Berceste: Eğer Maksûd Eserse Mısra-ı Berceste Kâfîdir

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

artık dokunmasalar da ağlıyorum

Çıt yok bellekte

gün gelir anılar da değiştirir sözcükleri

Pencereden göründüğü kadarmış hayat

Bir başka kalpteki yerin kadardı hayat.

oyundan çıkarılmış bir çocuk

İyi demlenmemiş bir çay gibi kaldım

hayat: çocukluktaki oyunları unutma süreci

Az yanımda kal çocukluğum

bu gece sen beni çocuk say allahım…

Artık bana çocuk sevinci verilsin!

babam ne zaman gelecek diyen çocuk

Babamın yüzü gözümün önüne geliyor.

Bir gün de annenin/seni emzirirkenki/yüzünü gör düşünde

Oğullar, dünya hayatının süsüdür…”

Var mı sarılmaktan daha öte bir yakınlık?

kolların hafızası en doğruyu hatırlar

küsecek kadar sevmeli insan birini

Soruyorsun: Zarifoğlu bana dargın mısın

Amellerin Allâh’a en sevgili olanı ise, bir müslümanın kalbine sürûr vermen (teselli etmen)dir.

Gördüğüm her kul için dostum dedim.

Bir LamElif gibi yalnızız kitabın ortasında

Bir şair gördüm, konuşurken bir zambağa “siz” diyordu.

karşılaşalım derim yeni baştan: kimseyi almadan araya

Dedim ki, güneşe dönen bir çiçeğim

Ben bir aşkın kar yağışından geliyorum

Biliyorum sen kalbime düşen en güzel ateşsin..

Gönül ki hande yüzünden yaşar hayâta güler

Ok değerse bir kuşun ancak kalbine değer

kalp su alan bir sandaldır işte.. ne kadar görkemli de olsa

Ayrılığın pek yakın olmasından mı korkuyorsun?

Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi

Seni çok özleyeceğim gülüş.

Bir aşktan geriye suskunluk kalır

Kadın senden soğumuşsa, unut gitsin.

Yavaşça uzaklaşacaksın benden

Senin verdiğin hüzün kedere dönüşüyor gitgide.

gülüşleri bir sigara içimi zamanı kadar az

Acı çekiyorum elimden alınmışsın gibi

Hâlâ o koku gönül burnumda durmakta.

hasretinle söyleşmeyi öğrendim

Biraz yağmur kimseyi incitmez.

Bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı

yağmur dindi sevgilim bak dinle

Sonbahar ağaçlarda ağlarken yaprak yaprak.

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak

Beyaz çiçeklerini tektük düşüren kiraz.

Uyardım gelincikleri, üşüdüğünde gelip yaslanacaklar yüreğine.

kanadı kırık güvercinler

Başını menekşeye koydu, uyudu

artık anlaşılmıştır günün akşamlılığı

Dinleneceksin artık ebediyen

Safâ-yı hâtıra yer yok dil-i nâçize gam dolmuş

Esîr-i dest-i hicrânım garîb-i külbe-i ahzân

Beni candan usandırdı, cefâdan yâr usanmaz mı?

Yanup yakıldıgım gördükçe hayrân oldı pervâne  

Bir sürgün yeridir şiir…

Kavminden ayrıldığı için kalbinde onun kederler var de

Her insanda bir iskele bulur, yanaşır acı

İnsan bazen en çok kendinden yorulur!

hüzün çocuklar için arada bir, yaşlılar için sürekli

Mutluluk arada bir gelir, bir esintidir.

Teknenin su aldığını herkes biliyor

Sağlam bir kalbiniz varmış, kalbiniz sizi seviyor

Evler her gün yollar bizi dışarı 

Hadi git azıcık İstanbul iste

her pencerenin altında bir şiir okuyacağım.

nereye gidersem orası senin yurdun

Vapur gürültüsüz ayrılır limandan

bir tren gibi uzaklaştın sen.

hani bir de masada rakı, aşkta endişe tükenmişse

İntihar oradadır varlığının bir parçası olmuştur. Ve gün gelir ona gidersin.

Herkes kaderine boyun eğmeli.

Gidiyorum.. Beni affetme..

Ağlatmayacaktın, yola baktırmayacaktın

Beş yılda geçse daha dün bırakmış gibi özleyeceksin.

Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni.

Biz âleme bir yâr içün âh itmeğe geldik

Ben buraya zaten, sana elveda demeye geldim!

Kalbim daima seni takibedecek ve asla seni unutmayacak.

417685_233859453376167_1081895442_n2243732492112041662-223x300 Berceste: Eğer Maksûd Eserse Mısra-ı Berceste Kâfîdir

Kötülük vicdanını rahatsız eden ve insanların bilmesini istemediğin şeydir

“.. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük bir suçtur.” 

(Nûr Suresi 15.Ayet)

KALBİNE DANIŞ

Hz. Vabisa anlatıyor:

Hz. Peygamber (a.s.m)’e iyilik ve kötülük hakkında her şeyi sormak için yanına vardım. İki veya üç defa “Yanıma gel, yaklaş.” diye buyurdu. Meclisteki insanların üzerinden adımlarımı atıp giderken, onlar, yerimde durmamı istiyorlardı. Fakat ben “Bırakın beni, bütün insanlardan bana daha sevgili olan Resulullah’a yakın olmak istiyorum.”dedim. Resulullah (a.s.m) da “Bırakın onu, ey Vabisa! Yaklaş.” diye buyurdu. Yanına yaklaşıp önünde oturdum. Bana “Senin niçin geldiğini ben mi söyleyeyim; yoksa sen mi soracaksın?” deyince, “Siz söyleyin.” dedim. “Sen iyilik ve kötülük hakkında soru sormak için geldin.” buyurdu. “Evet!..” dedim. Bunun üzerine üç parmağını göğsüme dokundurarak “Ey Vabisa! Kalbine danış, nefsine danış.” buyurdu ve bunu üç defa tekrarladı. Sonra da şöyle devam etti“İyilik nefsin yatıştığı şeydir. Kötülük ise -insanlar sana fetva verseler bile- nefsi tırmalayan, sinede gel-gitler / tereddütler meydana getiren şeydir.”

(Müsned, 4/228; Mecmâu’z-Zevâid, 1/175,10/297; Darimi, Büyu, 2; Süyûtî, Câmi’u’s-Sağîr, 1/40)

***

Nevvâs b. Sem”ân anlatıyor: “Resûlullah (sav) ile birlikte Medine”de bir sene kaldım… Ona iyiliğin ve kötülüğün ne anlama geldiğini sordum. Resûlullah (sav) şöyle cevap verdi: “İyilik güzel ahlâktır. Kötülük ise vicdanını rahatsız eden ve insanların bilmesini istemediğin şeydir.” ”

(M6517 Müslim, Birr, 15)

***

Ebû Sa’lebe (r.a.) rivayet ediyor. Resulullah (sav) buyurdular ki: “İyilik, yapıldığında ruhun rahata erdiği, kalbin huzur bulduğu şeydir. Günah ise, âlimler fetva verseler bile ruhun hoşlanmadığı, kalbin ısınamadığı şeydir.” 

(Camiussağir – 3198)

20260511_1430582297686715320772955-539x1024 Kötülük vicdanını rahatsız eden ve insanların bilmesini istemediğin şeydir
“.. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük bir suçtur.”

Kırgınları Tanıma Rehberi

Dinleyin bendeki kırgın ikindiyi

İsmet Özel, Bir Yusuf Masalı

Seanslarda çok sık gördüğüm bir insan profili var: Kırgınlar.

Kırgınlar, çevrelerine göre biraz daha sessiz, sakin, içe dönük ve kendi hallerinde olurlar. Bu kendi hallerinde olma kısmı önemli. Birilerinin ne giydiğine, nereye gittiğine, hangi pozisyona yükseldiğine, neye sahip olduğuna çok bakmazlar, bunun dedikodusunu yapmaz ve kıskanmazlar. Hak eden herkesin, gönlündekine kavuşmasını dilerler.

Dünyaya dair büyük hırsları yoktur. Para kazanmak, birikim yapmak, fırsat kovalamak, ince hesaplar yapmak onlar için dünyanın en önemli meselesi değildir. Maddi konularda modern dünyanın “başarı” olarak adlandırdığı şeylere ulaşamazlar çünkü bunu pek düşünmezler, dert etmezler. Genellikle cömert olurlar ve kazançlarının tuhaf bir bereketi vardır. Çok sevdikleri eşyalarını kolaylıkla paylaşırlar, hediyeleşmeyi severler. Birilerini mutlu görmek, mutlu etmek onlar için dünyanın sayılı nimetlerindendir.

Kırgınlar sanıldığı gibi asık suratlı olmazlar. Onları ya birilerine tebessüm ederken ya da dalgın dalgın bir noktayı izlerken görebilirsiniz. Kırgın, tebessümün sadaka olduğunu bilir. Dünyaya gelmenin şaşkınlığını, uğradığı kötülüklerin şiddetini, kırılan kalbinin sızısını da hiç unutmaz, bu şaşkınlığını ve keşkelerle dolu dalgınlığını saklayamaz.

