Yol Ayrımında

hüzün ikizidir aşkın
birlikte otururlar yol ortasında

ah serkeş güzelliği elmas sevişmelerin
çağırmasın beni artık çılgın krallığına
diş izi çoğaldıkça bitiyor elma

kayalık dalgalarınla dinle beni
deniz çıplak uzanır tuzun beyazlığına
sen kendi düşlerinden asıldın mı hiç
yeni bir çığlık öğret yanıtlarına

hüzün derindeki izidir aşkın
birlikte susarlar yol ayrımında

Ayten Mutlu
ayten+mutlu Yol Ayrımında

Elveda

-I-
gidersen
asırlık bir ağaca yaslanmış gövdem
kökünden sarsılacak
var gücümle bağıracağım
günleri yanıtlayan ormanda
hiçbir şey kalmayacak
kendi sesimden başka

madenciler uzun lambalarını yakarak
gururla inecekler
oraya
dünyanın bir saat gibi döndüğü
dağların derinlerine

her şey karanlığa düşmeden önce
ışık sönmeden
kapanmadan gökyüzünün kilidi
sadece büyücü ve ölüm
görecek beni

-II-

gidersen
renkleri öp son defa
sesleri okşa
suyun üstündeki değirmene yürü
zaman indirirken perdelerini
ataların ve tanrıların yasakladığı
huzur
beklesin orda beni

uçan bir gölgedir o
tutsaklık ateş ve hürlükten yapılmış
mavi gücün kaynağı
kırılmaz çemberin sınırlarında
hançerin soluğuyla dirilen
kara bir kartal olur

dinginliğin acılı anasıdır o
geçmişin geleceğin anların ve yaşamın

-III-
güneş alçaldığında biraz dur
düşlerini anımsa
düşlerine adadığın hayatı
içinde rüzgârın soluğunu duy
ve düşlerin bilediği kılıcını al

sunmak için
sunmak için kanınla
bir avuç toz kemik ve ışıkla
yanan
avutmayan bağışlamayan
ölümün muhteşem güzelliğine

sunmak için yer altı prensine
büyücünün elindeki ışığı
zaman yakar uzun lambalarını
karanlığın okunu sapladığı ormanda

-IV-

bekle
şimdi ateş sönecek
yasaların kutsal dansı bitecek
kaynayan suların, kanın ve buzun
toprağın ve aşkın kardeşi olan
öfkeni
trompetlerle gelip gömecek yağmur

dünyanın kristal dehlizlerinde
ne öç, ne acı
ne uçuşan yapraklar
ne sessizlik…

hiçbir şey kalmayacak
hiçbir şey
kendi sesimden başka
var gücümle bağıracağım
ELVEDA… ELVEDA…

Ayten Mutlu
elveda Elveda

Son Armağan

yalnız bir ağacın öldüğü yerde
üç kere döner kuşlar
sunmak için kederi yaprak perilerine

koruyun onu koruyun
sonsuz uykusunu bu iyi ağacın
kutsayın onu güzel sözlerle

yeni doğmuş bir yıldızın ışıklarıyla
örtün suçsuz gövdesini
kimsesiz gövdesini
sarın iyi sözlerle

sözlerdir artık sadece
beklediği yaşayanlardan
hiçbir işe yaramayan boş sözler

bitti işte, ne rüzgâr
ne ağaç kurtlarının şenlikli çıtırtısı
gece ne ay ışığı
ne lanetli karanlık
ne de canlı gülüşü günışığının
okşayacak onun kabuklarını

dönün kuşlar, kuşlar dönün
gözyaşları akıtın sönen yapraklarına
yaşamın son armağanı olsun ağaca

dönün kuşlar üç kez daha
ağacın tek başına öldüğü cıvıltılı ormanda

Ayten Mutlu
son+armagan Son Armağan

Ölüm Gibi

işte sevişmek bitti
ölüm gibi devam ediyor gece

aşk henüz gidilmemiş bir ülkedir, diyorsun
ne kadar uzak gitsen çıkamazsın teninden
kendinden çıkamazsın ne kadar yakın gelsen

sessizce dinliyorum gecenin çanlarını
açık bir yara gibi çalıyor çanlar
vuruluyor sesinde çanların hayvanları

çıkamıyorum senden ne kadar uzak gitsem
sana varamıyorum
ne kadar yakın gelsem

gözlerinde
acının ürperen tenini okşuyorum
nereye akar, hangi ölü denize
istiridyeden koparılan incinin kanı
biliyorum

