Şiirlerimin de üstelik
öfkesi burnunda
Ben nerde, onlar orda; peşimde yani
Boyna evlen evlen…
Senin anlıyacağın
Olacak gibi değil,
Ben de kalktım evlendim,
Efendim?…
… Şiirlerim
Şıp diye kesti feryadı.
Ey eski sevdalarım
öyle uzaktasınız ki
Kutup yıldızından ötedesiniz
Yıldız kolayca bulunur geceleri
Ama hafızamda sîzler
öyle belirsizsiniz ki
Kokunuzun neye benzediğini bile
Becerip te anlatamam.
Nezaman gördüyse şiir beni Evlen evlen…, diye Haykırdı suratıma. Doğrusu o zamanlar ben de Evlensem diye can atıyordum. Bu gibi ince işlerin Sırası-yeri vardır ya dünyada örnek diye hani Yağmurdan sıçana döndüğüm Zamanlan gösterelim, Rüzgârın önüne Katıldığım zaman diyelim, Yahut ta ah gebersem diye Bakındığım günleri. Eh, bıktım artık Fırdolayı sarmış bu iş çevremi Birtürlti becerip-edip Aklından-fikrinden de Çıkaramaz olmuşsun bunu, Şiirlerimin de üstelik öfkesi burnunda Ben nerde, onlar orda; peşimde yani Boyna evlen evlen… Senin anlıyacağın Olacak gibi değil, Ben de kalktım evlendim, Efendim?… … Şiirlerim Şıp diye kesti feryadı. Gelgelelim şimdi çevremde Şöyle yerdenbitme Antika yaratığın biri dolaşıyor Çöküp bir oturmayagörsün Gardrobun yanına-filân Bir avaz tutturuyor seninki Para da paraaa… para. Ya…
Ey eski sevdalarım Öyle uzaktasınız ki Kutup yıldızından ötedesiniz Yıldız kolayca bulunur geceleri Ama hafızamda sîzler Öyle belirsizsiniz ki Kokunuzun neye benzediğini bile Becerip te anlatamam.
Bu bir kere olmuştu O günlerde Şimdi yalnızlıktan İçim sıkılarak hatırlıyorum. Bu bir kere olmuştu O günlerde Ben saadetle dopdoluyken. Gümüş alınlı Bir sabah gelirdi, Sevinç içinde uyanırdım, Hemen ilk işim Yanaklarımı çepçevre dolayan O ipek gibi yumuşacık Saçlarını kaldırmak olurdu Usul usul Usul usul kaldırmak Şaşırtmıyayım diye rüyalarını. Ama sen sanki Bu işareti bekliyormuş gibi benden Gözünün birini açardın Kamaşmadan yarı kapanık. Sonra bir gülümseyişle Öbür gözün de açılırdı: “Bonjour mon amour!”
Beyaz örtülerde Dağınık saçların Aydınlıkta parıl parıl yanan Gökmavisi bir kadifeye Serpilmiş altın incilerden Bir perde gibiydi. Yanakların pembe, Dudakların ateş çiçeği, Rüya pencerelerini andırırdı Gözlerin; Sol pencereden gençlik, Sağ pencereden saadetti Dışarıyı seyredenler.
Taze puf böreği gibi Körpecik, yumuşacık kollar, Yarın açılmayı uman Heykel gibi çiçekli vücut, Ayağıma dokunurdu ayağın Vücudumun kalbimden En uzak bir yerine Biryerine dokunurdu. Yarı uykulu Yarı uyanık Ne güzel gelirdi bana Yaşamak O günlerde Param-pulum vardı harcayacak, O günlerde yerindeydi sağlığım, O günlerde gençtim Delikanlıydım. Bütün bunlar sonradan da Pek öyle değişmediler ama; Değişen şey Benim sabah yatağım oldu. Tekbaşına uyanırken Beyaz yatakta şimdi işte bunları hatırlıyorum.
Bu bir kere olmuştu O günlerde Ben saadetle dopdoluyken Bu bir kere olmuştu O günlerde.
558. Şöyle bir baktım ardıma Yanımdan şimdi geçen adamı Sisler içinde artık arama.
559. Gece, işte seni beklerken Soğuk rüzgâr gene Yağmura çeviriyor.
560. Bahar yağmuru Şemsiyeli insanlar bakıp duruyor Vitrindeki resimli kitaplara.
561. Ne olacak, kış ırmağı işte Suyu az geliyor Dört-beş ördeğe bile. 502. Kendi haline bırakılmış kayıkta Dolu tanecikleri öteye beriye sekip duruyorlar.
