Şiir Antolojim
"Çiçeğin açması da bir tür şiir belki. Bilmiyorum..."
Günün Şiiri
Rastgele Seçki
Ah’ına ‘Yas’lanıp Dinlediğimdir
Şair: Berfo Ana
Ah’ına ‘Yas’lanıp Dinlediğimdir
“İnsan çıtır ekmeği ısırdığında,
Kırıklar dolar kucağına,
İşte orası umudun tarlasıdır.
Ve orada başaklar ağırlaştığında,
Sayısız ah dökülürdü toprağa.”
Didem Madak, Ah’lar Ağacı
Kök mü toprağa tutunur, toprak mı tutar kökü; bir tohum, vakti gelip de patladığında cılız bir filiz uzanır, neredeyse saydamdır elleri ve birer pençe gibi geçer etine, zamanla kaynar toprak ve kök birbirine. Ne kadar kazsan ne kadar insen de derine, ucuna varamasın. Deli rüzgârlar eser, azgın sular vurur da o incecik bağı koparamaz yine de. Toprağın özü, o bağdan geçer filize; karasını ondan alır, balını, suyunu hep ondan. Filizin dalı kırılsa, boyu incinse de kökü kalır içeride.
İnsanın insana kıymadığı, rakamlı takvimlerin icat olmadığı, vaktin toprağın kokusuyla bir devindiği o evvel günlerde ömür kısaydı, insan dişindeki çürükten ya da topuğuna batan dikenden ölümü kapabilirdi. Kalan herkes yakındı ölüme ve ölene… Ondandır ki, biri öldüğünde yolcu etmeye cümlesi giderdi, cem olurdu her cenaze. Hatırasını taşıyan eşyaları, ekmeği ve suyu yanı başına konulur, bedenine çiçek tozları serpilirdi ölünün ve bacakları karnına çekilerek bir cenin gibi yatırılırdı uykuya. İnanılırdı ki her gidiş aslında dönüştü, rahme kavuşmaydı, toprağın kökle ebedi kucaklaşması, boşluğun nihayeti.
Derken zaman değişti, yerine akrepli yelkovanlı, zehirli bir şey geçti; yalnızca ileri giden, geriye dönüp de bakmayan, et yiyerek beslenen, sonunda yiyecek bir şey kalmayınca kendi etini dişleyen bir hırs devi, hükmetti insan ömrüne. Bu öyle bir devirdi ki çirkin ve kaba gövdesiyle toprağı ezip çıkardı öz suyunu, içti, içti de doymadı. Bu defa filizlere, körpe köklere dikti gözünü, tohumları bile söktü yerinden irinli elleriyle. Artık insanların topuğuna batan dikenden öldüğü, cenazelerin cem olduğu, ölülerin kokulu otlarla uğurlandığı zamanlar çok gerideydi ve devir izin vermiyordu, dönüp bakmaya. “Marş” diyordu “İleri!”… Bu emre uymayan, adımları sınırın dışına taşan, efendi’nin dilini değil de inatla ana dilini konuşan, canı yansa dahi ‘bağ’ına sımsıkı sarılan, bedenini gerdirseler, dilini koparsalar, etini çürütseler de bırakmayan onca filiz, onca fidan toprağın rahminden söküldü bir bir. Can almak yetmedi zalime; doymadı hıncına, düşünmedi ki toprak kusar onca kanı, ne kadar kazsan ne kadar gömsen de derine. Sorarlar bir gün, bu canların da bir sahibi var, hiç değilse bir yas hakları, demedi, nasılsa zaman onun hükmündeydi, yuttum, attım sandığı o bağ elbet gelip geçti boynuna.
Kar tanesi hiç avuçta tutulur mu, yakalayıp yutayım desen ağzındaki sade su… Berfo adı ele avuca sığmaz kız çocuklarına verilir; başı dik, onurlu, yiğit kadınlara denilir. Berfo’nun bir oğlu oldu, yüzüne bakıp adını “güzel” koydu, o oğlun kardan ayaklarını karnının çıplağında ovdu, sert dünya nimetini ağzında ıslattı, Güzel’ini, Cemil’ini yumuşak lokmalarla besledi. O oğul bir fidan gibi boy verdi, uzadıkça uzadı. Yeryüzünü Güzel’siz bırakmaya and içmişlerin çıktı önüne…
Kaba postallarıyla düştüler yollara, sokakları boşalttılar, komşuluğu önlediler, perdeleri indirip her yeri kararttılar ve sirenler sağır ederken kulakları, hoyrat elleriyle söktüler fidanları. Bilmediler ki analar kokusundan bulur evladını, yüz yıl da geçse üstünden, sormadan yapmaz, evladını almadan bu dünyadan gitmez. Berfo Ana, şimdi dev bir ağaç gövdesi, dalları yorgun lakin kökü inatçı, Güzel’ini almadan gitmeyecek.
