Perde kapanır ve artık açılmaz
Seyirciler hiçbir şey seyredemeyecekler Salon boş
Oyuncular rollerini ezbere biliyorlar
Ama başka türlü
Ezbere diyorsam şunun için
Konuşma güzergâhına geldik diye Oyuncular
İnanıyorlar söylediklerine
Söyledikleri zaman
Ezbere
Bilinmiyor uzun zamandan beri yıllardır kime aittir
Hangi kör Homeros’undur metin ve zaten bellidir
Bunun Folklor olduğu hem de sürekli yenilenen
Önemi yoktur hiç
Yorumlamanın ve alkışlanan yorumlayıcıdır yalnızca
Yaratıcı sözlerinden dolayı her defasında
Sözcüklere ihanet etmek salt bir yetkidir insanda
Yüzyıllardan beri kullanıla kullanıla
Selin sürüklediği ebedi çakıllardır onlar
Zamanın suyunda kayganlaşırlar berraklaşıncaya kadar
O uzun sel gibi dilin derinliğindeki ışıkla
Karanlık ve mutluluğu anımsatan yavaş geçen bir günün
Ansızın gelen ateşiyle O çok hızlı solgunluğuyla
Bütün bedeniyle
…..
Alevleriyle
Ama oyuncu oyuncular çıkınca o ayin avlusuna
Benzerler harikulade tereddütleriyle
Tramplenin üstünde ruhlarım gösteren dalgıçlara
Ama bu vahşi oyunda hfilA rol alanlar
Ve kucaklannda törensi kuralları
Sevginin
O garip duasına uyarak
Tek bir Tanrı olacak Sevgililer
Az sonra
Çıkaracaklar kostümlerini Çırılçıplak Yıkamışlar hayali
Bir soğukta çehrelerini
Güneşle birlikte yürüyecekJer sokaklarda
Ya da yağmurla Binecekler
Her günkü metroya Olacaklar
Herkes gibi
Korkunç bir biçimde yalnız kalacakları bir çocuk gibi
Peri oyununun sonunda
Yaşamak ne zaman gerçektir söyleyin bana
Yalvarıyorum size
Yaşamak ne zaman gerçektir ne zaman daha gerçektir
yaşamaktan Ölmek ne zaman
Gösteridir
Ne zaman yalan söylemektir ve tiyatrodur
O tek ve engin süslü gerçek
Kadın ve erkeğin beraberliği değil midir
…….
Neye yarar haykırırsam sizlere yazamadığım şeyleri
İçimde taşıyorum onları bir sevgi depremi gibi
Hiçbir şey iflah olmaz ilerleyen yaşla hiçbir şey sönüp gitmez
Saçlara yağan kar volkanlan dindirmez
Ey kor yığını İçimdeki kurtlar
Kemiriyorsunuz içimi
…….
Yeniden okuyorum kendimi anlıyorum ki ne garip
Bir şiir yazmak ve elimi atıyorum boynuna
Kendi görüntüm güven veriyor bana yakıp yıktıktan sonra
Yeniden okuyorum kendimi bir başkası bu pekala benim
kendim ya da
Garip ki ne kadar çok kişi olmuşum yazdıklarımda
Ama yine de hiç haketmemiştim yalnız bırakılmaya
…….
Her tiyatro öncelikle bir sabırsızlıktır
Ne olacağının sabırsızlığı sürprize gelince
Onunla aramda şiddet vardır
Her ikimizin içinde aniden aniden Bekleriz
Başdönmesini ve rüzgar dönüşür çözülmüş saçlara
Ormanlardaki en uzak yeşillikler
Parçalanırlar delinirler gökyüzünün beyazlığıyla
Renksiz uzamında bulanıklığın
Ben mi bulandırıyorum onu bukleleri ya da pencereleri
Ayin ekmeği – aşk ayin ekmeği –
Başkası ve kimbilir hangi dili
Kaçar dil içime ağızdan girmesi için yaşamanın
O tatlı şarabı
Thedtre/Roman, 1974
Luis Aragon
Çeviren: Bahadır Gülmez

Aşk da Bir Tiyatrodur: Rol ile Hakikat Arasında Sıkışan İnsan
Louis Aragon bu şiirde aşkı romantik bir duygu olarak değil, insanın en büyük varoluş sınavı olarak ele alır. Başlıktaki “Aşk da Bir Tiyatrodur” sözü ilk bakışta aşkın bir oyun olduğunu düşündürür. Ancak şiir ilerledikçe bunun tam tersini görürüz. Aragon’un asıl sorusu şudur: Hayat mı tiyatrodur, yoksa aşk mı insanın maskelerini düşüren tek hakikattir?