563. Güvertede Doluların tıkırtısı Kara kara.
564. Ta ormanın dibinde Bir göl Ama ne kaim buzu…
565. İlk kar Ne dağları şu Denizden ötedekiler?..
566. Tozu dumana katan tipiye doğru Başım döndürüp geriye bakmadan Onbir atlı at sürüyordu.
567. Bahar… kırlarda F. 15 Gidenler, gelenler… Neden acaba?..
568. Bahçedeki feneri yakıp Minik evde kim var kim yok Hepsi dışarıya döküldü.
569. Büyük Buddha’nın Bir omuzundaki Rarlar eridi.
570. Tapmağa adanmış On yaşından küçük bir çocuk Acı soğuk!..
571. Büyük tapınağın kapısı Örtülürken gümmm… ediyor Bir sonbahar akşamı.
572. Bir rahip Üç-beş çömez, Soğuk bir gece.
573. Donanma fişekleri bitti Elini-eteğini çekti insanlar Ne karanlık, ne karanlık!..
574. Hava soğuk Bağrıma bastırıyorum kızcağızımı Ne şeker ama; sevsinler maskarayı…
575. Raket oyununda yenildiler ya Genç ve güzel hanımcıkların Yanlarına varılmıyor öfkeden…
576. Üstünde en cici tuvaleti Sezonun ilk temsilinden dönüyor Daha soyunmamış.
577. Evin birinde Bir hıçkırık Dışarda davullar…
578. Solgun çayırlar üstünde Yürür gider yolcunun biri Portakal yiye yiye…
579. Yediğim aşınlmış elmalar Bir ağn verdi ki mideme Sorma gitsin…
580. Kayıkhanenin yanında Körpecikten bir vesikalı kapatma; Pamuk çiçekleri, pamuk çiçekleri…
581. Bu bahar akşamında Şu kitap kurdu bilgin de Ne okur durur böyle acaba?..
582. Şu göz açıp kapamalı dünyada Bostan korkuluğunun bile Gözü var, burnu var, ya…
583. Bostan korkuluklarının halleri öyle dokunaklı ki aydınlık gecelerde Korkuluk değiller de adam sanki…
584. Sokup beni Sonbaharın sivrisinekleri ölüme hazır etti.
585. Hiç bir iş görmeden Deniz salyangozu Tam 18.000 yıl yaşadı.
586. Çalıların arasında uçan Şu yarasanın pırpırısı Kara kara…
587. Bahar rüzgârı bu Tavuskuşu Açıyor kuyruğunu.
588. Kış ırmağının üstünde Yaprakmış, şuymuş-buymuş, ne varsa Gaga çalıp duruyor ördekler.
589. Aklı durur adamın aklı Hovarda kediler Taş duvarı bile yıktı.
590. Köylü oğlanın biri Sararmış çayırlar üstünde Köpeğini almış yanına gidiyor.
591. Akşam yağmuru, küçük bir kayık Yüklemişler sığırın birini içine Irmağın öbür yakasına geçiyor.
592. Sararıp soluyor krizantemler Gelinciğin biri dikmiş gözünü Tavuklara bakar da bakar…
593. Düşüne düşüne Her yıl krizantemleri Onlar da beni düşünür oldular.
594. Minimini bir dükkân Taşbebekler… Krizantemler…
595. Akşamın mor dağları Hanımeliler Görünecek ev bırakmamışlar ki…
596. Açılıyor kiraz çiçekleri Aklıma gelebilenlerin Hepsi uzaklarda, hepsi…
597. Bir kuş öttii Tıp etti yere Bir böğürtlen düştü.
598. Şeftali soyarken Bıçağa Tatlı damlacıklar süzülüyor.
599. Yıkıntı bir evin yanında Çiçek açıyor armut ağacı Bir zamanlar buralarda savaş olmuştu…
600. Köprü yıkıldı gitti Arkasındaki söğüt Yapayalnız şimdi.
601. Üç-beş söğüdün Çevrelediği Minicik bir ev.
594. Minimini bir dükkân Taşbebekler… Krizantemler…
595. Akşamın mor dağları Hanımeliler Görünecek ev bırakmamışlar ki…
596. Açılıyor kiraz çiçekleri Aklıma gelebilenlerin Hepsi uzaklarda, hepsi…
597. Bir kuş öttii Tıp etti yere Bir böğürtlen düştü.
598. Şeftali soyarken Bıçağa Tatlı damlacıklar süzülüyor.
