları bir şeyde kendine ayrıcalık tanımaktan ve göz önünde olan şeylerin ihtimam gösterilenlerinden gafil olmaktan sakın. Zira başkası yüzünden cezalandırılacaksın. Yakında işlerin örtüleri sana açılacak ve mazlumun hakkı senden istenecek. Kızgınlık sırasında kendine, sertliğine, elinin saldırısına ve dilinin keskinliğine hakim ol. Bütün bunlardan, öfken sakinleşip iradene hakim oluncaya kadar, diline ilk gelen sözleri tutmak ve saldırıyı ertelemek suretiyle korun. Rabbine dönüşünü hatırlayarak gayretlerini artırmadığın sürece, bu konuda nefsine asla hakim olamayacaksın.


Senin üzerine vacip olan şey, senden önceki adil bir idareden, faziletli bir uygulamadan, Peygamberimizden (s) gelen bir rivayetten ya da Allah’ın Kitabındaki bir farzdan geçenleri hatırlayıp, ondan amel ettiğimizden müşahede ettiğine uymak; nefsinin, arzusuna koştuğu zaman bir sebebinin olmaması için sana bu ahdimde ahdettiğim ve kendimden senin üzerine delil olarak güvendiğim şeylere uyma konusunda kendi kendine bütün gayretini sarf etmendir.


Allah’tan, rahmetinin genişliğiyle ve her isteneni verebileceği kudretinin büyüklüğüyle, beni ve seni, -kullarda güzel övgüyle, şehirlerde güzel eserle, nimetin tamamlanması ve cömertliğin artmasıyla beraber- Zatına ve mahlukatına karşı açık özür üzere bulunmak suretiyle rızasının olduğu şeyde muvaffak kılmasını, benim ve senin ömrünü saadet ve şehadetle tamamlamasını diliyorum. Biz O’na döneceğiz. Resulullah’a (s), iyi ve temiz ailesine -pek çok- selam olsun… Vesselam.…

Hz. Ali (r.a)

Hz. Ali / Nehcü’l Belağa Hz. Ali’nin Konuşmaları, Mektupları ve Hikmetli Sözleri Eş-Şerîf Er-Radî, Çeviren: Prof. Dr. Adnan Demircan Beyan Yayınları

ileŞiir Antolojim

Hz. Ali’nin Oğluna Nasihatleri

Ey oğul!
Hayatımın son demlerindeyim. Günden güne zayıflıyorum. Onun için sana bu öğütleri bildirmekte acele ediyorum. Çünkü düşündüğüm bütün şeyleri sana söylemek için fırsat bulamadan ecelimin gelmesinden, vücudum gibi hafızamın da zayıflamasından, heva ve heveslerin veya dünya fitnelerinin benim nasihatımdan önce kalbine hâkim olmasından; bunun neticesi olarak da huysuz bir ata benzemenden endişe ederek sana nasihatimin bir kısmını yazıyorum.

Ey oğul!
Benim bu vasiyetimden edineceğin şeylerin en hayırlısı, Allah’tan korkup Ona sığınmak, Onun sana farz kıldığı şeyleri yerine getirmek, ecdadının ve geçmiş iyi insanların izini takip etmektir.

Ey oğul!
Şimdi sen kendi nefsine nasıl güven ve itimatla bakıyorsan, senden önce gelip geçen ecdadın da aynı şekilde kendilerine güveniyorlardı.
Şimdi sen nasıl düşünüyorsan, onlar da öyle düşünüyorlardı. Fakat neticede iyi  ve doğru şeyleri tuttular, vazifelerini noksansız yapmaya çalıştılar.
İşte onların neticede vardıkları şeyi ve takip ettikleri yolda gitmek istiyorsan, onların baştan takip ettikleri yolu aynen takip et. Fakat bu şüphelerini çoğaltmak ve düşmanlarını arttırmak için değil, doğruyu ve hakikati anlayıp öğrenmek için olsun.

Ey oğul!
Her hususta önce Allah’a sığın, Ondan başarı dile. Seni şüpheye düşürecek veya bir kötülüğe itecek şeyleri terk et.
Kalbinin bütün kötülüklerden durulduğunu, fikirlerinin toplandığını ve tek arzunun hakikat olduğunu görünce sana söylediğim hususları düşünmeye başla.
Şayet bunlara sahip olduğuna emin değilsen, karışık mevzulara girme. Aksi halde önünü göremeyen adam gibi olursun ki, her an içinden kurtulması zor olan çukurlara, uçurumlara düşersin.
Böylece karanlıklar içinde, zulmetler arasında boğulup mahvolmaya mahkûm olursun.
Önünü görmeden yürümek ve her an uçurumlara yuvarlanmak tehlikesiyle karşı karşıya kalmak ise, İslâmı öğrenmeye çalışanlara yakışmaz.

Ey oğul!
Bu tavsiyelerimi dinle ve anla.
Her canlının ölümünü elinde tutan kim ise yaşamasını elinde tutan da Odur.
Varlıklara can verip yaşatan kim ise öldürecek olan da Odur.
Zenginleri fakir, fakirleri zengin yapan yine Odur.
Her türlü belayı ve hastalığı veren de O, şifa ve devasını veren de Odur.
Dünya taşıyla, toprağıyla, rengiyle, şekliyle, ağaçlarıyla ve meyveleriyle Onundur, Onun takdiri üzerine hareket etmektedir.
Ahiret Cennetiyle, Cehennemiyle ve bizim bilmediğimiz daha birçok şeyleriyle Onundur.

Ey oğul!
Bu hususta birinin bilmediğini görünce onu, cehaletine say. İlimde ne kadar ilerlersen, bilmediğin birçok şey şüphesiz, yine bulunacaktır. Zira düşünme ufkunun dışında, görme gücünün çok ilerisinde bulunan nice şeyler vardır.
Allah bazı şeyleri sana öğretmişse, onu kendi gücünle meydana getirip kazandığını zannetme. Çünkü sen, seni yaratan, rızıklandıran ve seni en güzel bir surette meydana getiren Ulu Yaratıcıya sığın.
İbadetin Onun için, aşkın Onun için, korkun ve sevgin Onun için olsun.

Ey oğul!
Peygamberin Allah hakkında bildirdiğini hiç kimse bildirmedi ve bildiremez. Onu bir önder ve kurtuluş ordusunun kumandanı olarak kabul et.

Ey oğul!
İlâhî kudret karşısında kendi küçüklüğünü ve zayıflığını düşünerek hareket et.
Onun karşısında acizliğini ve güçsüzlüğünü düşün.
Her hususta Ona ihtiyacın vardır. Ona yönel, rızasını dile.
Cezasından kork. Emirlerini yerine getirmeye çalış. Çünkü O iyilikten başkasını emretmez.
Yasaklarından kaçın, çünkü O kötülükten başkasını yasaklamaz.

Ey oğul!
Dünyanın ve içinde bulunan her şeyin başka bir yere göç edeceğini, âhireti ve orada insanlar için hazırlananları bildirdim.
Bunlar hakkında senin ibret alman için bazı misaller verdim. Bu misallerle senin kurtuluşunu ümit ettim.
Dünyayı bütün halleriyle bilen kimse, kervanın içindeki bulunan bir yolcuya benzer ki, devamlı rahatı, temizliği, havası daha iyi olan bir yerde konaklama hazırlığındadır.
Bunun için yolculuğun her türlü zorluk ve sıkıntılarını, arkadaşlardan ve maldan ayrılma ıztıraplarını göze almış bulunmaktadır. Çünkü o gittiği yerde daha iyi bir mesken bulacağından emindir.
Oralarda eski elemlerden hiçbirini görmeyeceğini, rahat ve saadet içinde yaşayacağını şeksiz şüphesiz bilmektedir.
Onun için kendisini buraya ulaştıran ve eski yerinden daha iyi bir yer bahşeden Birisinden başka düşüncesi yoktur.
Dünyada kendisine verilen nimetlerle mağrur olup sonunu düşünmeyen kimse ise, çok verimli bir topraktan, verimsiz, kıraç bir toprağa göç etme mecburiyetinde kalan bir kervana benzer ki, onun için bu göçten daha feci bir şey düşünülemez.

Ey oğul!
Kendini başkaları için ölçü kabul et. Diğer insanları tıpkı kendin gibi tut.
Kendi nefsin için istediğin şeyi başkaları için de iste.
Kendi nefsin için sevmediğin şeyi başkaları için de sevme.
Kendine iyilik yapılmasını istediğin gibi başkalarına da iyilik et.
Başkalarında kötü gördüğün şeyi kendin için de kötü gör.
Başkalarına yaptığın şey kadar sana da yapılırsa ona razı ol. Yaptığından fazlasını isteme.
Sana söylenmesini istemediğin şeyi sen de diğerlerine söyleme.
Başkalarının seni nasıl görmesini istiyorsan, sen de başkalarını öyle gör.

Ey oğul!
Kendini beğenmek kesinlikle doğru değildir.
Kibir kalbin âfetidir.
Bütün gücünle çalış, malını senden sonra gelecek mirasçılar için hazırlayıp biriktirme. Allah için bağışlanacak yerlere dağıt.
Arzu ettiğin bir şeyi elde edersen onu kendinden bilme.
Allah’a şükret ve Ondan her zaman kork.

Ey oğul!
Önünde, seni âhirete götürecek uzun bir yol ve sıkıntılı günler var.
Dünya malından sana yetecek miktarını düşün ve sadece onu al. Başkasını yüklenme. Zira ondan zarardan başka bir şey gelmez. Gücünün yetmediği şeylere karışma.
Fakirleri görürsen onlara yardım et. Onlar hem üzerindeki ağırlığı kaldırırlar, seni malın felaketinden kurtarırlar, hem de ihtiyacın olduğu zaman (kıyamet gününde) onu sana geri verirler.
Gücün yettiği kadar sadakayı arttır. Eğer böyle yapmazsan ihtiyacın olduğu zaman onu ararsın, fakat bulamazsın.
Dara düştüğün zaman sana geri vermek üzere, zenginliğinde, senden ödünç isterse, isteyenleri reddetme.

Ey oğul!
İffeti muhafaza ederek çalışmak kötülükle zengin olmaktan hayırlıdır.
İnsanın sırrını en iyi yine kendisi muhafaza eder.
Bazı kimseler bulunur ki, kendi zararına çalışır.
Çok konuşan, dostlarını gücendirir, düşünceli olan insan iyi görür.
İyi kimselerle düş kalk ki, onlardan olasın.
Hayırsız kimselerden uzak dur ki, onlardan ayrılmış olasın.

Ey oğul!
Haram ne kötü yemektir. Güçsüzlere zulüm, zulmün en çirkinidir. Tecrübe ettiğin şeylerin hayırlısı sana ibret verendir. Alçak tabiatlı yardımcılarda, kötü zan sahibi dostlarda ihtiyar ve irade yoktur.
Sakın inat bineği sana üstün gelmesin.

Ey oğul!
Nefsini; kardeşin seninle irtibatı kestiğinde onunla irtibata, sana yüz çevirdiğinde lütfa, pintiliğinde cömertliğe, uzaklaştığında yakınlığa, şiddetlendiğinde yumuşaklığa, suç işlediğinde özür dilemeye şevket.
Sakın bu hareketi yersiz,olarak yapma. Yahut ehil olmayanlara yapma,
Dostunun düşmanını dost edinme ki, dostuna düşmanlık etmiş olursun.
Kin ve kızgınlığını hazmet. Çünkü ben, sonu bundan daha tatlı, daha lezzetli bir lokma görmedim.
Sana sertlik gösterene yumuşak ol ki, o vakit o da yumuşasın.

Ey oğul!
Düşmanına iyilikle muamele et. Çünkü bu iki zaferin biridir.
Kardeşinle münasebeti kesmek istesen dahi geri dönülecek bir yer bırak. Belki birgün olur münasebete lüzum görülür.
Hakkında iyi düşünen kimsenin zannını hareketlerinle tasdik et.
Aranızdaki samimiyete bakarak kardeşinin hakkını zayi etme. Çünkü hakkını zayi ettiğin kişi hiçbir zaman senin kardeşin olamaz.

Ey oğul!
Hiçbir zaman ailen sana halkın en kötüsü olmasın. Kardeşin senden ayrılmaya, seninle beraber olmaktan kuvvetli olmasın.

Ey oğul!
Rızık ikidir. Birini sen ararsın, biri de seni arar. Eğer sen ona gitmezsen o sana gelir.
İhtiyaç zamanında yumuşaklık, istiğna vaktinde sertlik ne çirkin haldir!
Dünyadan sana olan vazife, ancak gideceğin yeri yoluna koymaktır.
Elinden gidene üzülüyorsan, eline geçmeyen şeylere de üzül.
Olmayanları olanlarla anla. Çünkü işler birbirine yakındır.
Acıyı gördükten sonra öğütten ibret alanlardan olma. Çünkü insan öğütle, hayvan dayakla terbiye kabul eder.

Ey oğul!
Keder yüzünden gelecek sıkıntıyı sabır ve metanet kuvvetiyle ve ilmi yakin elde ederek defet.
Gerçek dost, sen yokken seni tasdik edendir.
Nefsin arzularına uymak bir çeşit körlüktür.
Asıl garip, bir dosta sahip olmayan kişidir.
Hakka tecavüz eden kişi sapa yola girer.
Kifayet miktarı ile kanaat eden doğru yolu bulmuş olur. Kötülüğü geciktir, çünkü onu ne vakit istesen yapabilirsin.

Ey oğul!
Ahmak adamın seninle irtibatı kesmesi, akıllıya kavuşmaya denktir.
Kudret değişince zaman da değişir.
Başkalarından naklen de olsa, gülünç şeyler söylemekten sakın.
Akrabalarına hürmet et, çünkü onlar senin kolunun kuvvetidir.