Bu nedenle şiir yalnızca aşk üzerine değil; dil, kimlik, sanat ve insanın kendisiyle kurduğu ilişki üzerine de derin bir sorgulamadır.
Perde kapanmıştır
Şiir şu çarpıcı dizelerle açılır:
“Perde kapanır ve artık açılmaz.”
Bu, sıradan bir tiyatro oyununun sonu değildir.
Çünkü seyirciler artık hiçbir şey izleyemeyecektir.
Salon boştur.
Perde bir daha açılmayacaktır.
Bu başlangıç, insan hayatının sonunu çağrıştırır. Yaşam, büyük temsilini tamamlamış; geriye yalnızca boş sahne kalmıştır. Ancak paradoks tam burada başlar. Oyun bitmiş görünmesine rağmen oyuncular hâlâ rollerini oynamaktadır.
Ezberlenmiş hayat
Şair şöyle der:
“Oyuncular rollerini ezbere biliyorlar.”
Fakat hemen ardından “başka türlü” diyerek bu düşünceyi ters yüz eder.
Buradaki ezber, mekanik bir tekrar değildir.
İnsanlar söylediklerine gerçekten inanırlar.
İşte şiirin önemli psikolojik noktalarından biri budur.
İnsan çoğu zaman oynadığı rolün farkında değildir. Kendisine öğretilen sevgileri, korkuları, doğruları ve kimlikleri gerçekten kendi sesi sanır.
Aragon’a göre tiyatronun en büyük başarısı, oyuncunun oynadığını unutmasıdır.
Belki de hayatın da…
Dil ve ihanet
Şiirin en etkileyici düşüncelerinden biri şudur:
“Sözcüklere ihanet etmek salt bir yetkidir insanda.”
Bu çok katmanlı bir dizedir.
Hiçbir kelime ilk anlamını sonsuza kadar koruyamaz.
Aşk…
Özgürlük…
Sadakat…
Acı…
Yüzyıllar boyunca tekrarlandıkça değişirler.
Şair bunu şu olağanüstü imgeyle anlatır:
“Selin sürüklediği ebedî çakıllardır onlar.”
Nasıl çakıl taşları suyun içinde yıllarca yuvarlanarak köşelerini kaybederse, kelimeler de zaman içinde aşınır.
Bir zamanlar yakıcı olan sözler, sonunda pürüzsüzleşir.
Bu yüzden Aragon için şiir yazmak, yalnızca yeni sözler bulmak değil; aşınmış kelimelere yeniden can vermeye çalışmaktır.
Oyuncular kostümlerini çıkarınca
Şiirin en önemli kırılma noktası burasıdır:
“Sevgililer az sonra çıkaracaklar kostümlerini.”
Buradaki kostüm yalnızca tiyatro kostümü değildir.
Toplum içinde giydiğimiz bütün maskelerdir.
İnsan sevgisinin en büyük sınavı, rol yapmadığı anda başlar.
Aragon’un sevgilileri kostümlerini çıkarınca sahnede kalmazlar.
Metroya binerler.
Sokakta yürürler.
Herkes gibi olurlar.
Ve tam o anda şu sarsıcı dize gelir:
“Korkunç bir biçimde yalnız kalacakları bir çocuk gibi.”
Bu benzetme şiirin duygusal merkezidir.
Çocuk, oyun bittiğinde yalnız kalır.
Periler kaybolur.
Dekor sökülür.
Işıklar kapanır.
Gerçek hayat başlar.
Aragon’a göre aşk da böyledir.
Asıl sınav, büyülü anlarda değil; gündelik hayatın sıradanlığı içinde başlar.
“Yaşamak ne zaman gerçektir?”
Şiirin en önemli sorusu budur.
“Yaşamak ne zaman gerçektir?”
Şair bunu iki kez tekrarlar.
