Casablanca Bunalımı

Kadeh kadeh üstüne
uyandırıyoruz yaşamı
Bir gözünü açıyor.
belli belirsiz gülümsüyor bize
ve yeniden uykuya dalıyor

Büyük kağıtlar korkutuyor beni
Onlan ikiye bölüyorum
yazmak için
yarın – şiirler

Güneş orada
Onu satın almam gerekmiyor artık
Ve çabucak unutuyorum onu
sanki büyülenmişim gibi
karanlıklarla

Elini eteğini çektin dünyadan
yavaş yavaş
dünya çekiyor senden elini eteğini

Benim arkadaşım yalnız
ve gururlu öyle olmaktan
Suskunluğun
konuşacaktır senin için

Adımı taşıyan kitaplar
açmaya cesaret edemediğim
korktuğum için
toz haline gelmelerinden
parmaklarımın arasında

Çalacağım
bütün kapılarını kentin
ve bağıracağım:
Ben yabancıyım

Soğuk
kaynağa
yerleşti

Adın tuhaf
başkaları söylediğinde
Daha da tuhaf o
söyleyen
sen olduğunda

Nasıl da benziyorlar birbirlerine ülkeler
ve sürgünler birbirlerine
Senin adımlann kumun üstünde
iz bırakan adımlardan değil
Sen geçmeden geçiyorsun

Ey yağmurlar
eğer gökyüzünün gözyaşları
olsaydınız
inanmaya başlardım

Gökyüzü her zaman yerinde
sabit
ve acımasız
O
hiçbir zaman kaybolmaz

Yerin yok
hiçbir yerde
çünkü duramazsın artık
yolda

Gökyüzü boşalttı beni
Ben gölü boşalttım
Sözcükler verdiler
ve ben verdim

Bu yolculuğa ne anlam vermeli
Başka hangi dili
öğrenmem gerekecek
Parmaklarımın hangisini
kurban etmem
Ve dudaklarım istemezse eğer
sarılabileck miyim?

Ben o göçebe değilim
yerleşik adamın kazdığı
kuyuyu arayan
Ben az su içerim
ve yürürüm
uzağında kervanın

Çıksam
nereye gideceğim?
Kaldırımlar bozuk
Ağaçlar acınacak durumda
Binalar gökyüzünü gizliyorlar
Arabalar egemenlik kurmuşlar
herhangi bir tiran gibi
Kahveler erkeklere ayrılmış
Kadınlar, haklı olarak
kendilerine bakılmasından korkuyorlar
Ve sonra
randevum yok
biç kimseyle

Burada
söyleşiyor su seninle gece gündüz
Belleğin onunkine sürtünecek
Balıkların onun içine atacaklar kendilerini
üremek için
Ona bir gondol
havuzu adayacaksın
ve şehvetlerin amforasını
Bir gün
isteyeceksin sözcüklerinin
onun mırıltısı olmasını

Geçen her uçak
düşüncenin bir parçasını götürüyor
O kadar çok uçak geçiyor ki
onlara vermeye başlıyorsun
kalmadığı için düşüncelerin
elinin altındaki eşyaları
sonra gömleklerinin birkaçını
sarı pabuçlarını
asamadığın resimleri
Şimdi kitaplığa saldırıyorsun
mutfağın gömme dolaplarına
büron kısa zamanda çıplaklaştı
Sana kalan yalnızca
bir kağıt paketi
ve yan yarıya dolu bir dolma kalem
İşte, çevreni boşalttın
ve kendini
geçerken uçaklar
gitgide daha çok sayıda
Hazırla kendini uçmaya
ihtiyatsız adam
Zaman ilerledi
ve sen istemiyorsun sona ermeyi
bir yatakta

Babanın resmi
duvardaki yerini aldı
arkamda
Yalnızım
kapalı odamda
Karım çalışmaya gitti

Buna karşın
bir el ensemi okşuyor
yavaşça
bir kuş tüyü gibi
Çocukluğun tadı
ağzıma geliyor

Anne
görkemlim
sakınımsızım
Sen ki beni dünyaya getirmeye hazırlanıyorsun
Lütfen
bana ad koyma
çünkü katiller pusuda

Anne
derimin
tarafsız bir renkte olmasını sağla
Katiller pusuda

Anne
benim önümde konuşma
Senin dilini öğrenebilirim
ve katiller pusuda

Anne
dua ederken gizlen
beni senin inancının dışında bırak
Katiller pusuda

Anne
sen yoksul olmakta özgürsün
ama beni sokağa atma
Katiller pusuda

Ah anne
eğer tutabilseydin kendini daha iyi günleri bekleyebilseydin
beni dünyaya getirmek için
Kim bilir
İlk çığlığım
beni ve seni neşelendirebilirdi
O zaman atlardım ışığın içine
Yaşamdan yaşama bir armağan gibi

Anne
seni çağırıyorum
oysa sen toprak oldun
Sana söylemem gerek:
Ben senin sonsuza dek çocuğunum
Büyümek
benim gücümün üstünde.

