Etiket arşivi Ahmed Şamlu

ileŞiir Antolojim

DUVAR ARDI

Bu itirafın acılığı ne yakıcıdır! Öfkeli bir adam
Davullu hamâselerimin taş duvarlarının ardında
Acılı ve ateşli olarak tükenmiştir

Gece boyunca granit taşlarından çiçek yontan adam
Şimdi
Ağır çekicini bir yana atmış
Aşktan, umuttan, gelecekten yoksun olan ellerine emir vermek

Bu saçmalığa son verin! Bunun ardı üzücüdür
Bir hiç üstüne aptalca bir bahis gibi
Kısa kesin bu rahatsız edici macerayı. Her gece
Bu macera bataklıkta dibe çöken çamuru andırıyor

Ben çiğnendim
Yazık, vahşilik dişleriyle
Binlerce yazık çiğnenme zahmetine güler yüzlülükle razı olduğum için!
Neden mi? Sanıyordum ki böyle yaparsam, aç dostlarıma yılında
kendi etimden yiyecek veririm kıtlık

Bu azapla sarhoştum
Ancak aldatıcıydı bu sarhoşluk

Ya da temiz yaradılışımın bataklığına gömülmek vardı
Ya da dürüst olmayanların merhametsizliğine dayanma
Ve bu dostlar düşmandı olsa olsa
Doğru olmayan insanlar

Ben kendi ölümümün işçisiydim
Yazık ki seviyordum yaşamayı!

Acaba benim tüm çabam
Kendi ölüm çanımı daha güçlü çalmak için değil miydi?

Ben uçmadım
Ben soldum gittim!
Hamâselerimin taş duvarları ardında
Bütün güneşler battı
Duvarın bu yanında bir adam telaşsız balyozuyla yapayalnız
Kendi ellerine bakıyor
Ve elleri umuttan, aşktan, gelecekten yoksun.

Şiirin bu yanında boş bir dünya, kıpırtısız, kıpırdayansız
bir dünya ayılmış ebediyete kadar
Sükûn beşiği sallanıyor bir samanyolundan öbür samanyoluna
Karanlık, soğuk boşluğu ölüm usâresiyle dolduruyor
Ve kibirli hamâselerin ardında
Yalnız bir adam
Kendi cenazesine ağlıyor.

Ahmed Şamlu

Çeviri: Mehmet Kanar

ileŞiir Antolojim

İNZİVANIN SINIRINDAN

Hey günahsız arayıcı! Kara gözlerin seni aldatıyor!
Sen hiçbir zaman beni çevremdeki karanlıklarda bulamayacaksın.
Çünkü bakışlarında iştiyak ateşi yok.

Beni daha aydınlık istiyorsun
İştiyakla benim karşımda daha alevli yan
Yoksa binlerce gözün aldatacak seni; günahsız bir arayıcı gerek.
İştiyak çerağın daha alevli olsun

Söylenmemiş, terennüm edilmemiş sözlerle doluyum
Tanınmamış düşüncelerle
Üstünde düşünmediğim şiirlerle

Gözyaşı ukdem dolu, dopdolu bir derttir ve geride kalan
Söylenmemiş sözler bir suskunluk değil; bir inilti

Şimdi ağlama zamanı. Yalnız ağlamak mümkünse yahut
eteğindeki bir sırdaşlığa güvenmek mümkünse veya hiç
olmazsa nabekârların yüzüne açılma ihtimali olan kapılara.

Bütün bunlara rağmen benim zindanıma gel.
Tek penceresi tımarhanenin hayatına açılıyor.
Ama nasıl, sahiden nasıl
Böyle yıldızsız bir gecenin derinliğinde
Şarkısız, sessiz kalmış zindanımı
Tekrar tanıyabilirsin?

Biz karanlıktayız
Kimse aşkımıza yanmadığı için

Biz yalnızız
Çünkü kimse bizi yanına çağırmıyor

Biz suskunuz
Çünkü bir daha asla size geri dönmeyeceğiz

Ve başımız dik
Çünkü hiçbir şeye yok itimadımız, itimatsızlığı sevmediğimiz hâlde.