Dünya! Yaslan o gövdeye, duy içindeki ağıtı, dinle ana sözünü… Dinle ki, bu ülkenin dipsiz kuyuları, adsız mezarları da dile gelsin, kemiklerin sızısı dinsin. Güzel’ler, Cemil’ler ana kucağına dönsün, Evren adlı ihtiyar dev, yuttuklarının hesabını versin ve nihayet değişsin bu devir.
Deniz Gezgin
“İnsan çıtır ekmeği ısırdığında,
Kırıklar dolar kucağına,
İşte orası umudun tarlasıdır.
Ve orada başaklar ağırlaştığında,
Sayısız ah dökülürdü toprağa.”
Didem Madak, Ah’lar Ağacı
Kök mü toprağa tutunur, toprak mı tutar kökü; bir tohum, vakti gelip de patladığında cılız bir filiz uzanır, neredeyse saydamdır elleri ve birer pençe gibi geçer etine, zamanla kaynar toprak ve kök birbirine. Ne kadar kazsan ne kadar insen de derine, ucuna varamasın. Deli rüzgârlar eser, azgın sular vurur da o incecik bağı koparamaz yine de. Toprağın özü, o bağdan geçer filize; karasını ondan alır, balını, suyunu hep ondan. Filizin dalı kırılsa, boyu incinse de kökü kalır içeride.
İnsanın insana kıymadığı, rakamlı takvimlerin icat olmadığı, vaktin toprağın kokusuyla bir devindiği o evvel günlerde ömür kısaydı, insan dişindeki çürükten ya da topuğuna batan dikenden ölümü kapabilirdi. Kalan herkes yakındı ölüme ve ölene… Ondandır ki, biri öldüğünde yolcu etmeye cümlesi giderdi, cem olurdu her cenaze. Hatırasını taşıyan eşyaları, ekmeği ve suyu yanı başına konulur, bedenine çiçek tozları serpilirdi ölünün ve bacakları karnına çekilerek bir cenin gibi yatırılırdı uykuya. İnanılırdı ki her gidiş aslında dönüştü, rahme kavuşmaydı, toprağın kökle ebedi kucaklaşması, boşluğun nihayeti.
Derken zaman değişti, yerine akrepli yelkovanlı, zehirli bir şey geçti; yalnızca ileri giden, geriye dönüp de bakmayan, et yiyerek beslenen, sonunda yiyecek bir şey kalmayınca kendi etini dişleyen bir hırs devi, hükmetti insan ömrüne. Bu öyle bir devirdi ki çirkin ve kaba gövdesiyle toprağı ezip çıkardı öz suyunu, içti, içti de doymadı. Bu defa filizlere, körpe köklere dikti gözünü, tohumları bile söktü yerinden irinli elleriyle. Artık insanların topuğuna batan dikenden öldüğü, cenazelerin cem olduğu, ölülerin kokulu otlarla uğurlandığı zamanlar çok gerideydi ve devir izin vermiyordu, dönüp bakmaya. “Marş” diyordu “İleri!”… Bu emre uymayan, adımları sınırın dışına taşan, efendi’nin dilini değil de inatla ana dilini konuşan, canı yansa dahi ‘bağ’ına sımsıkı sarılan, bedenini gerdirseler, dilini koparsalar, etini çürütseler de bırakmayan onca filiz, onca fidan toprağın rahminden söküldü bir bir. Can almak yetmedi zalime; doymadı hıncına, düşünmedi ki toprak kusar onca kanı, ne kadar kazsan ne kadar gömsen de derine. Sorarlar bir gün, bu canların da bir sahibi var, hiç değilse bir yas hakları, demedi, nasılsa zaman onun hükmündeydi, yuttum, attım sandığı o bağ elbet gelip geçti boynuna.