ölüm gibi devam ediyor gece
susamış bir yangını söndürerek kalbimde
çekiyorum körelmiş bir ateşin bayrağını
sesindeki çanların en yüksek kulesine

kapanıyor gecenin ağır kapısı
sonsuz mavi bir cam kırılıyor içimde

öpüyorum
öper gibi gözlerini son defa
ölüm gibi bir aşkın gözyaşlarını

Ayten Mutlu

olum+gibi Ölüm Gibi

İstanbul’un Gözleri

olur ya, gün gelir kırılırsın, yalnızlık evin olur
ya da kaybolursun anılar ormanında
sesime tutun, siste seni arayan
gözlerine, o gencecik İstanbul’un

unutmadım, unutmuş olamazsın
kalbimizde yürüyen o ışık ormanını
kapat gözlerini ve gel, o sıcak sihir
aksın yine parmaklarından bir dua gibi
yaşanmış bir aşkın tuzlu tenine

Maçka parkındaki çınar ağacı
ilk öpüşün ebruli tozlarıyla
on sekiz yaşında bir İstanbul’u
bıraksın akşamları bir rûya gibi
yağmurun ıslak dudaklarına

unutuluş müziğinin notalarına
zamanın ağzında lirik bir şiir
gibi girsin gece gelen Haydarpaşa treni

saatini öyle kur ki geri dönüşün
hiç durmasın Dolmabahçe’de zaman
cam pabucumun teki kalsın merhaba gibi
Beşiktaş iskelesinin merdiveninde
çıtır çıtır susamlı bir Ortaköy sabahı
biraz daha beklesin
meçhule giden geminin güvertesinde

kapanmadan su yolları kalbimde
her gece yıldız giyinen bir ışık şehir
ömrü ikiye bölen firuze nehir
gibi yıksın yokluk ülkesinin duvarlarını

zamanı yırtan spiral yörüngede
her zaman açık duran o gizli kapı
o yalnızlık kapısı, o tuzlu aşk
biraz İstanbul getirsin yokluğun masasına
buzlu bir kadeh rakı, bir dilim peynir
bir avuç buğulu erik tadında

biraz Mısır çarşısı, ipek çarşaflı bir gül
gibi koksun yatağım ölüm olmadan adım
son uykum aşk desenli olsun
biraz nihavent baksın biraz İstanbul
hiçliğin gözlerinde yokşehir

açmadan kapısını o karanlık ülkenin
iki dünya arasında bir köprü
kuran İstanbul’un gözleri gibi
son kez maviye boya içimdeki renkleri
çıldırtan varlığına inat sonsuz yokluğun
yokluk olmadan adım

gel
kırılmış olmasan da
yalnız değilsen de gel
n’olursun gel

Ayten Mutlu
istanbulun+gozleri İstanbul'un Gözleri

Uyandırmak İçin Seni

-I-

uyandırmak için seni
ayışığı sonatından geceyi çaldım
ıssız bir şehre gittim hiç gitmediğin
sessizliğe bilmediğin şiirler fısıldadım

rüzgârların dindiği kıyılarda
öykünü dinledim ıslak kumlardan
deniz uyuyordu ayak ucunda
aramızda tüy gibi uçarken zaman

aralık perdelerden yüzüne düşen
ayın tenha seslerini okşadım
açıklarda yitmiş bir yelkenliden
eğilip yıldızlara gölgeni öptüm

-II-

kimsesiz çocukların ince parmaklarıyla
dokundum düşlerinin kırılmış aynasına
eski resimlerin soluk çizgilerinden
ellerini seyrettim mağaralarda

uyandırmak için seni
bütün geçmişini yeniden yazdım
bir gülü iliştirip yalnızlığına
unuttum ne varsa unutmadığın

uçucu bir kokuyla sardım çıplaklığını
bir dağ gecesi gibi ürperdi tenin
soluğundan soluğuma uzanan
uzun bir yol diledim

uyandırmak için seni
alnına solgun düşen saçlarını seyrettim
sonsuzluğu çağırdım avuçlarından
kayan bir yıldız gibi ölürken kalbim

Ayten Mutlu
kayan+bir+yildiz+gibi+kalbim Uyandırmak İçin Seni

Fırtına

Korkudan uykusuz
Sarı yapraklar-
Fırtına esecek diye.

Kadir Aydemir

kadir+aydemir Fırtına

Güz İkindisi

güz ikindisi
tek çığlık atmadan
bir karga geçiyor.

Kishu

karga Güz İkindisi

İnsanlar ve Ay

Çekip gitti insanlar.

Bir nebze kıpırdamadı ay yerinden.
Oemaru

haiku İnsanlar ve Ay

Zehirli Mantarlar

İnsanı öldüren mantarlar!

Düşündüğüm gibiler, 
korkunç güzeller!
?

zehirli+mantarlar Zehirli Mantarlar