Kırık havuzun kenarında baharsız bir ağaç kendi
gömülmüş usâresinin gücüyle çürüyor.

Ve kirlilik yavaş yavaş yanakların parlamasına engel oluyor.

Masum aşklar işsiz, dürtüsüzdür.
Sevmek
Uzun yolculuklardan eli boş dönüyor.

Ortak harabelerin kemerleri altında nefret uyandıran kadınlar
kendi arsızlıklarının kara örtüsünde cellat ve zorba, ilâhî
mesaj getirenlerin gam mektubuna kulak veriyor, kendi yem
arayan kokuşmuş mutsuzluklarına gözyaşı döküyorlar.

Benim kölesiz, şefkatli Tanrı’m zorba ve korkunç değil
Ben ve o, umutsuz inzivâ sınırlarına sürüldük.
Ey gök şeytanının yeryüzündeki ortak yazgılısı!
Senin yalnızlığın ve günahsızlık ebediliği
Tanrı’nın toprağında yeni bitmiş bir bitki değil

Bir arzulu göz sizin avareliğinize asla ağlamayacak
Bu kuşatılmış gökyüzünde hiçbir yıldız görünmeyecek ve sizin
yabancı tanrılarınızı asla himayesine almayacak
Çünkü kalpler artık aşikâr bir aldatmacadan başka şey değil
Ve son sığınakta ejderha yumurtlamış

Oturaksız bir kayık gibi bulutlu gecede, karanlık denizde
Son girdaba doğru yol alıyorum
Selam umudu yok
Okşama umudu yok.

Ahmed Şamlu
Çeviren: Mehmet Kanar

ileŞiir Antolojim

İsa çarmıhta boşuna öldü

Kalmak
-evet!-
Ve kendi hüznünü
akşamları
Terkedilmiş kuyulara bırakmak,
Kendi acının feryadını
Fırtınanın kükreyişine
koyvermek,
Yerinde duramayan ruhunun inleyişini
Yağmurun gürültüsüne
katmak.
Kalmak
evet
kalmak
Seyre koyulmak
evet
seyre koyulmak
Yalanı:
Riyayı kimsenin gizlemediği şehirde
Ömür ne şâhâne geçiyor
Ve hemşehrilerimin sadâkati
yalnızca
bunda

Ahmed Şâmlu

Artık yer yok
Kalbin hüzünle dolu
Sıcak mavi rengini yitirdi senin göklerin.

ileŞiir Antolojim

İçimizdeki Soğukluğa

Titrek el ve yüreğimde
tek korkum
Aşkın bir sığınağa dönüşmesiydi
Uçuş değil, kaçış olmasıydı.
Ey AŞK, ey AŞK!
Mavi yüzün görünmüyor

***

Arhk aşk
İçimizdeki soğukluğa
alev coşkusu değil
yaramızın sızısına uyuşturucu bir merhem
Ey AŞK, ey AŞK!
Kızıl yüzün görünmüyor

***

Güçsüzlük üzerine
karanlık tozlu avuntu
ve huzurlu kurtuluş
varlığın kaçışına.
Mavinin huzuruna
Karanlık
Ve erguvan üzerine
EY AŞK, EY AŞK!
Yeşil yaprakçık
tanıdık rengin, tanıdık yüzün görünmüyor.

Ahmed Şamlu

ileŞiir Antolojim

Karanlığın Türküsü

Sabahın külrengi ufkunda
Süvari
sessizce duruyor
ve atının uzun yelesi
Rüzgarda savruluyor.

Tanrım, Tanrım!
Hadise uyanldığı zaman
Süvariler
böyle durmamalılar.

Yanmış çitlerin kenarında
Genç kız
Sessiz duruyor,
Ve rüzgarda dalgalanıyor

İnce eteği.
Tanrım Tanrım!
Kızlar böyle suskun durmamalılar,
Erkekler yaşlanırken
Umutsuz ve yorgun.

