Peygamber Efendimizden Bir Dua

“Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah’ın adıyla. Rahman ve Rahîm ancak odur. Benden kederi, tasayı ve hüznü gider ey Rabbim!”

image_editor_output_image-1559699220-17768257853137748866139967593986-300x259 Peygamber Efendimizden Bir Dua

Beyaz Camlar

Beni bu sabah iri anla
Taşıp

Deli deli dağlardan inerek
Şehirlerin düzüne otumuş bir sel gibi
Yekpare bir suyum ben
Kocaman sev

Şikayetim gözlerimden kim
Ayetlerden ayırdın

Kimi vakit geldim sana
Ama hüznüm döndü
Baktım ki işgal gözlerin

Bilirem aydınlık için
Karanlık da gerekli

Bazan var’ı
Anlarsın yok ile
Sevgilim
Vazgeçilmez malzemem aletim
İhtiyar cam bakıcısı
Söyle nerde kaybuldu
Bizi mi onları mı ayırırken tuttuğun yargı

Bilmedin bile nasıl gelindi
Birkaç yüz sene yollar

Tırnak kadar plaka
Programın yazıldığı

Ucunda bir kılıç
Sonra bir kılıç ucunda bir plaka

Tırnak kadar büyüklüğü o kadar ince
Programlanmış Ve Bunlar Gibi
Terzide murdar kafa biçildi
Silindir bir şapka
     için yontulup
Traşlandı

Şimdi inSanSan aklını bileklerinde erit
Gerdir yüreğinin kirişini

Fakat beni bu sabah yakın anla
Bakarsın kapkara ve kızıl hançereler arasında
Sesim yeleleri parlar bir at
Paslı dilini çarpan

Sen ki şimdi hele
Duayı erteledin
Akşamı aradançıkardınsa bile

Çocuğuna bakmadın
Un-ufak yapayalnız karın
Önünde bütün varlığın bir diz’inin

Terziden sen de sen de
murdar bir baş edindin
Camlar daha da kıvrak
Kalb hor..

Cahit Zarifoğlu 

20260421_1300294365410568784648184-958x1024 Beyaz Camlar
Zarifoğlu pankreas kanseri olduğunu öğrenir. Günden güne erir, bir süre sonra yatak şairin meskeni olur. Sık sık dostları gelir ziyarete… Onlara durumunun kötü olduğunu belli etmek istemez. Zarifoğlu, Rasim Özdenören’den fıkra anlatmasını ister, çocuklara gülümser. Ölümün yaklaşmasının verdiği hüzünle ona refakat eden Erdem Bayazıt’ın elinden tutar bir gün, “Erdem” der “Kırlarda çiçekler artık bensiz açacak.”

Kaybolan Şiir / Hayretlerimiz

İlim diye bağlansa boynun
Secdeye gecikir alnın

Konuşan dilin uzar
Yalan olur gıybet yürür

Elde asa giydi çarık
De hangi günah beldesinde

Alnını yere koydunsa bile
Acep yakın mısın gaflet misin

Say boynunu vuruyorlar
Zebaniler bir takım

Bir zaman böyle geçti
Geldin sona, tıkandı nefes borun

Bu son güneş bu ilk adım
İkisi de malın hangisi kararın

Bil tefekkür koruna düşsen
Ödün kopmaz zalimden, dersin Allah daim

Elin şakaklarında yangın
Öyle fikret çatlasın başın

Doğrul! belin iki kat yüzün solgun
Sarılık değilsin mağlup mu oldun

Toprak yer seni, etini kemiğini
İman ancak, sığmaz ağzına çevirmez dili

Sözde şehvet dilde şehvet
Hani sükut tevazu uzlet

Sen konuş şeytan mütebessim
Nerde korku karar basiret

Her sözün zarara
Emri maruf nehyi münker bir de Allahı anmak müstesna

Her haykıranın takıldın ardına
Eğildin her rüzgarda

İster misin makam rütbe ölümden sonra
Allahı hakim bil diğerlerin mahkumun-aleyh

Gitti haznedar
Hazine kaldı (biz gibin) sarhoşlara

Cahit Zarifoğlu

cahit-zarifoglu-siirleri1392918067511809974-724x1024 Kaybolan Şiir / Hayretlerimiz
Sözde şehvet dilde şehvet
Hani sükut tevazu uzlet

