Şiir Antolojim
"Çiçeğin açması da bir tür şiir belki. Bilmiyorum..."
Günün Şiiri
Rastgele Seçki
Yolda...
Şair: Markar Esayan
Hayatı, parçalı algılamaya alışmışız. Olayları ve zamanı bölerek algılıyoruz. Bu bağlantı kopukluğu ümitsizliği beraberinde getiriyor. Geleceğin kaygıları “şimdi”nin üzerine biniyor, sonra o ikisi geçmişi “an”dan koparıp insanı bir hücreye kapatıyor. “Geçmiş için bir şey yapılamaz. Şimdiki an, geleceğin felaketlerini önlemek için feda edilmelidir” kanısı buradan geliyor.
Yani elimizde olan iki şeyi, geçmişi yanlış hatırlayarak, şimdi’yi ise geleceğin korkutucu beklentilerine kurban ederek etkisizleştiriyoruz.
Mesela ölüm... Yitirdiğimiz sevdiklerimiz... Ayrılıklar sonra... Artık bizden uzak olanlar, bizim uzaklaştıklarımız. Hep o son anda donar yaşadıklarımız. Anılar hep o son yaşanan kırılmaya dair olur.
Hayatlarının sonbaharında aşkı yakalamış bir çiftin hikâyesini anlatan o filmi hatırlıyorum. Her şey rüya gibi yaşanırken, kadın kanser olmuştu. Ölümün yakın olduğunu ikisi de biliyordu. Adam tüm soğukkanlılığına rağmen yıkılmıştı. Amerikalı kadının o hep görmeyi arzu ettiği saklı vadiye gittiler. Yağmur bastırdı. Yeşil çayırların arasında, büyüleyici bir doğanın kucağında, ölümün hemen yanlarında olduğunu bilen birbirine âşık iki insan. Erkek çok üzgün. Kadın ise çok daha bilgeydi. Çoğunluk öyle olmaz mı zaten?
Bir kulübeye sığındılar. Kadın ağlayan yaşlı adamın ellerini tuttu; “Ben öldüğümde çok üzülme. Ölümümden ibaret olmasın sendeki hatıram. Çünkü, o ölüm, bizim güzel günlerimizin, şimdi çekilen acı da, geçmişte yaşadığımız mutlulukların doğal bir parçası.”
Kadın aslında, ölümün verdiği bilgelikle, adamın parçalanmış algısını ve yüzeyselliğini tamir ediyordu. Bir türlü yastan çıkamayan, daha doğrusu bir türlü yasa giremeyen insanlardaki o algı parçalanması.
Ölüleri rahat bırakmak. Terk edenleri, terk edilenleri, tüm kayıpları rahat bırakmak.. saygının gereğidir bu, şifanın da... Yoksa, yaşanan tüm güzellikler de hayattan çıkarılmış, insana ve her şeye haksızlık edilmiş olur. Bu hayatı durdurur, iyi şeyler yaşamayı engeller. Yaslar tutulmalı, yaslar bitmeli ve hayata devam etmeli.
Ama bunun olması için, “şeyleri” hayatımızda doğru yerlere yerleştirmek gerek.
Sevmenin bir ahlakı ve kuralı vardır. Çoğu insan dertlerine deva olsun diye sevmeye çalışıyor. Eşlerini, sevdiklerini, dostları, dertlerin ve kaygıların çöp tenekesi gibi kullanıyorlar. İnsanlar bir misyonla girebiliyorlar ancak hayatlarına. Onlara deva olmak için. Kendileriyle ilgili şu yanlış kanaati değiştirse insanlar; saf kurbanlar olmadıklarını, hesapçı ve bencil beklentilerle dolu oldukları gerçeğini fark etseler. Bir hayali insanlara en baştan giydirip, sonra hayal kırıklığına uğramak. Sevginin bu hesapların içinde ezilip gitmesi. Aranan şeyler değil, yöntem yanlış sanki.
Ölene kızılır mı mesela? Kızıyoruz. Hayatımızda üstlendiği görevleri eksik bıraktığını ve aslında bizim düşmanımız olduğunu düşünüyoruz. Bir sürü projenin yarım kalmasına duyulan bir öfke...