Çünkü cevabı yoktur.
Ardından daha da ağır sorular gelir:
“Ölmek ne zaman gösteridir?”
“Ne zaman yalan söylemektir ve tiyatrodur?”
Bu sorular yalnızca felsefi değildir.
İnsanın bütün yaşamını hedef alır.
Gerçekten seviyor muyuz?
Gerçekten üzülüyor muyuz?
Yoksa bize öğretilen rolleri mi oynuyoruz?
Şair kesin cevap vermez.
Soruların kendisini şiirin merkezine yerleştirir.
“Kadın ve erkeğin beraberliği değil midir?”
Aragon sonunda kendi cevabını ima eder:
“O tek ve engin süslü gerçek / Kadın ve erkeğin beraberliği değil midir?”
Burada “beraberlik”, yalnızca fiziksel ya da romantik yakınlık değildir.
İki insanın bütün maskelerini çıkarıp birbirinin karşısında kalabilmesidir.
Şiire göre gerçek tiyatro sahnede değil; iki insanın birbirine gerçekten dokunabildiği anda sona erer.
Çünkü artık rol kalmamıştır.
Yaş almak ve sönmeyen aşk
Şiirin en etkileyici bölümlerinden biri de şudur:
“Hiçbir şey iflah olmaz ilerleyen yaşla.”
Yaşlılık burada iyileştirici değildir.
Çoğu insan zamanın acıları hafiflettiğine inanır.
Aragon tam tersini söyler.
Çünkü hemen ardından gelen dizeler bunu açıklar:
“Saçlara yağan kar volkanları dindirmez.”
Saçlar beyazlar.
Ama insanın içindeki ateş sönmez.
Aşk yaşlanmaz.
Yalnızca onu taşıyan beden yaşlanır.
Bu yüzden şiirin duygusal tonu, gençlik özlemi değil; yaşlılığın içinde hâlâ yaşayan tutkunun acısıdır.
“Garip ki ne kadar çok kişi olmuşum yazdıklarımda.”
Bu dizeler şairin poetikasını anlamak açısından çok önemlidir.
Yazan insan, her şiirde biraz değişir.
Her metin yeni bir benlik yaratır.
Sonunda şair dönüp kendine baktığında tek bir kişi olmadığını fark eder.
Şiirleri boyunca çoğalmıştır.
Fakat hemen ardından gelen itiraf bütün bu çoğalmayı boşa çıkarır:
“Ama yine de hiç hak etmemiştim yalnız bırakılmaya.”
Bu, şiirin en insanî cümlesidir.
Bütün felsefi sorgulamalar, dil üzerine düşünceler ve tiyatro metaforu sonunda tek bir acıya dönüşür:
İnsan, ne kadar güçlü görünürse görünsün, sevilmeden yaşayamaz.
Sonuç
“Aşk da Bir Tiyatrodur”, ilk bakışta tiyatro üzerine yazılmış bir şiir gibi görünse de, aslında insanın oynadığı bütün rolleri sorgulayan büyük bir varoluş şiiridir. Aragon, sahne ile hayat arasındaki sınırı sürekli belirsizleştirir; oyuncuların ezberlediği sözler, günlük yaşamda üstlenilen kimlikler ve aşkın içinde taşınan maskeler birbirine karışır.
Ancak şiirin sonunda ulaşılan nokta karamsarlık değildir. Şair, bütün rollerin, bütün kostümlerin ve bütün gösterilerin ötesinde tek bir hakikatin kaldığını hissettirir: İki insanın, bütün savunmalarını bırakarak birbirine gerçekten yaklaşabilmesi.
Bu yüzden başlıktaki cümle, şiirin sonunda yeni bir anlam kazanır. Aşk tiyatrodur; ama yalnızca sahneye çıkıncaya kadar. Gerçek aşk, kostümler çıkarıldığında, alkışlar sustuğunda ve iki insan gündelik hayatın sıradanlığı içinde birbirine tutunabildiğinde başlar. Şiirin en kalıcı etkisi de tam burada yatar: Aragon, hayatın büyük bir temsil olabileceğini kabul eder; fakat sevginin, bütün temsilleri aşan tek sahici deneyim olabileceğini de fısıldar.