Ahmed Şamlu

ileŞiir Antolojim

Ayna Bahçesi

Elimde bir kandille,
yüreğimde bir kandille:
Karanlık’ta savaşmaya
gidiyorum
yorgunluk beşikleri bırakmış
gelip gitmelerin keşmekeşini
ve güneş derinden
kül olmuş samanyollarını
aydınlatıyor.
dolunun bulutları tohumlandığı an
yıldırımın asi çığlığı
duyulur.
ve asma’nın sessiz sızısı:
kıvrım kıvrım uzun dallarının
ucunda filizlenirken
küçük koruklar

***

Tüm çığlığım sıkıntıdan
kurtulmak içindi,
çünkü ben en korkunç gecelerde, güneşi
ümitsiz dualarda
Sen güneşlerden, seherlerden
gelmişsin.
talep ettim.
Sen aynalardan ipeklerden gelmişsin

***

Ateşin ve ilahın olmadığı bir boşlukta
Senin bakışını ve itimadını ümitsiz
Dualarda istedim.
İki ölüm arasında
İki yalnızlığın boşluğu arasında bir esinti
senin bakışın ve güvenin
böyledir,
Senin sevincin acımasız ve uludur.
Nefesin benim boş ellerimde, nağme ve
yeşilliktir.

***

Elimde bir kandille
Gönlümde bir kandille ayağa kalkıyorum
Ruhumun pasını gideriyorum
Senin aynanın karşısına bir ayna bırakıyorum
Senden ebedi bir varlık yaratmak için

Ahmed Şamlu

ileŞiir Antolojim

Ölümün Böylesi

Akasyaların rüyasında ölmek istiyorum.
Yavaş esen rüzgarda
-İkilem arasında gidip gelerek.
Akasyaların rüyasında ölmek istiyorum.

Atlas çiçeklerinin ağır soluğunda

ölmek istiyorum.
yazın ıslak ve sıcak bahçelerinde.
günbatımının ilk saatlerinde
atlas çiçeği soluğunda
uçmak istiyorum.

Göğsümde hançer yarası
süsen gibi açsa da.
akasyaların rüyasında ölmek istiyorum
atlas çiçeklerine geçit olmak istiyorum.
-son fırsatta-
akşam vakti, saat yedide.

Ahmed Şamlu

ileŞiir Antolojim

Nazlı’nın Ölümü

Nazlı! İlkbahar gülümsedi ve erguvan açtı.
Avludaki yaşlı yasemen bile çiçek açtı
inat etme!
uğursuz ölümle uğraşmal
var olmak, olmamaktan daha iyidir,
hele ilk baharda.
Nazlı konuşmadı,
başı dik
Yiğitçe sustu ve gitti.

Nazlı! Konuş!
Suskunluk kuşu aşiyanda
dehşet bir ölümün üzerine kuluçkaya yatmış.
Nazlı konuşmadı.
güneş gibi
karanlıktan geldi. Kan kırmızı oldu ve gitti.

Nazlı konuşmadı
Nazlı yıldızdı:
Bir an bu karanlıkta parladı ve gitti.
Nazlı konuşmadı
Nazlı menekşeydi
Çiçek açtı, kışın bittiğini müjdeledi ve
gitti …

Ahmed Şamlu

• Nazlı: Politik görüşleri sebebiyle Şah döneminde idam edilen yazar ve düşünür.

ileŞiir Antolojim

Bir Gömleğin Kırmızı Çiçeği

Ayda’ya
1964

Taş çekiyorum omuzumda
Lâfızlar taşını
Kafiyeler taşını
Gurûb vakti ter dökerek geceyi
Karanlık çukurunda
Uyandırıyor
Ve renk katran karası oluyor
Tabutun körlüğünde
Ahenk nefessiz kalıyor
Sessizliğin patlaması korkusuyla
Ben çalışıyorum
Ve sözcük taşlarıyla
Yükseltiyorum
Sağlam
Bir duvar
Şiirimin çatısını üstüne örtmek için
İçinde oturmak
İçinde yaşamak için
Ben böyleyim.
Ahmağım belki de!
Kim bilir
Ben
Zindanımın taşlarını omuzumda taşıyorum
Meryem oğlunun haçı taşıdığı gibi
Sizin gibi değil
Celladınızın kırbaç sapını yontuyorsunuz
Kardeşinizin kemiğinden
Celladınızın kırbacını örüyorsunuz
Kız kardeşinizin saçından
Ve bencillerin kırbaç sapına kaş oturtuyorsunuz
Babalarınızın kırık dişlerinden