Kar tanesi hiç avuçta tutulur mu, yakalayıp yutayım desen ağzındaki sade su… Berfo adı ele avuca sığmaz kız çocuklarına verilir; başı dik, onurlu, yiğit kadınlara denilir. Berfo’nun bir oğlu oldu, yüzüne bakıp adını “güzel” koydu, o oğlun kardan ayaklarını karnının çıplağında ovdu, sert dünya nimetini ağzında ıslattı, Güzel’ini, Cemil’ini yumuşak lokmalarla besledi. O oğul bir fidan gibi boy verdi, uzadıkça uzadı. Yeryüzünü Güzel’siz bırakmaya and içmişlerin çıktı önüne…
Kaba postallarıyla düştüler yollara, sokakları boşalttılar, komşuluğu önlediler, perdeleri indirip her yeri kararttılar ve sirenler sağır ederken kulakları, hoyrat elleriyle söktüler fidanları. Bilmediler ki analar kokusundan bulur evladını, yüz yıl da geçse üstünden, sormadan yapmaz, evladını almadan bu dünyadan gitmez. Berfo Ana, şimdi dev bir ağaç gövdesi, dalları yorgun lakin kökü inatçı, Güzel’ini almadan gitmeyecek.
Dünya! Yaslan o gövdeye, duy içindeki ağıtı, dinle ana sözünü… Dinle ki, bu ülkenin dipsiz kuyuları, adsız mezarları da dile gelsin, kemiklerin sızısı dinsin. Güzel’ler, Cemil’ler ana kucağına dönsün, Evren adlı ihtiyar dev, yuttuklarının hesabını versin ve nihayet değişsin bu devir.
Deniz Gezgin
Son Eklenen Şiirler
OLANAK - - SİZ
Şair: Ferit Edgü
Son bir öykü anlatacağım.
( İster dinleyin ister dinlemeyin.)
Son olarak...
( İster dinleyin ister dinlemeyin.)
Son olarak...
23.07.2026
Oku
Sona erecek. Bir gün. Tümü. Bir yaz günü. Güzelim bir yaz günü..."
Şair: Ferit Edgü
Sırtüstü uzanıyor yatağa. Gözlerini kapıyor. Gözlerini açıyor. Yana dönüyor. Yeniden sırtüstü. Sol elini bacaklarının arasına sokuyor. Kımıldıyor. Uzun bir süre. Sonra kalkıyor. Pantolonunu alıyor,
giyiyor. Çoraplarını alıyor, giyiyor. Masaya doğru geliyor. Tası alıp lavaboya döküyor, sonra yatağın altına koyuyor. Masaya dönüyor. Kağıtları karıştırıyor. Bırakıyor. Pencereye dönüyor. Dışarıya bakıyor. Bir süre. Sokaktan bir kadın geçiyor. Perdeleri kapıyor. İskemleyi çeviriyor. Masanın başına oturuyor. Temiz bir deste kağıt
çekiyor önüne. Önüne, duvara dikiyor bakışlarını. Tam önünde, duvara iğnelenmiş bir fotoğraf var. Bir kadın ya da bir çocuk fotoğrafı. Oldukça karanlık. Masanın üstündeki lâmbayı yakıyor. Yazmaya başlıyor:...
giyiyor. Çoraplarını alıyor, giyiyor. Masaya doğru geliyor. Tası alıp lavaboya döküyor, sonra yatağın altına koyuyor. Masaya dönüyor. Kağıtları karıştırıyor. Bırakıyor. Pencereye dönüyor. Dışarıya bakıyor. Bir süre. Sokaktan bir kadın geçiyor. Perdeleri kapıyor. İskemleyi çeviriyor. Masanın başına oturuyor. Temiz bir deste kağıt
çekiyor önüne. Önüne, duvara dikiyor bakışlarını. Tam önünde, duvara iğnelenmiş bir fotoğraf var. Bir kadın ya da bir çocuk fotoğrafı. Oldukça karanlık. Masanın üstündeki lâmbayı yakıyor. Yazmaya başlıyor:...
23.07.2026
Oku
21.07.2026
Oku
Üç Yıl Sonra
Şair: Victor Hugo
Artık dinlenme vaktim geldi;
Yazgı beni yere serdi.
Bana artık başka hiçbir şeyden söz etmeyin,...
Yazgı beni yere serdi.
Bana artık başka hiçbir şeyden söz etmeyin,...
21.07.2026
Oku
Lev Tolstoy ve Eşi Sofiya Tolstaya'nın Günlüklerinde Birbirleri Hakkındaki Düşünceleri
Şair: Tolstoy
Lev Tolstoy ve Eşi Sofiya'nın
Günlüklerinde Birbirleri Hakkında
Yazdıkları...
Günlüklerinde Birbirleri Hakkında
Yazdıkları...
20.07.2026
Oku
YARIN ŞAFAK SÖKERKEN
Şair: Victor Hugo
Yarın, şafak sökerken, kırlar beyaza büründüğünde,
Yola çıkacağım. Bilirsin, beni bekliyorsun.