Ey oğul!
Önünde çıkılması ve geçilmesi pek güç bir basamak vardır. Orada yükü hafif olanlar ağır olanlardan daha kolay geçer. Üzerinden zorla geçenler çabuk geçenlerden daha zararlıdır. Bu basamağa ulaşan her insan ya Cennete veya Cehenneme gider. Bu menzile ulaşmadan önce kendi nefsine dön ve hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çek. Oraya ulaşmada yolunu düzelt. Ölümünden sonra Allah’ı razı etmek için sana hiç fırsat verilmez.

Ey oğul!
Yerin ve göklerin içinde bulunan her şeyi elinde tutan Zat, sana kendisinden istemek ve dua etme nimeti verdi. Duana icabet edeceğine de söz verdi. Sana bir şey vermesi için kendisine dua etmeni emretti. Ondan rahmet dile ki sana rahmet etsin. O, seninle Kendisinin arasına bir perde koymadı ve seni korumak için başkasına teslim etmedi.

Ey oğul!
Bir kötülük işlediğin zaman Ona dön ve tevbe et. O, kendine döndüğün için seni ayıplamaz. İşlediğin günahın cezasını vermekte acele etmez. Yaptığın suçu başkalarına bildirmez. Tevbe etmeni de zorlamaz. Günahları niçin işlediğin hakkında seninle münakaşa etmez.

Ey oğul!
Allah’ın rahmetinden ümidini kesme. Ancak O, günahtan dönmeyi sevapla mükâfatlandırır. Kötülüğün karşılığım bir, iyiliğin karşılığın da on misli kabul eder.
Sana dönme ve tevbe kapısını açık bıraktı. Ona hitap edersen hitabını duyar, içinden bir şey istersen, ne istediğini bilir. O, gizliyi açık olan şey gibi bilir. İstediğini arz etmeden, içini Ona dökmeden dertlerini ve sıkıntılarını bildirmeden O bilir. İşlerinde muvaffak olmak için Ona sığın.

Ey oğul!
Allah bütün hazinelerinin anahtarını eline verdi. Dilediğin zaman kapılarını dua anahtarı ile açarsın. Dilediğin zaman semanın kapılarını açar, ölü toprağa hayat veren yağmurları indirirsin. Fakat istediğin şeyin hemen yerine gelmemesinden endişe edip ye’se düşme.
Onun vermesi senin niyetine göredir. İstediğin şey verilmeyebilir. Fakat onun yerine onun daha hayırlısı verilir. Belki istediğin şey yerine üzerinden bir bela kaldırılır. Ki bu senin için daha hayırlıdır. Belki istediğin yerine getirilirse sana veya inancına bir tehlike teşkil edebilir. Bunu da Allah kabul etmez ve istediğini yerine getirmez.

Ey oğul!
Yapacağın işler senin ve dinin için haylırlı olsun. Sana günah yükleyecek işleri yapmaktan sakın.
Mal yanında kalmaz, sen de malın yanında kalmazsın.
Dünya için değil, âhiret için yaratıldın. Ölüm için yaratıldın, burada yaşamak için değil.
Ne zaman terk edeceğini bilmediğin bir menzildesin.
Âhiret için kâfi derecede azık hazırlayabileceğin bir yerdesin. Âhiret yolunu tutmuş, gitmek üzeresin.
Nereye kaçarsan kaç, seni takip eden ölümden kurtulamazsın. Onun seni bir kötülük üzerinde iken yakalamasından ve tövbe etmemekten kork.
Şayet böyle bir şekilde yakalanırsan kendi kendini helak etmiş olursun. O zaman seni hiçbir kimse kurtaramaz.

Ey oğul!
Ölümü çok hatırla. Bugün ele geçirmek için çırpındığın ve âhirette kendisinden hesaba çekileceğin şeyleri şimdiden düşün. Hesap için hazırlıklı ol. Ani düşersen mağlup olursun.

Ey oğul!
İnsanların dünyada uzun süre yaşamaları ve istedikleri gibi gezip tozmaları seni mağrur etmesin.
Allah dünyanın halini ve sonunun geleceğini açıkça bildirdi.
Dünya havlayan köpek ve vahşî hayvanlar gibidir. Birbirlerine saldırırlar. Zengin fakiri yer, büyük küçüğü ezer, kahreder.
Bazıları konaklamış kervanın hayvanları gibi bağlı, bazıları da bağından boşanmış, başıboş, sonu meçhul bir yolun yolcusu olmuştur ki, bunlardan birinci grup fakirler ve hiçbir şeye gücü yetmeyen zayıflar; ikincisi ise, kuvvetli olanlardır.
Bil ki, bunlar sarp bir vadide bela ve âfete uğramış sürüler gibidir. Kendilerini güdecek bir kimse olmadığı gibi, bu vadiden kurtuluş yolunu gösterecek de yoktur.
Dünya, gözlerindeki Hûda nurunu söndürüp onları karanlık yollara sürükledi. Böylece onlar da nereye gideceklerini şaşırdılar.
Dünya denizinin içine girerek dalgalarla ölüm kalım savaşı verdiler. Dünyayı bir kurtarıcı sandılar. Oynadılar, oynaştılar, fakat ondan sonrasını düşünmediler.
Bu gafletten uyanıldığı zaman cehaletin haktan gizlediği şeyler şüphesiz meydana çıkacaktır. Bütün insanlar bineklere binmişler, pek kısa bir zaman sonra da bu neticeye ulaşacaklardır. Fakat buna rağmen yolu takip edenler daha çabuk varır.

Ey oğul!
Kimin bineği gece ve gündüz gibi olursa, kendisi dursa da yoluna devam eder. Evinde istirahat içinde bulunmuş olsa da, uzun mesafeleri pek kısa bir zamanda aşar ve hedefe, farkında olmadan ulaşır.
Dünyada gayene ulaşamazsın. Ecelinden kaçamazsın. Senden öncekilerin yolunu takip etmek mecburiyetindesin. Bunun için doğru ol. Hak için çalış, hak olmayan şeyden uzak dur. Helalinden kazan. Böyle yapmazsan elindeki de gider.

Ey oğul!
Her isteyen isteğine kavuşamayabilir. Her kötülük işleyen de mahrum olmayabilir. Bir kötülük seni en üstün mertebelere ulaştıracak olsa bile kendi nefsini ondan alıkoy. İnsan, malı kendisini korumak için toplar. Fakat malı toplarken kendini onun yolunda harcamaktan sakın. Aksi takdirde kaybettiğin şey topladığından çok daha hayırlı ve iyidir.

Ey oğul!
Allah seni hür yaratmıştır. Başkasına kötülük yapma. Şerle kazanılan hayır, hayır değildir. Kötülükle elde edilen iyilik de iyilik değildir.
Allah ile aranda bir perdenin olmasını istemiyorsan açgözlülükten sakın. Tamahkârlık seni helâkete götürür. Sen kendine düşen payı idrak edebilir ve ona uyabilirsin. Allah’tan gelen az da olsa kullardan gelen çok şeylerden daha iyidir.

Ey oğul!
Susarak kaçırdığın bir şeyi telâfi etmek konuşarak gücendirdiğin bir kalbi tamir etmekten daha kolaydır.
Tulumdaki suyu muhafaza etmek, ağzını sıkı bağlamakla olur.

Ey oğul!
Elde bulunan malı muhafaza etmek, başkasının elinde bulunan malı elde etmeye çalışmaktan iyidir.
İffet içinde fakirlik ve çalışmak, haksız yollardan zengin olmaktan hayırlıdır.

Ey oğul!
Kişi kendi sırrını başkalarından daha iyi muhafaza eder.
Çok kimse var ki, kendi zararına çalışır.
Çok konuşan çok yanılır, Düşünen kimsenin görüşü kesinleşir.
Her konuşan doğru konuşmayabilir. Her isteyen isabet etmemiş olabilir. Her giden de geri dönmeyebilir.

Ey oğul!
İyilere yaklaş ki, onlardan olasın. Kötülerden uzaklaş ki, şerlerinden kurtulasın.
İyilik kötülüğe yol açarsa, kötülük olur.
Çok zaman dert deva; deva da dert olur.
Çok zaman ehliyetsiz kimseler öğüt verir, kendilerinden öğüt beklenen kimseler de aldatır.

Ey oğul!
Ümide dayanıp işsiz güçsüz bekleme. Tembellik ölülerin işidir.
Akıl, tecrübeleri ezberlemektir. Tecrübelilerin en hayırlısı sana öğüt verendir.

Ey oğul!
Fırsatları iyi değerlendir. Lokma boğazında durmadan kendine gel.
Fesat; takva ve iyilik azığını kaybetmek, nefsin isteklerine meyletmek suretiyle er geç kendisine dönülecek yeri bozmaktır.
Her şeyin bir neticesi vardır.
Takdir edilmiş olan her şeyi şüphesiz göreceksin.
Tüccar tehlikededir.

Ey oğul!
Size, bütün evlatlarıma, ehlime ve bu vasiyetimin ulaştığı kimselere Allah’tan korkmayı, işlerinizde intizamlı olmayı, birbirinize iyilikle davranmayı, insanların arasını bulmayı vasiyet ediyorum.
Ben dedenizden (a.s.m.) şöyle duydum:
“İki kişinin arasını düzeltmek, bütün (nafile) namazlardan, oruçlardan daha faziletlidir.”

Ey oğul!
Allah için yetimlerin hakkını gözetin. Onları bir aç, bir tok bırakarak hazırladıkarınızı zayi etmeyin.
Allah rızası için komşularınızın hakkına riayet edin. Bunlar size Peygamberinizin vasiyetidir. O, komşular hakkında öyle tavsiyelerde bulundu ki, biz onların mirasımıza da dahil olacaklarını sandık.

Ey oğul!
Allah için Kur’ân’a uyun. Onunla amel etmekte başkası sizden ileri olmasın.
Allah rızası için namaza dikkat edin. Çünkü namaz dininizin direğidir.
Allah için Rabbinizin evinin hakkını verin. Sağ olduğunuz müddetçe orayı boş bırakmayın. Çünkü o ev terk edilirse, dininizin farzını ihmal ettiğinizden dolayı ne Allah, ne de halk sizden hoşnut olur.
Allah için cihadı terk etmeyin. Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla, dillerinizle cihad edin.

Ey oğul!
Size düşen görev, karşılıklı iyi ilişkilerde bulunmak, karşılıklı olarak hediyeler vermektir.
Sırt çevirip gitmek ve birbirinizle dargın durmaktan sakının.
İyiliği emredip kötülükten sakındırmayı terk etmeyin. Aksini yaptığınız takdirde başınıza kötüleriniz geçer ve sonra yaptığınız dualar da kabul olmaz.
Fitneye karşı iki yaşındaki deve gibi ol. Onun ne binilecek sırtı, ne de sağılacak sütü vardır.

Ey oğul!
Allah’tan hakkıyla kork. Emrinden dışarı çıkma.
Allah’ın zikriyle kalbini diri tut. Allah’ın ipine sım sıkı sarıl. Eğer tutunuyorsan, Rabbinle aranızdaki bağdan daha kuvvetli hangi bağ bulunabilir?

Ey oğul!
Kalbini öğütle yaşat, hikmetle aydınlat. Dünya malım ve ona olan aşkı terk etmekle nefsini öldür.
Kalb, hakla kuvvetli, hikmetle parlak ve nurlu olur.

Ey oğul!
Sık sık ölümü an, ölümü anmak kalbi yumuşatır.
Herşeyin yok olacağını bil ve kalbine yoklukta karar kılacağını bildir. Ona dünya facialarını ve musibetlerini tek tek göster.
Zamanın şiddetini ve kükreyişini, gece ve gündüzlerin aleyhine çevrildiğini düşün, hatırla ve hatırlat.

Ey oğul!
Daha önce geçmiş olan milletlerin kıssalarını ve hikâyelerini oku. Tarihte insanların başına gelen felaket ve musibetleri düşün. Aynı şeylerin tekrarlanmaması için iyice dikkat et.

Ey oğul!
Atalarının topraklarında, yaşadıkları yerlerde gez ve onların eserlerini dikkatle incele. Onlar neler yapmışlar, nereden nereye niçin göçmüşler? Bunları incelediğin zaman onların yakınlarından ve sevdiklerinden ayrılıp gurbet ellere gittiklerini göreceksin. Tıpkı onlar gibi sen de yakında bilmediğin ve görmediğin yerlere göçüp gideceksin. Şu halde gelecekteki yerini şimdiden hazırla ve temizle. Dünya için âhiretini satma.

Ey oğul!
Bilmediğin bir şey hakkında söze karışma. Üzerine düşmeyen hususu konuşma.
Sonunda bir felaketin gelmesinden korktuğun yolu terket. Çünkü bir işte felaket sezildiğinde onu terk etmek, korkuyla ilerlemekten daha iyidir.
Her işi ehline bırak.

Ey oğul!
İyi şeylerle emret, iyi şeylere ehil ol. Kötü şeylere meydan verme. Onları elinle ve dilinle geri bırak. Onları işlemekten var gücünle uzak ol.
Nerede olursa olsun zor işlere hakkı bulmak için gir.
Bütün işlerde nefsini zorla; onu emin bir yere, kuvvetli bir güvene getiresin.

Ey oğul!
Allah yolunda iyi çalış. Onun yolunda mücahede ve mücadele etmekten çekinme.
Bütün işlerinde Allah’a sığın. O en iyi koruyucu ve en yakın kurtarıcıdır.
Her işinde Allah’a teslim ol. İstediğini yücelten, istediğini alçaltan Odur.