Ve ben kafiyelerin ağır taşlarını omuzumda taşıyorum
Ve şiir zindanına
Hapsediyorum kendimi
Çerçevesinin zindanında
Hapsolmuş resim gibi

Nice Aptal resim vardır
Ham insana ait
Yıllar öncesinin beninden
Kaybolmuş
Küçük çocuk bakışım var
Gözlerinde
Daha eski bir “ben”i yerine koymuş
Tebessümünü
Dudaklarına
Ve bugün ona bakışım
Günahlardan
Pişmanlık gibi

Benzersiz bir resim
Onun tebessümünü unutsaydı
Yanakları incelseydi
Hayat arayışında
Alnı çizik çizik olsaydı
Zamanın kölelik zincirine vurulmuş geçişiyle olurdu “Ben”!

“Ben” olurdu
Aynen!
Ben olurdu.
Çünkü zindanımın taşlarını
Omuzumda taşıyorum sessizce
Ve hapsediyorum ruhumun çabasını
Sözcüklerin dört duvarı arasında
Onların sessizliği patlıyor
Ahenklerin boşluğunda
Araştırıyor gözlerindeki bakışsızlığı
Renklerin çölünde
“Ben” olurdu
Aynen!
Ben olurdu; gülümsememi unuttum
İşte yanağım
İşte alnım

Böyleyim ben
Dilsiz lâfızların hoş ahenkli duvarlarının zindanı
Böyleyim ben
Resmimi çerçevesinde hapsettim
Ve adımı şiirde
Ve ayağımı kadınımın zincirinde
Ve yarınımı çocuğumun kendisinde
Ve gönlümü sizin pençenizde

Sizinle ortak çabanın pençesinde
Sizin sıcak kanınızı
İdam mangasının askerlerine içiriyordu
Soğuktan titreyen
Bakışları
Aptallığın donuk şekli olan askerlere

Siz
Kendi “şimdi”nizin mezar odası duvarını yıkma çabasında
Ve güvenerek yaslanıyorsunuz
Dirseklere
Kafatasınızın fildişi mecrasını
Ve emek penceresinden
Yarınınızın aydınlık kasrının tad manzarasını
Çabanızın hamâse ağzında mırıldanıyorsunuz

Siz..
Ve ben…
Siz ve ben
Yapılan başkaları değil.

Hançer
Onların ciğeri için
Zindan
Onların bedeni için
Zincir
Onların boynu için

Ve daha başkaları değil
Sizin cellat potanızı yakanlar
Bahçenin odunuyla
Celladımın ekmeğini pişiriyorlar
Doğup büyüdüğünüz külde
Yarın ateşli, kanlı toprağa girince
İndirirsiniz duvardan resmimi
Evimin duvarından

Aptalca sırıtan resmi
Karanlıklarda ve yenilgilerde
Zincirlerde, ellerde

Söyleyin ona:
Benzersiz resim!
Neden güldün?
Asın onu
Bir daha
Baş aşağı
Duvara.

Ve ben öylece gidiyorum
Sizinle ve sizin için
Sizin için.
Çünkü bu şekilde sevdiğinizim.
Ve geleceğimi geçmişim gibi gidiyorum omuzumda taş
Sözcükler taşı
Kafiyeler taşı
Bir zindan yapıp orada hapis kalmak için
Sevmek zindanı
Adamları sevmek
Ve kadınları

Kavalları sevmek
Köpekleri
Ve çobanları
Gözü yolda beklemeyi sevmek
Yağmurun billur parmak darbesini
Pencere camında

Fabrikaları sevmek
Avuçları
Tüfekleri

Beygir resmini sevmek
Dişlilerinin yörüngesinde
Leğen kemiğinin dağlarıyla
Kırbaç ırmağı
Ve kızıl suyuyla
Senin gözyaşını sevmek
Benim yanağımda

Ve benim sevincim
Senin gülümsemende

Devedikenlerini sevmek
Isırganları, yabanî kekikleri
Ve klorofilin yeşil kanını
Tekmelenmiş yaprak yarasında

