Ruhun Kelimelerle Dansı
Şiir Antolojisi'nde binlerce şairin kalbinden süzülen ölümsüz dizeleri okuyun, hissedin ve paylaşın.
Günün Şiiri
Rastgele Seçki
Benim Allahım
Şair: Ahmet Altan
Marcel Proust’un çok yıllar önce keşfedip yazdığı gibi geçmişin anıları, kokular âleminin muhafızlığında saklanır ve her koku bir kapı açar o unutulmuş sandığınız zamanlara.
Üstüne çörek otu serpilmiş pişkin pide kokusu, birçokları gibi beni de alır bir fırının kapısına götürüp bırakır.
Vakit nedense sonbaharın son günleridir.
Hava serincedir ve akşam inmeye hazırlanır.
Kendine bir iş yaratmak isteyen yaşlı amcalarla çocukların biriktiği uzun kuyruktakiler, minare ışıkları yanmadan önce pideleri alıp iftara yetiştirebilmek için telaşlarını saklayan bir sabırla beklerler.
Sünnet hediyesi bir saati bileklerine takabilmiş olan çocuklar sık sık saatlerine bakarak iftar vaktini hesap etmeye uğraşırlar.
Ben o çocukların arasında beklerim.
Ayaklarım üşür hafiften, açlığımla gurur duyarım.
Diğer çocuklar gibi benim de yüzümde başka zamanlarda pek rastlanmayan bir ciddiyet vardır, önemli bir iş yapmakta olduğumu bilirim.
Ramazan’ı belki de en çok bundan severim.
İftar sofrasına oturulduğunda kimse çocuk muamelesi yapmaz sana, oruç tutmaya başlaman büyüdüğünün işaretidir ve büyükler şefkatli bir saygıyla davranırlar büyümeye başlayan çocuklara.
Fırına girdiğinde, pişkin hamur kokulu sıcacık bir buhar çarpar yüzüne.
Fırıncı, uzun saplı küreğini ateş renkli fırın kapağından içeri sokar ve olağanüstü bir ustalıkla içerdeki pideleri seri hareketlerle küreğinin üstüne dizip hızla çeker.
Çıraklar, müşterilerin elleri yanmasın diye kâğıtların üstüne koyup verir pideleri.
Ama ellerin gene de yanar.
Konuşmalar kısa kısadır, kaç tane istediğini söylersin sadece.
Elinde hazırladığın parayı verirsin, aceleyle alırlar.
Kutsal bir ortaklık, herkesi iftara zamanında yetiştirebilmek için müthiş bir yardımlaşma vardır.
Kimse kimsenin sırasını kapmaya çalışmaz.
Ezana birkaç dakika kala pideleri alıp hızla koşmaya başlarsın, bir iki kez tökezleyip düşecek gibi olursun ama zaferle girersin eve.
Sofra hazırdır.
Herkes sofranın başındadır.
Topun patlamasını sofrada beklemek sevaptır çünkü.
Teyzen hemen pideleri parçalayıp bir kayık tabağa dizer.
Sen de sofraya oturursun.
Top patlar.
Hayır, acele etme, açsın ama gene de aç değilmişsin gibi uzanmalısın o ilk zeytin tanesine.
Büyük bir adam gibi.
Sen artık büyüdün, sen oruç tutuyorsun, sen bu sofrada saygı görüyorsun.
Ve, Allah seni seyrediyor.
Her davranışını görüyor, onun için oruç tuttuğunu biliyor, telaş ederek onu utandırmamalısın, sabrı öğrenmelisin.
İlk zeytinin damağına yayılan kekremsi tadı, sonra bir bardak su.
Sonra çorba.
Çorbadan sonra ilk mırıltılı konuşmalar.
Gerçek, saf, içe işleyen bir mutluluk, bir sevinç, büyük bir koruyucun olduğuna inanan o mutlak güven ve huzur.
Sen iftarını açarken Allah sana gülümser, memnun olur, sen iyi bir çocuksun seni sever, sen onu seversin.
Benim Allahım öyleydi, severdi beni, onu kızdırdığımda bile severdi, ben de onu severdim, korkmazdım hiç ya da diyelim babamdan korktuğum kadar korkardım, daha fazla değil.
Ne garip beni Allahın olmadığına dindarlar inandırdı, öyle bir Allah anlattılar ki benim Allahıma hiç benzemiyordu, öfkeli, kızgın, gazaplıydı anlattıkları, cezalandırıyordu.
“Bu benimki değil” dedim, dinimiz birdi ama Allahımız farklıydı artık.
Yollarımız ayrıldı.