Ey oğul!
Herhangi bir kimsenin ağır sözleri seni yolundan alıkoymasın.
Kendini güçlükler karşısında sabretmeye alıştır. Haksızlık karşısında hakka sabretmek en iyi ahlaktır.
Bir işi yapmadan önce çokça düşün.

Ey oğul!
İyi karar verebilmek için güvenilir kimselerle istişare et.
En hayırlı söz faydalı olandır. Faydasız bilgide hayır yoktur. Lüzumlu olmayan bilgiden de bir fayda temin edilemez.
İslâmiyette ne varsa hepsini anla ve öğren.

Ey oğul!
Sana söyleyeceğim sekiz husus var ki, bunları aklından çıkarma:
1. En büyük zenginlik akıldır.
2. En büyük vahşet kibirdir.
3. En büyük fakirlik ahmaklıktır.
4. En büyük meziyet güzel ahlâktır.
5. Ahmaklarla asla dostluk kurma. Çünkü o sana faydalı olayım derken zarar verir.
6. Yalancılarla dostluk kurma. Çünkü onlar sana uzak olanı yakın, yakın olanı da uzak gösterirler.
7. Cimri insanlarla yakınlık kurma. Çünkü cimri adam ihtiyacın olan şeyi bile senden esirger, vermekten çekinir.
8. İslâmı hayattan uzak olanlarla dost olma. Çünkü seni âdi şeylere götürürler.

Hz. Ali (r.a.)

ileŞiir Antolojim

Bana nasılsın diye sorarsan

Beni  Süleymli şairin dediği gibi;

Bana nasılsın diye sorarsan, derim ki:
Acımasız zamanın acılarına karşı hâlâ umutla direniyorum.
Hüznün bıraktığı izlerin yüzümde görülmesine hâlâ dayanamıyorum.
Dara düşünce dostun üzüntüsü, düşmanın sevinci hüzne boğuyor beni.

(Hz. Ali’nin kardeşi Akil b. Ebu Talib’e yazdığı mektuptan)

ileŞiir Antolojim

HZ. ALİ KISA SÖZLERİ, HİKMET VE VECİZELERİ

1. Bölüm

DİN, İMAN, MÜMİN, MÜSLİM, KUR’AN, İBADET

(İmandan sorulduğu vakit buyurmuşlardır ki:)
* İman dört direk üstünde durur: Sabır, yakin, adalet, cihat. Sabır dört kısımdır: Özlem, korku, çekinmek, tetikte durmak. Cenneti özleyen dileklerden vazgeçer. Cehennemden korkan haramlardan çekinir. Dünyada çekinen kişi, dünya musibetlerini hiçe sayar. Ölüme karşı tetik duransa hayırlı işlere koşar.

Yakin de dört kısımdır: Akıllılık, hikmeti yormak, geçmişlerden öğüt almak, geçenlerin yolunu yordamını izlemek. Akıllılıkta gözü açık olana hikmet aydınlanır. Himmeti apaydın gören ibret alır. İbret alansa geçmişlerdenmiş gibi hareket eder. Dünyaya da aldanmaz.

Adalet de dört kısımdır: Anlayışta derine dalmak, bilgide derin olmak, aydın hükümle karara varmak, hilimde direnmek. Kim anlayış sahibi olursa, ilmin dibine dalar; kim ilmin dibine dalarsa hükümde yol yordam neyse elde eder; hilim sahibi olansa yaptığı işte ileri gitmez, insanlar arasında tertemiz yaşar.

Savaş da dört kısımdır: Doğruyu buyurmak, kötülüğü nehyetmek, gerçek işlerde doğru olmak, gerçeğe uymayanlara düşmanlık gütmek. Doğruyu buyuran kişi inananların bellerini doğrultur; kötülüğü nehyeden, münafıkların burunlarını kırar; gerçek işlerde doğru hareket eden, kendisine gereken şeyi yapar; kötülüklere, gerçeğe uymayanlara düşman olan, Allah için kızan kişiyse öyle bir hâle erer ki, Allah onun yüzünden onun düşmanlarına kızar ve kıyamet gününde onu razı eder.

Küfür de dört direk üstünde durur: Doğru olmayan şeylerde derine dalmak, kavga yolunu tutup ululanmak, gerçekten sapmak, aykırı yol tutmak. Gerçek olmayan şeylerde derine dalan, gerçeğe ulaşamaz; bilgisizlikle kavgaya girişen, kavgayı çoğaltan, gerçeğe karşı kör olur kalır. Kim gerçekten saparsa iyi şey ona kötü görünür; kötülükse güzelleşir; sapıklık sarhoşluğuna tutulur. Aykırı yol tutanınsa yolları güçleşir, işleri sarpa sarar, kurtuluş yolu da daraldıkça daralır.

Şüphe de dört direk üstünde durur: Batıl üzere savaşmak, korkmak, işkile düşmek, sapıklığa teslîm olmak. Savaşmayı âdet edinmenin gecesi sabah olmaz. Korkanın önündeki ardına düşer. Şüpheye yolunda yelip yortanı o şüphe, şeytanların ayakları altına atar; dünya tehlikeleri yüzünden sapıklığa teslim olansa dünyada da helâk olur, âhirette de.

* İnsanlar, dünyalarını düzene sokmak için dinlerine ait bir şeyi terk ettiler mi Allah onları ondan daha zararlı bir şeye uğratır.

* Farzlara zarar veren nafilelerle yakınlık olamaz.

* Sizi İslâm’a öylesine bir nispetle mensup sayayım ki benden önce kimse böyle bir nispeti söylememiştir. İslâm teslim oluşturNamaz, her temiz kişinin Tanrı’ya yaklaşmasıdır. Hac, her zayıfın savaşıdır. Her şeyin zekâtı vardır; bedenin zekâtı da oruçtur. Kadının savaşıysa kocasıyla iyi geçinmesidir.

* Nice oruçlu vardır ki orucundan elde ettiği ancak açlıktır, susuzluktur. Nice geceleri ibadetle geçiren vardır ki o kulluktan elde ettiği şey, uykusuzluktur, yorgunluktur. Ne mutlu aklı başında olan ariflerin uykusu ve yemesi.

* Ne mutlu âhireti anan, soru için iş gören, nail olduğuna, hakkına kanaat eden ve Allah’tan razı olan kişiye.

* Yaradana isyan hususunda yaratılmışa itaat olamaz. Suçtan vazgeçmek tövbe etmekten ehvendir.

(İmandan sorulduğu vakit buyurdular ki:)
* İman gönülle tanımak, dille ikar etmek, aza ile de kullukta bulunmaktır.

* Bir bölük halk sevap için Allah’a kulluk eder; bu kulluk, tacirlerin kulluğudur. Bir bölük de Allah’a korkudan kulluk eder, bu da kölelerin kulluğudur. Bir bölükse, Allah’a şükrederek kullukta bulunur; işte hür kişilerin kulluğu budur.

*Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’ı, yapmayı iyice dilediğim şeyleri yapmamakla, bağladığım düğümleri çözmekle tanıdım.

* Allah imanı şirki temizlemek, namazı ululuğu bırakmak, zekâtı rızka sebep olmak, orucu kulların ihlâsını sınamak, haccı dîni kuvvetlendirmek, savaşı, İslâm’ı yüceltmek, doğruyu buyurmayı halkı düzgün bir hâle sokmak, kötülükten nehyetmeyi, kötü kişileri fenalıktan çekmek, yakınlarla buluşup görüşmeyi, onları görüp gözetmeyi, Müslümanların sayılarını çoğaltmak, kısâsı onları korumak, ahitleri yerine getirmeyi, haram olan şeylerin ne kadar kötü olduğunu anlatmak için emretti. İçkiyi aklı korumak, hırsızlığı temizliği bildirmek, zinayı soyu-sopu gözetmek, livâtayı nesli çoğaltmak için nehyetti. Tanıklıkta bulunmayı kulların haklarını yerine getirmek için buyurdu. Yalanı bırakmayı gerçeğin yüceliğini bildirmek için emretti. Selâm vermeyi zarardan, korkudan korunmamız, İmameti ümmetin düzenini sağlamak, imama itaat etmeyi de imameti ululamak için emir buyurdu.

(Kaderden sorulunca buyurdular ki:)
* Kapkaranlık bir yoldur, gitmeyin o yola. Pek derin bir denizdir, dalmayın o denize. Allah’ın sırrıdır, uğraşmayın onunla.

(Birisi, Şam’a gidişiniz Allah’ın kazâ ve kaderiyle değil midiydi diye sorunca bu soruya uzun uzun cevap verdiler. Bu arada buyurdular ki:)
* Yazık sana, sen kazâyı yerine gelmesi, kaderin mutlaka olması gerekli sanmadasın. İş böyle olsaydı sevap ve ikab batıl olur, vaat ve vaadin ortadan kalkması icâb ederdi. Oysaki noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, kullarını yapacakları işlerde muhayyer bırakarak emretmiş, kötülüklerden çekinmelerini bildirerek nehyetmiştir. Emir de, nehiy de, kulun ihtiyârını ortadan kaldırmamış, kudretini yok etmemiştir. Onlara kolay olanı teklif etmiş, zor olanı buyurmamıştır. Az iyiliğe çok sevap vermiştir. Kul mağlûp olarak isyan etmez; mecbur olarak itaatte bulunmaz. O peygamberleri bir oyun için göndermemiş, kitabı abes olarak indirmemiş, gökleri ve yeryüzünü, ikisi arasında yaratılanları boş yere yaratmamıştır. “Bu, kâfir olanların zannı. Artık vay haline kâfirlerin ateşten.”(38, Sâd, 27).

Ebu-Câ’fer Muhammed b. Aliyy’il-Bâkır aleyhimes-selâm’dan rivâyet edilmiştir. Buyurmuşlardır ki:
* Yeryüzünde Allah azabından iki aman verdi; biri kaldırıldı; öbürüne yapışın. Kaldırılan aman Allah’ın salâtı o’na ve soyuna olsun, Resulullahtı, Duran, kalan amansa istiğfardır. Allah Teâlâ “Sen, onların içinde oldukça onları azaplandırmaz ve gene yarlıganma dilerlerken, Allah, onlara azap vermez” buyurmuştur. (8, Enfâl, 33).

* Tam fakih o kişidir ki insanları Allah’ın rahmetinden ümitsiz hâle düşürmediği, Allah’ın lütfünden onları ümitsiz etmediği gibi Allah’ın mekrinden de onları emin etmez.

* İnananların zanlarından sakının; çünkü yüce Allah gerçeği onların dillerine ilhâm eder.

* Kur’an’da sizden öncekilere ait olaylar, sizden sonraki zamanlara ait haberler, aranızda cârî olacak hükümler vardır.

* İnananın yüzünde güleçlik vardır, kalbindeyse hüzün. Gönlü her şeyden geniştir, nefsi her şeyden alçak. Yücelikten nefret eder, şöhrete düşmandır, gamı gussası uzundur, düşünmesi derin. Susması fazladır; vakti yoktur. Çok şükreder, çok sabreder. Düşünceye dalmıştır, ihtiyâcı olanları görünce kendi ihtiyâcını hatırlamaz bile. Huyu güzeldir, geçinmesi hoş ve yumuşak. Şeref ve din bakımından serttir, huy bakımından kuldan alçak.

* Amelsiz sevap dileyen, yaysız ok atmaya kalkan kişiye benzer.

* Bu ümmetin en hayırlıları hakkında bile Allah’ın azabından emin olmamalısınümmetin en kötüsü hakkında bile Allah’ın rahmetinden ümit kesmemelisinbir zaman geçimi için çalışır; bir zamanı da vardır, helâl ve güzel lezzetlerle zevklenir. Akıllı kişi, ancak üç şey için yolculuk eder: Geçimini sağlamak, âhiretini elde etmek yahut da haram olmayan zevk ve lezzet elde etmek için.

(Birisi, huzurlarında, Allah’tan suçlarımı örtmesini dilerim deyince buyurdular ki:)
* Anan yasında ağlasın; biliyor musun, suçların örtülmesini, bağışlanmasını istemek nedir? Suçların örtülmesini istemek, İlliyyin derecesidirBirincisi geçmiş suçlara nadim olmak, ikincisi ebedî olarak o geçmiş suçları bir daha işlememek, üçüncüsü Allah’a temiz ulaşmak, kul hakkında kendisinde bir şey olmadığı halde kavuşmak için yaratılmışların haklarını kendilerine vermek, dördüncüsü sana vacip olan bütün emirlerini yerine getirmeye niyet etmek, beşincisi, bedeninde hırstan bitip gelişmiş etleri, dertle, gamla eritmek, derini kemiğe yapıştıracak kadar zayıflamak, ondan sonra helâl lokmadan gelişen ete kavuşmak, altıncısı bedenine evvelce suç işleme tadını tattırdığın gibi ibadet elemini de tattırmaktır. Bu şartlardan sonra, Allah’tan suçlarını örtmesini dilerim diyebilirsin.
Allah’ın öyle kulları vardır ki Allah onları kulların faydalarına hizmet etmek için nimetlerle nimetlendirmiştir. Onların ellerine nimetler vermiştir. Onlar da o nimetleri kullara ihsan ederler. Fakat ihsan etmediler mi de o nimetleri onlardan alıp başkalarına verir.

* (Bâzı bayramlarda buyurmuşlardır ki:)
Bayram, orucunu, geceleri ettiği ibadeti Allah’ın kabul ettiği kişiye bayramdır. Hangi gün Allah’a isyân edilmezse o gündür bayram.

