Geriye bakmaya zorlama beni hiçbir zaman,
Biliyorum, yol aldıkça ardımda kalıyor hayat
Ve hak ettimse gerçek tutku,
Cesedime bir ışık olarak vuracak.
Henüz toprağa gölgesi düşüyor,
Başka bir dünyaya göçen bedenin,
Kurumuş ve parçalanmış olarak,
Yüzükoyun düşüyor ve acıyla ağlıyor.
Ve benim yerime başkaları deniyor,
Dağa dönüştürmeyi gölgenin ağlamasını.
Oysa o tek başına ve bir yabani hayvan gibi
Kendi tükürüğüyle sağıltıyor yaralarını.
Benim gölgeye ayıracak zamanım yok şimdi,
Kanatlara düşüyor eski günahlarım.
Bu kanatlarla uzaklaşıyorum yeryüzünden
Ve sonsuzluğa doğru yükseliyorum.
Ve belki gerçekten rastlarım bir yerde
Işığa dönüşmüş tutkuma …
Ne ben yeterim bu toprağa bir lokma olarak,
Ne de gözyaşım doldurur ahşap kupayı.
•••
Dere kenarında, küçük ormanda
Ağaçtan sessizce koptu yaprak
Yaprak ağaçtan koptu sessizce
Dere kenarında, küçük ormanda
Ne rüzgâr vardı, ne de yağmurun şiddeti
Neden koptu acaba yaprak
Acaba yaprak neden koptu
Ne rüzgâr vardı, ne de yağmurun şiddeti
Yalnızca ömrü doldu yaprağın
Dere kenarında küçük ormanda,
Dere kenarında küçük ormanda,
Dere kenarında küçük ormanda . . .
*
Şamil, senin kısa kılıcın
Kınından çıkmıştı
Ve başı ezilmiş yılan gibi
Kayalıklarda parlıyordu
‘Şamil, dört karın senin
Dört küçük bohça bağlıyordu
Ve sahipsiz koyunlar gibi.
Dört yana gidiyordu
*
Karlarda arıyorum kan rengi gülleri
Terk edilmiş bademleri ve şeftalileri …
Karlar üzerine düşüyor şairin hayaleti
Şehirde yeni bir çığlık koparıyor
Ve dolduruyor ürkek boşluğu
Yeniden karlara ve hayalete kanşıyor
Ama mutlu çocuğun ve yorgun Tann’nın
Sonuna değin kalıyor görüntüleri.
*
Ödülüm de sensin, cezam da,
Yüreğimden yakın ve Tanrı’dan yukarıdasın
Ağlayanım da sensin, ağlatanım da,
Bitip tükenmez yurdum benim.
Yanındayım, ama seni arıyorum
Açların yiyecek araması gibi
Ve küçük toprak parçasında
Tarifsiz bahtiyarım.
*
Mum kendisine ağlıyor sessizce …
Ve titrek ışık huzmesi
Bazen kitap raflarını aydınlatıyor
Bazen resim camında yansıyor,
Sense yitirdiğin dostunu çağırıyorsun,
Mumun çevresinde yapayalnızsın
Ve yalnızca ruhunla duyumsuyorsun varlığını
Senin için artık var olmayan,
Seninle birlikte geceleri bölen
Şimdi anılarda da külleniyor
Ağlayan Tanrı’nın ayaklarının dibinde
Yanık kanatlı kelebekler duruyor.
*
Vladimir Mayakovski’ye
Bu senin sesin – herkesin tanıdığı
Bu senin sahiden … Böyle bir yüz
Böyle neşeli ve inatçı bir yüz
Bir başkasında da olsun, imkinsız
Ve senin şiirin yıkıyor sokaktan
Asi ve özgür bir delikanlı gibi
Gülümsüyor kadınlara, elini sıkıyor işçinin …
Her şeyi arkasında bırakıyor cesur delikanlı
Bu senin kanın,
Bu senin rüzgarın,
Bu senin ateşin …
Böyle bir ateş
Böyle güçlü ve eski bir ateş
Bir başkasında da olsun, imkıinsız .
•••
Hoşça kal, hoşça kal … Yeter!
Acıdan da tatlıdan da usandım.
Artık, başkası için essin rüzgar.
Artık, başkası için aydınlatsın Ay,
Ben zaten kapattım kapımı
Başka bir insan oldum sanki
Köpek gibi dışarıda bıraktım
Var olan, var olan her şeyi.
•••
Saat çalıyor!
Ve ay ışığı
Sokak bekçisinin ellerini aydınlatıyor
Tütünü özenle saran ellerini.
Saat çalıyor!
Ve ay ışığı
Pilotun ellerine vuruyor
Dümeni sıkıca tutan ellerine.
Saat çalıyor!
Ve ay ışığında
Titreyen eller elleri anyor
Bu dünyadaki hayat uzasın diye .
•••
Pencerem yine açık kalır,
Dışan kaçar düşüncelerim.
Kura akıyor ve Ayı götüremiyor,
Akıyor Kura ve götüremiyor Ayı.
Sürüp gidiyor Kura ile Ayın inadı,
Sürüp gidiyor iki çılgının savaşı …
Ve duvarın arkasında komşu kadın
Telaşlanıyor, çırpınıyor ürkek kuş gibi .
•••
Her şey güzeldi orada:
Büyük kestaneler de ayvan da …
Kestanenin gölgesi uzanıyordu tarlaya
Ve uzakta, sislerde, görünüyordu Kazbegi.
Bu güzellik ve sükûnetten
Ne zaman usanırdık kim bilir,
Ama çalındı, turnaların sesi
Ve birden özledik Tiflis’i …
Otar Çiladze

Ne rüzgâr vardı, ne de yağmurun şiddeti
Yalnızca ömrü doldu yaprağın











