Aşklar Şiirle Kanar

kimse taşıyamaz aşk acısını
yüreğe saplanan bir şiir kadar
insanoğlu içindeki yangını
söndüreyim derken daha çok yanar
yalansız her aşkta şair kanı var

aşklar şiirle kanar…

ve kimse kilitleyemez yüreğini
ölümcül aşkına olsa da gaddar
şiirin yazgısı düşsel intihar
acıya bulanmış şairler yazar

aşklar şiirle kanar…

aşk mıdır her işin başı ve sonu
şiir mi her gizi çözen anahtar
kırık bir hayatın aşk olduğunu
dile getirsem de bu neye yarar
odur anılara yağan sıcak kar

aşklar şiirle kanar…

Ahmet Necdet

Gökten Şiir Dökülür

yürek yorgun düşerse söyle gün neye döner
gündüzlerle tükenir / elbet geceye döner

bir bellek olur ışır çorum’dan alaybey’e
narkoz esrarı sürer / diazem meye döner

çokluk sürçen zamandır bir çifte kaburgada
ürperir sultan gelin / aşk bilmeceye döner

hüzne kapı açsa da dostluklar birer birer
pusudaki her kurşun bir konfetiye döner

tenha bir bahçedesin ki orda ahmet necdet
gökten şiir dökülür / söz düşünceye döner

Ahmet Necdet

Gökliman

Ne vakit yüzükoyun uzansam kuma
Saat daima on ikiyi vuruyor
İmam-hatip gözleriyle bir kadın
Yüreğini kaybetmiş beni arıyor
Yatsam diyorum seninle yatsam
Güneş Van Gogh gibi kuduruyor

Seni hiç yaşamadım belki de bunun için
Güneşi elimle kapatıyorum
Yalnızlığın çöktüğü işte bu saatlerde
Senden habersiz koynuna girip
Seninle yatıyorum
Kuşlarla balıkların öpüştüğü bir yerde
Geceyi durmadan kanatıyorum

Sevişmek diyoruz hep oysa bu tükenmektir
Can çekişmesi gibi bir şey limanda gemilerin
Ve her gün biraz daha alkolle yıkanarak
O hiç bizim olmayan denizsiz denizlerde
Köhneyip çürüyorum
Mutsuz değilim artık ama mutluluk nerde

Sigaramı göğsünde söndürüyorum

Ahmet Necdet

Sevincin İzini Sür

Şiirimi ne vakit armağan etsem sana,
Canların canı olur, canevimde durursun,
Öpücükler kondurup bu küçük armağana
Şiir-söz taşıyan bir güvercin uçuruyorsun.

Beni ayakta tutan başka ne olabilir?
Şiirin büyüsüyle hayata bağlanırım
Ve aşkı bu büyünün en büyük gizi bilir,
O yüzden gerçeği düş, düşü gerçek sanırım.

Övgülerimle en çok şiir kuşatır seni
Dizeler arasında bir gider, bir gelirim,
Anlatabilmek için eşsiz gÜzelliğini,

Bizi gizemli kılan sadece odur derim.
Can dostum Hiç’i unut, Hep’İn saatini kur,
Gamın kederin değil, sevincin izini sür!

Ahmet Necdet

Hiçliğin Tadı

Eskiden savaşçıydın, ey kasvetli ruh, heyhat,
Mahmuzuyla coştuğun o Umut, buna rağmen
Süvarin değil artık! Yat utanca düşmeden,
Ha bire tökezleyen zavallı ihtiyar at.

Kalbim, boyun ey, katlan; hayvanca uykuna yat.

Mağlup ve kötürüm ruh! Üçkâğıtçı ihtiyar,
Ne aşkın, ne savaşın tadı var senin için;
Hoşça kal boru sesi, ezgisi flütlerin!
Küskün bir kalbi artık ayartmayın, arzular!

Kokusunu kaybetti o güzelim ilkbahar!

Vücut nasıl donarsa içinde sonsuz karın,
Bak, her an, her saniye beni yutuyor Zaman;
Şu yuvarlak küreye bakıyorum yukardan,
Meraklısı değilim sefil sığınakların.

Ey çığ, al beni götür, içersinde karların!

Charles Baudelaire
Çeviren: Ahmet Necdet

Sana Bunca Yangından

geceler kör ve sağır/ses vermeyen bir kuyu
haklı kılar uykuyu ve uyuşturucuyu

ağzındır çiçek açan erguvan gökte
yeşertir bir aşkı ve küçücük bambuyu

anka’ya işmar eder zümrüt ve yakut
çıldırtmak için serkeş bir kuyumcuyu

bu yüzden kana boyar aklının saçağında
tüneyen tahta kuşlar bütün ortadoğu’yu

ne kadar içsen de kandırmaz artık seni
yaranı azdıran o bengisuyu

yürek bir mermi gibi sürülür yalnızlığa
mutlandırırsın tetiği ve namluyu

sendin ve büyüten de hep sen olacaksın
göğsünde akrep diye sakladığın korkuyu

ahmet necdet ne kaldı sana bunca yangından
kendine dert ettin de aşk denen kuruntuyu

