Sessiz Kuşak

Arka bahçede ikindiler, hayatlarımız başka bir yerde,
Bir başkasının albümünde
     sararan fotoğraflar gibi.

Gizlice, ocakta kıbleden esen yelin
Kolayca dağılışı kara dallan arasında
meyve ağaçlarının.

Neydi o hiç söylemek zorunda olmadığımız şey?-
      Şimdi kim hatırlayabilir-

Dünyanın haksızlıklarıyla ilgili bir şey,
Bunları, açık bir tarlada, şimşek çakmayacağından emin,

Üstümüzdeki yağmuru silker gibi
Nasıl silktiğimizle ilgili bir şey-

Kol kolayız pişmanlıkla, bir sol adım,
     bir sağ adım. 

Kimsenin hakkı kalmıyor üstümüzde,
Bir aşağı bir yukarı dolaşıyoruz yeryüzünde
     canımızı dişimize takıp.
Ölünce, ölüyoruz. Ayak izlerimizi
uzaklara savuruyor rüzgar.

Charles Wright

charles-wright-1570979653971313391 Sessiz Kuşak

Bu şiir, Charles Wright’ın sıkça işlediği zaman, bellek, fanilik ve metafizik yalnızlık temalarını yoğun ama sakin bir dille bir araya getiriyor. Şiirde dramatik bir olay yoktur; asıl gerilim, geçmişin yavaş yavaş silinmesi ve insan hayatının dünyadaki geçiciliğinin fark edilmesidir.

“Arka bahçede ikindiler, hayatlarımız başka bir yerde”

İlk dize, geçmişe duyulan özlemin kapısını açar. “Arka bahçe”, çocukluk, aile ve güven duygusunu çağrıştıran bir mekândır. Ancak hemen ardından gelen:

“hayatlarımız başka bir yerde, Bir başkasının albümünde sararan fotoğraflar gibi.”

ifadesi, artık o günlerin bize ait olmadığını söyler. İnsan kendi geçmişinin bile sahibi değildir. Fotoğraflar “başkasının albümündedir”; yani anılar bile yabancılaşmıştır. “Sararan fotoğraflar” ise yalnızca zamanın geçişini değil, hafızanın da solmasını simgeler.

Rüzgâr ve meyve ağaçları

“Kıbleden esen yelin kolayca dağılışı kara dallar arasında…”

Rüzgâr görünmeyen zamandır. Kara dallar ise kışa, yaşlılığa ya da hayatın çıplak gerçekliğine işaret eder. Meyve ağacı normalde bereket sembolüyken burada meyveler görünmez; geriye yalnızca dallar kalmıştır. Yaşamın verimli dönemi geride kalmıştır.

“Neydi o hiç söylemek zorunda olmadığımız şey?”

Şiirin en dokunaklı sorularından biridir.

İnsanlar arasında bazen sözcüklere ihtiyaç duymayan ortak bir anlayış vardır. Şair, o ortak hakikatin ne olduğunu artık hatırlayamadığını söyler.

“Şimdi kim hatırlayabilir?”

Bu soru yalnızca belleğin zayıflığını değil, kuşakların kopuşunu da anlatır.

Dünyanın haksızlıkları

Şair şöyle der:

“Dünyanın haksızlıklarıyla ilgili bir şey…”

Gençlikte dünyanın adaletsizliklerini önemseriz. Fakat zaman geçtikçe bu öfke bile hafifler.

Bunu şu benzetmeyle açıklar:

“Üstümüzdeki yağmuru silker gibi nasıl silktiğimiz…”

Yağmur nasıl omuzlardan silkelenirse, hayatın acıları da zamanla omuzlardan dökülür. Bu bir iyimserlik değil; insanın yorulmasının sonucudur.

“Kol kolayız pişmanlıkla”

Pişmanlık artık insanın doğal yürüyüşüne dönüşmüştür.

“bir sol adım, bir sağ adım.”

Yürümek nasıl nefes almak kadar doğalsa, pişmanlık da yaşamanın ayrılmaz parçasıdır.

Son bölüm: Ölüm

Şiir şu dizelerle sona erer:

“Kimsenin hakkı kalmıyor üstümüzde… Ölünce, ölüyoruz. Ayak izlerimizi uzaklara savuruyor rüzgar.”

“Ölünce, ölüyoruz.” dizesi özellikle çarpıcıdır. Büyük metafizik açıklamalar sunmaz. Ölümü sade, kaçınılmaz ve kesin bir gerçek olarak dile getirir.

Son imgede ise:

“Ayak izlerimizi uzaklara savuruyor rüzgar.”

Ayak izi, insanın dünyada bıraktığı izdir. Rüzgârın onları savurması, insanın hatırasının, eserlerinin ve varlığının zaman içinde silinmesini anlatır. Doğa, sonunda herkesi aynı sessizlik içinde örter.

Şiirin temel temaları

  • Belleğin silinişi ve geçmişin yabancılaşması
  • Zamanın geri döndürülemez akışı
  • Dünyadaki adaletsizlik karşısında insanın giderek yorulması
  • Pişmanlığın yaşamın doğal ritmine dönüşmesi
  • Ölüm karşısında insanın faniliği

Genel değerlendirme

Bu şiir, yüksek sesle konuşan bir ağıt değildir. Sessiz, dingin ve kabullenici bir tonda ilerler. Charles Wright, büyük duyguları büyük sözlerle değil; arka bahçe, sararan fotoğraflar, rüzgâr, yağmur ve ayak izleri gibi sıradan imgelerle kurar. Bu yüzden şiirin etkisi okunduktan sonra ortaya çıkar: İnsan, kendi geçmişini, unuttuğu dostlarını ve sonunda geriye gerçekten neyin kalacağını düşünmeye başlar.

Şiirin merkezindeki düşünce, şu cümlede özetlenebilir: İnsan hayatı, önce hafızada solan bir fotoğrafa, sonra rüzgârın sildiği bir ayak izine dönüşür; geriye yalnızca zamanın sessizliği kalır.

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.