Şiir Antolojim | Türk ve Dünya Şiirleri
"Çiçeğin açması da bir tür şiir belki. Bilmiyorum..."
Günün Şiiri
Rastgele Seçki
Sevgili Kızım
Şair: Bülent Parlak
Annene sürekli neden eve gelmediğimi soruyormuşsun. Annenin iki yıl önce kaleme aldığı ama henüz geçen hafta postaya verdiği mektupta öğrendim bunu. Üzgünüm! Yüzündeki makyajı ancak hamalların taşıyacağı bir kadın tarafından tek ayak üstünde durma cezasına çarptırıldım. Buradaki yetkililer kadının çantasında kaybolan ellerini benim çaldığımı düşünüyorlar. Ne ben çalmadığımı ispatlayabildim, ne de o nemrut kadın beni suçlamaktan vazgeçti. Üstelik mendilinin de benim tarafımdan doğrandığını söylüyor ya en çok buna içerledim. Bilirsin kızım, benim mendillere özel bir saygım ve hürmetim var. Hem bana kimse inanmasa da senin ve annenin bana inanacağınızı bilmek bir anlık dahi olsa beni çok rahatlatıyor.
Kızım,
Beni yalancı çıkarmak isteyen herkes aslında biliyor ki doğruyu ben söylüyorum. Ama üniversitede suçlarına sahip çıkma bölümünde iki dönem boyunca okuduğum için sanırım aklanmak zor olacak. Aklanırım aklanmasına da, sanki o kadın sanki ellerini bir daha çantasında hiç kaybetmeyecekmiş gibi davranıyor. Pelerini de hiç güzel değil, bir görsen. En çok da evindeki baharat takımlarını düşünüyorum. Muhakkak kirlidir. Geçenlerde kendi kendime mırıldanıyordum. Ben de bir kibrit kutusunu sevmek istiyorum diye… O bile kusur oldu. Kibrit kutusu deyip geçme. Üstüne kaç kez senin adını yazdım. Adını yazdım her boş vaktimde. Hiç resim çizemem ama kibrit kutusunun üstüne çizdiğim oyuncak bebeğin bile bana burada nefes oluyor.
Bu yasaklı yerde, meyveyi ancak bir ağaç parasız veriyor. Köşedeki bakkal, Sinop vilayetimizi sevmeye çalıştığımı duyunca bana yardım edeceğini söyledi. Akşamına çeşit çeşit harita, plan, kroki, valiliğe ait künye yollamış. Haritası dışında Sinop’un sevilecek bir yönüne denk gelmedim. Kızım, hani demiştim ya “haritam kayıp” diye; Sinop vilayetimizin coğrafi haritası da bir çare olamadı. “Bulutlar Sinop’a gitmesin.” diye ettiğim duanın kabul edilip edilmediğini her akşam meteoroloji bültenlerinden takip ediyorum. Üç gündür uğramıyor. Mevsim kış…
Sevgili Kızım,
Bulunduğum binanın önünde kocaman bir bahçe var. Bahçede oynayan çocuklar fark edince nasıl da koşuşup duruyorlar bir aşkın elinden şaşırırsın. Hepsi sarı kazak giymek zorunda olan çocukların en büyük sıkıntısı yakalamaya çalıştıkları aşkın bir var olup, bir yok olması. Onları o şekilde görünce pencereyi açıp bağırıyorum: Ya sarı, ya aşk!
Ne zaman sıkılsam bir de bakıyorum ki kalbim senin mitinginden geçilmiyor. Çocuklarının alnına savaş süren gaddar babaları anlamakta zorluk çekiyorum. Oysa ben her gece senin alnından öperek uyuyorum yanımda olmasan da. Ben sana her baktığımda kalbini gördüm de bazı babalar kalbini söküyorlar çocuklarının. Sakın bunları söylüyorum diye kendimi akladığımı düşünme. Bir baba her yerde üstüne yara bulaştırsa da evladının karşısında sesi değişir, rengi… Sen beni hep beyaz sandın ama aslında siyahtı derim. seni göreceğim diye siyah derim beyaza dönerdi. Nereden bileceksin tabi.