Ormanlardan geçeceğim, dağları aşacağım....
Yola çıkacağım. Bilirsin, beni bekliyorsun.
Ormanlardan geçeceğim, dağları aşacağım....
19.07.2026
Oku
İnsanları Sevmeye Zorlamak Nefreti Tahrik Eder
Şair: Arthur Schopenhauer
Schopenhauer'e atfedilen "İnsanları sevmeye zorlamak nefreti tahrik eder." sözü, bugün elimizdeki metinlerde birebir doğrulanabilen bir alıntı değildir. Ancak Lev Tolstoy'un 2 Eylül 1910 tarihli günlüğünde Schopenhauer'e ait bir düşünce olarak not edilmesi, bu cümlenin filozofun düşünce dünyasına yabancı olmadığını gösterir. Tolstoy, cümlenin devamını yazmaz; hangi eserden aktardığını da belirtmez. Buna rağmen Schopenhauer'in diğer metinleri okunduğunda, bu ifadenin onun felsefesini özetleyen güçlü bir cümle olduğu anlaşılır.
Schopenhauer, "İnanç sevgi gibidir; zorla kabul ettirilemez." derken yalnızca inancı değil, insan ruhunun bütün derin eğilimlerini anlatmaktadır. Çünkü sevgi de, inanç da, güven de emredilemez. Bir insana "Seveceksin." denildiği anda sevginin doğası bozulur. Sevgi, özgürlüğün çocuğudur; zorlamanın değil.
Bu yüzden "İnsanları sevmeye zorlamak nefreti tahrik eder." sözü yalnızca psikolojik bir gözlem değil, insan tabiatına dair felsefi bir tespittir. Zorlanan insan önce geri çekilir, sonra direnir, en sonunda ise kendisine dayatılan şeye karşı öfke geliştirir. Baskı, sevginin karşıtı olan nefreti besler. Çünkü nefret çoğu zaman sevginin yokluğundan değil, özgürlüğün ihlalinden doğar....
Schopenhauer, "İnanç sevgi gibidir; zorla kabul ettirilemez." derken yalnızca inancı değil, insan ruhunun bütün derin eğilimlerini anlatmaktadır. Çünkü sevgi de, inanç da, güven de emredilemez. Bir insana "Seveceksin." denildiği anda sevginin doğası bozulur. Sevgi, özgürlüğün çocuğudur; zorlamanın değil.
Bu yüzden "İnsanları sevmeye zorlamak nefreti tahrik eder." sözü yalnızca psikolojik bir gözlem değil, insan tabiatına dair felsefi bir tespittir. Zorlanan insan önce geri çekilir, sonra direnir, en sonunda ise kendisine dayatılan şeye karşı öfke geliştirir. Baskı, sevginin karşıtı olan nefreti besler. Çünkü nefret çoğu zaman sevginin yokluğundan değil, özgürlüğün ihlalinden doğar....
19.07.2026
Oku
Takmayı Başardığım Utku Maskesi Aslında Paramparçadır
Şair: Enis Batur
vadesiz, ölçülü ölçüsüz hüsranlar birikiyor.
Çeviriyorum sayfaları, parmaklarımı ıslatıp
geniş hareketlerle, uzun uzadıya hiçbirinde...
Çeviriyorum sayfaları, parmaklarımı ıslatıp
geniş hareketlerle, uzun uzadıya hiçbirinde...
19.07.2026
Oku
Popüler Şairler
Kategoriler
Altı Çizili Satırlar
237
Anason Kokulu Şiirler
68
Bercestem
133
Çeviri Şiirler
2105
Deneme
665
Genel
108
Haiku
167
Hayali Cihan Değer
345
İstanbul Şiirleri
171
Kar Şiirleri
73
Kur'an-ı Kerim
19
Mektup
37
Röportaj
55
Şiir
7209
Şiir Gibi
40
Şiir Sanatı
126
Şiirdir Baba
162
Türk Şiiri
5039
Yol Üstündeki Semender
69
Konular / Etiketler
Hikaye (92)
ChatGPT (32)
Ölüm (30)
Sinema (30)
Aşk (20)
Röportaj (19)
Ayrılık (18)
Hüzün (16)
İntihar (14)
Berceste (11)
Baba (11)
Malatya (10)
Veda (9)
İndeks (9)
Mizah (9)
İlişkiler (9)
Çocuk (8)
Evlat (8)
Kitap (7)
Müzik (7)
Evlilik (6)
Çocukluk Şiirleri Bercestem (6)
Özlem (6)
Sevgi (5)
Yalnızlık (5)