Şiir Antolojim
"Çiçeğin açması da bir tür şiir belki. Bilmiyorum..."
Günün Şiiri
Evlilik
Şair: Yamanokuchi Baky
Nezaman gördüyse şiir beni
Evlen evlen…, diye
Haykırdı suratıma.
Doğrusu o zamanlar ben de
Evlensem diye can atıyordum.
Bu gibi ince işlerin
Sırası-yeri vardır ya dünyada
örnek diye hani
Yağmurdan sıçana döndüğüm
Zamanlan gösterelim,
Rüzgârın önüne
Katıldığım zaman diyelim,
Yahut ta ah gebersem diye
Bakındığım günleri.
Eh, bıktım artık
Fırdolayı sarmış bu iş çevremi
Birtürlti becerip-edip
Aklından-fikrinden de
Çıkaramaz olmuşsun bunu,
Şiirlerimin de üstelik
öfkesi burnunda
Ben nerde, onlar orda; peşimde yani
Boyna evlen evlen…
Senin anlıyacağın
Olacak gibi değil,
Ben de kalktım evlendim,
Efendim?…
… Şiirlerim
Şıp diye kesti feryadı.
Gelgelelim şimdi çevremde
Şöyle yerdenbitme
Antika yaratığın biri dolaşıyor
Çöküp bir oturmayagörsün
Gardrobun yanına-filân
Bir avaz tutturuyor seninki
Para da paraaa… para.
Ya…
Yamanokuchi BAKU
(1903 - )
Son Eklenen Şiirler
Ey Yakınan Kişi
Şair: İliyya Ebû Mâdî
Gerçekten hasta olsan hâlin nice olurdu?
Yeryüzündeki suçluların en kötüsü,...
Gittin
Şair: İliyya Ebû Mâdî
Ruhun karanlıklarında adadığımız ne varsa yıkıldı.
Sustum; öyle ki sanki dünya hiç yaratılmamış,...
Leylâ'ya
Şair: Es-Semehrî el-Ukaylî
Bir gece Leylâ bana geldi. Oysa ayağım, demir çivilerle sımsıkı perçinlenmiş ağır bir prangaya vuruluydu.
Eğer kurtulursam, ey Leylâ, nice yiğitler de ölümden kurtulmuştur. Yok eğer kaderin öteki yüzü gerçekleşirse, işte asıl korktuğum budur....
Leylâ'ya Selam
Şair: Es-Semehrî el-Ukaylî
Düşmanların arasında olsa da, sözü yine bana değmişti.
"Leylâ ile avun," dediler....
Uzaklara giden Leylâ'nın kervanı mı seni özleme düşürdü?
Şair: Abdullâh Bin Revaha
Evet; gözyaşlarımın serpiştirdiği hüzün göğsüme hâkim oldu.
Uzak diyarlara gidenlerin ardından ağladım;...
Ve herkes eninde sonunda kendini bir şekilde masum görecek bir yol bulur
Şair: Nuri Bilge Ceylan
Nuri Bilge Ceylan: "Değişimler, dönüşümler, yeni başlangıçlar, katarsisler hayatta olan şeyler olsa da daha tipik olanın, daha renksiz olanın içinde bir cevher bulmaya çalışan sinema anlayışımla fazla uyumlu değil. Bir kere sondaki iç düşünceler bana hiçbir şekilde iyimser gelmiyor. Samet karakterini getirip bıraktığımız bu yeni duygu durumunun daha büyük belirsizlikler içeren çok daha karanlık bir bölge olduğunu düşünüyorum. Ona bir aydınlanma yaşatmak gibi bir düşüncem hiç olmadı çünkü bu gerçekçi gelmiyor ama geçen zamanın da yumuşatıcı etkisiyle, anlam vermekte zorlandığı birtakım belirsizliklere, ruhunu huzura kavuşturabilecek bir formülasyon getirme arzusunu göstermek istedim. Belki hatta biraz kendini kandırmak da zorunda bırakarak. Başka da çaresi kalmamış gibi. Çünkü genelde yaptığımız böyle bir şeydir ve herkes eninde sonunda kendini bir şekilde masum görecek bir yol bulur, ya da yaratır. Ama bu formülasyon bazen zihinde bir takıntı hâline gelmiş bir düğümü çözerek kaynağı belli bir problemi katlanılabilir bir forma sokarken, çok daha çözümsüz daha muğlak bir melankolinin kapılarını da aralayabilir. Bana burada olan, daha çok böyle bir şey gibi geliyor. Sondaki düşüncelerinin Samet’i getirip bıraktığı yer bana göre daha kaynağı belirsiz daha çetrefilli daha bulanık bir yer. Bu duygunun belirtileri hem sözlerde var hem de filmin son planında uçup giden kuşun ardından bakarken Samet’in yüz ifadesinde. Sıcacık güneş, dostane gezinmeler falan bir iyimserlik, bir kontrast duygusu veriyor olabilir ilk bakışta doğru. Ama dış görünüşteki olumlu ya da iyimser hava çoğaldıkça tüm bu güzelliklere tezat içte oluşan karamsarlık inadına çok daha karanlık çok daha yıkıcı bir kimliğe bürünmüyor mu? Kontrastı asıl burada görmek ya da göstermek bana daha trajik geliyor. Stavrogin’in tam da İsviçre’nin şirin bir vadisinde huzurlu bir hayat kurma hayallerinden bahsetmesinden, hatta Daşa’yı da orada birlikte yaşamak için davet etmesinden hemen sonra intihar etmesinde, daha doğrusu ancak bu olumlu hayallerle baş başa kaldığında intihar etme cesareti bulabilmesinde de benzer bir kontrast yok mu? Salt bu hayallerin ardından geldiği için bu intihar bana o kadar acı gelmişti ki ilk okuduğumda. Çünkü bu, insan ruhunda olup bitenlerin devasa büyüklüğü ve öngörülemezliği hakkında korkutucu bir duyguyla baş başa bırakıyor insanı."
Nuri Bilge Ceylan'ın bu cevabı, aslında sadece Kuru Otlar Üstüne filminin sonunu açıklamıyor; bütün sinema anlayışını, insan psikolojisine bakışını ve hatta Dostoyevski okumalarının sinemasına nasıl sızdığını da anlatıyor. Metni birkaç katmanda okumak mümkün....
Neden Eve Dönmek İstemeyiz?
Şair: Şiir Antolojim
Akşam olur. Sokaklar yavaş yavaş boşalır. İnsanların adımları hızlanır. Herkes bir yere yetişmeye çalışır: bir kapıya, bir ışığa, bir sese, bir sofraya…
Çünkü insanın içinde çok eski bir çağrı vardır:...
Döndüğün ev, her zaman bıraktığın ev değildir
Şair: Muhsin Kızılkaya
Murat Bey diyordu ki notunda: “Meşhur destanı, acaba kim, niye antik tarihin sayfalarından çıkarıp meşhur etti? Tarihte Yunanlılar, Helenler hakikaten anlatıldığı kadar önemli mi? Yoksa Mezopotamya’da da geçmişte benzer devletler ve halklar yaşamışken Helen ve Mısır’ın öne çıkarılışının bir başka sebebi var mı?”
Bu soruların dört başı mamur cevaplarının bende olmadığını elbette biliyordu Murat Bey. Peki, bildiği halde bu soruları neden bana soruyordu? Sanırım en büyük nedeni beni böyle bir yazıyı yazmaya teşvik etmekti....