Kabul olmayacak bütün duaları ediyorum burada. En çok hangi duama şaşırıyorum biliyor musun, “hamamböcekleri renkli olsun” istiyorum ya buna işte. Renkleri siyah yerine şöyle renkli renkli olsa annen hala nefret eder miydi? Hiç sanmam. Kadın gardiyanlara açtım bu konuyu ama üç gün susuz bıraktılar. Midelerini bulandırmışım. Annen de bir hamamböceğine şiir yazdım diye iki gün boyunca konuşmamıştı yazın son aylarında. Kendi bilir…
Bulunduğum odanın duvarına yazdığım yazı yüzünden her perşembe kağıt paralarımızı pekmeze batırıp temizliyorum. Duvarda “Kaşlarını çatınca bir devlet sana karşı / Azan bir küfürdür taşlanan camekânlar” yazıyor. Oysa ben bunu yazarken Küba’yı düşünmüştüm. Sen, ben, annen, kedimiz Fıstık bilmez ama Küba’da zamanında çok kan dökülmüş. Öyle çok dökülmüş ki hatta ölmeyen kimse kalmamış. Memurlar, sadece doğrunun kanunlar olduğunu sanıyor. Oysa ben ne doğruya, ne de kanunlara inanıyorum. Ne var yani şimdi o yazıda? Kızım, sen sen ol memur olma, sen sen ol kanunlara uyma. Doğru diye bir şey olmadığına dair sana en yakın zamanda iki buçuk sayfalık bir yazı göndereceğim.
Gömleği yırtılmasın diye aşağı sarkmayan ben şimdi uçurum bulsam aşağı sarkacağım. Hep sana derdim ya bu şehirden aşağı atacağım bir gün kendimi diye. Yağmurun bu işte bir kabahati var. Düşemedim.
Sevgili Kızım,
Bir ölü bir evden ancak bir kez dışarı çıkar. Sen hiç bilmedin ama ben hangi eve varsam oradan her gün ölü çıktım..
Annene selamlar…
Bülent Parlak
Kızım,
Beni yalancı çıkarmak isteyen herkes aslında biliyor ki doğruyu ben söylüyorum. Ama üniversitede suçlarına sahip çıkma bölümünde iki dönem boyunca okuduğum için sanırım aklanmak zor olacak. Aklanırım aklanmasına da, sanki o kadın sanki ellerini bir daha çantasında hiç kaybetmeyecekmiş gibi davranıyor. Pelerini de hiç güzel değil, bir görsen. En çok da evindeki baharat takımlarını düşünüyorum. Muhakkak kirlidir. Geçenlerde kendi kendime mırıldanıyordum. Ben de bir kibrit kutusunu sevmek istiyorum diye… O bile kusur oldu. Kibrit kutusu deyip geçme. Üstüne kaç kez senin adını yazdım. Adını yazdım her boş vaktimde. Hiç resim çizemem ama kibrit kutusunun üstüne çizdiğim oyuncak bebeğin bile bana burada nefes oluyor.
Bu yasaklı yerde, meyveyi ancak bir ağaç parasız veriyor. Köşedeki bakkal, Sinop vilayetimizi sevmeye çalıştığımı duyunca bana yardım edeceğini söyledi. Akşamına çeşit çeşit harita, plan, kroki, valiliğe ait künye yollamış. Haritası dışında Sinop’un sevilecek bir yönüne denk gelmedim. Kızım, hani demiştim ya “haritam kayıp” diye; Sinop vilayetimizin coğrafi haritası da bir çare olamadı. “Bulutlar Sinop’a gitmesin.” diye ettiğim duanın kabul edilip edilmediğini her akşam meteoroloji bültenlerinden takip ediyorum. Üç gündür uğramıyor. Mevsim kış…
Sevgili Kızım,
Bulunduğum binanın önünde kocaman bir bahçe var. Bahçede oynayan çocuklar fark edince nasıl da koşuşup duruyorlar bir aşkın elinden şaşırırsın. Hepsi sarı kazak giymek zorunda olan çocukların en büyük sıkıntısı yakalamaya çalıştıkları aşkın bir var olup, bir yok olması. Onları o şekilde görünce pencereyi açıp bağırıyorum: Ya sarı, ya aşk!
Ne zaman sıkılsam bir de bakıyorum ki kalbim senin mitinginden geçilmiyor. Çocuklarının alnına savaş süren gaddar babaları anlamakta zorluk çekiyorum. Oysa ben her gece senin alnından öperek uyuyorum yanımda olmasan da. Ben sana her baktığımda kalbini gördüm de bazı babalar kalbini söküyorlar çocuklarının. Sakın bunları söylüyorum diye kendimi akladığımı düşünme. Bir baba her yerde üstüne yara bulaştırsa da evladının karşısında sesi değişir, rengi… Sen beni hep beyaz sandın ama aslında siyahtı derim. seni göreceğim diye siyah derim beyaza dönerdi. Nereden bileceksin tabi.