Kalp kırıklığı, kötülüğe maruz kalmak, dünyanın karanlığına uğramak bazı kalpleri, ruhları daha da köreltir. Zulme uğrayan bazen zalimleşir, hakkını aramak, öç almak için çirkinleşir. Ama kırgınlarda bunların hiçbirini göremezsiniz. Kırgın, başına gelenin bir başkasına uğramasını istemez çünkü bunun insanı nasıl etkilediğini, insanın başına ne tür belalar açtığını bilir. Çevrenizdeki kırgınlara bakın mesela, büyük bir çoğunluğunun insan ilişkilerinin iyi olduğunu, karşısındaki insana her daim büyük bir muhabbet beslediğini, onun kalbini koruduğunu, muhatabına karşı hep sevgi ve saygı dolu olduğunu göreceksiniz. Çünkü kırılan, kırmak istemez.

Bir kırgınla kolay kolay kavga edemezsiniz. Trafikte, yolda ya da hayatın herhangi bir alanında bir insana zarar verdiklerine pek şahit olamazsınız. Belki sinirlenip ağız dolusu sövdükleri olur ama sinirleri geçince bundan da pişman olurlar. Büyük hırslara sahip olmadıkları için, bu fani dünyanın boş mücadelesinden kendilerini beri tutarlar. Öfkeyle öne atlayan, bir gün kesinlikle kaybedilecek şeylere tutkuyla sarılan, bencil, saygısız, terbiyesiz insanlara genellikle yol verirler, tartışmazlar, dikkate almazlar. Sadece tebessüm ederler.

Kırgınların büyük bir çoğunluğu istemeyi ve ummayı bırakmıştır. Çünkü dünyanın işleyişini azıcık da olsa anlamıştır. Zaten bu işleyişi anlayanın yaptığı ilk şey, hızlıca geri çekilmek oluyor. Gençken birçoğumuzun dünyaya dair büyük beklentileri vardı değil mi? Ama yaşadıkça ve fark ettikçe o beklentiler kayboldu. Dünyada, henüz tam olarak idrak ve kabul edemediğimiz bir gizem var. İyilere sunulan ve sunulmayan şeylerle alakalı. Bu gizeme bir zaman itiraz ediyoruz ve büyük bir kırılmadan sonra bu itiraz, sessiz bir kabule dönüşüyor. O andan sonra artık istemeyi ve ummayı terk ediyorsun. Dua ederken bile bir noktadan sonra dilediğin tek şey sevdiklerinin ve kendinin sağlığı oluyor. “Ama olur mu öyle şey, o sonsuz hazinelerden ve güzelliklerden istemekle mükellefiz hepimiz” diyenler elbette şimdilik haklısınız, bir gün gerçekten kırıldığınızda yeniden konuşuruz.

Kırgın, bu dünyadan geçmeye çalışan kişidir. Pişmanlıklarıyla, tövbeleriyle kalp kırmadan, gönül incitmeden temiz bir şekilde gerçek aleme dönmeye çabalayan kişidir. Dünyanın sahiden de çok da bir numarasının olmadığını fark eder ve dünyayı terk etmekten yani ölümden pek de korkmaz. Ama sevdiklerinin ölümünden derin bir endişe duyar çünkü bu dünyada sığınacağı, gideceği başka bir yeri ve kimsesi kalmamıştır. Allah sevdiklerimize sağlıklı ve uzun ömürler versin.

Kırgınlar kin gütmezler, kolay kolay hasımlık etmez, düşman biriktirmezler. İnsanın hata payını hiç unutmazlar. Kendilerine kötülük yapanlara zarar vermez ama o kişiyle arasına bitimsiz bir mesafe koyarlar. Bazı fenalıkları affetmek mümkün değildir çünkü.

Kırgınlar sanılanın aksine bu dünyadan kopmuş insanlar değillerdir. Bilakis kırgınların bu karanlık dünyada, kendilerine ait huzurlu, aydınlık ve sade bir iç dünyaları vardır. Kimseye dokunmadan, kimseyi rahatsız etmeden, çok da ayrıksı görünmeden kendi iç dünyalarında yaşamayı öğrenmişlerdir. O iç dünya, dışarıdaki kötülükten, karanlıktan ve gürültüden kaçıp sığınılacak son alemdir. O alemde dedikodular, hırslar, yalanlar bulunmaz. Sadece kırgının içeriye davet ettiği bazı telaşlar, umutlar, zamansız çıkıp gelen mutluluklar bulunur. Hepsi bu.

Tanıdığım tüm kırgınlar hayatlarının her alanında zevk sahibi insanlardır. Mesela sadece ruhlarına değil görüntülerine de özen gösterirler. Temiz kıyafetler, şık elbiseler, her daim parıldayan ayakkabılar, özenle taranmış saçlar, kaliteli atkılar. Bahsettiğim şeyler kesinlikle doğrudan maddi imkânlarla alakalı değil. İnsan, sahip olduğu sınırlı kıyafetle de bir zevki ve tarzı olduğunu gösterebilir. Hoş, burada kırgının amacı zaten göstermek ve görünmek değildir sadece kendisine ve yaratılmış olmanın felsefesine saygı duyduğu, estetiğin dünyanın özü olduğunu bildiği için iyi giyinmeye, temiz kokmaya, dünyaya varlığıyla bir hoşluk katmaya çalışır. Bu hoşluğu sadece görüntülerinde değil uğraştıkları işlerde ve ilgi alanlarında da görürüz.

Yazmanın en temel sebebi kırılmaktır. Yazarlara şöyle bir bakın, büyük bir çoğunluğu kırılmış insanlardır. Dünyadan umduğunu bulamayan, kötülüğe uğrayan, örselenen, yalnız kalan insanın sığındığı ilk yer, yazının kalesidir. Yazı macerasını profesyonel olarak sürdürmenize de gerek yok, kırıldığınızda aklına gelen ilk şeylerden birisi de yazmaktır. Günlük tutan, şiir yazan, öykü yazan arkadaşlarınızı hatırlayın, onların bu dünyadaki kırgın hallerini ve güzelliklerini. Ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Sadece yazmak değil, okumak da dünyadaki kırgınların sığınağıdır. Kirli düzene ayak uyduramayan, büyük hayal kırıklıkları yaşayan insanlar, genellikle kitaplara kaçarlar. Kitapların kurduğu o büyülü edebiyat evreninde kendisi gibi kırgınlara sarılıp yalnız olmadıklarını hissetmeye çalışırlar.

Kırgınlar sessizdir. Dünyanın bazen de susarak tecrübe edileceğini, anlaşılacağını bilirler. Her şeyi konuşmaz, her şeyi anlatmazlar. Bazı hisleri insanların gözlerinden kolaylıkla okuyabilirler ve bunu diğerlerinden de beklerler. Kırgınlar, sıklıkla susmanın kalesine sığınırlar.

Toplumun incittiği insanlar sessizce kendi dünyalarına geri çekilir ve yalnızlaşırlar. Bu yalnızlığın temel amacı insanlardan soyutlanmak değil, daha az yara almaya çalışmaktır. Çevresi tarafından anlaşılmayan, sürekli eleştirilen, filizlenmek için kendi gönlüne uygun bir toprak bulamayan ruhların bir zaman sonra bulunduğu ortamdan uzaklaşması ve orada yalnızlaşması son derece doğaldır. Orada kalmaya devam etmek, yanlışların bir türlü düzeltilmediği sofralarda oturmak için ısrarcı olmak, hatır için zorbalıkları, kötülükleri görmezden gelmek ve sadece yalnız kalmayayım diye tüm bu olanlara göz yummak insanın kendisine verebileceği en büyük zarardır. Ruhunu, benliğini, kendini ezdirmektense, yalnızlığın o soylu kalesine çekilmeyi bilmeli insan. İşte kırgınlar, o soylu yalnızlık kalesine çekilmiş yorgun ve asil ruhlardır.

Kırıldık sevgili okur. Yazgımıza, yaşadıklarımıza, maruz kaldıklarımıza, ailemize, çevremize ama sanırım en çok da kendimize. Şöyle demiştim bir keresinde: “Kendimden beklemezdim bunu.” Sahiden de beklemezdim bunu.

En çok kendimize kırılıyoruz günün sonunda. Yaptıklarımız ve yapmadıklarımız için en çok kendimize kırılıp en çok kendimize üzülüyoruz. Ve yaşayıp gidiyoruz. Yaşamak denilen macera eğer buysa.

Gökhan Ergür 

image_editor_output_image1963200600-17791500897132963269600545727533-300x143 Kırgınları Tanıma Rehberi

Kendi İçine Dönenlere

Sonra üzerime bir tat geldi, hâlimi kabul geldi, hafriyatla ilgilenmez oldum. Çok da umursamaz oldum. Bu hayatı beğenir oldum, bu hayatın kendisi bana olabilecek hayatların en mânalısı geldi.

Şule Gürbüz

Kendini, herkesten ve her şeyden nasıl soyutladığını görüyorum. Tüm dost meclislerinden, arkadaş buluşmalarından, hafta sonu gezmelerinden kaçmak istediğinin farkındayım.

Birçok ortamda nezaketen bulunuyorsun ya da iş icabı. Zihninde o anlarda dolanan tek şey, bir an önce eve gitme isteği oluyor. O ortamlarda konuşulan şeylerin artık dikkatini çekmediğini fark ettin. Sahi, bu ne zaman başlamıştı? O boş, gereksiz, dedikodudan öteye gitmeyen cümlelerden ne zaman sıkılmıştın ilk? Sanırım yaşadığın o ilk sahici sarsıntıdan sonra.