Sevmek doğuştan getirdiğimiz doğal bir özellik değil. İlk zamanlarda hissettiğiniz ve sonra tükenen o şey de sevgi değil. Olsa olsa doğanın insana verdiği bir başlangıç sermayesi. Ondan geçici bir tutku yaratmak da, emek verip sevgiyi ortaya çıkarmak da insanın elinde.
Sevgi karşındakini işgal etmek değildir. Sevgi karşındakini merak etmektir. Sevgi beklentisizliktir. Sevgi bu beklentisizliğin suladığı filizin büyüdüğünü izlemek ve ne çok şey kazandığımıza şaşırmaktır.
Sevgi davete gönlü boş gitmemektir. Kendini yavaş yavaş sunmak, karşındakini de acele ettirmemektir. Sevgi mülkiyet hakkı değildir. Sevgi bazen yitirmeyi göze almaktır. Sevgi yalnızlıktan korkmanın şifası da değildir. Yalnızlık insanın kendisiyle karşılaşma korkusudur, içsel bir meseledir. Severek iyileşebilirsiniz, ama sizi iyileştirecek olan sevdiğiniz kişiden beklentileriniz değil, birlikte yaptığınız yolculukta başınıza gelenlerdir.
Maddeye kütlesini veren Tanrı Parçacığı ise, insana anlamını veren sevgidir.
Markar Esayan
Yani elimizde olan iki şeyi, geçmişi yanlış hatırlayarak, şimdi’yi ise geleceğin korkutucu beklentilerine kurban ederek etkisizleştiriyoruz.
Mesela ölüm... Yitirdiğimiz sevdiklerimiz... Ayrılıklar sonra... Artık bizden uzak olanlar, bizim uzaklaştıklarımız. Hep o son anda donar yaşadıklarımız. Anılar hep o son yaşanan kırılmaya dair olur.
Hayatlarının sonbaharında aşkı yakalamış bir çiftin hikâyesini anlatan o filmi hatırlıyorum. Her şey rüya gibi yaşanırken, kadın kanser olmuştu. Ölümün yakın olduğunu ikisi de biliyordu. Adam tüm soğukkanlılığına rağmen yıkılmıştı. Amerikalı kadının o hep görmeyi arzu ettiği saklı vadiye gittiler. Yağmur bastırdı. Yeşil çayırların arasında, büyüleyici bir doğanın kucağında, ölümün hemen yanlarında olduğunu bilen birbirine âşık iki insan. Erkek çok üzgün. Kadın ise çok daha bilgeydi. Çoğunluk öyle olmaz mı zaten?
Bir kulübeye sığındılar. Kadın ağlayan yaşlı adamın ellerini tuttu; “Ben öldüğümde çok üzülme. Ölümümden ibaret olmasın sendeki hatıram. Çünkü, o ölüm, bizim güzel günlerimizin, şimdi çekilen acı da, geçmişte yaşadığımız mutlulukların doğal bir parçası.”
Kadın aslında, ölümün verdiği bilgelikle, adamın parçalanmış algısını ve yüzeyselliğini tamir ediyordu. Bir türlü yastan çıkamayan, daha doğrusu bir türlü yasa giremeyen insanlardaki o algı parçalanması.
Ölüleri rahat bırakmak. Terk edenleri, terk edilenleri, tüm kayıpları rahat bırakmak.. saygının gereğidir bu, şifanın da... Yoksa, yaşanan tüm güzellikler de hayattan çıkarılmış, insana ve her şeye haksızlık edilmiş olur. Bu hayatı durdurur, iyi şeyler yaşamayı engeller. Yaslar tutulmalı, yaslar bitmeli ve hayata devam etmeli.
Ama bunun olması için, “şeyleri” hayatımızda doğru yerlere yerleştirmek gerek.
Sevmenin bir ahlakı ve kuralı vardır. Çoğu insan dertlerine deva olsun diye sevmeye çalışıyor. Eşlerini, sevdiklerini, dostları, dertlerin ve kaygıların çöp tenekesi gibi kullanıyorlar. İnsanlar bir misyonla girebiliyorlar ancak hayatlarına. Onlara deva olmak için. Kendileriyle ilgili şu yanlış kanaati değiştirse insanlar; saf kurbanlar olmadıklarını, hesapçı ve bencil beklentilerle dolu oldukları gerçeğini fark etseler. Bir hayali insanlara en baştan giydirip, sonra hayal kırıklığına uğramak. Sevginin bu hesapların içinde ezilip gitmesi. Aranan şeyler değil, yöntem yanlış sanki.