Ben çocukken teraviye korktuğumdan gitmiyordum ki, oraya sevindiğimden gidiyordum, Allah gülümsesin diye gidiyordum, memnun olsun diye gidiyordum ve o memnun olduğunda ben çok seviniyordum.
İyiydi bizim aramız.
Konuşurduk bile.
O bana pek cevap vermezdi, daha ziyade ben söylerdim o dinlerdi, isteklerimi samimice anlatırdım, “şu sınıfı geçmeme bir yardım etsene” derdim, sesini duymazdım ama gülümseyip “böyle haylazlık edersen benden yardım bekleme” dediğini sezerdim, hiç gücenmezdim, gülümserdim, “çalıştıktan sonra ben de geçerim ne olacak” demezdim ama aklımdan bunun geçtiğini onun bildiğini bilirdim.
Küstü mü acaba diye endişelenirdim.
Kızması değil ama küsmesi kötü olurdu, bak küsmesinden korkardım.
Onu küstürecek bir şey yapmadım.
Büyüdüm, günah işledim ama onu küstürecek günahlar değildi bunlar, bilerek kimseye kötülük etmedim, kimsenin hakkını yemedim.
Benim günahlarıma sizin Allahınız çok kızabilir, benimki kızmaz işte, belki bana şöyle bir parmağını sallar ama o kadar.
İyidir o, çok iyidir.
Onun için belki ben, fırın kapısında pide bekleyen çocuğu böylesine şefkatle ve sevinçle hatırlarım.
Onun için belki ben, işler çok sıkıştığında şöyle gökyüzüne doğru bir bakarım.
Ahmet Altan
Üstüne çörek otu serpilmiş pişkin pide kokusu, birçokları gibi beni de alır bir fırının kapısına götürüp bırakır.
Vakit nedense sonbaharın son günleridir.
Hava serincedir ve akşam inmeye hazırlanır.
Kendine bir iş yaratmak isteyen yaşlı amcalarla çocukların biriktiği uzun kuyruktakiler, minare ışıkları yanmadan önce pideleri alıp iftara yetiştirebilmek için telaşlarını saklayan bir sabırla beklerler.
Sünnet hediyesi bir saati bileklerine takabilmiş olan çocuklar sık sık saatlerine bakarak iftar vaktini hesap etmeye uğraşırlar.
Ben o çocukların arasında beklerim.
Ayaklarım üşür hafiften, açlığımla gurur duyarım.
Diğer çocuklar gibi benim de yüzümde başka zamanlarda pek rastlanmayan bir ciddiyet vardır, önemli bir iş yapmakta olduğumu bilirim.
Ramazan’ı belki de en çok bundan severim.
İftar sofrasına oturulduğunda kimse çocuk muamelesi yapmaz sana, oruç tutmaya başlaman büyüdüğünün işaretidir ve büyükler şefkatli bir saygıyla davranırlar büyümeye başlayan çocuklara.
Fırına girdiğinde, pişkin hamur kokulu sıcacık bir buhar çarpar yüzüne.
Fırıncı, uzun saplı küreğini ateş renkli fırın kapağından içeri sokar ve olağanüstü bir ustalıkla içerdeki pideleri seri hareketlerle küreğinin üstüne dizip hızla çeker.
Çıraklar, müşterilerin elleri yanmasın diye kâğıtların üstüne koyup verir pideleri.
Ama ellerin gene de yanar.
Konuşmalar kısa kısadır, kaç tane istediğini söylersin sadece.
Elinde hazırladığın parayı verirsin, aceleyle alırlar.
Kutsal bir ortaklık, herkesi iftara zamanında yetiştirebilmek için müthiş bir yardımlaşma vardır.
Kimse kimsenin sırasını kapmaya çalışmaz.
Ezana birkaç dakika kala pideleri alıp hızla koşmaya başlarsın, bir iki kez tökezleyip düşecek gibi olursun ama zaferle girersin eve.
Sofra hazırdır.
Herkes sofranın başındadır.
Topun patlamasını sofrada beklemek sevaptır çünkü.
Teyzen hemen pideleri parçalayıp bir kayık tabağa dizer.
Sen de sofraya oturursun.
Top patlar.
Hayır, acele etme, açsın ama gene de aç değilmişsin gibi uzanmalısın o ilk zeytin tanesine.
Büyük bir adam gibi.
Sen artık büyüdün, sen oruç tutuyorsun, sen bu sofrada saygı görüyorsun.
Ve, Allah seni seyrediyor.
Her davranışını görüyor, onun için oruç tuttuğunu biliyor, telaş ederek onu utandırmamalısın, sabrı öğrenmelisin.