İnsan, başına gelen o sahici yıkımlardan sonra, dünyada neyin gerçek neyin sahte olduğunu anlıyor ve yaşamını buna göre kurguluyor. Kendisine yük olan, zamanını ve hayatını bereketlendirmeyen beyhude insanlardan ve eylemlerden uzaklaşmaya başlayıp kendi hakikatinin peşinden gitmeye başlıyor. Bu hakikat genellikle modadan ve gürültüden uzak, kalabalıkların ilgisini çekmeyen, alkışlanmayan, aksine taşlanan şeylerle ilgili oluyor.

Ölümler, ayrılıklar, kayıplar, doğal afetler bizleri başka birine dönüştürüyor. O felaketlerden öncesi ve sonrası insan için bütünüyle farklı iki dünya oluyor. Hiç ölmeyecek, üzülmeyecek, kırılmayacak ve dağılmayacak gibi yaşayan insan, o felaketler sonrasında dünyanın geçiciliğini, insanın zayıflığını, çaresizliğini ve kırılganlığını fark edip bir süreliğine susuyor, içine kapanıyor. Bu susuş ve kendine dönüş insanın dünyada ruhsal olarak ilerlemesi, aşama katetmesi için önemli bir uğrak noktası. Kim olduğumuzu ve olacağımızı tam da o noktada belirliyoruz. Âlemde bir kum tanesi kadar bile yer kaplayamayan insan, bu geçiciliğini ve hiçliğini fark edip kendine ve dünyaya karşı konumunu, tavrını belirleyip buna göre davranmaya başladığında hayat artık onun için başka bir şeye dönüşüyor.

Ruh, bazı şeyleri artık taşıyamadığında kendi iklimini arar. Bu arayış dışarıdan bakıldığında soğukluk, isteksizlik, hatta nankörlük gibi görülebilir. Oysa insan bazen yalnızca içindeki son sıcaklığı korumaya çalışıyordur.

Çünkü dünya, insanın inceliklerini çoğu zaman hoyratça tüketir. Bir zamanlar içtenlikle verilen cevaplar, zamanla bir savunma biçimine dönüşür. İnsan ne hissettiğini anlatmak isterken yanlış anlaşılır, sustuğunda ise uzaklaşmakla suçlanır. Böylece kelimeler de yavaş yavaş güvenilmez hâle gelir. Anlatmanın insanı hafiflettiği zamanlar vardır elbette. Bazı zamanlarda bazı yaralar anlatıldıkça kapanmaz, daha çok görünür olur. Ve insan bir noktadan sonra görülmekten bile yorulur. Çünkü görülmek her zaman anlaşılmak değildir.

Belki de bu yüzden insan kendi içine yalnızca saklanmak için değil, anlaşılmanın imkânsızlığından kaçmak için de çekilir. Dışarıdaki hayat, sürekli bir açıklama talep eder. “Neden gelmedin, neden sustun, neden değiştin, neden eskisi gibi değilsin?” Oysa insanın en mahrem değişimleri çoğu zaman gerekçelendirilemez. İçte olup biten şey, dışarıdaki cümlelerin diline çevrildiğinde küçülür. Bazı dönüşümler vardır, onları izah etmek, onlara ihanet etmek gibidir.

İçine kapanan insan, çoğu zaman dünyaya küsmüş değildir. O, dünyanın kendisinden beklediği rolü artık sürdüremediğini fark etmiştir. Hayat, ona bir sahne gibi değil, bir imtihan gibi görünmeye başlamıştır. Eskiden kendiliğinden yapılan jestler, gülüşler, kabuller ve uyumlar artık ağır birer kostüme dönüşmüştür. İnsan o kostümleri çıkardığında çıplak kalmaz, aksine ilk defa kendi tenine temas eder. Ne var ki bu temas kolay değildir. Kendine yaklaşmak da bazen ürkütücüdür. Çünkü insan kendi içinde yalnızca huzuru değil, ertelenmiş acıları, yarım kalmış yasları, adını koyamadığı kırgınlıkları da bulur.

İşte bu yüzden iç dünya, sanıldığı gibi yalnızca bir sığınak değildir. Orası aynı zamanda bir yüzleşme mekânıdır. İnsan orada başkalarından kaçarken kendisine yakalanır. Unuttuğunu sandığı bir ses, çoktan geçtiğini düşündüğü bir anı, artık etkisini yitirdiğine inandığı bir cümle, sessizliğin içinde yeniden belirir. Kalabalık insanı dağıtır, sessizlik ise toplar ama toplarken de ne varsa ortaya çıkarır. Bu yüzden içe dönüş, romantik bir inziva hâli değil, çoğu zaman ağır bir hesaplaşmadır. İnsan kendi karanlığına gözleri alışana kadar orada rahat edemez.

Ama yine de insanı olgunlaştıran şey biraz da bu karanlıkta kalabilme cesaretidir. Modern hayat, insana sürekli dışarı çıkmayı, görünmeyi, konuşmayı, çoğalmayı, temas etmeyi, üretmeyi, yetişmeyi öğütler. Sanki insan ancak dolaşımda kaldıkça var olurmuş gibi. Oysa ruhun bazı hakikatleri dolaşımda değil, çekilmede belirir. İnsan bazı cevapları konuşurken değil, sustuğunda duyar. Bazı yönlerini başkalarının bakışında değil, kendi yalnızlığının aynasında tanır. Ve bazen var olmak, görünür olmaktan değil, görünürlüğün zorbalığından kendini korumaktan geçer.

Kendi dünyasını kuran insan, aslında bir anlamda ikinci bir doğumun eşiğindedir. İlk doğumunda ona bir isim, bir aile, bir dil, bir çevre, bir hikâye verilmiştir. Fakat yaşadığı büyük sarsıntılardan sonra insan, kendisine verilen bu hikâyenin tamamının kendisine ait olmadığını fark eder. Başkalarının beklentileriyle örülmüş bir hayatın içinde nefes almakta zorlandığını hisseder. O andan itibaren insanın asıl meselesi, kendisine verilmiş hayatla kendi seçtiği hayat arasındaki mesafeyi görmektir. Bu mesafeyi gören kişi, artık eskisi gibi yaşayamaz. Çünkü bir kere uyanan bilinç, eski uykusuna masumca dönemez.

Burada insanın yalnızlığı derinleşir. Fakat bu yalnızlık yalnız kalmış olmanın sıradan yalnızlığı değildir. Bu, artık aynı kelimelerle konuşamamanın yalnızlığıdır. Aynı sevinçlere sevinememenin, aynı hırslara kapılamamanın, aynı küçük hesapların içine yerleşememenin yalnızlığıdır. İnsan çevresindekileri sevmeye devam edebilir ama onların yaşama biçimine geri dönemeyebilir. Bu da tuhaf bir ara hâl yaratır. Ne tamamen dışarıdasındır ne bütünüyle içeride. Ne dünyadan vazgeçebilirsin ne de onun eski davetlerine inanabilirsin. Bir eşikte yaşarsın. Ve eşikler, insan ruhunun en çetin mekânlarıdır.

Fakat eşikte olmak yalnızca huzursuzluk değildir; aynı zamanda imkândır. Çünkü eşikte duran insan, hem geride bıraktığını hem de henüz varamadığını görür. Onun bakışı bu yüzden daha hüzünlü ama daha keskindir. Bir şeyin sonunu gördüğü için başlangıçlara daha temkinli yaklaşır. Faniliği bildiği için abartılı neşelere, büyük vaatlere, kendinden emin cümlelere kolayca inanmaz. Bu inançsızlık kuru bir kuşkuculuk değildir, hakikate karşı duyulan saygıdır. İnsan artık gerçek olmayan hiçbir şeyin kalbinde fazla yer kaplamasına izin vermek istemez.

Belki de bütün mesele burada düğümlenir: İnsan, dünyadan değil, sahiciliğini kaybetmiş ilişkilerden, anlamını yitirmiş meşguliyetlerden, ruhunu incelten temaslardan uzaklaşır. Kendi içine çekilmesi, aslında hâlâ bir şeyi korumak istediğini gösterir. Tamamen vazgeçmiş olan insan korunmaz, kendini bırakır. Oysa içine dönen insan, içinde hâlâ kirlenmesini istemediği bir yer bulunduğunu bilir. Bir çocukluk bakiyesi, bir merhamet izi, bir inanma kabiliyeti, bir güzelliğe iman etme hâli. Bütün bunlar dünyanın hoyratlığı içinde kolayca ezilebilir. İnsan bazen bu yüzden kapısını kapatır. Kapıyı kapatmak, içeride bir şeyleri hayatta tutmak içindir.

Bunu bilmeyenler, yalnızlığı yalnızca eksiklik sanır. Oysa bazı yalnızlıklar eksiltmez, damıtır. İnsanın içinde fazlalık olan ne varsa yavaş yavaş çöker, geriye daha az ama daha yoğun bir öz kalır. Herkesin sesi çekildiğinde, insan kendi içindeki en eski sesi duymaya başlar. Bu ses bazen dua gibidir, bazen pişmanlık, bazen çocukluğun uzak bir yankısı, bazen henüz yazılmamış bir cümle. İnsan o sesi duyduğunda anlar ki, uzun zamandır başkalarıyla konuşurken kendisiyle konuşmayı unutmuştur.