Biliyorum Çok Geç Oldu

Ayak bileklerimden bir de tutup sözüm ona
Ellerimle de duyarak basıyorum toprağa
Deli deprenişlerin köpüğüyüm yoksa
Ne hah yerleşip oturdum
Ne bir ayak yeri eşeledim
Ne bir dam aradım başımda

Perişan toztoprak içinde eşyam
Yanlardan
Arkadan otların arasından
Vahşi bir hayvan fırlıyor hatıramın sırtına

Yerim ve yurdum belli değil
Yeni atandım aşkın tıpanlarına
Neyin memuruyum ben nerdeyim

Artıyor çizgi çizgi
Fahrenayt ellidokuz atmışbir

Eyvah hüzün bu
Eyvah hüzün yine
Çatıda alnımın

Hüznüm ağam oldu eyvah
Bir şey yap silkip at

Çare ne – herneyse
Titrek elime zor
Çalkalanıyorsa bir yerde
Ölüyorsa bir yerde
Bağlantılarım tam otomatik
Arzı mıyım ben
Tırnak arlarına kıymık giren ellerin

Hadi düşün beni
İçim otursun aklım
Durulsun diye

Ankara gölü gören bir dağ
Sisler ve katran
Ruhum
Bir iki yaşımda
Aynı boyda çam ağaçları

İki titrek ışık’ız
Güneş altında iki insan gövdesi
Bir gün yağmurlar
Açlıklar perişan saçlar dudaklar

Daima biraz fazlasıyla önünde
Dalgakıranların

Şunu da yaz bedeli olsun
Sabırla titreyerek öyle yalın
Ve kimsemiz olmadan oturacağız
Kıyısında ayrılığın

Cahit Zarifoğlu

20260422_002440537713833700188650-637x1024 Biliyorum Çok Geç Oldu

Kimsenin Aklına Gelmeyen

nerde
yok mu ölümleriniz
dininiz mezhebiniz aşkına
ölememekten döndüm şaşkına
rabbiniz taptığınız aşkına
bir yudum ölüm
bir yudum ölüm veriniz


endişeye mahal yok
daşraya hep sıyırtma geçtim
kabrimin birinden ötekinedir sürekli seyahatim
tuttuğum
mürşidlerimin değil
ölümlerimin eliydi

Eyyûb
bir adamın hiç annesinin olmaması demektir


çağırma
seni umursamıyorum bundan böyle
burdan ancak cenazem çıkar
beni bu hayata alıştırdın artık/

hayatın bu yüzü fahşaya dönük
hadi gidelim
gene gelmedi.


siz gidin diyorum
Anne’m gelmeden burayı terkedemem

(bütün şeamet anne’lerin birer et mamülü olduğunu kabulde gösteremediğim bir basit seyyaliyet meselesiyle başlamıştı oysa)

yine de
sağolsun dostlar
tekfin ve teçhizimi tamamladılar
şimdi gerçekten gömülebilirim

siz gidin


/Anne
nerdesin
gelmez misin
gelemez misin
diyeceğim çok amma
pek kalaba yerdesin

Anne
yok musun
yoksa gene mi yoksun/


anne
ben artık iyiyim
hem kendime iyi bakıyorum


müptezel figanlarla yalvardım
fazla kullanılmış
topuklarımdan kuleler sıraladım
kollarım ırmak
gül dedim
bülbül dedim gece gündüz
yalanlarla övdüm seni
inadına yanlış inadına uzak
sana niçin yandım
ne sana
ne şiirime söyledi
bıçağın açmadığı ağzım
ne sandılar bilmem ki ne sandın