* Allah dostları o kişileridir ki insanlar dünyanın görünüşüne baktıkları zaman onlar, dünyanın içyüzü görürler. İnsanlar hemencecik elde edilecek dünya işleriyle uğraşırlarken onlar, bir müddet sonra gelecek âhireti elde etmek kaygısına düşerler. Ahiret işlerine koyulurlar. Kendilerini öldürecek zevklerden geçerler, o zevkleri öldürürler. Terk edecekleri şeyleri bilirler de daha önce terk ederler. Görürler, bilirler ki başkalarının dünyadan elde ettikleri çok şey pek azdır. Onların dünyayı elde etmeleri ellerinden yitirmelerinden başka bir şey değildir.

* Allah dostları insanların uzaklaştıkları şeylere düşmandırlar. İnsanların düşman oldukları şeylere dostturlar. Onlarla Kitabın hükümleri bilinir; onlardır Allah’ın Kitabıyla bilenler. Onlarla Kitabın hükümleri yürütür; onlardır Kitabın hükmüyle yürüyenler. Umdukları şeyin üstünde umulacak bir şey görmezler onlar. Korktuklarının üstünde korkulacak bir varlık tanımazlar onlar.

* İmanın alâmeti, yalan sana fayda, gerçek zarar verecek olsa bile gerçeği seçmen, sözünü bilginden fazla söylememen, başkalarının sözlerinde de Allah’tan korkman, çekinmendir.

(Tevhid ve adlı sorulduğu zaman buyurdular ki:)
* Tevhid Allah’ı vehmine göre tavsif etmemek, adaletse Allah’ı hikmet ve adalete zıt şeylerle töhmetlenmemektir.

* Mümin, kardeşlerine karşı ululanmaya, ona güler yüz göstermemeye başladı mı, ondan ayrıldı demektir.

“Gurer’ul-Hikem”den

* Mümin, sevgisi Allah için, nefreti Allah için, alması Allah için, bırakması Allah için olan kişidir.

* Mümin, insanların ezasına tahammül eden, fakat hiç kimsenin ondan incinmediği kişidir.

* Beden secdesi, yüzün en şerefli yerlerini toprağa koymak, avuçlarıyla, dizleriyle, ayak parmaklarıyla, gönül alçaklığıyla ve halis niyetle toprağa kapanmaktır. Gönül secdesiyse geçici şeyleri gönülden çıkarmak, varlığı yok olmayacak şeylere tam bir himmetle yönelmek, ululuğu ve benliği bırakmak, dünya bağlarını kesmek, peygamberlik huylarıyla huylanmaktır.

* Bedenin orucu, irade ve ihtiyarla azaptan korkup sevaba girmeyi, ecre nail olmayı dileyerek yemekten kesilmektir. Nefsin orucu, beş duyguyu öbür suçlardan çekmek, kalbi de bütün şer sebeplerinden ayırmaktır. Kalbin orucu, dil orucundan, dilin orucu karnın orucundan hayırlıdır.

* Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, kimseyi delâlete sevk etmez ve Allah kullarına zulmedici değildir.

* Kur’ân’ın helâl ettiğini haram sayan kişi inanmamıştır.

* Şu Kur’an’la düşüp kalkan hiçbir kimse yoktur ki bir fazlalığa ermesin yahut noksana düşmesin. Ona uyarsa hidayette ileri gider, uymazsa körlükle noksana düşer.

* Takiyyesi olmayanın dini de yoktur.

* Size beş vasiyet ediyorum ki, develere binip seferlere düşseniz de onları elde etseniz değer mi değer.

Hiç biriniz rabbinizden başkasından bir şey ummasıngünahından başka bir şeyden korkmasın. Hiç biriniz kendisinden bilmediği bir şey sorulunca bilmiyorum demekten utanmasın. Hiç bir kimse bilmediği bir şeyi öğrenmekten çekinmesin. Sabredin, çünkü sabır imana nispetle cesetteki baş gibidir. Başı olmayan bedende hayır yoktur. Sabır olmadıkça da imandan hayır gelmez.

2. Bölüm

HZ. MUHAMMED (S.A.A), KENDİLERİ, EHLİBEYT
(A.S) 

* (Rasûlullah Sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem’in defni ânında buyurdular ki:)

* Sabır güzeldir, fakat sana karşı değil. Ağlayıp sızlanmak kötüdür, fakat sana değil. Senin musibetine uğramak pek büyük bir şey. Bundan önce uğradığımız musibetler de bir şey değil, bundan sonra uğrayacaklarımız da. 

* Bizim hakkımız haktır; verirlerse alırız; vermezlerse yol uzasa bile develere biner, yürür gideriz.

* (Şam yolunda Anbar köylüleri Hazretin ardında yaya gitmeye başladıkları vakit, Bu yaptığınız nedir diye sordular. Köylüler, biz dediler, uyruk sâhiplerimizi böyle ulularız; âdetimiz budur bizim. Hazret buyurdular ki.)

* Allah’a andolsun, bu bir iş ki bununla buyruk sâhibi olanlarınız faydalanmaz; sizse dünyâda bu işi yapmakla kendinizi meşakkate sokmadasınız; âhirette de azâba uğratmadasınız. Ne kötü meşakkattir, ne olmaz zahmettir o ki, sonunda azap var. Ne hoş rahatlıktır o ki, onunla âhirette ateşten esenlik var.

* Şu kılıcımla, bana buğzetmesi için müminin beynine vursam bile gene bana buğzedemez. Beni sevmesi için bütün dünyâyı münafığın önüne döküp sersem gene beni sevemez. Bu, Ümmi Peygamber’in, Allah’ın salevâtı O’na ve soyuna olsun, dilinden çıkan ve takdire uyan bir sözün özüdür ki buyurmuştur: Yâ Ali, mümin sana buğzetmez, münâfık seni sevmez.

(Kendilerini haddinden fazla öven birisine buyurdular ki:)
* Ben dediğinden aşağıyım, gönlünde gizlediğinden üstünüm.

(Bir toplumun, kendilerini, yüzlerine karşı övdükle-rini duyunca buyurdular ki:)
* Allah’ım, benim ne olduğumu benden daha iyi bilirsin sen. Ben de kendimi onlardan daha iyi bilirim. Allah’ım, onların sandıklarından daha hayırlı et bizi, bilmedikleri suçlarımızı da bağışla.

* Biz orta yolu tutanlarız. Geride kalan gelir, bize ulaşır; ileri giden döner, bize kavuşur.

(Kendini nasıl buluyorsun yâ Emir’el-Müminin diye soran birisine buyurdular ki:)
* Varlığını yok olmakta, sıhhatini hastalık kavramakta, emin olduğu yerden musibetlere çatmakta olan kişinin hâli nice olur ki?

* Benim yüzümden iki kişi helâk olmuştur: Sevip hakkımda ileri giden, sevmeyip aleyhimde bulunan.

(Kendilerine Kureyş’ten sorulunca buyurdular ki:)
* Mahzumoğulları Kureyş’in gülleridir; erlerinin sözlerini duymayı, kadınlarıyla nikâhlanmayı seversin. Abdü Şems-oğulları (Ümeyyeoğulları), rey bakımından en uzak, arkalarını korumakta, ihtiyatla hareket etmekte en ileri varanlarıdır. Bizse elimizde olanı ihsan ederiz; ölüm çağında canlarımızı cömertçe veririz. Onlar çokluktur; düzencidir, çetin huyludur; bizse sözde daha fasih, öğüt vermede daha ileri güler yüzlülükte daha üstünüz.

* Gerçeği gördüğüm andan beri gerçek hakkında şüpheye düşmedim ben.

* Şaşarım şu işe: Hilâfet Rasûlullah’la sohbet yüzünden tahakkuk ediyor da sohbet ve yakınlık yüzünden tahakkuk etmiyor.

* Yalan söylemedim; bana da yalan söylenmedi; sapıklığa düşmedin, kimse de benim yüzümden sapıklığa düşmedi.

* Ben müminlerin emiriyim, onlar bana uyarlar; malsa kötü kişilerin emiridir; onlar da ona uyarlar.

Gurer’ul- Hikem’den 

* Sakının bizim hakkımızda ileri inanca sapmaktan; biz kullarız, yaratılmışız; buna inanın; sonra bizim hakkımızda, üstünlüğümüz hakkında dilediğiniz inancı güdün (Ancak Tanrılık, Peygamberlik müstesnâ).

* İnsanların körlükte en ileri gideni sevgimize, üstünlüğümüze göz yumanı, suçsuz olduğumuz halde bizi düşman olanıdır; biz onu gerçeğe çağırırız, oysa bizi fitneye çağırır, dünyâya çağırır; bize düşman olur, düşmanlık güder. İnsanların en kutlusu da üstünlüğünüzü bileni, bizimle Allah’a tevessül edeni, sevgimizde ihlâs sâhibi olanı, çağırdığımıza uyanı, nehyettiğimizi terk edendir. Bu çeşit kişi bizdendir ve ebedilik yurdunda bizimledir.

* İyiliklerin en üstünü, en iyisi bizi sevmek, kötülüklerin en kötüsü de bize buğzetmektir.

* Bizim en çok sevdiğimiz kişi, bizi seveni seven, bize düşman olana düşman olandır.

* Allah’ın salâtı O’na ve soyuna olsun, Muhammed’in gerçek dostu, isterse soyu ona ulaşmasın, Allah’a en fazla itâat edenidir. Allah’ın salâtı O’na ve soyuna olsun, Muhammed’in düşmanı da, isterse soyu ona ulaşsın, yakın olsun, Allah’a isyân edendir. 

* Gerçekten de Allah’tan başka yoktur tapacak sözünün şartları vardır; ben ve zürriyyetim, onun şartlarındanız.

* Gerçekten de yüce Allah, yeryüzünde bizi seçti, bize de yardım etmek, ferahlığımızla ferahlanmak, hüznümüzle hüzünlenmek, canlarını, mallarını yolumuza vermek için Şiamızı seçti; onlar bizdendir, bize gelirler, cennette de bizimledir onlar.

* Bizim işimiz gerçekten de çetindir; çetinleştirilmiştir; pek serttir, sertleştirilmiştir; gizlenmiştir, perde ardına alınmıştır, ona, Allah’a yakın melek, yahut gönderilmiş peygamber, yahut da noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah tarafından gönlü îmanla sınanmış inanan kişi tahammül edebilir.

* Sorun beni yitirmeden; çünkü andolsun Allah’a, Kur’an’da hiç bir âyet yoktur ki niçin ve kimin hakkında indi, nerede indi, düzlükte mi, dağlıkta mı, hepsini de en iyi bilenim ben. Gerçekten de rabbim bana, anlayan bir akıl, söyleyen bir dil ihsan etmiştir. 

* Perde kaldırılırsa bile yakıynim artmaz benim.

* Bize sarılan, bize ulaşır; bizden ayrılan, geri kalır, helâk olur; emrimize uyan, öne geçer, kutluluğa erer; bizim gemimizden başka bir gemiye binen boğulur gider.

* Kim bizi gönlüyle sever, diliyle bizimle olur, kılıcıyla düşmanımızla savaşırsa o, cennette bizimle, bizim derecemizdedir. Kim gönlüyle bizi sever, diliyle bize yardım eder, fakat eliyle bize yardım etmez, düşmanımızla savaşmazsa; cennette bizimledir, fakat bizim derecemizden aşağı bir derecededir.

* Bildiğim, tanıdığım andan beri hakkı inkâr etmedim. Bana gösterildiği andan beri hakta şüpheye düşmedim, yalan söylemedim. Kimse de benim yalan söylediğimi söylemedi. Ben ne yolumu sapıttım, ne de benim yüzümden biri yolunu sapıttı.

* Biz hakka çağıranlarız; halkın imâmlarıyız: Gerçek dilleriyiz. Kim bize itâat ederse kurtuluşa erer. kim bize isyân ederse helâk olur gider.

* Biz Hıtta’nın kapısıyız. O kapı selâmet kapısıdır. Kim girerse esen kalır, kurtulur; kim muhâlefet ederse helâk olur.

* Biziz Allah kullarına, onun eminleri, şehirleri hakkı yüceltenler; dost bizimle kurtulur, düşmanlık eden bizim yüzümüzden helâk olur.

* Biziz peygamberlik ağacı, vahyinin indiği yer, meleklerin gelip gittiği mahal, hikmetlerin kaynakları, ilmin mâdenleri.

* Biziz Rasûl-i Ekrem’in elbisesi, onun dostları, ona hizmette bulunanlar, ona varılacak kapılar. Evlere ancak o kapılardan girilir; kapılardan başka yerden girenler hırsızdır; cezâya çarpılır.

* Heyhât, eğer Allah’tan çekinmeseydim Arabın dâhîsi olurdum ben.

* Andolsun ki, Allah’ın salâtı O’na ve soyuna olsun, Rasûlullah’ın ashabından olup, ondan duyduklarını unutmayanlar, bilirler, ben bir an bile ne noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’ın emrini reddettim, ne Rasûlü’nün emrini. Allah’ın bana lütfettiği erlikle yiğitlerin durakladıkları, ayakların geriye çekildiği yerlerde canımla, başımla onu korudum. Allah’ın salâtı O’na ve soyuna olsun, elimden geldiği kadar canımı ona fedâ ettim; bütün gücümle düşmanlarıyla savaştım, nefsimle onu korudum; o da benden başka kimseye nasip olmayan ilmini bana lütfetti.

* Allah’ın salâtı O’na ve soyuna olsun, Rasûlullah vefât ettiği zaman başı göğsündeydi, ağzının yârı avcıma aktı, onu yüzüme sürdüm. Allah’ın salâtı O’na ve soyuna olsun, onu yıkamaya koyuldumbir toplum çıkacak ki önceden Muhammed (s.a.a), nasıl Kur’ân’ın tenzili için savaştıysa, o toplum da te’vili için başlarınıza vuracak ve bu, size Rahmân’ın hükmüdür, âhır zamanda olacak.