Yine de insan kendi içine çekilirken dikkatli olmalı. Çünkü iç dünya hem şifa hem de tuzak olabilir. Kişi orada kendini bulabileceği gibi, kendi yankısına da hapsolabilir. Yalnızlık, insanı derinleştirdiği ölçüde keskinleştirebilir de. Bu yüzden içe dönüşün nihai anlamı, dünyayı bütünüyle reddetmek değil, dünyaya hangi mesafeden bakacağını öğrenmektir. Ne her çağrıya cevap vermek ne de bütün çağrıları düşman bilmek. Ne herkese açılmak ne de kimseye görünmemek. Olgunluk biraz da bu mesafeyi ayarlayabilme sanatıdır.

Biliriz ki insan, yalnızca kendisiyle kalarak tamamlanmaz ama kendisiyle kalmayı öğrenmeden de başkalarıyla sahici bir bağ kuramaz. Kendi iç odasından geçmemiş bir yakınlık, çoğu zaman bağımlılık, alışkanlık ya da oyalanma olarak kalır. İnsan ancak kendi sessizliğine dayanabildiğinde, başkasının varlığına muhtaç olmadan onu sevebilir. Ve ancak kendini duyduğunda, başkasının sesini gerçekten işitebilir.

Bu yüzden şimdi yaşadığın şey bir son değil. Belki eski hayatının sonu, ama bütünüyle hayatın değil. Eski neşenin, eski tahammüllerinin, eski kalabalıklarının, eski kabullerinin sonu olabilir. Fakat bu sonun içinde daha sahici bir başlangıcın tortusu da var. İnsan bazen önce dünyadan çekilir, sonra dünyaya daha doğru bir yerden döner. Artık kendini ispat etmek için değil, kendini kaybetmemek için yaşar. Artık herkes tarafından anlaşılmak için değil, kendine ihanet etmemek için konuşur. Artık hayatına çok insan almak için değil, hayatına aldığı birkaç insanla hakiki bir bağ kurabilmek için var olur.

Belki bundan sonra daha az yerde bulunacaksın. Daha az insanla görüşecek, daha az şeye heyecanlanacak, daha az cümle kuracaksın. Ama belki de ilk kez, kurduğun cümlelerin içinde gerçekten sen olacaksın. İlk kez, sustuğunda eksilmiş değil korunmuş hissedeceksin. İlk kez, gitmediğin yerler için suçluluk değil, kendi ruhuna sadakat duyacaksın. İnsan bazen hayatı genişleterek değil, daraltarak derinleştirir. Çünkü derinlik çoğu zaman kalabalıkla değil, seçilmiş bir azlıkla gelir.

Ve şunu bilmek gerekir: Kendi dünyasını kuran insan, dünyaya düşman değildir. O sadece artık rastgele bir dünyanın içinde rastgele yaşamak istemiyordur. Gördüğü acı, onu duyarsızlaştırmamış, aksine bazı şeylere karşı daha hassas, bazı şeylere karşı daha mesafeli kılmıştır. Bu mesafe bir soğukluk değil, bir haysiyet biçimidir. İnsan, ruhunu her temasın geçip gideceği bir geçit yerine koymadığında, kendisine saygı duymaya başlar.

Belki de içe dönüşün en kıymetli tarafı budur: İnsan kendi varlığını yeniden ciddiye alır. Onu her gürültüye, her beklentiye, her çağrıya, her ilişkiye teslim etmez. Kalbinin de bir eşiği olduğunu, ruhunun da bir mahremiyeti bulunduğunu, insanın da tıpkı bir ev gibi kapısının, penceresinin, odalarının ve kilitlerinin olması gerektiğini anlar. Herkes içeri girmemelidir. Her söz içeri alınmamalıdır. Her bakışa, her yoruma, her davete açık yaşamak, insanı sonunda kendi evinde misafir eder.

Oysa insan kendi evinin sahibi olmalıdır. Kendi iç evinin. Orada neyin kalacağına, neyin çıkacağına, kimin oturacağına, hangi sesin yankılanacağına kendi karar vermelidir. Belki ruhsal olgunluk dediğimiz şey de budur: Dünyadan bütünüyle kopmadan, dünyanın istilasına da açık olmadan yaşayabilmek. Kendi içine kapanmadan, ama kendini de her gelene açmadan. Bir kapı aralığı kadar dünyada, bir oda sessizliği kadar kendinde kalabilmek.

Şimdi senin içe çekilişinde bir tükenişten çok, böyle bir yeniden yerleşme hâli görüyorum. Sanki ruhun uzun zamandır kiracı gibi yaşadığı yerlerden çıkıp kendi evine dönmek istiyor. Biraz dağınık, biraz sessiz, biraz yorgun ama kendine ait bir eve. Bu dönüşün aceleye ihtiyacı yok. Terapilerde sıkça gördüğüm şey şu: Bazı insanlar hemen iyileşmek ister, bazıları hemen eski neşesine kavuşmak, hemen sosyalleşmek, hemen unutmak, hemen normale dönmek ister. Oysa insan ruhu emirle toparlanmaz. Bazı yaralar zamanla değil, zamanın içinde kurulmuş yeni bir anlamla kapanır.

O anlam bulunana kadar insan biraz susar. Biraz bakar. Biraz bekler. Ve belki de ilk defa, hayatı kendisine dayatıldığı biçimiyle değil, kendi hakikatinin terazisinde tartar. Neyin kalacağına, neyin gideceğine, kime açılacağına, kimden uzak duracağına, hangi sesin kalbinde yer bulacağına karar verir.

Bu kararlar dışarıdan yalnızlık gibi görünür. Ama bazen yalnızlık, insanın kendine verdiği en asil cevaptır. Çünkü herkesin içinde kaybolmaktansa, kendi içinde bir süre beklemek daha onurludur. Gürültünün alkışladığı bir hayatı yaşamaktansa, sessizliğin içinde kendi hakikatini aramak daha sahicidir.

Ve işte senin hikâyen de burada başlıyor: Kalabalıkların bittiği, açıklamaların tükendiği, eski alışkanlıkların anlamını yitirdiği o yerde. Kimsenin fazla uğramadığı ama insanın kendisiyle ilk kez gerçekten karşılaştığı o iç şehirde. Orası karanlık olabilir, tenha olabilir, zaman zaman korkutucu olabilir. Ama unutma: İnsanın en sahici ışığı çoğu zaman dışarıdaki parlaklıktan değil, uzun süre baktığı kendi karanlığından doğar.

Gökhan Ergür

gokhan-ergur-siirleri3618660079792942099-768x1024 Kendi İçine Dönenlere
Bir eşikte yaşarsın. Ve eşikler, insan ruhunun en çetin mekânlarıdır.

Güvercin Gerdanlığı’nda Son Beş Yıl Söyle(n)diklerim I

MAYIS 2026

Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi
Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın
*
Bırak, zaman ne dilerse onu yapsın
Kaderin hükmüne karşı gönlün rahat olsun

*
Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti
Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi
*
Ayrılık acısı bülbüle şakımayı öğretince
acıların tuzağına takılmış kalmış
Geceleyin gökyüzünde yolunu kaybetmiş
Yeryüzü de ona bir hayli dar gelmiş
Ağacının ıssız dallarında silkindikçe
Aşka gelip ağlamaktan güler
Bürünüp abasına yüzü kapalı
İhtiyârâne yola koyulur yorgun adımlarla
Tüneyince sırtı kamburlaşır

*
çünkü okşayış kalıcıdır, 
çünkü kaybolup gitmez, sizin, ey şefkatliler, 
örttüğünüz yer; çünkü altında o saf 
daimiliği hissedersiniz. Ve ebediyet beklersiniz âdeta kucaklayıştan.
*
Kuseyyir uzağı göremeyen, olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır. Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cevaplar veren, gülünç görünümlü, saf birisidir.
*
“Yoruldum, usandım hayatın zorluklarından, usanır elbet -Ey babasız kalasıca!- seksen yıl yaşayan.”
*
Ma’mer’deki tarlakuşu hayret sana, ortam sana kaldı, ıslık çal ve yumurtla. Gaganla eşele dilediğin yeri, Sevin, avcı bırakıp gitti seni. Tuzak kaldırıldı senden, neden sakınıyorsun? Günün birinde kesinlikle avlanacaksın, sabret hele.
*
Halbuki aşkın yokuşunda mesafeler almıştık biz,
Tam kavuşunca ben tutundum, o ise kayıp gitti

Ve visal düğümünü atmıştık aramızda;
Tam uzlaşınca düğümü sıktım, o ise çözüp gitti
*
Aşıklar Kitabından Altı Çizili Satırlar
*
İbnül Kayyım el-Cevziyye’nin Aşıklar Kitabı’nda Geçen Şiirler
*
Size karşı olan hatam büyüktür. Bir müddet için hiddetime yenilmiş, bana yaptığınız o şakadan sonra geceleyin temiz kalple Allah’a dua ederek: ‘O da bana yaptığı gibi bir şeye uğrasın!..’ demiştim. Duamın bu kadar çabuk kabul edileceği ve size bu kadar ağır dokunacağı aklıma gelemezdi… Yaptığım bu kötülüğü bana bağışlayınız!
*
Sen kalbini uzaklaştırmayı seçtin
Sen çoraklığı
Başka kelimeleri…
Ben bir ağıtçı gibi bakıyorum rüzgâra
Bakışımı acıtan anların
Ağırlığına.
*
Bütün sözler
Penceremden uçup gitti.
Bana bakışın
Kollarında uyuttuğun sabahlar
Karışıp gitti rüzgâra.