Sığınağım bir göle bakıyor
çevresinde çabucak dolanılan
Ama balıkçılar orada asker
Yetişkinler
çocuklar
kimi zaman geride duran bir kadın
hayranlıkla seyretmek için erkeklerin becerisini
Sık sık izliyorum bu acımasız eylemi
Ne diyeyim beni büyülüyor
Orada gözlerimin önünde öldürülüyor
ve ben küçük parmağımı kımıldatmıyorum
Bir istek duyuyorum daha çok
terkedip gözetleme yerimi
bir sopa edinmek
ve balıkçıların yanına gitmek için
o sabır mucizelerinin
o iddiasız küçük katillerin

Perdeleri çekiyorum
istediğim gibi sigara içebilmek için
Perdeleri çekiyorum
bir kadeh içmek için
Abou Nouwas’ın sağlığına
Perdeleri çekiyorum
Rüşdi’nin son kitabını okumak için
Az sonra, kimbilir
mahzene inmem gerekebilir
ve kilitlemem kendimi sıkı sıkı
düşünebilmek
için
istediğim gibi

Şair bir gül icadediyor
ama bilmiyor ona hangi rengi vereceğini
Gizin rengi nasıldır?
Kulağın çukurunda tanınan ılıklık
Tatlı bir ölümle ölen
babanın ışıldayan yüzü
sevgilinin eteğinde oluşan kıvnm?
Bunlann hiçbiri tanımlamaz bir rengi
Şairimizin buluşu
eksik kalacak demek ki

Öyle görünür ki cehennemin kapısı
cennetinkinin yanıbaşında
Büyük marangoz onları
aynı sıradan ahşapla yapmış
Ressam tanrı onları
aynı renge boyamış
Onları nasıl ayırmalı birbirinden bu alacakaranlıkta?
Bakalım
Anahtarlar sende mi
Doğru anahtar hangisi
Ve sonra neden
açma
tehlikesini göze alacaksın
hiçliğe
çıkabilecek olanı?

Şair
sevin o sorulara
seni uyandıran
gecenin ortasında
ve şafakta solmayan
yıldızlarla birlikte

Bu gece
uyandım yine
Hiçbir soru yok
Bir kitabı açtım
ve sanki açmış gibiydim
eski bir yarayı
Hey sen âşık, diye haykırdım
böyle nasıl
yalnız hissedebilirsin kendini dünyada?

Yeniden uyumak için, kendime bir öykü anlatıyorum: Bir zamanlar Şehrazad’ın bir oğlu vardı. Henüz altı yaşındaydı ve daha şimdiden hiçbir hekimin iyileştiremediği uykusuzluklar çekiyordu. Bunun üzerine kör ve biraz da şair olan
bir bilge geldi. Çocuğu uzun uzun dinledi ve sonunda anneye dedi ki: “Sevgili bayan, size saygısızlık etmek istemem, ama vardığım sonuç kesin. Ona öyküler anlatmayı bırakın, o zaman oğlunuz yeniden deliksiz bir uyku uyuyacak.”

Bir kent
ya da düşü
Bir halk
ya da söylentisi?
Orada, denizin biçimlediği
amfitiyatronun önünde
yaralı bir at
görkemli bir biçimde eğerlenmiş
bağışlanmak için yalvarıyor
Yüksek sosyetenin bir davetindeyiz
ve çağrılılar
eski gerillalar da dahil
bırakmak zorunda kaldılar silahlarını
vestiyere

Ah İstanbul
Senin müziğin hiç durmuyor
Dansçıların bedenleriyle
çılgın etten bir katedral yapıyorlar
Şairlerinde
hapishaneleri bilenlerin yumuşaklığı var
Müezzinlerin gerçek birir baştançıkarıcı
Mezarlıkların tanıdık bir tapınak
büyük hattat orada.
Yaratılış’ın
unutulmuş dilinde
dua ettiriyor mermeri

Ve beni yeniden kabul eden Paris
hiç övünmeden
Yıkımlar görmüştür o
Çılgınlıklara katlanmıştır
ve şairlerin intiharlarına
hiçbir şey istememiştir
Paris
son durak
en güzel cehenneme iniş
Burada
sözcüklerle şaka yapılmaz

Abdellatif Laâbi
Çeviren: Gürhan Tümer

istanbul-siirleri4692007842340528651-1024x683 Casablanca Bunalımı

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.