3. Bölüm

Dünya-Âhiret

* Dünyâ bir topluma teveccüh etti mi başkalarının iyiliklerini, güzelliklerini eğreti olarak onlara verir; bir toplumdan da yüz çevirdi mi kendilerindeki iyilikleri, güzellikleri de onlardan gidiverir.

* Dünyadakiler, uykuda yol alan kervan ehline benzerler.

* Zaman bedenleri yıpratır, dilekleri tâzeler, ölümü yakınlaştırır; umulanı uzaklaştırır, kim ona dost olur, onu elde ederse zahmete düşer, kim onu yitirirse yorulur, darlığa uğrar.

* İnsanların solukları ecellerine doğru attıkları adımlarıdır.

* Zamanı ve zamanındakileri düzgünlük, iyilik kavradı mı bir insan, kendisinden kötü bir şey görünmeyen birisi hakkında kötü zanna düşerse zulmetmiş olur. Zamanı zamanındakileri kötülük kavradı mı bir insan, birisi hakkında iyi bir zanda bulunursa kendisini aldatmış olur.

* Dünyâ görünüşü yumuşak olan, içinde öldürücü zehir bulunan bir yılana benzer. Aldanan bilgisiz ona meyleder, akıllı kişiyse ondan çekinir.

* Zaman ikidir; Ya sana yâr olur, ya aleyhine döner. Yâr oldu mu, aldanıp gaflete düşme; aleyhine döndü mü de dayan.

(Bir cenâzede gülen birisini duyunca buyurdular ki.)
* Sanki ölüm, bizden başkalarına yazılmış, sanki bu gerçek, bizden başkasına hükmedilmiş. Sanki görüş durduğumuz şu ölüler, bir yere gidiyorlar ki tez  bir zamanda dönüp tekrar gelecekler bize. Onları kabirlerine götürmedeyiz; miraslarını yemedeyiz. Sanki bizler onlardan sonra kalacaklarmışız. Her öğüdü unutmuşuz, her âfeti ardımıza atmışız. Bizi kökümüzden  çıkaracak her belâya göz yummuşuz.

Ne mutlu kendisini alçaltana, kazancını tertemiz bir hâle koyana, özünü düzgün bir hâle getirene, huyunu güzelleştirene, malının fazlasını yoksullara verene, ağzını beyhude sözlerden yumana, şerrini insanlardan giderene; kendisine sünnet ağır gelmeyene, bidate mensup sayılmayana.

Şaşarım nekese ki korktuğu yoksulluğa doğru koşup durur; arayıp istediği zenginlik, elinden yiter gider. Dünyâda yoksullar gibi yaşar âhiretteyse zenginlerin sorusuyla soruya çekilir.

Şaşarım o gülen, benliğe düşen kişiye ki, dün bir meni parçasıydı, yarın bir leş olacak.

Şaşarım Allah’ın varlığından şüpheye düşene ki Allah’ın halkını görüp durur. Şaşarım Allah’ın varlığından şüphe edene ki ölenleri gözleriyle görür. Şaşarım âhiret yaşayışını, tekrar dirilişi inkâr edene ki ilk yaratılışı görür, bilir. Şaşarım yokluk yurdunu yapıp durana ki varlık yurdunu terk eder gider.

(Sıffin’den dönerlerken Kûfe dışındaki mezarlığa gelince buyurdular ki:)
Ey yalnızlık diyarının, ıssız yerlerin, karanlık kabirlerin halkı, ey toprağa döşenmiş, gurbete düşmüş, yalnızlığa eş olmuş, korkunç ve tenhâ yerlere sığınmış kişiler, siz bizden önce yaşadınız, gittiniz; bizse ardınıza düştük, size ulaşmak üzereyiz. Bıraktığınız evlerde oturanlar var; zevcelerinizi nikâhladılar; mallarınızı paylaştılar. Bu bizim size verdiğimiz haber, sizden ne haber var?

(Sonra ashabına dönerek buyurdular ki:)

Söz söylemelerine izin verilseydi size elbette haber verirler, derlerdi ki: Gerçekten de en hayırlı azık takvâdır.

* Allah’ın bir meleği vardır, her gün bağırır; doğun ölüm için. Toplayın yok olmak için, yapın yıkılmak için.

* Dünya karar edilecek yurda geçittir; insanlarsa orda iki bölüktür: Bir bölüğü kendilerini satar; helâk eder dünyâ onları. Bir bölüğü canlarını kurtarır; azâd eder dünyâ onları.

* Zamanın değişmesi insanların özlerindekini bildirir.

* İnsanlar, dünyanın oğullarıdır. İnsan anasını severse kınanmaz.

* Yoksul Âdemoğlu, eceli ne vakit gelip çatacak, bilmez. Ne illetlere uğrayacak, haberi bile olmaz. Yaptığı işler unutulmaz. Sivrisinek ısırsa canı yanar; boğazında su dursa onu boğar; terlese pis pis kokar.

* Dünyâ başkaları için yaratılmıştır, kendi için değil.

(Birisini dünyayı kınarken, yererken duyup buyurdular ki:)
* Ey dünyânın aldayışlarına kapılan, uyduruşlarına aldanan, dünyâya kapılıyor, sonra da onu yermeye mi girişiyorsun? Sen mi dünyâyı suçlamadasın; dünyâ mı seni suçlamada? Ne vakit dünyâ seni şaşırttı, ne vakit aldattı? Toprağa atıp çürüttüğü babalarının helâk oldukları yerlere mi aldattı seni; yoksa yer altına attığı analarının yarattığı yerlerle mi kandırdı seni?

Ne kadar çalıştın onlardan derdi, hastalığı gidermeye. Ne kadar uğraştın onları tedâvi ettirmeye. Onların iyileşmelerini diledin; onları iyileştirmek için hekimlere baş vurdun. Bu esirgemelerin onların hiç birine fayda etmedi. Onların devâsını aradın; çâresi olmadı; gücünle kuvvetinle ölümü gideremedin onlardan.

Dünyâ onlara ettiği işle, sana örnek verdi; öldükleri yerle öleceğini gösterdi. Oysa dünyâ, sözünü gerçekleyene gerçeklik yurdudur; sözünü anlayana kurtuluş evidir. Ondan azık toplayana zenginlik diyârıdır; öğüdünü tutana öğüt mahallidir.

Dünyâ, Allah dostlarının secde yeridir; Allah meleklerinin namazgâhı. Allah vahyinin indiği yerdir; Allah dostlarının alış veriş yurdudur. Orada rahmet elde edenler; orada kâr edinirler, cenneti kazanırlar. Dünyâ, ölümü açıkça haber verdiği, kendisinden ayrılacağımızı seslenip bildirdiği, kendisinin ve kendinden olanların âkıbetini anlattığı halde, kimdir ki onu kınar, yermeye kalkar?

Dünyâ, belalarıyla belâyı gösterir ehline; sevinciyle onları sevince teşvik eder. İnsan esenlikle dünyâda akşamı eder, musîbetle sabahı bulur. Bu, tâata yöneltmesidir onun; isyândan korkutmasıdır; çekinmeyi telkin etmesidir onun.

Nedâmetle sabahlayanlar kınarlar onu. Kıyâmet günü başkalarıysa överler onu. Çünkü dünyâ onlara âkıbeti anlatmıştır, onlar da anlamışlardır; ne olacağını söylemiştir onlara, gerçeklemişlerdir onu; öğüt vermiştir onlara, tutmuşlardır öğüdünü onun.

* İnsanlara bir zaman gelip çatar ki o zamanda Kur’ân’dan ancak eser ve yazı, İslâm’dan da isim kalır. O gün insanların mescitleri mâmurdur yapı bakımından; haraptır hidâyete mahal olmak bakımından. O gün mescitlerde oturanlar, onları yapanlar, yeryüzünün en kötü kişileridir; fitne onlardan çıkar, suç ve hatâ onlara sığınır. Kim o fitneye girmemek isterse sürüp götürürler, kim geri kalırsa yürütüp alırlar. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah buyurur ki: Zâtıma andolsun ki ben, o kavme öylesine bir fitne gönderirim ki bilim sâhibi bile şaşırır kalır ve o fitneye dalar. Biz Allah’ın bağışlamasını, gafletle ayağımızı kaydırmamasını dilemekteyiz.

Gurer’ul-Hikem’den

* İnsanlar bir tomara çizilmiş sûretlere benzerler. Tomar dürüldükçe bir kısmı yiter, bir kısmı gelir.

* Geceyle gündüz yaşayanların eserlerini gidermek, geçmişlerin izlerini yok etmek için çalışıp duran iki emekçidir.

4. Bölüm

AKIL-BİLGİ

* Akıllının gönlü, sırrının sandığıdır. Güler yüz, güzel huy dostluk ağıdır; tahammülse ayıpların kabridir.

(İmam Hasan’a (a.s) buyurdular ki.)
* Oğulcuğum, benden dört şey belle, işlediğin zaman sana zarar vermeyecek dört şeyi de aklında tut: Zenginliğin en üstünü akıldır; yoksulluğun en büyüğü ahmaklık. Korkulacak şeylerin en korkuncu kendini beğenmektir; soyun-sopun en yücesi güzel huy. Oğulcuğum, ahmakla eş dost olmaktan sakın; sana fayda vermek isterken zararı dokunur. Nekesle eş dost olmaktan sakın; ona en fazla muhtâç olduğun zaman yardımına koşmaz, oturur. Kötülük edenle eş dost olmaktan sakın; o, pek az bir şeye seni satar gider. Yalancıyla eş dost olmaktan sakın; çünkü o, serâba benzer; uzağı yakın gösterir sana, yakını uzaklaştırır senden.

* Akıllının dili gönlünün ötesindedir; ahmağın gönlüyse dilinin ötesinde.

* Akıl gibi zenginlik, bilgisizlik gibi yoksulluk, edep gibi miras, danışmak gibi arka olamaz.

* Bilgisiz kişiyi, bir işte, bir fikirde ya pek ileri gitmiş görürsün, ya pek geri kalmış.

* Akıl tamamlandı mı söz azalır.

* İşler şüpheli göründü mü, sonunu görerek önü hakkında hüküm vermek gerekir.

* Nerede olursa olsun, hikmeti almaya bak; çünkü hikmet münâfıkın gönlünde, oradan çıkıp ona sâhip olan müminin gönlüne girerek karar edinceye dek sâkin olmaz.

* Hikmet, müminin yitik malıdır; isterse nifak ehlinden olsun, hikmeti al.

* Bilmiyorum demeyi bırakan kişi, öleceği yerden yaralanır gider.

* Bilginin en aşağılığı, dilde olanıdır; en yücesi de insanın uzuvlarında ve işlerinde görünenidir.

* Bir haberi duydunuz mu onun hükmüne uymak suretiyle duyun, belleyin ve rivâyet edin onu; yalnız nakletmek için değil; çünkü bilgiyi rivâyet edenler çoktur; fakat ona riâyet edenler azdır.

* Nice bilgin vardır ki bilgisi olduğu halde ona fayda vermez de bilgisizliği öldürür gider onu.

* Akıldan daha faydalı mal, kendini beğenmekten daha korkunç yalnızlık, tedbir gibi akıl, takvâ gibi kerem, güzel huy gibi eş dost, edep gibi miras, başarı gibi kılavuz, iyi işlerde bulunmak gibi alış-veriş, sevap gibi kâr, şüpheli şeylerde durup çekinmek gibi sakınmak, haramdan kaçınmak gibi zâhitlik, düşünmek gibi bilgi, farzları yerine getirmek gibi ibâdet, utanmak ve sabretmek gibi îman, gönül alçaklığı gibi soy sop, bilgi gibi yücelik, hilim gibi üstünlük, danışmak gibi arka yoktur.

* İktisada riâyet eden yoksulluğa düşmez.

* Hoş geçinmek aklın yarısıdır.

(Kümeyl b. Ziyâd’in-Nahai’nin (r.a) elini tutup şehrin dışına çıkardılar. Sahraya varınca  bir ah çektiler de buyurdular ki:)
* Ey Kümeyl, bu gönüller kaplardır; en hayırlı kap da içindekini en iyi koruyanıdır. Benden duyduğun sözü aklında tut. İnsanlar üç kısımdır: Rabb’e mensup bilgin, kurtuluş yolunda bilgi belleyen, bunlardan başkaları pisliğe bulanmış sineklerdir; her seslenen kişiye bilmeden uyan, her yele kapılıp giden kişilerdir. Onlar ne bilgi ışıklarıyla ışıklanmışlardır, ne kuvvetli bir desteğe dayanmışlardır.

Ey Kümeyl, ilim maldan hayırlıdır; ilim seni korur, sense malı korursun. Mal, vermekle azalır, ilim öğretmekle çoğalır. Mal sâhipleri malın zevâliyle zevâl bulup giderler.

Ey Ziyâdoğlu Kümeyl, bilgiyi elde etmek, âdetâ dindir ki Allah’a onunla yol bulunur. İnsan, yaşarken onunla tâat elde eder; ölümünden sonra da iyilikle, hayırla anılır. İlim hâkimdir, malsa hüküm altındadır, mağluptur.

Ey Kümeyl, malları hazinelerde biriktirenler, diriyken ölmüşlerdir; bilginlerse dünyâ durdukça yaşarlar. Kendileri yok olup gitmişlerdir, fakat eserleri yüreklerde mevcuttur.