Ölene kızılır mı mesela? Kızıyoruz. Hayatımızda üstlendiği görevleri eksik bıraktığını ve aslında bizim düşmanımız olduğunu düşünüyoruz. Bir sürü projenin yarım kalmasına duyulan bir öfke...
Sevmek doğuştan getirdiğimiz doğal bir özellik değil. İlk zamanlarda hissettiğiniz ve sonra tükenen o şey de sevgi değil. Olsa olsa doğanın insana verdiği bir başlangıç sermayesi. Ondan geçici bir tutku yaratmak da, emek verip sevgiyi ortaya çıkarmak da insanın elinde.
Sevgi karşındakini işgal etmek değildir. Sevgi karşındakini merak etmektir. Sevgi beklentisizliktir. Sevgi bu beklentisizliğin suladığı filizin büyüdüğünü izlemek ve ne çok şey kazandığımıza şaşırmaktır.
Sevgi davete gönlü boş gitmemektir. Kendini yavaş yavaş sunmak, karşındakini de acele ettirmemektir. Sevgi mülkiyet hakkı değildir. Sevgi bazen yitirmeyi göze almaktır. Sevgi yalnızlıktan korkmanın şifası da değildir. Yalnızlık insanın kendisiyle karşılaşma korkusudur, içsel bir meseledir. Severek iyileşebilirsiniz, ama sizi iyileştirecek olan sevdiğiniz kişiden beklentileriniz değil, birlikte yaptığınız yolculukta başınıza gelenlerdir.
Maddeye kütlesini veren Tanrı Parçacığı ise, insana anlamını veren sevgidir.
Markar Esayan
Son Eklenen Şiirler
DÖNÜŞ
Şair: İbrâhîm Nâcî
Şair çocukluğunun geçtiği eve döndü. Ancak evi, çehresi değişmiş ve
tanınmayacak bir halde buldu. Bunun üzerine aşağıdaki kasideyi yazdı:
DÖNÜŞ...
tanınmayacak bir halde buldu. Bunun üzerine aşağıdaki kasideyi yazdı:
DÖNÜŞ...
30.07.2026
Oku
Her Oğul Babasının Gölgesidir.
Şair: Kemal Sayar
Her oğul babasının gölgesidir. Kaç zamandır bir mektup yazmayı kuruyorum sana. Sadece, kalbimin derinliklerinde konuşmak istiyorum. Biliyorum melekler taşır oğulların sözünü. Kelimelerim biner Cebrail'in kanatlarına, o ışıksı varlık tamamlar sözümün eksiğini. Bir oğul ancak babasını özlemekle çiçek açar. Bir aydınlık vurur çehresine, özlemden söz açtığında.
Her oğul babasının gölgesidir.
Kemal Sayar
Her oğul babasının gölgesidir.
Kemal Sayar
30.07.2026
Oku
Dua
Şair: Kemal Sayar
Eğer ateş tam da kalbimin ortasına düştüyse ne yapayım
Yağmurun patlatması gibi tohumu, nehrin birden dönüp de
Geriye akması gibi, mahzun, dürüst ve kararlı, ne yapayım...
Yağmurun patlatması gibi tohumu, nehrin birden dönüp de
Geriye akması gibi, mahzun, dürüst ve kararlı, ne yapayım...
30.07.2026
Oku
Ey Yakınan Kişi
Şair: İliyya Ebû Mâdî
Ey yakınan kişi! Neyin var ki böyle sızlanıyorsun?
Gerçekten hasta olsan hâlin nice olurdu?
Yeryüzündeki suçluların en kötüsü,...
Gerçekten hasta olsan hâlin nice olurdu?
Yeryüzündeki suçluların en kötüsü,...
29.07.2026
Oku
Gittin
Şair: İliyya Ebû Mâdî
Gittin… Günler gülüşümüzü de alıp götürdü,
Ruhun karanlıklarında adadığımız ne varsa yıkıldı.
Sustum; öyle ki sanki dünya hiç yaratılmamış,...
Ruhun karanlıklarında adadığımız ne varsa yıkıldı.
Sustum; öyle ki sanki dünya hiç yaratılmamış,...