Ahmet Necdet

Ne Çok Enkaz

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
galiba bodrum’daydı geçen yaz
t-shirt’leriniz vardı türkuvaz
pabuçlar ‘all star american’
ne tutucuydunuz ne de bağnaz
sabah kahvaltısında beethoven chopin
akşamları hacı ârif incesaz
n e ç o k e n k a z

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
sanırım bodrum’daydı geçen yaz
güngörmüş saçlarınız vardı beyaz
bakışlarınız alaycı ve delişmen
mavi yolculuklarda yıldız-poyraz
balık yemekten ve çok sevişmekten
gut’a yakalanmıştınız biraz
n e ç o k e n k a z

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
her halde bodrum’daydı geçen yaz
daracık sokaklarınız vardı çıkmaz
viskiyi çok sever az içerdiniz
gün boyu meyhane café-bar caz
‘yine de en büyük rakı’ derdiniz
iki cami arasında beynamaz
n e ç o k e n k a z

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
elbette bodrum’daydı geçen yaz
sözcükleriniz vardı ince mecaz
aşklarınızı şiirle yıkardınız
bir yığın kadın huysuz utanmaz
her biriyle ayrı yatardınız
bin türlü işve bin türlü naz
n e ç o k e n k a z

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
mutlaka bodrum’daydı geçen yaz
dostlarınız vardı köylü ve kurnaz
bireysel konularda acımasız
ülke sorunlarında vurdumduymaz
batı’lı düşünür doğu’lu yaşardınız
azıcık hicazkâr her dem şehnaz
n e ç o k e n k a z 

Ahmet Necdet

Mavi Yağmurluk

Yiğitliği, kahramanlığı, şânı
Bu kahpe dünyada unuturdum ben
Yanlı bir çerçevede ışıdı mı
Yüzün önümdeki masa üstünden.

Gün geldi ve sen gidiverdin.
Geceye attın aziz yüzüğünü.
Yazgını bir başkasına verdim,
Unuttum ben o güzel yüzünü.

Günler geçti, hep telaş içre,
Hayatımı yıktı şarap ve tutku…
Birden hatırladım ben seni ve
Gel dedim, gençliğime çağrıydı bu…

Çağırdım ama gelmedin nedense,
Çok gözyaşı döktüm, ilgisiz kaldın,
Mavi yağmurluğunu mahzun giyindin de
Yağışlı gecede benden ayrıldın.

Bilmem, gururun nereyi tuttu mesken.
Tatlımsın, sevgilimsin, her şeyimsin…
Mavi yağmurluğunla düşe daldım ben,
Yağışlı gecede giyip gittiğin…

Düş kurulmaz, yok artık şefkat ve ün.
Her şey bitti, geldi gençliğin sonu!
Yok artık yalın çerçevede yüzün,
Elimle masadan kaldırdım onu.

Aleksandr Blok
Çeviri: Ahmet Necdet – Kanşaubiy Miziev

İtiraf

Bir defa, bir defacık, sevimli, tatlı kadın,
          Zarif kolunuz koluma
Dayandı (ve ucunda o ruh karanlığımın
          Bu anı solmadı asla);

Vakit geçti; tıpkı bir yeni madalyon gibi
          Bir ay kenti yıkıyordu,
Ve Paris üzerinde gecenin alayişi,
          Nehir gibi akıyordu.

Evden eve ve araba geçen kapılardan,
          Geçiyorlardı gizlice
Kediler, aziz gölgeler gibi veya bazan
          Bizimle, kulak kirişte.

Ansızın, sıkı fıkı, özgür dostlar içinde
         Solgun ışığa açılan,
Sizden, ey zengin ve gür sesli çalgı, ki neşe
         Ve ürpertiyle ışıyan,

Sizden, ey duru ve şen, bir boru sesi gibi,
          Kıvılcım dolu sabahtan,
Bir garip ses, sitem ve hüzün dolu bir ezgi,
          Sıvıştı, çırpınıp duran

Sıska bir kız misali, pis, iğrenç, berbat halde,
          Ailesinin utancı,
Göze çarpmasın diye, gizleyip bir mahzende
          Uzun yıllar tutacağı.

Zavallı melek, şakıyordu, çığırtkan sesiniz :
        “Dünyada doğru ne var ki,
Ele verir her zaman, düzgün çekseniz de siz,
          Orda insan bencilliği;

Ne güç bir uğraştır güzel bir kadın olmak,
          Ve nasıl bayağı bir iş
Çılgın soğuk dansöz gibi ayılıp bayılmak
          Ağızda yapmacık gülüş;

Ne çirkin kişilerin kalplerine taht kurmak;
          Aşk da yalan, güzellik de,
Ne ki onları atar bir sepete Unutmak
          Sonsuz’a vereyim diye!”

Büyülü dolunayı hatırladım çok zaman,
          Bu sessizliği ve usancı,
Ve bu dehşetli gizi kulağa fısıldanan
          Kalbin günah çıkarttığı.

Charles Baudelaire
Çev,ren: Ahmet Necdet