(Göğüslerine işaretle) Burada öylesine derin, öylesine geniş bir bilgi var ki ne olurdu, bunu anlayabilecek biri bulunsaydı. Evet, tez anlar birini buluyorum, fakat emin değilim ondan, din hükümlerini dünyâya âlet edebilir; Allah’ın nimetleriyle Allah kullarına, Allah’ın delilleriyle Allah’ın dostlarına karşı üstünlük dâvâsına girişebilir. Yahut gerçeğe sâhip olanlara boyun eğen, fakat önüne ardına dikkat etmeyen, can gözü açık olmayan, daha başlangıçta şüpheye düşüp gönlünden işkillenen birini bulabiliyorum. Oysa ne buna inanılabilir ne ona. Yahut da dünyâ lezzetine sarılan, hemencecik şehvetlere atılan, yahut da mal mülk toplamaya hırsı olan birini buluyorum; oysa bu ikisi de hiç bir hususta dîne riayet edenlerden değildir. Bu iki bölük, ancak otlayan hayvanlara benzer. İşte ilim, ilim ehlinin ölümüyle böylece ölür gider.

Allah’ım, evet; yeryüzü, Allah için delil ve hüccet olan, onun adına kaaim bulunan birisinden hâlî kalmaz; o, ilmi ve dîni ayakta tutar; ama meydanda olur, bilinir, tanınır, yahut hikmete mebnî korkar görünür, gizlenir. Allah’ın hüccetlerinin, Allah’ın apaçık delillerinin batıl olmaması için hüküm budur, böyledir. Ama bu, niceye bir böyle sürür gider? Andolsun Allah’a ki onların sayıları azdır. Allah katında dereceleri pek büyüktür. Allah delillerini, onlara bezeyenlere ısmarlayıncaya, kendi benzerlerinin gönüllerine verinceye dek onlarla korur. Allah onların can gözlerini açar, bilgiyi onlara sunar; onlar da yakin ruhuyla kuvvetlenirler; güçlükleri kolay görürler, bilgisizlerin kaçındıkları, hoş görmedikleri şeyler hoş görünür onlara; canları yüceler yücesi olan yakınlık duraklarında olduğu halde bedenleriyle dünyâ ehlinden görünürler, onlarla görüşüp konuşurlar. İşte bunlardır Allah’ın halîfeleri, yarattığı yer yüzünde. Bunlardır halkı dînine çağıranlar. Âh, âh, ne de özlerim onları görmeyi. Ey Kumeyl, istersen dön, git artık.

* Kendi bildiğine göre danışmadan iş gören, helâk olur gider; insanlarla danışansa onların akıllarına eş olur.

* İnsanlar, bilmedikleri şeylere  düşmandırlar.

* İnsanın kendini beğenmesi, aklına haset eden bir sıfattır.

* Yüce kişinin en iyi huylarından biri bildiğini bilmezlikten gelmesidir.

(Akıllı kimdir, anlat denince buyurdular ki:)
* Her şeyi lâyık olduğu yere koyandır.

(Câhili anlat dediler; buyurdular ki:) anlattım ya.
* Öfke delilikten bir kısımdır. Çünkü sâhibi nâdim olur; nâdim olmuyorsa deliliği adamakıllı pekişmiş demektir.

* Hikmet sâhibi kişilerin sözleri doğruysa devâdır, yanlışsa hastalık.

* Bilginizi bilgisizlik, yakininizi şüphe hâline getirmeyin. Bildiniz mi amel edin; yakıyne erdiniz mi ayak direyin.

* Allah bir kulu alçalttı mı, ona bilgi başarısını men eder.

* Ahmakla eş dost olma; kendi yaptığını sana güzel gösterir, seni de kendine benzetmek ister.

* İbret alınacak şeyler ne de çok, ibret alanlarsa ne az.

* İlim ikidir: Yaratılıştan olan, duyup bellenen. Duyulup bellenen bilgi, yaratılışta bilgi kabiliyeti yoksa fayda vermez.

* İlim amelle eşittir; bilen amel eder. İlim, amelle seslenin; amel cevap verirse ne âlâ, cevap vermedi mi ilim de göçer gider.

(Câbir b. Abdullah-i Ansârî’ye buyurdular ki:)
* Yâ Câbir, dünyâ dört şey üstünde durur: Bilgisiyle amel eden, halka da öğreten bilgin; öğrenmekten utanmayan, çekinmeyen bilgisiz, varlığında nekeslikte bulunmayan cömert, âhiretini dünyâsına satmayan yoksul. Bilgin, bilgisini yitirirse, bilgisiz de öğrenmekten çekinir. Zengin, malında nekeslik ederse yoksul da âhiretini dünyâsına satar.

Yâ Câbir, kime Allah’ın nimetleri çok gelir, kimin malı fazlalaşırsa insanların ona ihtiyacı artar; kim, Allah’ın verdiği nimetlerde kendisine vâcip olanı yerine getirirse o nimetlerin devâmına, sebep olur; kim, vâcip olanı ifâ etmezse o malı mülkü zevâle atmış, yok etmeye başlamıştır.

Seni azgınlık, yolundan alıkor, doğru yola sevk ederse bu, aklına delâlet eder, akıllı olduğuna delil olarak bu yeter sana.

* Nice kişiler vardır ki haklarında güzel sözler söyleyen kişilerin sözlerine kanarlar, aldanırlar.

* Hüküm verişte susmakta hayır olmadığı gibi bilgisiz söz söylemekte de hayır yoktur.

* İki haris vardır ki doymaz da doymaz: Bilgi isteyen, dünyâ dileyen.

* Her kaba bir şey koyunca daralır; ancak bilgi kabı müstesnâ. Ona bilgi kondukça genişler.

Gurer’ul-Hikem’den

* Âlim ölü olsa bile diridir. câhil diri olsa bile ölü.

* Bilgi, tükenmeyen bir hazinedir; akıl, eskimeyen, yıpranmayan bir elbise.

* Bilgin, kadrini bilen kişidir; bilgisiz, yaptığını bilmeyen kişidir. Akıllı, ameline dayanır, câhil, emeline dayanır. Bilgin, kalbiyle, gönlüyle bakar görür; câhil, gözüyle bakar görür.

* Akıl gurbette yakın bulmaktır; ahmaklık vatanda gurbete düşmektir.

* Cahiller çoğalınca bilginler garip olurlar.

* Hilim hikmetin meyvesidir; gerçekse dalları, budaklarıdır.

* Allah rahmet etsin kadrini bilene, haddini aşmayana.

* Bilgin kişinin rütbesi, rütbelerin en yücesidir.

* Bilgin kişinin bilgisinden dolayı şükrü, bilgisiyle amel etmesi ve o bilgiyi, müstahak olana belletmesidir.

* İki şey vardır ki sonu bulunmaz; Bilgi, akıl.

* Akıllının zannı, câhilin yakininden daha doğrudur.

* Şer işle hayır dileyenin aklı da bozulmuştur, duygusu da.

* Az ilmi olup da onunla amel eden, çok ilmi olup da amel etmeyenden hayırlıdır.

* Ölç, biç, sonra kes; düşün, taşın, sonra söyle; anla, bil, sonra yap.

* Kendini bilmeyen, başkasını nasıl bilir?

* Ya söyleyen, işrâd eden bilgin ol, ya dinleyen, belleyen kesil; üçüncüsü olmaktan sakın.

* Kişinin gönderdiği elçi, aklının tercemânıdır; mektubuysa sözden daha anlatışlıdır.

* Seni ıslâh etmeyen bilgi, sapıklıktır; sana faydası olmayan mal, vebâldir.

* Câhil dostundan ziyâde akıllı düşmanına güven.

* Görmek yalnız gözle olmaz; görüşler, görenleri aldatabilir.

* Kullar, bilmedikleri şeylerde duraklasalardı ne kâfir olurlardı, ne dalâlete düşerlerdi.

* Kendini bilen rabbini bilir.

* İnsanın, kendisindeki noksanı bilip anlaması, olgunluktan ve ileri üstünlüğündendir.

* Renkten renge giriş, inançtan inanca geçiş, ahmağın alâmetlerindendir.

* Bilgiyle dirilen ölmez.

* Bilgiyi, ehil olmayana veren, bilgiye zulmetmiştir.

* Söyleyene bakma, söylenene bak.

* Kendi reyinle hareket etme; kendi reyine uyan, helâk olur gider.

5. Bölüm

ÇEŞİTLİ KONULARA AİT VECİZELERİ

* Tamaha yapışan kendini alçaltır. Zarara düştüğünü açıklayan alçalmaya razı olur. Dilini kendisine buyruk sâhibi eden, diline geleni söyleyen, kendisine zarar verir.

* Nekeslik ayıptır; korkaklık noksan. Yoksulluk, delil getirmede aklı dilsiz eder; yokluğa düşen, şehirde garip olur gider. Âciz kalmak âfettir; sabır yiğitlik. Çekinmek zenginliktir; sakınmak kalkan.

* Allah’a razı olmak ne güzel eş dosttur; bilgisiyle büyük bir miras. Edeplere riâyet, boyuna yenilenen elbisedir, düşünceyse saf bir ayna.

* Uzaklaşmak ayıpları örter. Yaptığı işi beğenen kişiyi kınayan çok olur.

* İnsanlarla öyle geçinin ki öldünüz mü ağlasınlar size; sağ kaldınız mı sevgiyle çağrışsınlar sizin için.

* İnsanların en âcizi, insanlardan kardeş edinemeyenidir; ondan daha âcziyse kardeş edindikten sonra onu yitirenidir.

* En yakını yitiren, en uzağı da yardımcı olarak bulamaz.

* Dileğine uyup koşan, eceline kavuşur.

* Korku ümitsizliğe eş olmuştur; utanç mahrûmiyete. Fırsat bulut gibi geçip gider; hayırlı fırsatları elde etmeye çalışın.

* Ettiği iş ağır olan kişinin soyu boyu da onunla tezce yürüyemez.

* Büyük günahların kefâreti, zulme düşenlere yardım etmek, acze düşenleri ferahlandırmaktır.

* Zâhitliğin en üstünü, zâhitliği gizlemektir.

* Hayrı yapan, hayırdan da hayırlıdır; şer işleyense şerden de kötüdür.

* Cömert ol, nekeslikte ileri gitme; saygılı ve sıralı ver, ihsan ederken, vermemişe de dönme.

* Zenginliğin en yücesi dilekleri terk etmektir.

* Halka istemediği, hoşlanmadığı şeyleri söyleyen kişi hakkında halk da, bilmediği şeyleri söyler.

* Kimin dileği uzar giderse kötü işleri de çoğalır gider.

* Seni gama, gussaya sokan kötülük, Allah katında sana benlik veren iyilikten daha hayırlıdır.

* İnsanın değeri, himmetincedir; gerçekliği, adamlığıncadır, erliği, yaptığı kötülükten utancı kadardır; temizliği ve nâmusu da kıskançlığı derecesindedir.

* Üst olmak, ihtiyâta riâyetle olur. İhtiyata riâyet, düşü-nüp taşınmakla mümkündür, düşünüp taşınmak da sırları gizlemekle olur.

* Yüce kişinin aç kalınca, aşağılık kişinin, karnı doyunca saldırısından korkun.

* İnsanların gönülleri ürkektir; kim onları elde ederse ona alışırlar.

* Devlet sana yâr oldukça ayıbın gizli kalır.

* İnsanların en fazla bağışlaması gerekeni, cezâ vermeye en fazla gücü yetenidir.

* Cömertlik, istemeden vermektir. İstendikten sonra vermekse utançtandır ve kötüdür.

* Sabır ikidir: İstemediğin, hoşlanmadığın şeye sabretmek; sevdiğin, dilediğin şeye sabretmek.

* Zenginlik gurbette yurttur; yoksulluk yurtta gurbet.

* Zanaat tükenmez maldır.

* Mal, isteklerin temelidir.

* Seni çekindiren kişi, sana  müjde verene benzer, ona eşittir.

* Dil yırtıcıdır; yuları bırakıldı mı salar, parçalar.

* Dostları yitirmek, gurbete düşmektir.

* İhtiyacı olan şeyi elde edememek, ehli olmayandan istemekten ehvendir.

* Kim bir işte halka, öncü olursa, başkasını terbiyeye kalkmadan kendisini terbiye etmeli; bu terbiye de diliyle öğüt vermeden önce huyuyla öğüt vermek sûretiyle olmalı. Nefsine muallim olup kendini terbiye eden kişi, insanlara muallimlik edip onları terbiye edenden daha fazla ululanmaya değer.

* Her sayılı şey biter; her beklenen gelip çatar.

* İhtiyarın reyini, gencin yiğitliğinden çok severdim.

* Tövbe etmek elindeyken ümidini kesene şaşarım.

* İnsanda bir et parçası vardır ki bedenine bir damarla bağlanmıştır. Bu da kalptir ve pek şaşılacak bir uzuvdur bu. Onun hikmete ait şeyleri ve bunlara aykırı zıt şeyleri vardır. Ümide kapıldı mı tamah alçaltır onu. Tamah onu heyecana düşürdü mü hırs helâk eder onu. Ümitsizlik ona sâhip oldu mu keder öldürür onu. Kızgınlık onu kavradı mı öfke de kavrar onu. Hoşnût oldu mu korunmayı unutur gider. Korkuya kapılınca korunmaya başlar. Esenleştiğini sanınca gaflete düşer. Bir musibete uğradı mı kararsız bir hâle gelir. Bir mal buldu mu zenginlik azdırır onu. Yoksulluk onu ısırdı mı belâ kavrar onu. Açlığa düşünce zayıflık çökertir; fazla doyunca da mîde dolgunluğu rahatsızlığa uğratır onu. Her hususta geri kalış zarar verir ona; her işte ileri gidiş bozguna düşürür onu.

* Noksan sıfatlardan münezzeh Allah’ın emri, rüşvet almayan, aşağılanmayın, tamah yoluna gitmeyen kişiyle doğrulur, yerine gelir.

* İki iş arasında ne kadar da uzaklık var; İş var, tadı gider, vebâli kalır; iş var, zahmeti geçer, sevâbı kalır.