599. Yıkıntı bir evin yanında Çiçek açıyor armut ağacı Bir zamanlar buralarda savaş olmuştu…
600. Köprü yıkıldı gitti Arkasındaki söğüt Yapayalnız şimdi.
601. Üç-beş söğüdün Çevrelediği Minicik bir ev.
602. Derenin biri Akar gider kasabadan İki yanı da söğüt…
603. Şıp etti yandı lâmbası Bizim kapı komşunun A-aaa…, nerden çıktı bu muz ağacı…
604. Şu incirleri görünce Kim geldi aklıma, biliyor musun, hani Nara’da bir handa bir uşak vardı ya… *
605. Kesip yıkmak için onu Baltayı kaldırdığımda Tomurcuklanıyordu…
606. Çiçekli daim birine Asayım derken feneri Sorma başıma gelenleri…
607. A. Şurada burada bir geyik Çalılar arasından Gösteriyor yüzünü. B. Akşam güneşi Çalılar arasından Hamağa süzülüyor. C. Küçük köyün yanında Bir işaret, bir nişan Birlikte boy atan ağaçlar. D. Gezgin rahibin biri Oturmuş kaval çalar Çalılar arasında. E. Bahçıvanın uğradığı yok Bahçe karmakarışık Bayağı yabanileşmiş. F. Bakma, ağaçlar 5.00 yıldır Gelişip boy atıyorlar ama Direk olamıyorlar. G. Gölde hiçbir adamın Oturmadığı bir adada Yapraklar sık mı sık hani… H. işte bir aile ağacı Dördüncü, beşinci göbekten… Büyüsün bakalım. I. Türbeler çepçevre ağaç ölülerin ruhları da, mezarları da Adamakıllı çürüyebilirler burada. J. Baltaya kimse el atamaz Ağaçların sık olduğu bu yerde Kakavan bir gûlyabanî yaşar.
608. Mezarıma şunu yaz, emi; iki şeye bayılırdı rahmetli Şiir bir, Japon inciri iki.
*** Ah ah… Yılbaşında Çocuk olmak varmış… *** Yıl sonunda Azarlananlar hesabına hani Çatlıyorum kıskançlığımdan. *** Ne olacak; meşe kömürü ateşi… İşte bizim senelerimiz de Ateş nasıl geçerse öyle geçiyor. *** Eh, ben artık yaşlandım ya, Kıskançlıktan patlıyor millet… Ah, ama ne soğuk hava… *** Ne serin oluyor insanın Şöyle sereserpe uzanması Ama ne yalnız ne yalnız… *** Yooo, yanımda kimsem yok, dedim Otelin kâtibine; deftere onu bile yazdı. Şu sonbahar gecesi amma da soğuk hava. *** Sıcak bir gece Uyukla dur bakalım Bavullar denkler arasında. *** En sıcak günü yılın Vanm-yoğum tek Kasa da Çalmdı gitti. *** Sığır gelir Mu… mu… Sisler içinden… *** Çiçek hırsızının üstüne Dağlarm doruğundaki ay Göstermemek ister gibi vuruyordu. *** Bahar yağmuru Genç ve güzel kızın birinde Aman bir esneme… bir esneme… *** Bahar yağmuru Minicik kızın biri Kediye dans öğretiyor. *** Karlar eriyor ya Meğer bu köyde Ne kadar çocuk varmış… *** Kapıdan şöyle biraz ötedeki Karların üstünde Sidiğin açtığı dümdüz bir oyuk. *** Mevsim kış Körpe orospunun biri Tencerenin isini temizliyor. *** Solgun mavi gökyüzünde Beliriyor akşam oldu mu Sıra sıra sonbahar dağlan. *** Kış ormanında Evvel zaman içinde Kalbur saman içindenin yankıları… *** Bugünkü âlemimizde bile Şol dünyamızın kuşları öter HOKEKYO deyu deyu. *** Çocuk diyor ki Bak anneciğim, pirinç kurabiyecisi Komşunun kapısında…, ha?.. *** Haşlanmış kestaneler; Minicik oğlanın biri Akıllıca bağdaş kurup oturdu. *** Bak ben gidiyorum Yaramazlık etme de Çekirgelerle oyna, emi… *** Oburluğa yeltenen çocuklar Maşallah oburlara bile Taş çıkarttılar hani… *** Ama nezaman Nezaman