*
Çünkü bitmez acı.
Vadileri geçiyoruz
Ölüm konuşuyor.
Ormanı geçiyoruz
Ölüm konuşuyor
Ve zirvesinde dağların
Bir keder
Gitmiyor bizden
O kalp ağrısı.
*
Çünkü aynıydık
Yola çıkarken
Yol oyaladı
Ve dağıttı bizi.
Ama aynıyız yine,
Aynı havayı soluyan
Ve aynı ölümle
Ölen.

Olmadı!
Duyulmadı sesimiz.
Varlığımız görülmedi.
Şimdi bu ıssızlıkta
Titriyoruz,
Korku içindeyiz,
Dünya bir heves.

*
Senin omzuna yaslanmak
Bir dağın tamamlanması.
Senin omzuna yaslanmak
Akmak bir vadiden.
*
Bir yabancıyım 
Kelimeler iki dağın arasında 
Gurbet gibi bakıyorlar bana. 
Öylesine gidip geliyorum 
Gölgem yok 
Ve güneş yaram benim 
Hiç kapanmamış.

*
(Yüreğini yeme!) sözü karanlık olmakla birlikte gerçektir. Biraz sert söylemek gerekirse, içini dökecek arkadaşı olmayan kişi, kendi yüreğini kemiren bir yamyamdır… dosta söylenen sevinç iki kat olur acı ise yarıya iner, çünkü bir sevinci paylaşmakla daha çok sevinç duymayacak, bir acıyı paylaşmakla acısı hafiflemeyecek kimse yoktur.
*
Oğluyla konuşma girişimleri, kırık dökük sözcükler: “Bak Can, babanla ayrı yaşarsak çok daha iyi olacak, kendimi daha iyi hissedeceğim. Senin için değişen bir şey olmayacak, inan bana…
*
Adamın biri bir deniz balığı tutmuş günün birinde, o kadar sevmiş ki yanında hep kalsın istemiş.
*
aşırı düşünme eylemini mayalanan ekmek hamuruna benzetmektedir; ekmek hamuru mayalanırken hacminin ikiye katlanması gibi aşırı düşünme sırasında da olumsuz düşünceler çoğalır ve zihnin tümünü kaplamaya başlar. 
*
yazmak geliyor içimden, mahya gibi:

Ben o kadını çok sevmiştim.
Olmadı, başaramadım,
Özür dilerim.
*
Yine gelir diye bekledim. Anlatacaktım,
Biliyorum, diyecektim, anlıyorum seni,
renk vermiyor, dik tutuyorsun kuyruğu.
Kandıramazsın ama beni,
yabancıyım ben de buralarda senin gibi.

*
Kaldırır kadehini, tokuşturacak bir kadeh arar.
Bir kavis çizer kalkan eli havada.
(Tokatlıyan’da o gece…)
Dudaklarında ince bir tebessüm
kalakalır öylece.
*
Yaşadığımız bir hadiseye atfedilmesi gereken tek ve zorunlu bir mana yoktur. Çünkü her hadise görelidir. Kalbimize hayırlı bir yorum yerleştirdiğimizde o, kabul edilmeyi bekleyen bir dua niteliğine bürünmüş olarak gerçeklik süreçlerine etki edecektir.
*
Aldı eline tir-i kaza vü keman ecel
Bolayki beni eyleye ya Rab nişan ecel

“Ecel eline kaza oku ve yayını aldı. 
Ya Rab ola ki beni hedef eyleye”

NİSAN 2026

Dayanamıyorsan, kaldıramıyorsan Ya sabır deyip Cenabı Allah’tan sabır isteriz. Ama dayanabiliyorsan, idare edebiliyorsan, şikayete dönüştürmeden konuyu götürebiliyorsak sabır duasına da çıkmaya gerek yoktur. Çünkü sabır istemek bir İmdat butonu gibidir, ben dayanamıyorum demektir ve dayanıyorsa eğer mevzu sabır yerine şükür mevzusu olmalıdır. 

Cehennem bir isyan memleketidir, bir şikayet memleketidir. Cehennemde halinden memnun hiç kimse bulunmaz. Şikayetler isyanın kodlarını barındırıyor ve bir şikayet yurdu olan cehennemin de bir yansımasını yüreğimizde hissettiriyor. Şükür de cennetin hallerinden birisi. Cennet bir şükür memleketi, dünyadaki şükürlerde cennetteki parçalarından birer yansımalar. Bu manada şükreden aslında cennetten bir kesit yaşıyor. Şikayet eden de ötelerde azap memleketinden bir sembolü kendi yüreğinde taşıyor.

*
Ateş gibi bir nehr akıyordu, 
Rûhumla o rûhun arasından
*
İnsanın ruhu bazen kırılmaz; ama yine de eksik yaşar.
Sessizce eksilir canlılık, varlık yavaşça solar. 

‘Yaşamıyor gibi’ yaşarsın.

Bu, büyük acıların, derin çöküşlerin hikâyesi değildir. Daha sinsi, daha gündelik bir kayboluştur. Ruha canlılık veren şey azar azar kaybolur.

Sabah uyanırsın hayat devam eder. Yapılması gerekenler yapılır, konuşulması gerekenler konuşulur. Fakat bütün bunların ortasında insan, kendi varlığına dokunamaz hâle gelir. Ne dibe vurmuşsundur, ne de suyun yüzüne çıkabilmişsindir. Bir araf, bir arada kalma hâli: Nehirde sürüklenen bir dal parçası gibi, yönsüz, ağırlıksız.

*
Divan Şiirinde Ölüm Karşısında Âşıkların İstekleri
*
müteahhit çağında yaşıyoruz sevgilim sana vaat edeceğim ev sıradan değil 
göle bakmıyor diye pencerelere küsme 
üzme beni tek katlı bir gülüş için 

*
ben ardından üzülecek değil 
unutulacak adam olarak yaratılımış bir aşiretin 
uzak şehirlerdeki başı dik şubesiyim 
içim, karla karışık
*
Āh ezelki demleri devrānı aŋdum aġladum
Gözlerümden yaş aķup yārānı aŋdum aġladum

*
Eger derdimüze olmazsa dermān
Ki Azrāile bāri eyle fermān
*
Gam meş’alidir bu sönmek olmaz
Cân vermek olur da dönmek olmaz

*
Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin 
Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ
Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ 
Ne özge çillesi var [hecr] semtine gidenin 
Gören şanır ki şafādan semā’-ı rāh ederim 
Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim”
*
Bir ṭarafdan elem-i cism ü ża‘ı ̇̄f ü ḥayrān
Bir ṭarafdan da hücūm etmede ża‘f-ı hicrān

*
Añladım cevriñe pāyān u nihāyet yoḳdur 
Bende de ẕerre ḳadar ṣabra liyāḳat yoḳdur
*
Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah’ın adıyla. Rahman ve Rahîm ancak odur. Benden kederi, tasayı ve hüznü gider ey Rabbim!”
*
Kimi vakit geldim sana
Ama hüznüm döndü
Baktım ki işgal gözlerin
*
Sözde şehvet dilde şehvet
Hani sükut tevazu uzlet
Sen konuş şeytan mütebessim
Nerde korku karar basiret

*
Şunu da yaz bedeli olsun
Sabırla titreyerek öyle yalın
Ve kimsemiz olmadan oturacağız
Kıyısında ayrılığın
*
nerde
yok mu ölümleriniz 
dininiz mezhebiniz aşkına 
ölememekten döndüm şaşkına 
rabbiniz taptığınız aşkına 
bir yudum ölüm 
bir yudum ölüm veriniz

*
Ölüm, sustuğudur bir sevdiğin,
    Biraz uzun…
Sararması bir güzel yüzün,
     Biraz katı…
Günlerin azaltması sevilenleri,
      Biraz hiç yok…
Ölümümüzle kavuşma ümidi,
       Biraz uzak…
*
şair! gördünüz kimbilir kaç aşkın battığını
o derin sulara kapılmış şiirlerinizde…
nedeni, ne kayalar ne fırtınalardı:

kuytulardı, geçip gittiler sözlerimizden
geriye sadece kuytular kaldı

*
hüzünden daha kötü bir yolaçıcı olabilir mi?
şimdiye kadar olmadı
ama şimdi, nedense, her şeyde
ansızın dağılan kelebek tadı
*
kuş çığlığıysam ya da ot gölgesi şayet
senin halvetinde bulmuşum bu gerçeği

*
Kendini Öldüren Adamın Şarkısı
Yalnız kalınca beni çarmıha germekti niyeti 
Fakat ben fırsat vermedim 
Dayadım hançeri boğazına.
*
toprak her an beni kendine çağırır
gömsünler beni diye yoldan gelirler
mezarıma bir dal çiçek bırakırlar
ah belki yarı gece o sevgililer

*
Ne kadar uzak, uzak
Yollardan gelir bize
Ve çok yabancı bir şey gibi sevinçlerimiz,
Keder durmadan çiçek açar içimizde.
Ne çıkar unuttuk hepsini!
*
İki kitap arasında seni çalmaya çalışıyorum. Hayatın yakınlarımızda geçiyor kızınla benim yakınımızda ama asla bizimle değil. Biliyorum, bir gün gideceksin. Gözlerinde uzak rüzgarlar esiyor. Ama bugün, bu günü bana ver sanki son günmüş gibi.
*
Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!
*
duysana, kopuk ve uzak bir şeyler var aramızda
ya beni bırak,
ya sarıl bana.