her gün bir tabut
çıkıyor kapımdan
her gün bir ölü
seni bildim bileli


Sana şiirle gelmiş
bağışla
bilmemiş
gözyaşıyla
hiç gülmemiş
Sana gülle gelmişim


toprağın zehrini arıtarak nasıl gelişirse zakkum
öyle gelir kokusu anneleri
anne kokusu
/birdenbire gelir/
Eyyub mahvının mes’ud mealidir
Anne’m şahitli
bir sabah namazı vakti gibidir
/Anne
suçüstü hazırlıyorlar bana
işte gene/
mürşid
kendisine sürekli ihanet edilen adam demektir


Şiir iyi
acı ve üzerime göreydi
ben hep göz ucuyla bakıyor
ve hep sıyırtma geçiyordum
bu arada ekranda biriler
birdenbire yaşlanıyordu


lütfen biraz açılın başımdan
fenalaşabilirim
son defa söylüyorum bakın
hatırlamıyorum öncesini bu oyunun
senaryoyu önceden göstermediler
ne olacağını bilmiyorum sonunun


geri durun şöyle
alışmadığınız şeyler bunlar
ne ilk öldürülüşüm bu
ne ilk yıkılışı evimin
cesetleri yanyana koyun
büyüğümü küçüğümün yanına
ayrılmasınlar


  • kabahat kendisinindi
    hep yüksekten uçuyor
    uçmuyor
    düşmemeye çabalıyordu
    hiç süzülmedi meselâ
    bir çırpıntılar bütünüydü
    kabahat kendisinindi
    bana sorarsanız
    uçmasını bilmiyordu

kalbimdeki burgaç kitabesi
bileklerimdeki şiiri
yine ben
yalnız ben sökebilirim


dağlar
denizler
ağaçlar
gül ölüyordu yaprağında
açıklıyorlardı
/bütün yaşamlar zaten şiirdi/
en münasebetsiz
en vakitsiz ölüyordum
kâfır oluyorlardı


senden gayri nem
kimim kimsem mi var

yeni/yeniden keşfediyorum perdelerini
seni en iyi ben icra ederdim
ey ölüm
bir ömür seni
yalnız seni sevdim
şimdi hicazkâr ölüyor
en neva ölüyorum


Yenildim


söylemedi deme
gidiyorum
geldiğim yere
‘zemheriden ötesi var’
kimseden ayrılmış
kimseye kavuşmuş
kimseye dönmüş olmayacağım
söylemedi deme
gidiyorum
geldiğim yere


aklım uçmuş
sensizliğimden anlıyorum
iki ayeti bir araya getiremiyorum
her mecnun bir gönül doğurmuş
akıl verip gönül almış
işte ben
ne aklım ne gönlüm kalmış
bekliyorum bu kabristanda
yalnızca bekliyorum


yarın senden beni soracaklar
önce mektuplarımı göster
beni ele veren gözlerim
ve sesimi
sonra konu eder
‘aslında orda herşey var’ dersin

/bu esnada
o denize düşmüştü
bizi onaylayıp
hoşça el mi sallıyor
boğulup çırpınıyor muydu
bunu hiçbir zaman anlayamadık/
sonra üstünde ateş yaktık
göğün mavileri
gecenin burçları
kız saçları
delikanlı parmakları
yedi iklim dört yönden
kördüğüm toplardı
de


işte bahar
kalktı yerden
kırk yıllık kar
kar kalkıp
ağınca kalbime buhar
var oldu hüznün
esti
bu rüzgâr bu rüzgâr


/neden ivedi okuyor
hele segâh
henüz ikindi olmalı
bu hangi ezan
kim bu müezzin/
içinde sen
bir tren ayrılıyor istasyonumdan Zîn


gitsem kusurlu
kalsam hasar görüyorum
benim sevgili
benim ilaç
benim anlamlı yenilgilerim


herkesin aklından geçen
bazan benim de aklımdan geçer
aklımdan çıkmayan
kimsenin aklına gelmiyor