29.07.2026
Oku
Leylâ'ya
Şair: Es-Semehrî el-Ukaylî
Ey artık terk etmek zorunda olduğum ev! Ne seni unutabiliyorum, ne de yeniden sana uğrayabiliyorum.
Bir gece Leylâ bana geldi. Oysa ayağım, demir çivilerle sımsıkı perçinlenmiş ağır bir prangaya vuruluydu.
Eğer kurtulursam, ey Leylâ, nice yiğitler de ölümden kurtulmuştur. Yok eğer kaderin öteki yüzü gerçekleşirse, işte asıl korktuğum budur....
Bir gece Leylâ bana geldi. Oysa ayağım, demir çivilerle sımsıkı perçinlenmiş ağır bir prangaya vuruluydu.
Eğer kurtulursam, ey Leylâ, nice yiğitler de ölümden kurtulmuştur. Yok eğer kaderin öteki yüzü gerçekleşirse, işte asıl korktuğum budur....
29.07.2026
Oku
Leylâ'ya Selam
Şair: Es-Semehrî el-Ukaylî
Selam söyleyin Leylâ'ya; bir vakit uğramıştı bana.
Düşmanların arasında olsa da, sözü yine bana değmişti.
"Leylâ ile avun," dediler....
Düşmanların arasında olsa da, sözü yine bana değmişti.
"Leylâ ile avun," dediler....
29.07.2026
Oku
Uzaklara giden Leylâ'nın kervanı mı seni özleme düşürdü?
Şair: Abdullâh Bin Revaha
Leylâ'nın uzaklara göçen kervanı mı seni özleme düşürdü?
Evet; gözyaşlarımın serpiştirdiği hüzün göğsüme hâkim oldu.
Uzak diyarlara gidenlerin ardından ağladım;...
Evet; gözyaşlarımın serpiştirdiği hüzün göğsüme hâkim oldu.
Uzak diyarlara gidenlerin ardından ağladım;...
27.07.2026
Oku
Popüler Şairler
Edip Cansever
110 şiir
Turgut Uyar
99 şiir
Şiir Antolojim
90 şiir
Murathan Mungan
89 şiir
Haydar Ergülen
87 şiir
Şükrü Erbaş
80 şiir
Cahit Zarifoğlu
70 şiir
Cemal Süreya
64 şiir
Cahit Koytak
63 şiir
Oruç Aruoba
63 şiir
Hilmi Yavuz
60 şiir
Pablo Neruda
57 şiir
Ahmet Erhan
56 şiir
Birhan Keskin
56 şiir
Metin Altıok
46 şiir
Gülten Akın
46 şiir
Hüsrev Hatemi
46 şiir
Behçet Necatigil
45 şiir
Yahya Kemal Beyatlı
43 şiir
Bejan Matur
43 şiir
İlhan Berk
42 şiir
Louis Aragon
41 şiir
Özdemir Asaf
39 şiir
Küçük İskender
37 şiir
Furuğ Ferruhzad
36 şiir
Enis Batur
36 şiir
Cahit Sıtkı Tarancı
36 şiir
Can Yücel
36 şiir
Nizar Kabbani
34 şiir
Attila İlhan
34 şiir
Ahmet Altan
33 şiir
Lale Müldür
33 şiir
Ataol Behramoğlu
33 şiir
Kategoriler
Altı Çizili Satırlar
245
Anason Kokulu Şiirler
68
Bercestem
133
Çeviri Şiirler
2114
Deneme
667
Genel
108
Haiku
167
Hayali Cihan Değer
345
İstanbul Şiirleri
171
Kar Şiirleri
73
Kur'an-ı Kerim
19
Mektup
37
Röportaj
56
Şiir
7225
Şiir Gibi
40
Şiir Sanatı
126
Şiirdir Baba
167
Türk Şiiri
5045
Yol Üstündeki Semender
70
Konular / Etiketler
Hikaye (92)
ChatGPT (43)
Ölüm (31)
Sinema (31)
Aşk (20)
Röportaj (20)
Ayrılık (17)
İntihar (16)
Hüzün (16)
Baba (12)
İlişkiler (11)
Berceste (10)
Malatya (10)
İndeks (9)
Çocuk (9)
Mizah (9)
Evlat (9)
Veda (8)
Kitap (7)
Müzik (7)
Evlilik (6)
Çocukluk Şiirleri Bercestem (6)
Sevgi (6)
Özlem (6)
Yalnızlık (6)