İlk zeytinin damağına yayılan kekremsi tadı, sonra bir bardak su.
Sonra çorba.
Çorbadan sonra ilk mırıltılı konuşmalar.
Gerçek, saf, içe işleyen bir mutluluk, bir sevinç, büyük bir koruyucun olduğuna inanan o mutlak güven ve huzur.
Sen iftarını açarken Allah sana gülümser, memnun olur, sen iyi bir çocuksun seni sever, sen onu seversin.
Benim Allahım öyleydi, severdi beni, onu kızdırdığımda bile severdi, ben de onu severdim, korkmazdım hiç ya da diyelim babamdan korktuğum kadar korkardım, daha fazla değil.
Ne garip beni Allahın olmadığına dindarlar inandırdı, öyle bir Allah anlattılar ki benim Allahıma hiç benzemiyordu, öfkeli, kızgın, gazaplıydı anlattıkları, cezalandırıyordu.
“Bu benimki değil” dedim, dinimiz birdi ama Allahımız farklıydı artık.
Yollarımız ayrıldı.
Ben çocukken teraviye korktuğumdan gitmiyordum ki, oraya sevindiğimden gidiyordum, Allah gülümsesin diye gidiyordum, memnun olsun diye gidiyordum ve o memnun olduğunda ben çok seviniyordum.
İyiydi bizim aramız.
Konuşurduk bile.
O bana pek cevap vermezdi, daha ziyade ben söylerdim o dinlerdi, isteklerimi samimice anlatırdım, “şu sınıfı geçmeme bir yardım etsene” derdim, sesini duymazdım ama gülümseyip “böyle haylazlık edersen benden yardım bekleme” dediğini sezerdim, hiç gücenmezdim, gülümserdim, “çalıştıktan sonra ben de geçerim ne olacak” demezdim ama aklımdan bunun geçtiğini onun bildiğini bilirdim.
Küstü mü acaba diye endişelenirdim.
Kızması değil ama küsmesi kötü olurdu, bak küsmesinden korkardım.
Onu küstürecek bir şey yapmadım.
Büyüdüm, günah işledim ama onu küstürecek günahlar değildi bunlar, bilerek kimseye kötülük etmedim, kimsenin hakkını yemedim.
Benim günahlarıma sizin Allahınız çok kızabilir, benimki kızmaz işte, belki bana şöyle bir parmağını sallar ama o kadar.
İyidir o, çok iyidir.
Onun için belki ben, fırın kapısında pide bekleyen çocuğu böylesine şefkatle ve sevinçle hatırlarım.
Onun için belki ben, işler çok sıkıştığında şöyle gökyüzüne doğru bir bakarım.
Ahmet Altan
Son Eklenen Şiirler
ÖLÜLERİN KRAVATLARI
Şair: Yannis Varveris
Doğru, kadınlar çocuk doğururlar.
Ama erkekler de
ölmüşlerinin kravatlarıyla gösteriş yapmalılar....
Ama erkekler de
ölmüşlerinin kravatlarıyla gösteriş yapmalılar....
05.07.2026
Oku
Şiirlerimden birini dinlemek ister misin?
Şair: Bilinmeyen Şair
Fıkra
Bir bedevi, halifelerden birinin huzuruna girdi. Halife, belagatiyle (güzel ve etkili konuşmasıyla) övünmeyi seven biriydi. Bedeviye:
— "Şiirlerimden birini dinlemek ister misin?00" diye sordu....
Bir bedevi, halifelerden birinin huzuruna girdi. Halife, belagatiyle (güzel ve etkili konuşmasıyla) övünmeyi seven biriydi. Bedeviye:
— "Şiirlerimden birini dinlemek ister misin?00" diye sordu....
05.07.2026
Oku
Hayatım bu akşam yemekte ne var?
Şair: Bilinmeyen Şair
Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş.
Bu durumu konuşmak icin aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.
"Yapacağın şey su, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla....
Bu durumu konuşmak icin aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.
"Yapacağın şey su, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla....
05.07.2026
Oku
Şâir-i mâder-zâd (anadan doğma şair) İsmail Safa
Şair: İsmail Safa
Haramdır bana onsuz cinân ve can ve cihan
Sana emanetim olsun kulun gelinceye dek İlâhi!
Hâne-yi Rıdvanda kıl anı mihman....
Sana emanetim olsun kulun gelinceye dek İlâhi!
Hâne-yi Rıdvanda kıl anı mihman....