/hayır hayır
yanlış anlaşıldı
onlar Tanrı’yı değil
sadece aşkı inkar ediyor/


onlara hiç
ama hiç bir zaman inanmadım
gül budur dediklerinde
yalnızca iç geçirdiğimi hatırlıyorum


ezelden beri sana geliyor
sonsuza kadar senden gidiyorum

kenetlenmek diye bir hurafeye takmışım kafamı
oysa en fazla sıyırtma geçiliyor
habire hasar görüyor
habire ufalanıyorum
sen miydin sıyırıp geçen
ben mi
bildiğim bir şey var
sermayem
kârım
kazancım
nâmurad ölmekmiş muradım


/sen pınardın Gürün’de
karpuz çatlatan
girecektim içine
anadan üryan
kuzey rüzgârıydın
oldum bittim
bağrıma esecektin
buz torbası
alnıma koyacaklardı


yoksul lügatım
doğrudur
fukara
harfler kendi imalâtım
becerdiğim bu
ifadem bu kadar


“Şiir Yusufun kanlı gömleği.

Şiir, şairi kana bulamalı. Şiir, şairi derin kuyulara atmalı, bir çocuk kadar masum ve suçsuz ve ne olup bittiğine akıl erdiremiyorken. Şiir, şairi pazara çıkarmalı; ucuza kapattırmalı. Şiir, şairi töhmet altına sokmalı, iftira ettirip ırzı-namusuyla oynatmalı. Şiir, şaire zindanları reva görmeli.

Bütün bu acıları yaşamış veya yaşatmış gömlek, artık görmeyen gözleri, basiretleri açabilir.

Şairin, kana bulanan, arkadan yırtılan gömleği, onun kirli çamaşırı basiretler açar. Korkunç bedeller ödenmiştir çünkü.

Şiir basiretler açmıyorsa, o şiirin şairinin gömleği kana bulanımamış, arkadan yırtılmamış, kuyular, zindanlar dolaşmamış demektir.”

Murat Kapkıner
Kimsenin Aklına Gelmeyen

20260419_1355055911394482382119318-683x1024 Kimsenin Aklına Gelmeyen
Şiir ifade edemeyişi ifade etmektir.

Ölüm Sustuğudur Bir Sevdiğin

Ölüm, sustuğudur bir sevdiğin,
Biraz uzun…
Sararması bir güzel yüzün,
Biraz katı…
Günlerin azaltması sevilenleri,
Biraz hiç yok…
Ölümümüzle kavuşma ümidi,
Biraz uzak…
Gözlerse billurları düşünülerin,
O çocukluktan kalma türkülerin
Eskidiği gözlerinde, derinde,
Ölüm billurlaşır ölülerin.

Hüsrev Hatemi

20260418_0251098071138202254590522 Ölüm Sustuğudur Bir Sevdiğin

Aynalar ve Zaman

erguvanlar geçip gittiler bahçelerden
geriye sadece erguvanlar kaldı

şair! bahçelere özenecek ne vardı?
işte tenhâ her yanımız, hep tenhâ
ne aradık sözcüklerin kuytularında
ne bulduk soldukça çoğalan dilimizde?
Zaman’ın sırı hâlâ duruyor olmalı ki üzerimizde
biz bakınca görünen aynalardı

nasıl var olduysanız öyle kayboldulardı
bir yazın tiniyle bir güzün bedeni
hem birleşti hem de ayrıldı sizde
şair! gördünüz kimbilir kaç aşkın battığını
o derin sulara kapılmış şiirlerinizde…
nedeni, ne kayalar ne fırtınalardı:

kuytulardı, geçip gittiler sözlerimizden
geriye sadece kuytular kaldı

Hilmi Yavuz

20260418_010957698606790033557309-768x1024 Aynalar ve Zaman

Şimdi Nedense

şimdi nedense her şeyde
ansızın dağılan kelebek tadı

biliyorsun en bakımlı bahçe
sessizliktir
gülüşler oraya sürgün edildi
acıların kardeş olduğunu
kimse anlayamadı

sevdalarda olsun, ilkyaz ölümlerinde olsun
geçit vermeyen akarsu olmaz
gülün kendini işlemek için
çırağı ya da ustası yoktur