*
bulaşık yıkayıp kötü çaylar yapacağıma belki biraz daha para kazansaydım sonumuz böyle olmazdı albayım…
*
Durduğu yerde değersiz bir bütün olarak kalmaktansa, parçalana parçalana gitmenin büyük doğruluğuna inandırmıştı kendini.
*
köñül badım emdi anıñ yolıña
sewip sözi tuttum bütüp kavlıña
*
Çünkü bazı şiirler cevap sunmaz; yalnızca, insan deneyiminin en kırılgan noktalarına dair sessiz ama kalıcı bir kayıt bırakır.
*
Cebrail Aleyhisselam:
Ey Ahmed! Yüce Allah seni özlüyor!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
Allah katında olan, daha hayırlı ve daha devamlıdır!
Ey ölüm meleği! Haydi, emrolunduğun şeyi yerine getir!
Ruhumu, canımı al!” buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, yanındaki su kabına iki elini batirıp ıslak ellerini yüzüne sürdü ve:
Lâ ilahe illallah! Ölümün de, akılları başlardan gideren ıztırap ve şiddetleri var!” buyurduktan sonra, elini kaldırdı, gözlerini evin tavanına dikti ve:
Ey Allah’ım! Refik-i A’lâya!” diye diye mübarek ruhunu teslim etti. Eli yanına, yanındaki suyun içine düştü.
*
Ümit iplerimi kopardım senden. İndirdim yükümü bineğimin üstünden.  

Ey dünya! Senden elde ettiğim bir şey için kalmaktan ve onun benim için baki kalmasından umudumu kestim.

*

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK ŞUBAT 2022 NİSAN 2021

*

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK MART 2023 – MART 2022

MART 2026

Kimin nasıl bir anısı haline geleceğimizi hiçbirimiz bilmeyiz.

*

Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.

*

Bunlar ihtimal hiç okunmayacaktır,

Günahkâr ölülerin Fatihaları gibi.

*

Bir defa ne yazık ki kimse birbirini okumuyor. Okuyanlar eski şiiri okumuyor. Şiir, eski yaygınlığını yitirmiştir. 

*

Yeni bir kente gideceğim burdan.

Ne uğurlayan olacak beni,

Ne orda karşılayan güvermiş bir sevinçle.

*

Sadece bir fotoğraf bütün bunları görmemize izin verir. Uzun uzun bakmamıza. Düşünmemize. Kendimizi görmemize. Tanıdığımız insanları görmemize. Kendi çocuklarımızı görmemize. Başka bir yerde, başka birinin hayatını hayal etmemize.

*

ŞUBAT 2026

elbette seviyorum Seni, 

seviyor olmalıyım yani, 

ama yaşlandım, unutuyorum, 

karıştırıyorum sık sık 

Seninle ilgili duygularımı 

*

ve aramızda bu giden gelen 

şiirler ve ezgiler 

rüzgârın nefesiyle birer birer 

silinip gidiyor zihnimden 

*

Son günlerde, 

ortada aksayan bir şey, 

bir suç, bir yıkım 

olmadığı hallerde bile 

kendimi suçlu, değersiz 

ve çaresiz hissediyorum.

*

önce üç gün, sonra üç ay, 

sonra belki üç sene 

Tanrıdan başka 

kimseyle konuşmamayı dene,

*

ama bir şeyler vermek isteyen sensen birine,

kendin yola çık hemen, onu bekleme.

gençleştirir, güçlendirir 

bunun için teptiğin yollar seni.

*

yüreği hızlı çarpanları alıyoruz yanımıza, 

içi mezar gibi daralanları… 

ve çalmaya gidiyoruz Tanrı’nın kapısını.

*

OCAK 2026

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi 

Hepsi ardımızda kalır.

*

Uzaklaş ama yavaş, ne bu telâş 

Ayrılık kalbimde bir elmastıraş.

Sonu geldi… 

Sonu geldi günlerin ve güzeldi.

*

Çünkü er ya da geç alır

Aşk öcünü kendisinden

*

Hiraeth, işte o kapının önünde bekleme hâlidir. Açılmayacağını bile bile orada durmak, seslenmemek ama vazgeçmemek… Ve bazen, insanı derinleştiren şey tam olarak budur: Daha yanındayken bile vedasını sezdiğimiz bir şeye, dönülmeyeceğini bile bile kalpten yer açabilmek.

*

aramızda çok kötü bir konuşma geçti, bundan sonra onunla hiçbir zaman barışamayız artık. Mauve o kadar ileri gitti ki artık dediklerini geri alamaz, zaten almak istemez

*

Ben de artık öfkemi tutamayacak duruma gelmiştim. Bir dönüş yapamayacak denli ileri gittik. Sevgimizin bahçesini zorla bozuyor, alt üst ediyorduk. Arada bir durduğumuz ve sustuğumuz oluyordu. O anlarda ne istekle, ne de çok zevk duyarak birbirimizin boynuna sarılabilirdik. Ama kalplerimizden yükselen sevgi sesini, kötü onurumuz dinletmiyor, boğuyordu.

*

Açık konuşayım: Bir geçiş döneminde değil, bir kopuşun içindeyiz.

*

Bana o zaman Adamas: «Yalnız kalacaksın sevgilim!» demişti. «Uzak ülkelerde baharı aramaya giden kardeşlerin, o soğuk iklimde bırakıverdikleri bir turna yavrusu gibi, gerilerde tekbaşına kalıvereceksin.»

*

Ah! Zavallı ben!

Güzel günlerdi. Ama ardından 

Hüzün dolu bir günbatımı geldi.

*

ARALIK 2025

Bir gün bu fotoğrafa

geri dönmek isteyeceksin.

*

Bu çalışmanın en çarpıcı yönü, yapay zeka modellerinde şimdiye kadar pek dikkat çekmeyen bir zayıf noktayı ortaya koyması. Üstelik bu zayıflık, görece basit yöntemlerle aşılabiliyor. 

*

Biten evlilikler ve yeniden başlayan evliliklerle hırpalanan bir psikoloji ve her seferinde kendine bir nizam arayan yeni bir ailenin kuruluşu… Bu hengâme Niyazi Bey’i yormuş olmalı. Hem maddi hem de manevi açıdan.

*

KASIM 2025

Çünkü hiç hazır olmadığım bir yaza girmek üzereyim ve çünkü geçen kışın soğuklarında, şimdi senin rüzgârlı bir tepesinde uyuduğun bu kentteki son sevdiklerim, beni, sevdiğim için öldürdüler!

*

EKİM 2025

Denizi üç günde geçen serçenin

Bir seher vaktinde soluk soluğa

Tünediği dalda şenlik gibisin

*

EYLÜL 2025

Üzüldüğüm tek bir şey var. Biraz daha yaşamak is­terdim, şu çocuğun beni hatırlaması için, başka bir şey istemiyorum. Şu çocuğun beni hatırlaması için. 

*

EYLÜL 2023

Eğer bir gün, uzun yıllardan sonra

Karşılaşırsak ikimiz yine

Nasıl bakabilirim, nasıl sana?

Sessizce ve gözyaşları içinde

*

AĞUSTOS 2023

Taşı söze çevirmeye çalıştım ve katı

şöhretini hayatın birkaç sözle hafifletmeye:

N’olur bana taş atma, öyle ağır ki

benim taşıdıklarım, atamam bile sana!

*

Kaç defa dilemişimdir biilmiyorum, babamı çocukluğunda veya gençliğinde tanıyan birinden dinlemeyi….

*

iki insanın birbirlerine karışacak derecede yakınlaşması ve geri dönüşü olmayacak derecede uzaklaşmasın eşsiz bir örneği

*

Ben seni seyrediyorsam, sen de beni,

Kimdir ilk gülümseyecek olan?

Gülüyor şimdi ilk gülümseyen.

*

Böyle sürekli mutsuzluktan söz açıp durman, korkarım ki bir gün seni gerçekten mutsuzluğa uğratacak.

*

Bugün ister edebi alanda, ister sanatın diğer dallarında olsun insanın kalbindeki ağır yükleri hafifletecek eserlere ihtiyaç var. İnsana ümit vermeye, onu ayakta tutmaya çalışan eserler üretmek zorundayız. İnsanın en azından kitap okumakla dindirilebileceği kederleri de vardır ve bunlar bence pek çoktur.

*

Madem bir musibet dönemindesin, musibeti ikileştirecek, çözümü zorlaştıracak, seni daha da sıkıntılı hâllere sokacak işlerden ve tutumlardan kaçın. Bu tutumlardan birisi de etraftakileri kınamak ve suçlamaktır. Onların gönüllerini incitmektir. Hep kendini haklı, başkalarını haksız görmekle nefsine taraf çıkmaktır. Uğradığın haksızlığın bir hissesinin de sende olduğunu görememektir.

*

Kuramadım onu, gereğince; sana da, yeterince, ulaşamadım — bu ‘beceriksizlik” yalnızca benden mi kaynaklanıyordu; onu da, bilemiyorum.

Muhtemelen, öyledir.