Şehrin ergenliğini sevmek
Ve aşkını
Yaz duvarının gölgesini sevmek
Ve işsiz güçsüz dizleri
Koltukta
Sorguçu sevmek
Onunla avucun tozunu sildiklerinde
Ve çelik başlık
İçinde mendil yıkadıklarında
Çeltik tarlalarını sevmek
Ayakları ve
Sülükleri

Köpeklerin yaşlılığını sevmek
Ve bakışlarındaki yakarışı
Ve kasap dükkânlarının tezgâhında
Tekme yemek
Ve kemiğin uzak düşmüş sahilinde
Açlığın verdiği susuzlukla
Ölmek

Gurûbu sevmek
Bulutlarının zincifresiyle
Ve söğüt sokaklarındaki sürü kokusu

Halı dokuma atölyesini sevmek
Renklerin suskun mırıltısını
Düğüm damarlarında yün kanının akışı
Ve parmağın nazenin canları
Ayak altında kalan canlar

Sonbaharı sevmek
Gökyüzünün kurşunî rengiyle

Kaldırım kadınlarını sevmek
Evleri
Aşkları
Utançları

Kinleri sevmek
Hançerleri
Ve yarınları
Gök gürültüsünün boş fıçılarının koşmasını sevmek
Gökyüzünün taş döşemeli inişinde

Liman göğünün tuzlu kokusunu sevmek
Ördeklerin uçuşunu
Kayık fenerlerini
Ve dalganın yeşil billurunu
Gece lambasının gözleriyle

Hasatı sevmek
Ve mırıltı sokaklarını
Başka feryatları sevmek

Koyun leşlerini sevmek
Et satan herifin kanarasında
Müşterisiz kalır etler
Kokuşur
Çürür

Balıkların kırmızısını sevmek
Çinili havuzda

Aceleyi sevmek
Ve durup düşünmeyi
İnsanları sevmek
Ölürler
Erirler
Ruhsuz kuru toprakta
Deste deste
Öbek öbek
Yığın yığın
Batarlar
Batarlar ve
Batarlar
Sessizliği, mırıltıyı ve feryadı sevmek

Şiir zindanını sevmek
Ağır zincirleriyle
Sözcükler zinciri
Kafiyeler zinciri

Ve ben öylece gidiyorum
Benimle birlikte olan
Zindanda
Ayağıma bağlı zincirde
Gözümle birlikte olan koşuşta
Fethimle birlikte giden yakînde omuza omuza
Dünkü duvarda aptalca bir resmin
Gülümseyiş goncasından
Bir gömleğin kızıl çiçeğine kadar
Bir idam çalılığında
Yarına kadar

Böyleyim ben
Kibirli hamâselerin kalesinde oturan
Vahşi öfke atının gurur dolu toynak darbeleri
Takdir sokağının taş döşemesinde

Bir esinti kelimesi
Bir tarihin büyük şarkısının fırtınasında
Bir mahpus
Bir kinin zindanında
Bir yıldırım
Bir intikamın hançerinde
Ve bir gömleğin kızıl çiçeği
Bugünün kölelerinin yarınki yol kenarında

Eylül 1980

Ahmed Şamlu

ileŞiir Antolojim

Şiir hayatın kendisidir (Şi‘rî ki Zindegî Est)

Önceki şairin şiirinin konusu,
Hayat değildi.
Kuru hayal dünyasında o,
Şarap ve sevgili dışında bir şeyden söz etmezdi.
Gece gündüz hayal eder dururdu:
sevgilinin komik zülüflerinin ağına düşmüş,
öte yandan başkaları da;
bir elde şarap kadehi, bir el sevgilinin zülfünde
sarhoşça Allah’ın mülkünde nara atıyorlardı!

Bugünün
şiirinin konusu
bambaşka bir konudur…
Süngüsüdür şiir bugün halkın!
Çünkü şairler,
Daldırlar halk ormanının
Gül bahçesinin yasemin ve sümbülü değiller falanların!
Yabancı değil bugünün şairi
Halkın ortak dertlerine:
O, halkın dudaklarıyla birlikte güler,
Halkın derdini ve umudunu
İliklerine kadar hisseder…

Ahmed Şamlu

Çeviri: Nimet Yıldırım