* Dost, kardeşini üç halde korumadıkça tam dost olamaz; Düşkünlüğünde, kendisi bulunmadığı vakit, ölümünden sonra. Dört şey verilene dört şey harâm olmaz: Duâya koyulan icâbetten, tövbeye başarı ihsan edilen kabûlden, istiğfara yöneltilen bağışlanmaktan, şükretmeye fırsat ilhâm edilen, nimetin ziyâde olmasından mahrûm kalmaz. Bunu da Allah’ın Kitabı gerçeklemektedir. Yüce ve Ulu Allah buyurur ki;

Dua edin, icâbet edeyim size.” 40, Mü’min, 60)

Kötülük eden, yahut nefsine zulümde bulunan, sonra istiğfar ederse Allah’a, Allah’ı suçları örtücü ve inananlara acıyıcı olarak bulur.” 4, Nisâ, 110) Şükür hakkında da;

Şükrederseniz nimeti çoğaltarım size” buyurmuştur. (14, İbrâhim, 7) Tövbe hakkında da;

Tövbe, ancak bilgisizlikle kötülük edip sonra hemen tövbe edenlerden kabûl edilir. Onlardır Allah’ın, tövbelerini kabûl ettiği kişiler ve Allah herşeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir” buyurmuştur. (4, Nisâ, 17).

* Dert ve gam ihtiyarlığın yarısıdır.

* İnsan, dilinin altında gizlidir.

* Kadrini bilmeyen kişi helâk olur gider.

(Birisi, kendisine öğüt vermesini isteyince buyurdular ki:)
* Amelsiz âhireti dileyenlerden, olmayacak ümitler besleyip tövbe etmeyi isteyenlerden olma. Hani kişi vardır, dünyâda zâhitlerin sözlerini söyler, dünyâya rağbet edenlerin işlerini işler. Dünyânın malından mülkünden verilse doymaz; verilmese kanmaz. Verilenin şükründen âciz olur; verilmeyenin fazlasını ister durur. Halkı kötülükten men eder, fakat kendisi kötülükten kaçınmaz; emreder, kendisi emre uymaz. Temiz kişileri sever, işlediklerini işlemez. Suçluları sevmez, oysa ki onlardan biridir o. Günahlarının çokluğundan ölümden çekinir, ürker; ölümden kendisini ürküten şeyi yapmakta ısrar eder. Hastalanırsa nedâmete düşer; iyileşirse nedâmeti unutur gider. Âfiyet buldu, nimet elde etti mi mağrur olur; belâya uğradı mı ümidini keser, perişanlığa sataşır. Belâya düşerse âciz olur, duâya koyulur; ferahlığa erişirse kendine güvenir, aczini unutur, zannına uyar, aldanır; gerçek bildiğine kanmaz, kalakalır. Kendi suçundan az suç işleyenin âkıbetinden korkar; kendisineyse yaptığı iyilikten fazlasını ister umar. Kimseye ihtiyacı olmazsa böbürlenir, fitnelere kapılır; ihtiyaca düşünce ümit keser, yayılır. Kulluk ederse gevşek davranır; isteğe, özleme kapılırsa isyânı öne alır, peşinden gider; tövbeyi geriye atar; bir mihnete uğrasa da din hükümlerinden dışarı çıkar. Başkalarına ibretler gösterir; örnekler getirir, kendisi ibret almaz. Öğüt verir de verir, kendisi öğüt tutmaz. Sözle kılavuzluk eder, ameldeyse herkesten geri kalır. Geçici nimeti elde etmekte ileridir; kalacak nimetleri elde etmekte geri. Suçu, isyânı ganimet sayar, ganimeti ziyân sanır. Ölümden korkar, ama fırsatı  yitirir gider. Başkasının az suçunu kendi yaptığı suça nispetle çok görür; başkalarının az gördüğü kulluğu kendi kulluğuna nispetle az bulur. İnsanları kınar durur, kendisineyse dalkavuklukta bulunur. Zenginlerle oyuna dalmak, onca yoksullarla Allah’ı anmaktan daha sevimlidir. Kendisince başkaları aleyhine hükmeder; başkalarının iyiliğine bakıp kendi kötülüğünü görerek kendisini mahkûm etmez. Başkalarını doğru yola sevk etmeye uğraşır; nefsiniyse azgınlığa atmaya savaşır. Ona itâat edilir; oysa isyân eder. Ona vefâ gösterilir; o vefâ etmez. Allah için Allah yolunda korkmaz da halktan korkar, çekinir; fakat hakla muâmelede Allah’tan korkmaz, korku nedir, aklına bile gelmez.

* Herkes için tatlı, acı bir son vardır.

* Her gelip çatan dönüp gider; her dönüp giden gelmemişe, olmamışa döner.

* Zaman uzasa, sonu gecikse bile sabreden, mutlaka zafer ulaşır.

* Bir toplumun yaptığına razı olan, onlardan sayılır. Onlardan sayılan her kişinin de iki suçu vardır: O işi işlemek suçu, o işe razı olmak suçu.

* Birbirine aykırı olarak çağrılan iki yolun biri, mutlaka sapıklık yoludur.

* Her zulme başlayan, yarın pişman olur, elini ısırır, kemirir.

* Töhmetlenecek yere varan kişi, hakkında kötü zanna düşeni kınamasın.

* Yoksulluk en büyük ölümdür.

* Kendini beğenmek ilerlemeye engel olur.

* Gözleri görene sabah ışımıştır.

* Büyüklük, ululuk, gönül genişliğiyle, tahammülle mümkündür.

* Kötülükte bulunanları iyilik edene mükâfat vererek payla, yola getir.

* Kötülüğü, şerri kendi gönlünden çıkarmak suretiyle, başkalarının gönüllerinden sök çıkar.

* Tamah ebedi köleliktir.

* İleri gidişin meyvesi nedâmettir. İhtiyatın meyvesi selâmet.

* Hikmetle hüküm vermek hususunda susmakta hayır olmadığı gibi bilgisizlikle söz söylemekte de hayır yoktur.

* Ey âdemoğlu, ihtiyacından fazla kazandığın şeyi başkası için biriktirmedesin.

* Cömertlik, şerefleri koruyan bir sıfattır; hilim, kötü kişilerin ağızlarını bağlar; bağışlamak, üstün olmanın zekâttır; hıyânet eden dosttan ayrılış, teselli bulmaktır; danışmak, doğru yola gitmektir. Kendi aklıyla iş gören, kendini tehlikeye atar; sabır, düşmanları oklara hedef eder; sızlanmak, zamâne cefâlarına yardımcı olur. Zenginliğin en üstünü dileği terk etmektir. Nice akıl vardır, hevâ ve hevesin buyruğuna uyar, esir olur. Güzel tecrübe, başarıdandır; dostluk, insana fayda veren yakınlıktır; usanıp daralan kişiye emniyet etmemek gerektir.

* Kim hayâ libâsına bürünürse halk, onun ayıplarını görmez.

* Soruya verilen cevap çoğalınca doğru gizli kalır.

* Senin hakkında iyi zanda bulunanın zannını gerçekleştir.

* Ey âdemoğlu, kendi nefsinin vasîsi ol da malında, senden sonra ne yapmalarını istiyorsan sen yap.

(Kümeyl b. Ziyâd’a buyurdular ki:)
* Ey Kümeyl adamlarına, akşam çağına dek iyi huy kazanmalarını buyur; uyuyanın hâcetlerini gidermekle akşam etsinler. Çünkü andolsun bütün sesleri duyana, hiç bir kişi yoktur ki bir gönlü sevindirsin de Allah o sevinç yüzünden ona bir lütufta bulunmasın. Suyun biriktiği havuzda yabancı dereler nasıl sürülür, kovulursa o lütuf da sâhibine bir belâ gelip çattı mı, o belâyı kovar, giderir.

* Hâin kişilere vefâda bulunmak, Allah’a hıyânette bulunmaktır; hâinlere gadretmekse, Allah’a vefâ etmek demektir.

* Dostunu ihtiyatla sev, olabilir ki birgün sana düşman olur: Düşmanınla da ihtiyata riâyet ederek düşmanlıkta bulun, olabilir ki birgün sana dost kesilir.

(Doğu ile batı arasındaki yol ne kadardır diye sorulunca buyurdular ki:)
* Güneş için bir günlük yol.

* Dostların üçtür, düşmanların da üç. Dostların, dostundur, dostunun dostudur, düşmanının düşmanı. Düşmanların da düşmanındır, dostunun düşmanı, düşmanının dostu.

* Kıskanç olan, gayret sâhibi bulunan, kesin olarak zinâ etmez.

* Babaların dostluğu, oğulların yakınlığını meydana getirir. Dostluk yakınlığa muhtaçtır, onunla tamamlanır; fakat yakınlık dostluğa, sevgiye  daha ziyade muhtaçtır; yakınlık sevgiyle olur.

* Taşı nereden geldiyse oraya atın; çünkü şerri ancak şer giderir.

(Kâtibi Ubeydullah b. Ebi-Râifi’e buyurdular ki:)
* Kalemini düzelt, ucunu keskin kes, satırların arasını aç, harfleri birbirine yakın yaz; bu, yazının güzelliğini sağlar.

(Oğulları Muhammed b. il-Hanefiyye’ye buyurdular ki:)
* Oğulcuğum, yoksul düşmenden korkarım; yoksulluktan Allah’a sığın; çünkü yoksulluk dini noksanlaştırır, aklı şaşırtır, dostluğu giderir.

* Günaha alt olarak üstünlük bulan üstünlük elde etmemiştir; şerle üst olan alt olmuştur.

* Her kişinin malında iki ortak vardır: Mirasçı, olaylar.

* Zâlime gelip çatan adalet günü, mazlûmun uğradığı cevir ve cefâ mihnetinden çetindir.

* Bir kişiyi lâyığından fazla övmek riyâdır, dalkavukluktur; lâyığından az övmekse ya dilsizlikten ileri gelir, ya hasetten.

* Suçların en çetini, sâhibine ehven ve ehemmiyetsiz görünenidir.

* Kendi ayıbını gören, başkalarının ayıbıyla oyalanamaz; isyan kılıcını kınından sıyırın, onunla öldürülür. Kim bütün gücüyle bir işe sarılırsa helâk olur gider. Kim, kendisini zarar ve tehlike denizine atarsa garkolur, batar. Kötü bellenen şeylere sarılan kötülükle kınanır. Kimin sözü çoğalırsa yanlışı da çoğalır. Kim fazla yanılırsa utancı azalır, utancı azalanın çekinmesi de azalır; çekinmesi azalanın gönlü ölür, gönlü ölen kişi ateşe girer. Kim halkın, ayıplarını görür, onları kınar, fakat kendisi de o işleri yaparsa ahmağın ta kendisidir. Kanaat tükenmez maldır. Ölümü fazla anan, dünyânın az nimetine de razı olur. Sözünü, amelinden bilen kişinin sözü azalır; o, ancak gereken sözü söyler.

* Zâlim kişinin üç alâmeti vardır: Günaha dalıp kendisinden üstün olana zulmeder; kendinden alt olana, kendisi üst olduğu için zulmeder; zulmeden bölüğe yardımcı olur, zulmeder.

* Şiddet son dereceyi buldu mu ferahlık gelir çatar . Belâ halkaları tam daraldı mı, genişlik yüz gösterir.

* Ayıbın en büyüğü, ona benzer bir ayıp sende de varken başkasını ayıplamandır.

* Düşünce sâf bir aynadır. İbret almak korkutan bir öğütçü, başkasında görüp de hoşlanmadığın şeyden çekinmense edep olarak yeter sana.

* Gerçekten de hak ağırdır, fakat tatlıdır; batılsa hafiftir, fakat insanı helâk eder.

* Söz, söylemezsen senin hükmüne tâbîdir; ama söylemeye başladın mı sen ona mahkûm olursun. Paranı pulunu nasıl gizliyorsan sözünü de gizle; nice söz vardır ki nimeti giderir, zahmeti, mihneti getirir.

* Bilin ki yoksulluk, belâlardan bir belâdır

* Konuşun da tanışın, çünkü insan, dilinin altında gizlidir.

* Nice söz vardır ki saldırıştan daha da tesirlidir.

* Gerçekle savaşan elbette altolur gider.

* Yumuşaklıkla hareket etmek, insana soy boydur.

* Hayır işleyin, hayrı azımsamayın, küçümsemeyin; çünkü onun küçüğü de büyüktür; azı da çoktur. İçinizden biri, başkası bu hayrı işlemeye benden daha lâyık demesin; çünkü andolsun Allah’a, sonra o da sizin için böyle der. Hayır işleyecek kişi de vardır, şer işleyecek kişi de. Siz bu ikisini terk ettiniz mi, işleyecek, işler o işi.

* Gizli işlerini, özünü temizleyen, ıslâh eden kişinin dışını da temizler Allah ıslâh eder onu; dîni için iş işleyenin dünyâ işlerini de düzene kor Allah. Allah’la arasını düzelten kişinin Allah, insanlarla da arasını düzeltir.

* Hilim insanı örten bir örtüdür; akılsa keskin bir kılıç. Huylarından kötü olanlarını hilminle ört. Hevâ ve hevesini de aklınla öldür.

* Emir sahibi olmak, insanların özlerinin sınanmasıdır.

* İçinde bulunduğun şehirden daha lâyık şehir yoktur sana. Şehirlerin hayırlısı, içinde geçimini sağlayabildiğin şehirdir.

* Bir insanda güzel bir huy varsa, bekleyin o huya benzer başka güzel huylarını da.

* Hilim ve düşünceyle hareket etmek, acele etmeden iş başarmak, ikiz çocuklardır; bunlar yüce himmetten doğarlar.

