Canlı Doğada Aşk Anıları

Biliyoruz sevgilim, şimdi
çevremizi saran şu görünüm
uyumuş gibi, ölmüş gibi;
ağaçların akıllarında bir şey kalmamış,
ve geceler çekip gitmiş unutuluşla,
kendilerini güzel kılan,
belki de ölümsüz kılan unutuluşla.

Ama eski mutluluğumuzu yaşamak için
bir yaprağın kıpırtısı bile yeter,
doldurmak için
bir zamanlar yalnız bizim olan o yeri
silinmiş bir yıldızın soluk alması yeter.
Boşuna değil yanımda uyanışın,
bugün yanımda uyanışın,
koruların dayanıklı yüreğiyle korunan
çitlenbik çalılarının arasında,
gizli böğürtlenlerin arasında.
Kırağıyla ıslanmış öpüşler var,
yatağını tazeleyen ince otlar,
saçlarını süsleyen peri kızları var
ve uykundaki dalların ufacık yeşilini
yağma eden esrarengiz sincaplar.

Hep mutlu ol yaprak, güz nedir bilme,
o kör, ışıklı yılların kokusunu
minicik kıpırtısıyla bana getiren yaprak.
Ve sen, yitik yıldızcık
gençlik gecelerimin bana
candaş pencerelerini açan,
hiç söndürme ışığını,
şafak sökerken uyuduğumuz
o yatak odalarının üstünden
hiç eksiltme ışığını
ay ışığındaki kitaplığın üstünden
tatlı bir düzensizlik içindeki
kitapların üstünden
ve dışarda bize şarkı söyleyen
uyanık dağların üstünden.

Rafael Alberti
Çev.: Ülkü Tamer

Sesim Karada Ölürse

Sesim karada ölürse
deniz düzeyine indirin onu,
götürüp kıyıya bırakın.

Deniz düzeyine indirin onu,
beyaz bir savaş gemisinin
kaptanı yapın.

Ey denizci nişanlarıyla
süslenmiş sesim:

yüreğin üstünde çapa,
çapanın üstünde yıldız,
yıldızın üstünde rüzgâr,
rüzgârın üstünde yelken!

Rafael Alberti
Çev: Ülkü Tamer

Sürgünden Şiir

Kimsin sen, uzaklardan çağıran beni
korkular içinde, ses çıkarmadan,
o ürkek ve sessiz rüzgârlara
sessizce adımı ünleyen?

Kimsin sen, niye bağırıyorsun,
o uzak seslerde ölen nedir;
kimsin sen, böyle fısıltılarla
derimden ayıran kemiklerimi?

Donmuş bir söz tadı var dişlerimde,
ölmüş bir korku tadı ölü dilimde,
yüreğimde bir vuruşun sessiz tadı var.

Soğanın derisi kanda yüzüyor,
denizlerde, kurumuş bir gözyaşı denizi…
… beni çağıranlar çoktan gitmişler.

Rafael Alberti
Çev: Ülkü Tamer