çocuklar! bağışlayın beni
sözlerimi boz üveyiklerin
hırçın tuzuna batırıp bakın
hüzünden daha kötü bir yolaçıcı olabilir mi?

şimdiye kadar olmadı

ama şimdi, nedense, her şeyde
ansızın dağılan kelebek tadı


Hilmi Yavuz

20260417_2232495297182762291286567-768x1024 Şimdi Nedense
Sahi 90 mı oldum? Peki ne zaman?

Âh eylediğüm serv-i hırâmânun içündür

Âh eylediğüm serv-i hırâmânun içündür
Kan ağladığum gonce-i handânun içündür


Ser-geşteliğüm kâkül-i müşgînün ucundan
Âşüfteliğüm zülf-i perişânun içündür

Bîmâr tenüm nergis-i mestün eleminden
Hûnin ciğerüm lâ’l-i dür-efşânun içündür

Yakdum tenümi vasl güni şem’ tek ammâ
Bil kim bu tedârük şeb-i hicrânun içündür

Kurtarmağa yağma-yi gamundan dil ü cânı
Sa’yim nazar-i nergis-i fettânun içündür

Can ver gönül ol gamzeye kim bunca zamandur
Cân içre seni sakladığum anun içündür

Vâ’iz bize dün dûzahı vasfetdi Fuzûlî
Ol vasf senün külbe-i ahzânun içündür

Fuzûlî



Ah edişim, senin o selvi gibi biçimli boyun için; kan ağlayışım da, konca gibi gülen dudakların içindir.

Başımın dönmesi (sarhoşluğum) misk kokulu kaküllerin yüzünden ve perişanlığım da dağınık zülfün içindir

Vücudum, senin mahmur gözlerini eleminden hastadır ve bağrım, arasından inci gibi dişlerin görünen dudakların için kanla doludur.

Kavuşma gününde, (gündüz gözüyle) vücudumun mum gibi yaktım, neşeliyim ama bil ki bu hazırlı, ayrılık gecen içindir.

Gönlümü ve canımı gamının yağmasından kurtarmağa çalışmam, fettan gözünün bakışı içindir (Yani senin dikkatini üzerime, çekmek içindir; yoksa ben, hiç senin gamından kaçar mıyım?)

Ey gönül! O yan bakışa can ver; çünkü bunca zamandır seni onun için canımın içinde saklıyorum.

Fuzûlî! Vâiz dün bize cehennemin nasıl olduğunu anlattı. O anlattıkları, senin hüzün yuvası olan kulübenin haline uymaktadır.

bulbul7531883586101424268 Âh eylediğüm serv-i hırâmânun içündür

Kendini Öldüren Adamın Şarkısı

Yalnız kalınca beni çarmıha germekti niyeti
Fakat ben fırsat vermedim
Dayadım hançeri boğazına.

Ne su verdim,
Ne bir dua okudum,
Dayadım boğazına hançeri
Ve uzun bir kısaltmada
Öldürdüm onu.

Ona dedim:
“-Düşmanın ağzıyla konuşursun ha!”
Ve onu öldürdüm!

Benim adımı taşıyordu
Ve hiç kimse bana onun kadar yakın değildi,
Ve beni yabancılaştırdı
Size.

(Kat’-nâme, s. 58)
Ahmed Şamlu

shamlo8340454375913753275 Kendini Öldüren Adamın Şarkısı