okyanusu görsem Ah anacığım ah!.. *** Ay altında, çiçekler altında Tam 49 yıl boşuboşuna Ha babam dolaş ta dolaş… *** Şu bizim uşak var ya hani Ne iyi; ne temiz yürekli adam, Komşunun kapısındaki karları da kürüyor. *** Dolu tanecikleri yerde Ay ışığında sabah şırfıntıları Döndüler evleme. *** Ayın ondördü… parıl parıl ama… Hani ne olmuş sanki gibilerden Dikilip duruyor şurada bostan korkuluğu. *** Ayıp değil ya sorması, acaba Soğuk ne yönden gelir Bostan korkuluğu, ha?.. *** Şu ihtiyar halimden hani Bostan korkuluğunun önünde bile Yerin dibine geçiyorum. *** Dikilmiş bostan korkuluğu Esen rüzgârdan koruyor Memedeki yavrucuğu. *** Kelebeğin biri geldi Bahçedeki bir kelebeği taktı yanına Çekti gitti. *** Uçan kelebeğe karşı Kendimi tozdan-topraktan Bir yaratık hissettim doğrusu. *** Kapının önünde bir kelebek Minik kız yaklaşınca uçuyor Kız gene yaklaşıyor, gene uçuyor. *** Çekirgecik Basıp basıp ta kırma öyle Şu parıl pani kırağı incilerini. *** Serin bir meltem Çekirge Avazı çıktığı kadar ötüyor. *** Kulübemde geceleyin Ne var-ne yok gibilerden hani Köşe-bucağı bir arayıp-tarama çekirgede. *** Paşa paşa çocuklardan ol da Eve iyice göz-kulak ol Emi çekirgecik… *** Koca bir ateş böceği Dalgalana dalgalana Geçti gitti. *** Çalılardan bir kapı Kilidi de Sümüklü böcekten. *** Hadi sümüklü böcek Çık bakalım şu Fuji tepesine Ama yavaş ol, yavaş ol… *** Kapıda sinekler Bol meyveli bir yılın Gürültüsünü göğe çıkarıyorlar. *** Körpe gugukçuk Sarı bir sesle Anasını babasını çağırıyor. *** Yusufçuğun gözlerinde Uzak tepelerin Görüntüsü yansıyor. *** Sizin için de pireler Gece uzun olmalı Ortalılı ta ıssız. *** Kurbağanın biri Nedense ekşi bir suratla Bakıp duruyor bana. *** Çalıkuşu Kazanıp gidiyor hayatını işte Şamata ettiği filân da yok. *** Çalıkuşu bıcır bıcır Ama hava kararıyormuş Olsun varsın… *** İş bilenin dememişler tevekkeli Bak yabani kırların kargası Hop etti muz ağacına kondu. *** Tarlanın önünde Uçuşan yapraklar Baştan çıkarıyor kediyi. *** Yılın sonu… Hani bizden biriymiş gibilerden Oturuvermiş şuracığa kedi. *** Kedi kalkıyor artık, uykusunu aldı ya Bir esneme, bir esneme seninkinde Sonra hadi bakalım hovardalığa. *** Karlı yolda köpekler Halden anlarcasına Yol verdiler de öyle geçtik. *** Erkek geyiğin biri Bir yiyip bir dağıtyor Çalıyoncasının çiçeklerini. *** Serpilen pirinç taneleri… Bu da bir çeşit giinâh işte! Kuşlarda bir kavga bir döğüş… *** Dünyada böceklerden bile Kiminin şarkıya-türküye yatkın sesi Kiminin hani berbat mı berbat… *** Ay ışığı diyor ki sanki Hadi hadi çalıver canım Şu çiçekli erik dalını, hadi… *** Geceleyin kiraz çiçekleri Gökten inmiş Melekler gibi. *** Polovniya ağacı Tezelden soyundu yapraklarından Dikilip duruyor baston yutmuş gibi. *** Basbayağı canlıyız işte Ben de canlı Gelincik çiçeği de… *** Yabani Japon incirleri Anne yiyor Acılarını, hamlarını… *** Sararıyor Pampas çayırları Sırası işte; evvel zaman içinde İhtiyar bir cadı varmış… *** Kocaman ama; dağ gibi Dağ gibi bir kestane ağacı Nerdeee.., tepesine çıkmak!..