Ne sen, ne de ilişkinin kendisi—

Yalnızca ben sorumluyum, bu başarısızlıktan…

*

Bozkırın orta yerinde

diz çöküp toprağa

tren geliyor mu diye

kulak dayamış gibiyim

*

(yaklaşırken yolun sonuna)

uzun yol dayanılmaz değilmiş,

yanlış düşünmüşüm onca zaman:

Hiç bitmemesi değil yolun,

bitmesiymiş korkutucu olan.

*

Çok denedim, çok istedim, beceremedim ben. 

Hep harf kaldı harfler elimde,

ne bir kelime oluşturabildim, ne de bir cümle.

*

Nasıl oldu?

Ne zaman oldu?

Anlayamadım.

Hiç beklemiyordum.

Yaşlandım birden.

*

Böylesi bir parçalanmışlık içinde, aramızdaki çatlak gitgide derinleşiyordu; bense kırık bir bardağı avuçlarımın arasında tutup, dağılıp gitmesine engel olmaktan başka bir şey yapamıyordum.

*

bak bu yaz oraya, senin istediğin zaman gelebilirim, seninle, gider, bir deniz kıyısına çadır kurarız, iyi. olabilir gelirim. seninle peynir ekmek yer yaşarız. (peynir, kavun, ve rakı, seninle içeriz de.) Ama bunların hiçbirisi olmıyacak.

*

nasıl unuturum ki gülüşü gül olanı

sevgilimdi, ya da ben öyle sanırdım

o gitti, elimde bir çiçek dağınıklığı

bütün yolların ucunda kalakaldım.

*

Cevap veren bir insanın olmasının 

Verdiği sıcaklık

*

Hazırım gelecek olan kargışa:

son leylekler gitti. Az kaldı kışa:

duydum: tıkır tıkır ölümün saati. 

*

Üzünçle bakarken kışa yürüyen bahçeye

Anladım; Ipıssız kaldım artık;

bir sözcük değil sadece

çürüyecek bir gövdesi var ölümün.

*

İnsan çekmecelerini de temizlemeli zaman zaman, Kalbini de! Çürüme içerdendir

*.

beni alıkoymak istersen eğer (bak gidiyorum) bana elini ver 

elinin sıcaklığı da alıkoyabilir beni 

mıknatıslı özelliği vardır bir gülüşün de, 

bir sözcüğün de 

beni alıkoymak istersen eğer, adımı söyle 

*

“Para kesildiğinde, bağlar da kopar” sözü esasında tersine yorumlanmalı. Para bitince kadınların terk edip gideceği sanılmamalı. Erkeğin parası bitince, hevesini kendiliğinden kaybeder, gülerken bile güçsüzleşir. Sonra tuhaf bir şekilde kıskançlaşır, dengesizleşir ve nihayet adam kadını terk eder. Yarı çıldırmış gibi uzaklaşıp terk eder anlamına geliyormuş Kanazava Yayınları’ndan çıkan Daicirin sözlüğüne göre. 

*

Çünkü Calum onu da umursamıyor… Bu umursamama durumu depresyonla beraber kendinden nefret etmesini de getiriyor. Bu yüzden Calum artık net bir şeylerin arayışında değil, bulanıklık onu giderek daha çok girdabına çekiyor.

*

İnsan görüşmediği ama kalbinde yer ayırdığı, kalben hemhâl olduğu, onun da kalbinde yerinin olduğundan şüphe etmediği kimseyi ne zaman görse sevinç duyar, onu uzun bir zaman sonra da görse ona soğukluk hissetmez ama kalp selâmı kesmişse onu her gün de görse artık bir önemi kalmaz.

*

Zincirlerle çekiyor işçiler

Güneşi, yatağımın başına.

Ben nasıl çıkarım bu kirli yüzle

Güneşin karşısına?

*

İçimdeki o korkunç boşluktan sesleniyorum

İşte o boşluktan-haydi beni anlayın biraz –

Yani bir adım daha atsam düşeceğim uçurumdan

*

kırkı doldu ömrümün

ve hâlâ 

yerini yadırgıyor kalbim

*

Sen, başka ufuklar bularak, yükseledurdun;

Ben, kendi harâbemde kalıp, çırpınadurdum!

*

hep gezecek, hemen her konuda hep kavga edecektik, bu konuda anlaşmış gibiydik.  Böyle biteceğini hiç hesaba katmamıştık. Onu şimdiden çok özledim.

*

Toplum bu partilere İslamcı oldukları için değil, ama Kemalist olmadıkları için oy verdi. Doksan yıldır sırtında taşıdığı Kemalist devlet yükünün biraz hafifleyeceğini umduğu için verdi.

*

Yahudiler her zaman Yahudi olduğunun farkındaydı ve mesela bizim evde her zaman hazır bir pasaport dururdu. Her an gitmeye hazır beklerlerdi.

*

Son yıllarda iyice ikna oldum: Ben doğduğumda, babam baba olmaya hazır değildi; sonraki yıllarda da baba olmaktan memnun değildi. Aile ve çocuk sahibi olmak değil, kendi hayatını yaşamak istiyordu. Ne var ki, başka bir hayattı yaşamak istediği, içine sıkışıp kaldığı hayat değil.

*

Allah rahmet etsin bu sevdaya ey gönlüm

Hayalden bir kuleydi, yerle bir oldu bugün

*

Kişinin yaşamının anlamı sürekli yalnızlığa yöneliktir: garip şey. Kişiler içinde kurduğu ilişkiler içinde oluşmasına karşın, duran bir yalnızlığa doğru yürür: ancak orada, o yalnızlık içinde tamamlayabileceğini, bütünleyebileceğini bilir, anlamını, yaşamının, kişi.

*

bu ayrılığı kim taşıdı buraya kadar

çok gitmişliğimden, az gelmişliğimden midir

*

Gençliğimizde, yaşamımız için önem taşıyan ve büyük sonuçlar doğuracak olayların ve kişilerin karşımıza davul zurnayla çıkacaklarını sanırız: Ama yaşlılığımızda geri dönüp baktığımız zaman, bunların hepsinin de sessizce, arka kapıdan ve adeta dikkati çekmeden içeri süzülmüş olduklarını görürüz.

*

bir babanın resmini büyüterek duvara 

asmak yere eğiyor şecerenin dalını 

o ki ağır bir gamdır günlerle didişmekten 

kendi bile unutmuş uçsuz topraklarını.

*

Kalp inanır, akıl inkar eder. Kalp sever, akıl ikaz eder.

*

TEMMUZ 2023

Seni çok özlüyoruz Rahmi. Neden bizi bıraktın?

– Ben çok yorulmuştum.

Sonra sarılıyoruz ve yavaşça uzaklaşıyor. Tıpkı denize açılır gibi.

*

Sevgi de insanda bir konuktur

*

Artık senden hoşlanmıyorum!

*

Sevgi dargınlıkta belli olur.

*

Bir şey yazıyorsan, altına imza atacaksın! Altına imzanı atamıyorsan; Yazmayacaksın!

*

Bir arkadaş şöyle anlatmıştı ve anlatırken de gayet ciddiydi; “Seccademi yere serip üzerine oturuyorum ve hüzünleniyorum, sonra da seccadeyi katlayıp rafa kaldırıyorum ve normal hayatıma devam ediyorum.” Uzun süren üzüntüler, bazen yağmayan bulutlu bir hava gibidir. Bu yüzden yağıp rahatlamak için kendine bir sonda takman gerekir. 

*

Sevgili Rahmim bugün Rabbine kavuştu. Bir çocuk gibi, uykusu gelmiş yorgun bir çocuk gibi kollarını O’na uzattı ve “beni kucağına al” dedi. Uyudu, uyanmadı. Seslendiler, cevap vermedi. Omuzlarından sarstılar, inledi, uyanmadı. 

*

Ölüm orda, onu görüyorum.

*

Öleceğini bilsem seninle daha fazla vakit geçirirdim.

*

Ama hüzün içindeyimdir ben,

İmgelemimizdeki günbatımı gibi,

Hani karşı ovanın dibine bir serinlik iner de

Pencereden içeri giren bir kelebek gibi

Gecenin geldiğini hissedersin. 

*

Sonra anlıyorum ki hiçbir şeye kaldığı yerden devam edemiyormuş insan

Kaldığın yerde bitiyormuş her şey

*

Ve istersen, hatırla,

İstersen unut.

*

Her şeyin efendisi aşkın karşısında ben neyim ki?

*

Hatırlamak, bir buluşma biçimidir… 

*

Sonra unutma ki, ihtiyarlamanın bir de başka tarafı var: İhtiyarlamak kendinden başka hiç kimseyi sevmemek demek. 

*

HAZİRAN 2023

Birden bire şöyle bir soru soruyor doktoruna, “Sizde ölebilir miyim?” diyor.

*

Nedir böyle akıp giden,

Sessizce yorgun bir ırmak gibi,

Boşa geçen hayatım mı?

Umut dolu yıllarım mı?

*

Sanmayın ki hep yüceltiyorum şiiri. Zorlaştırmıyorum da. Sadece ne olduğunu ve bizim ne olduğumuzu bildirmeye çalışıyorum.

*

şimdi bu onbeş kuruşun peşindeyim. Bu kadar küçük ve net bir hedefe hayatın bütün amacıymış gibi yönelmem ben’i basit hatlarla şekillendiriyor. Bütün hatıralarım ve aşklarım kıymetten düştü.

*

Böyle söyledi. Sustu.