05.07.2026
Oku
Mutluluk Fotoğrafı II
Şair: Cafer Turaç
ah! bana yakışan bir kekliksin binlerce teşekkür sana
eğdirmedin başımı önüme, utandırmadın, artık yorgun değilim
ey çığlıklar, ey donuk yazlar, hırkanıza alarak unutun beni....
eğdirmedin başımı önüme, utandırmadın, artık yorgun değilim
ey çığlıklar, ey donuk yazlar, hırkanıza alarak unutun beni....
05.07.2026
Oku
Kadın
Şair: Cevat Çapan
Güller vardı, yağmurda.
Koparmayın, diye yalvardım.
Dayanmazlar, dedi kadın....
Koparmayın, diye yalvardım.
Dayanmazlar, dedi kadın....
04.07.2026
Oku
EĞER KURTULACAKSAM KALP AĞRILARIMDAN
Şair: Adam Zagajewski
Eğer kurtulacaksam kalp ağrılarımdan ve çekingenliğimden
Sienalı Azize Katerina yüzünden
Dua ediyorum ona duama kulak versin...
Sienalı Azize Katerina yüzünden
Dua ediyorum ona duama kulak versin...
03.07.2026
Oku
Canım Sıkılıyor Be Arkadaş
Şair: Simin Behbahani
Canım sıkılıyor be arkadaş! Ağlamaklıyım
Kafesten kaçarsam eğer, nereye gideyim, nereye ben?
Nereye gideyim, bir gül bahçesine varacak yolum da yok ki...
Kafesten kaçarsam eğer, nereye gideyim, nereye ben?
Nereye gideyim, bir gül bahçesine varacak yolum da yok ki...
03.07.2026
Oku
03.07.2026
Oku
Yolculuk Şiiri
Şair: Furuğ Ferruhzad
Bütün gece kalbimle biri bana şöyle diyordu:
“Gördüğünden beri çok perişansın,
Şafak vakti yıldızların arasından o gidiyor, gidiyor…...
“Gördüğünden beri çok perişansın,
Şafak vakti yıldızların arasından o gidiyor, gidiyor…...
03.07.2026
Oku
Siz içerideyken duvarlarını kendinizin ördüğü bir cezaevi gibi düşünün
Şair: Cüneyt Özdemir
X deki algoritmaya dair Cüneyt Özdemir şöyle bir paylaşım yaptı:
"Bir yayıncı olarak bence önemli bir gözlemimi paylaşmak istiyorum. Son zamanlarda burada algoritma o kadar güçlendi ki tek bir kelime aradığınızda ya da tek bir tweete birkaç saniye fazla baktığınızda sonsuz bir loop'un içine hapsoluyorsunuz. Hep ayni kelime hakkındaki tweetlerle baş başasınız
Çıkış imkansız gibi......
"Bir yayıncı olarak bence önemli bir gözlemimi paylaşmak istiyorum. Son zamanlarda burada algoritma o kadar güçlendi ki tek bir kelime aradığınızda ya da tek bir tweete birkaç saniye fazla baktığınızda sonsuz bir loop'un içine hapsoluyorsunuz. Hep ayni kelime hakkındaki tweetlerle baş başasınız
Çıkış imkansız gibi......
03.07.2026
Oku
Sâdi'den Dörtlükler
Şair: Sadi Şirazi
İçin ağlasa da kim duyar seni?
Kim anlar dışardan olan biteni?
Leylâ'nın yüzünü görenler bilir...
Kim anlar dışardan olan biteni?
Leylâ'nın yüzünü görenler bilir...
03.07.2026
Oku
Popüler Şairler
Kategoriler
Altı Çizili Satırlar
212
Anason Kokulu Şiirler
68
Bercestem
133
Çeviri Şiirler
2087
Deneme
663
Genel
128
Haiku
165
Hayali Cihan Değer
336
İstanbul Şiirleri
171
Kar Şiirleri
70
Kur'an-ı Kerim
19
Mektup
37
Röportaj
49
Şiir
7154
Şiir Gibi
40
Şiir Sanatı
122
Şiirdir Baba
155
Türk Şiiri
5015
Yol Üstündeki Semender
66
Konular / Etiketler
Hikaye (92)
Replik (23)
Goethe (19)
Röportaj (19)
Puşkin (16)
Lermontov (14)
ChatGPT (13)
Rabindranath Tagore (13)
Yakup Yaşa (13)
Nimet Yıldırım (12)
Tâhirü’l-Mevlevî (11)
Halil Köksel (11)
İndeks (10)
Malatya (10)
Ahmet Cemal (10)
Heinrich Heine (10)
Mizah (9)
Haşim Hüsrevşahi (9)
Adonis (9)
Yannis Ritsos (7)
Nietzsche (7)
Müzik (7)
Nabi (7)
Zareh Yaldızcıyan (7)
Ezher (7)