Gurer’ul-Hikem’den

* Tecrübe sâhibi kişi, hekimden daha bilgindir. Garip, dostu olmayandır.

* Kadınların kötülerinden çekinin; hayırlılarından sıkının.

* Nice zengin vardır ki yoksuldan da yoksuldur; nice büyük kişi vardır ki her aşağılık kişiden de aşağıdır; nice yoksul  da vardır ki bütün zenginlerden daha zengindir.

* Müminin şükrü amelinde görünür. Münâfıkın şükrüyse dilindedir ancak.

* İki şey vardır ki yitirmeden kadri bilinmez: Gençlik ve âfiyet.

* Batıla yardım eden, hakka zulmeder.

* Büyük kişilerin zaferi bağışlamaktır, ihsanda bulunmaktır. Aşağılık kişilerin zaferiyse ululanmaktır, azgınlık etmektir.

* Nefsine hâkim olman, en üstün güç, kudrettir. Ona buyruk yürütmen en hayırlı emârettir.

* Şehvetle kul olan parayla alınmış köleden de aşağılıktır.

* Utancın üstünü, insanın kendinden utanmasıdır.

* Nice kan vardır ki onu dil döker.

* Nefsine zulmeden, başkasına karşı nasıl adaletle muâmele edebilir?

* Mazlûma yardımcı ol, zâlime düşman kesil.

* İyiliği emret, kötülükten nehyet. Senden kesileni dolaş, sana vermeyene ver.

* Yüce kişiden ona ihânette bulunduğun zaman çekin; aşağılık kişiden de ona ihsanda bulunduğun zaman; ihsan sahibindense onu daralttığın zaman sakın.

* Soylar boylar, babaların, anaların mensûp oldukları soyla boyla değil, övülecek üstünlüklerledir.

* Gözle görmek bir şeyi duymaya benzemez.

* Yaptığın ayıbı öven, sana dalkavukluk eden, bulunmadığın yerde seni ayıplar, kınar.

* Allah’ın nimetlerini düşünene Allah başarı verir; Allah’ın zâtı hakkında düşünense zındık olur.

* İnsanda dil olmasa, insan söz söylemese, sûrete bürünmüş bir varlıktan, yahut başı boş bırakılmış otlayan bir hayvandan başka ne olabilir ki?

* Birinin aleyhinde söylenen sözü dinleyen, o sözü söyleyen gibidir.

* Şerden çekinen kişi, hayır yapana benzer; suçtan sakınan kişi, iyilikte bulunana döner.

* Babaların dostluğu oğulları arasında soy sop birliği demektir.

* Sözün dikildiği yer, gönüldür; ısmarlandığı yer düşüncedir, onu kuvvetlendiren akıldır, meydana çıkaran dildir; bedeni harflerdir, canıysa anlamı; süsü, düzenli söylenmesidir; düzgünlüğüyse doğru oluşu.

* Can gözü kör olunca gözle görüşün faydası yoktur.

* Allah’ın sana verdiği nimetleri yitirme; onun verdiği nimetleri eseri, sende görülmelidir.

* Suçluyu meyûs etme; nice suç işleyen vardır ki sonu bağışlanmakla biter. Nice kulluk eden vardır ki sonunda kulluğu bozulur, ömrünün sonunda cehenneme gider.

6. Bölüm

Tarihi İlgilendiren Sözleri

(Savaşta kendilerine ve düşmanlarına katılmayanlar hakkında buyurmuşlardır ki:)
* Gerçeği horladılar, batıla yardım etmediler.

(Habbâb b. el-Eretti için buyurdular ki:)
* Allah Habbâb’a rahmet etsin, dileyerek Müslüman olmuştu; İsteyerek, razı olarak hicret etmişti; eline geçene kanâat ederdi: Allah’tan razı olurdu; savaşarak yaşamıştı.

(Harûriyye’den (Haricilerden) birisinin teheccüd namazı kıldığını, Kur’an okuduğunu duyunca buyurdular ki:)
* Yakin ile uyku, şüpheyle namazdan hayırlıdır.

(Sehl b. Huneyf’il-Ansârî(2) vefât edince buyurmuşlardı ki:)
* Bir dağ bile beni sevse musibetlere uğrar.

(Haricilerin, hüküm ancak Allah’ındır sözünü duyunca buyurdular ki:)
* Doğru bir söz. Fakat bu sözle batıl murât edilmekte.

(Talha ve Zübeyr, bu işte sana ortak olmak üzere biat ediyoruz dedikleri zaman buyurdular ki:)
* Hayır, fakat kuvvette, yardımda ortaksınız; aciz görür, işte bir aksamaya rastlarsanız yardımcı olursunuz.

(İmam Hasan aleyhisselâma buyurdular ki:)
* Savaşta birisini savaşmaya çağırma; fakat seni çağıran olursa icâbet et; çünkü savaşa çağıran âsidir; âsîninse ölmesi gerek.

(Muâviye’nin adamları Anbâr’ı yağmaladıkları zaman bizzat yaya olarak Kûfe’den çıkıp Nuhayle’ye geldiler. Halkın bir kısmı arkalarından gidip kendilerine ulaştı ve Yâ Emir’el-Mü’minin, biz onların zararlarını gideririz dedi. (Hazret buyurdular ki:)
* Ben sizin zararınızdan kurtulamıyorum; beni başkalarının zararlarından nasıl kurtaracaksınız? Benden önce halk kendilerini idâre edenlerden şikâyet ederdi, bense bugün idâre ettiğim kişilerden şikâyet ediyorum. Sanki ben idâre edilenim de beni idâre edenler onlar; yahut ben emre tâbiim de onlar âmir.

(Bu sırada iki kişi, huzurlarına gelip biri, Yâ Emir’ el-Müminin, ne emrin varsa buyur, biz gidelim; benim sözüm ancak kendime ve bu kardeşime geçer dedi. Hazret buyurdular ki:)
* Dilediğim şeyin iki kişiyle yapılabilmesine imkân mı var?

(Sıffin’den dönüşte yolları Şamlıların bulunduğu yere uğradı. Kadınların Sıffin’de öldürülenlere ağlaştıklarını duydular. Bu sırada o boyun ulularından Harb b. Şurhahabîl geldi. Hazret ona buyurdular ki:)
* Duyduğuma göre, size kadınlarınız üstolmuş, öyle mi? Neden onları bu feryattan men etmiyorsunuz?

(Harb maiyetlerinde yaya olarak yürümek istedi. Kendileriyse ata binmişlerdi; buyurdular ki:)
* Geriye dön, senin gibi yaya olarak yürüyen birinin benim gibi bineğe binmiş kişinin maiyetinde yürümesi buyruk sâhibine bir fitnedir, müminlereyse alçalış.

(Nehrivan günü savaşta öldürülen Haricilerin yanlarından geçerlerken buyurdular ki:)
* Beter olun, sizi aldatan, sizi zarara soktu. (Kim aldattı onları Ya Emir’el-Müminin  diye sorulunca buyurdular ki:) Yol azdıran Şeytan ve kötülüğü buyuran nefisleri onları ümitlerle aldattı; onlara isyan yollarını açtı, genişletti; üst olacaklarını vaad etti onlara, derken onları birden ateşe attı gitti.

(Muhammed b. Ebi-Bekr’in şehâdetini duyunca buyurdular ki:)
* Allah ona rahmet etsin, ona olan hüznümüz, şehâdetinden sevinenlerin sevinçleri kadar. Ancak onlar kendilerini sevmeyen birini yok ettiler; bizse bir dost kaybettik.

(Ashabıyle otururlarken güzel bir kadın geçti, herkesin gözü o kadına takıldı. Bunu görünce buyurdular ki:)
* Bu erkeklerin gözleri şehvete kapıldıklarını belli ediverir, bu bakış şehvetin coşkunluğunu gösterir. İçinizden biri, beğendiği, hoşlandığı bir kadına gözü kayınca hemen gidip kendi zevcesine yaklaşsın; çünkü bu da kadındır, o da kadın.

(Haricîlerden biri “Allah öldüresice kâfir (Hâşâ), ne de fakih” dedi. Ashabı bunu duyunca o adama kastetti, üstüne saldırdı. Hazret buyurdular ki:)
* Yavaş olun hele, bu ancak bir sövüş, ona ya sövmeyle karşılık verilir, yahut da aldırış edilmez, suçu bağışlanır gider.

(Mâlik b. Eşter’i överek buyurdular ki:)
* O, Allah’ın bir kılıcıdır ki, vurmakla körleşmez; kör de değildir zâten. Bid’at onu yolundan alıkoymaz; sapıklıksa onu hiç saptırmaz.

(Malik’ül-Eşter’in şehâdet haberi gelince buyurdular.)
* Allah Mâlik’e rahmet etsin; Mâlik, ne Mâlik’ti? Tek yüce bir dağ olsaydı ne üstüne bir nal basabilirdi, ne yücesine bir kuş uçup konabilirdi.

7. Bölüm
GERÇEK, ADALET, GEÇİM, İNSANLIK, SAVAŞ

* Şaşarım şu insana ki bir yağ parçasıyla görmektedir, bir et parçasıyla söylemekte; bir kemikle doymaktadır, bir delikle soluk almakta.

* Kötülüğü eliyle, diliyle, gönlüyle, gidermeye çalışan, hayırlı huyları nefsinde toplamıştır. Halkta gördüğü kötülüğü diliyle, gönlüyle inkâr eden, fakat eliyle kötülüğe engel olmayan, hayır huylarından ikisine yapışmış, birini yitirmiştir. Gönlüyle inkâr edip eliyle, diliyle inkâr etmeyense üç huyun en yücesini yitirmiş, birini elde etmiştir. Halktan kötülüğü diliyle, gönlüyle, eliyle inkâr etmeyenler, gidermeye çalışmayanlarsa diri gibi görünen ölülerdir.

* İyi ve hayırlı işlerin hepsi ve Allah yolunda savaş; iyiliği buyurmak, kötülükten halkı men etmek, karşısında koskoca uçsuz bucaksız denize nispetle bir katreden ibârettir; dalgalanıp köpüren, coşkun denizde bir tükürüktür âdetâ. İyiliği buyurmak, kötülükten men etmek, ne kimsenin ecelini yaklaştırır, ne rızkına noksan verir. Ama bunların hepsinden daha üstün olanı da zulmeden buyruk sahibine karşı doğru söylemektir.

(Ebû-Cuhayfe der ki: Emir’ül-Mü’minin  aleyhisse-lâm’dan duydum, buyurdular ki:)
* Sizden ilk olarak savaşa ait olup da alınacak şey, elinizle, sonra dilinizle, sonra da gönüllerinizle savaşmaktır. İyiliği gönlüyle tanımayan, kötülüğü men etmeye kalkışmayan kişi, başaşağı düşüp gitmiştir.

* Öl de alçalma, azı yeter bul da yüzsuyu dökme. Çalışıp bir şey elde edemeyen kişi, oturunca hiçbir şey elde edemez.

* Dinî hükümleri bilmeden ticarete girişen, çâresiz fâize düşer, suçtan kurtulamaz.

* Sana rağbet ve muhabbeti olan kişiye rağbet etmemen, nasibinde noksana düşmendir. Senden hoşlanmayana rağbet etmense alçalmandır.

Mal memurlarından biri büyük bir yapı yaptırınca buyurdular ki:
* Paralar, yapının tepesine çıktı, göründü; çünkü bu yapı zenginliği söylemede.

* Yüzünün suyu donmuştur. Ancak bir şey istersen yumuşar, sızıp damlamaya başlar; kime yüzsuyu döktüğüne dikkat et.

* Mazlûmun zâlimden öç alacağı gün,  zâlimin mazlûma zulmettiği günden daha çetindir.


Gurer’ul-Hikem’den

* Aç kalmak, alçalmaktan hayırlıdır.

* Adamlığın en üstün derecesi, malı mülkü esirgemeyerek kardeşleriyle geçinmesi, her hâlde onlarla eşit olmasıdır.

* İnsanların en insaflısı, kendisi hakkında bir hâkim hüküm vermeden nefsine insâf edenidir. İnsanların en fazla cevredeniyse cevrini, zulmünü adalet sayanıdır.

* İnsanın üstünlükleri birbiri ardınca gelip çatan çetin işlerde meydana çıkar.

* Dallar budaklar, çaresi yok, köklere, sebeplere dayanır, onlardan sürer, meydana gelir; onları meydana getiren sebeplere, parça buçuklara, tümlere döner ulaşır.

* Rabbin rızasını kazanmak isteyen, zulmeden buyruk sâhibine karşı adalet sözünü söylemelidir.

* İki kişi yoktur ki halkı kendisine uymaya çağırsın da, biri sapıklıkta olmasın.

* Haktan, gerçekten sonra, dalâletten başka ne vardır ki?

* Ümitsizliğin acılığı, halka yalvarmaktan yeğdir.

* Tamah seni kul etmesin, Allah seni hür yarattı.

* Yaptığı zulümlerden geçip, hakları sahiplerine vermekten daha üstün adalet olamaz.

“Nehc’ül – Belâga’dan”

Gerçekten de noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah yoksulların geçimlerini zenginlerin mallarında takdir buyurmuştur. Hiç bir yoksul, aç kalmaz ki bir zengin onun hakkını vermiş olsun; yüce Allah da zenginlere bunu soracaktır.

Bir evvelki gaspedilmiş bir tek taş, o evin yıkımı için rehin edilmesi demektir.

25 Zilhicct’il-Harâm 1389

HAZRET-İ EMİR
ALİ İBN-İ EBİTALİB

NEHC’ÜL – BELÂGA

Abdülbâki GÖLPINARLI
Pdf: https://ahmedelhasan.files.wordpress.com/2015/03/nehcul_belaga.pdf