Kabul olmayacak bütün duaları ediyorum burada. En çok hangi duama şaşırıyorum biliyor musun, “hamamböcekleri renkli olsun” istiyorum ya buna işte. Renkleri siyah yerine şöyle renkli renkli olsa annen hala nefret eder miydi? Hiç sanmam. Kadın gardiyanlara açtım bu konuyu ama üç gün susuz bıraktılar. Midelerini bulandırmışım. Annen de bir hamamböceğine şiir yazdım diye iki gün boyunca konuşmamıştı yazın son aylarında. Kendi bilir…
Bulunduğum odanın duvarına yazdığım yazı yüzünden her perşembe kağıt paralarımızı pekmeze batırıp temizliyorum. Duvarda “Kaşlarını çatınca bir devlet sana karşı / Azan bir küfürdür taşlanan camekânlar” yazıyor. Oysa ben bunu yazarken Küba’yı düşünmüştüm. Sen, ben, annen, kedimiz Fıstık bilmez ama Küba’da zamanında çok kan dökülmüş. Öyle çok dökülmüş ki hatta ölmeyen kimse kalmamış. Memurlar, sadece doğrunun kanunlar olduğunu sanıyor. Oysa ben ne doğruya, ne de kanunlara inanıyorum. Ne var yani şimdi o yazıda? Kızım, sen sen ol memur olma, sen sen ol kanunlara uyma. Doğru diye bir şey olmadığına dair sana en yakın zamanda iki buçuk sayfalık bir yazı göndereceğim.
Gömleği yırtılmasın diye aşağı sarkmayan ben şimdi uçurum bulsam aşağı sarkacağım. Hep sana derdim ya bu şehirden aşağı atacağım bir gün kendimi diye. Yağmurun bu işte bir kabahati var. Düşemedim.
Sevgili Kızım,
Bir ölü bir evden ancak bir kez dışarı çıkar. Sen hiç bilmedin ama ben hangi eve varsam oradan her gün ölü çıktım..
Annene selamlar…
Bülent Parlak
Son Eklenen Şiirler
11.08.2026
Oku
11.08.2026
Oku
Hırsızın Elli Şiiri
Şair: Bilhana
11.08.2026
Oku
10.08.2026
Oku
10.08.2026
Oku
HATIRA
Şair: Rainer Maria Rilke
10.08.2026
Oku
YALNIZLIK
Şair: Rainer Maria Rilke
10.08.2026
Oku
10.08.2026
Oku
10.08.2026
Oku
AKŞAM
Şair: Rainer Maria Rilke
10.08.2026
Oku
Popüler Şairler
Şiir Antolojim
112 şiir
Edip Cansever
110 şiir
Turgut Uyar
99 şiir
Murathan Mungan
89 şiir
Haydar Ergülen
87 şiir
Şükrü Erbaş
81 şiir
Hilmi Yavuz
71 şiir
Cahit Zarifoğlu
71 şiir
Cemal Süreya
64 şiir
Cahit Koytak
63 şiir
Oruç Aruoba
63 şiir
Pablo Neruda
58 şiir
Ahmet Erhan
57 şiir
Birhan Keskin
56 şiir
Hüsrev Hatemi
46 şiir
Metin Altıok
46 şiir
Gülten Akın
46 şiir
Behçet Necatigil
45 şiir
Yahya Kemal Beyatlı
43 şiir
Bejan Matur
43 şiir
İlhan Berk
42 şiir
Louis Aragon
41 şiir
Özdemir Asaf
40 şiir
Furuğ Ferruhzad
37 şiir
Küçük İskender
37 şiir
Enis Batur
36 şiir
Cahit Sıtkı Tarancı
36 şiir
Can Yücel
36 şiir
Rainer Maria Rilke
35 şiir
Aziz Nesin
35 şiir
Nizar Kabbani
34 şiir
Attila İlhan
34 şiir
Ataol Behramoğlu
33 şiir
Lale Müldür
33 şiir
Ahmet Altan
33 şiir
Behçet Aysan
33 şiir
Orhan Veli Kanık
32 şiir
Ahmet Telli
32 şiir
Sezai Karakoç
31 şiir
Melih Cevdet Anday
30 şiir
Ahmet Muhip Dıranas
30 şiir
Matsuo Başo
30 şiir
Ali Lidar
30 şiir
İsmet Özel
30 şiir
Kategoriler
Altı Çizili Satırlar
256
Anason Kokulu Şiirler
69
Bercestem
136
Çeviri Şiirler
2152
Deneme
671
Genel
108
Haiku
167
Hayali Cihan Değer
354
İstanbul Şiirleri
174
Kar Şiirleri
76
Kur'an-ı Kerim
19
Mektup
37
Röportaj
62
Şiir
7298
Şiir Gibi
40
Şiir Sanatı
145
Şiirdir Baba
170
Türk Şiiri
5076
Yol Üstündeki Semender
90