Kafiyenin Efendisi

     İmrü’l Kays ve Muallâkası Gülceleşti bir zamanda…
     Demiştim ya hani: “Çıkınımda şiir gizli”…

Durun!
Durun hele,
Orada durun!

Çöl boyu uzanan yerler arasında,
Dahul’den Havmel’e, Tudıh’tan Mikrat’a…
Dalgalı kumların azalıp inceldiği,
Sevgilinin yurdunda;
Sıktu’l Liva’da
Silinmemiş izler,
Yaşıyor hatırası daha.
Sizler,
Hepiniz, sizler
Durun!
Durun hele,
Orada durun!

Durun ki;
Anarak adını sevgilinin,
Yana döne dolaşalım.
Durun, durun ki,
Hasretinin ateşiyle,
Yana söne ağlaşalım.

Siz, ey! Kalabalıklar içinden çıkmış kalabalıklar;
“Ölü gözünde yaş, buzdağında su…”
Ağlamak nedir? Gözyaşı dökmek…
…………..Bilemezsiniz doğrusu!
Susun!
Susun,
…………..Ben ağlayacağım!

Biliyorum,
Ne kadar uğraşırsa uğraşsın güney rüzgârları,
Sevdiğimin ayak izlerini yok etmeye!
Nafiledir biliyorum;
Benden yanadır kuzeyden esen yel,
İnadına güneyin…
Deli poyrazlar içimde üryan,
Mor bulutları ellerimle bağlayacağım;
Durun ve susun!
…………….Ben ağlayacağım!..

Görürsünüz,
Kar ceylanlarının hüznünü
Göl yeşilinde,
Çöl sarısında…
Terk edilmiş harabelerde ıslak sesim,
Kök boyası nakışlarda bir duvar,
Yarısı silinmiş bir resim…
Ayrılık sabahında yüklerini denkleyen
Ebu Cehil karpuzu oyar gibi,
Gözyaşı döken ilk adresim…
Gittiler,
Göçüp gittiler birer birer
Ahbap, dost, yâran!
Mugaylan ağacıyım sanki, gölgesiz…
Ve siz
Süslü püslü urbalar içinde
Cadde Cadde yürürsünüz…
Ben, bir hatıranın bin ışığında kan, revan
Beni böyle görürsünüz…
“……Helâk etme kendini,
…….Sabırlı ol, metin ol !”
Arkadaş sesleri, işte
Bineklerin üstünde.
“…….Toparlan biraz,
……..Yeter ağladığın!
……..Afâkı kapladı geceleri hıçkırığın…”
Diyorlardı,
Diyorlar…

Ne bilsinler?
Bilemezler ki;
Çarem, dermanım, şifam
Gözyaşımda gizlidir!
Ne bilsinler?
Bilemezler ki,
Âşıklar bulutlarla sözlüdür!

Fakat
Yer yer silinip giden
Bu izlerin yanında,
Ağlamak neye yarar?
Efkârımın şehrini kurarım kumul tepelere;
Acı acı esersiniz,
Siler süpürürsünüz…
Sonra da ceylanların düşlerini
Çöl sarısında,
Göl yeşilinde
Düşünürsünüz…

Diyeceğim şu ki;
Gizliden gizliye hâlime bakıp,
Boşuna gülüşürsünüz!..

Hey ki hey!
Gönül hey!
Kinde hükümdarlarından
Hâris oğlu Hücr’ün evlâdı,
İmrül Kays hey!

Yani ben,
Yani Esedoğulları üstüne
Korkusuzca yürüyen,
Jüstinyanus’un şeref misafiri,
Istırabın türküsü,
Kaside’nin pîr’i
Kafiyenin Efendisi, ben…

Mustafa Ceylan

Ben Su Kenarında Kavrulan Ağaç

Yaprak düştü dalımdan
Kuş uçtu, soğuk vurdu çiçeğimi
Üşüyor, titriyorum
Hisseden, ısıtan nerde? …

Ben su kenarında kavrulan ağaç
Su akar, ben uzanırım, faydasızdır her şey
Her şey; çaba, direniş, sızlamak bile
Nafile…

‘Su fırsattır uzan oğlum! ‘ derim
Çaresizim, böyleymiş kaderim
Rüzgâr dağıtır söğütsü saçlarımı, ancak
Bulutlarda ümitlerim…

Yağmur yağar ardından
Düşmez damlası dibime.
Bir büyük sevda uğrunda yanarım
Yan yatar ağlarım…

Göz yaşlarım ıslatır gövdemi
Göz yaşlarım usul usul iner aşağı
Nihayet su bulur kılcal köklerim…

Yaprak düştü dalımdan
Rüzgâr süpürdü, aldı götürdü onu
Şimdi hangi ocağı tutuşturur o yaprak?
Onu da bilemem…

Mustafa Ceylan