Tekrar bir gün tekrar konuşacağına dair elimde senet yok. 

Susuyordu konuştu.

Konuşuyordu yeniden sustu. 

*

Ölüm, beklenen sevimli bir oğuldur onun için.

*

Çocuğa olan bağlılık ölmez. İçerisine onarılmaz düşmanlıklar girmiş ailelerde bile, evlat bağlılığı, baba ve analarda, kalbe bağlı bir urgandır ve içinde kan deveran eder.

*

Çocuğun çizdiği dünya ise saf ve sevimli. Ama bu saf dünyanın üzerine o çocuk diliyle serilen gülücükler dolu örtü azıcık aralandığı zaman orada ateş dolu çukurlar, kaçılacak hiç bir yeri olmayan dar bir dünya, gördüğü ışıkları tutmak için beceriksizce çırpınan ve hiç bir şeyi yakalıyamıyan bir hayat görülür. 

*

Aşk su alan bir tekneymiş, inandım

Su alan teknenin içinde kaldım

*

Eğer bu mektubu okumanız gerekirse bu sizlerin arasında olmadığımdan olacaktır. Beni zar zor hatırlayacaksınız en küçükleriniz ise hiç hatırlamayacaktır. Babanız düşündüğü gibi hareket eden bir adamdı ve kesinlikle inançlarına bağlıydı.

*

Bu yazıyı değiştir. Adam kendine kıymasın. Bir derdi var ise kalbinde kalsın.

*

İçlerinde süren o konuşmada hayatlarının sonuna gelmiş olduklarına inanamayış ve şaşkınlık vardır. Orada oturduğunuzu farketmezler bile. Ölen için yaşayanın hiç önemi yoktur. 

*

Asla her şeyi göremeyeceğiz” dedi Serge, elini öne doğru uzatarak ve gülümseyerek. “Burada yükselen kokuların içinde oturmak çok hoş olur herhalde.”

*

Olgunlaşmış hepsi nasıl da

Canım yaz sıcağında,­

Geçen sabahlar,

Uçup giden güzel akşamlar;

*

Birbirinden ayrılmış olmak

Birbirine yakın olduktan sonra

Çok daha kötüdür kesinlikle

Hiç yanyana gelmiş olmamaktan. 

*

Binbir dilde konuşan şiir, ârif olana 

Sadece tek bir dildir, sade tek bir lisandır.

*

Ölümün hükmü geçmez kalpte olana

*

Dördüncü soruma geldik bu son soru:

Kardeşime iyi bakıyor musun?

*

Olur da sizin dostluğunuz gibisiyle bir daha sınanırsam

Onlardan ayrılmayı da kendime hak görürüm

*

Hayatımızdaki insan bizi bir noktaya kadar anlayabilir, gerisi hep yalnızlık. İstediğimiz kadar evlenelim, âşık olalım, biriyle aynı evi, hayatı paylaşalım; bu, günün sonunda yalnız olduğumuz ve yalnız öleceğimiz gerçeğini değiştirmiyor. Hepimiz yalnız ölmek zorundayız. 

*

çünkü yapraklar sevgilim

düştükten çok sonra inanırlarmış

artık ağaçta olmadıklarına

*

Ben de terkediyorum sizi son kez ayağa kalkan bir oyuncu

          gibi

Sitem etmeyin ona gözlerinde taşıdığı gölgeden bir şeyler

          yansırsa dışarıya

*

Çocuklarımın kaderiyle çok daha fazla ilgileniyorum. Umarım hayatları çok zor olmaz. Onların hayatını kolaylaştıramadım. 

*

Senin tüy gibi gövden havada nem içinde.

Kokunun yoğun ve sürekli yayılışı

yaşlı ve yıpranan yüzüme yükseliyor.

*

Hep aynı jaguarı öldürüyordu avcı,

O ölümsüz hayvanı. Çok da şaşırmayın

Bu yazgıya. Sizinki de aynı benimki de,

yalnızca bizim jaguarın çok değişik halleri var

kılık değiştiriyor hiç durmadan. Adı bir an

nefret oluyor, bir an sevda, bir an alın yazısı

*

Son günbatımını seyrediyorum şimdi.

Son kuşu dinliyorum.

Kimseye hiçbir şey bırakmıyorum.

*

Gökyüzü boşa değişir durur. Herkesin

Payına düşen yolculuk önceden belirlenmiştir.

*

Göçüp gitmiş ölüleri kıskanan da ben.

İşin daha garibi bir evin bir köşesinde

Bu sözcükleri ağ gibi ören o adam olmam.

*

bir kadın omuz silkerse aşkıma,

ezgiler yaratacağım hüznümden,

zamanın içinde yankılanan koca bir nehir.

Kendimi unutarak yaşayacağım.

*

Kulak da göz gibidir. Kalbe, olan şeyleri gösterir.

*

eğer kitle bir şeye kızarsa yapamayacağı yok. 

*

Düzeltemiyorum hayatımı. Neresinden çeksem, öteki yanı bozuluyor.

*

Zamanla değil, bir yerde

Benim olmayan bir şeyle yaşlanıyorum

*

Dedim ya, ne gelirse yapıyorum elimden — unutmak için —ah şu böceğin vızıltısı

Bastırıyor durmadan. Bense yalnızlığa daha bir yalnızlık koyuyorum, hepsi bu

*

Ama sen kimsin işte? bunu hiç sormamalı

Bunu hiç sormamalı; bitmesin, sürsün diye

Böylece, azıcık vakit olmalı.

*

Bir tanrı duruyordu az ötelerde

Mutluydum, niye mi? çünkü ben yaratmıştım o tanrıyı, o şeyi

Ah yaşasam diyorum, o günü bir daha yaşasam

Ve hüzün… isterik bir kadın gibi üstüne çekse beni.

*

Kapansam, evlere kapansam, yıkanmış bir deniz bulacaksam orada

Anılar bulacaksam — anılar mı dediniz? ne sesli bir vuruşma

*

Acıdır bitiş yolunda adımlamak. Bitmesini kimse istemez hele daha en başta. Ama biter.

Sadece aradığın bulunamamıştır. Ya da bulduğunu zannettiğin aslında aradığınla pek ilgisi yoktur. Ya da aradıkların değişmiştir. Sadece bu kadardır. Bu kadarla da biter. Senin daha az değerli, sevilen, istenen biri olmanla ilgisi yoktur.

*

Ayrılışın hafif şokundan sonra bu konuda hiçbir üzüntü duymayacağınıza ve olur da bazen beni düşünürseniz bunun çocuklukta okunan bir romanın düşünülmesi gibi olmasına inanmayı tercih ederim, insanların kalbinde onlara hiçbir sıkıntı yaratmayacak şekilde bir yer edinmeyi isterim.

*

MAYIS 2023

hiçbir yol yok kaçmak için,

bir umut kırıntısı yok;

herşeyde bir suskunluk

her yer ıssız, ölüm kokusu var herşeyde

*

dilemiştim ki en çok kar yağmasın bu kış

bu kış kalp suyumla ıslanmasın yastık!

dilemiştim ki yoktur aşk

bu mutlak hasar bu mükemmel hata

*

Kopan bağlar bizim gelecekle kurduğumuz ilişkiyi zedeler, tahrip eder. Ayrılıklar sonrasında kişinin bu kadar çaresiz ve umutsuz hissetmesinin en büyük nedenlerinden biri de budur işte. O gitmiş ve yaşanacak güzel günleri beraberinde götürmüştür. 

*

Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı;

Alsın vallahi, benden geldiyse eğer

Sizleri böyle kötü yönetenler.

Hiç bana kızmayın artık, çocuklar;

Temiz yürekli olun, bana yeter.

*

(Heybem boş.) Sizi tüm kalbimle sevip takdir ettiğimi, evet, bunu biliyorum. Fakat bunu herkes biliyor, siz de biliyorsunuz.

*

Beni yordun ve sen yorgun gittin.

Sefere çıkan, sen evime ne yaptın?  

*

eve gitmek istiyorum,

ama ev bir köpekbalığının ağzıdır

*

Yaklaşan tehlikeyi sezen ruh, hissikablelvuku ile oradan uzaklaşmak ister.

*

borcum yoktur kimseye diyemem fakat

alacağımın peşine düşmedim hiç Mikail!

*

kurumuş ot olmak istedim 

içi yok kurumuş otun

hafızadan yükü yok

yürümesi gereken bir sokak 

evi yok sonunda dönmesi gereken

ne var ise o var ondan ibaret kendi varlığında 

fakat kurumus ot biliyor tekerrürdeki sonsuzluğunu

benim tekrar edecek baharım yok

*

Kaderimsin sen ey yalnızlık…

Aldığı yere geri bırakacak kimseyi istemem.

*

Gidersek her şey çözülecek ve her şey daha kolay olacakmış gibi hissediyor insan o anlarda. Oysa kalmak gibi gitmenin de bir bedeli vardır, bazen size bazen de sizden sonrakilere ödetilen bir bedel. 

*

Evlilik iyi gitmiyorsa geçmiş yeniden ve en kötü biçimiyle yazılır.

*

soruları görmezden geldim. 

bunu bir cevap olarak 

kabul edebilirsiniz.

*

ama bilirim başkasının yarasıdır sende kanayan. 

ve yanakları al al bir anneyi doğuran 

gülüşünün güneşi, ardına saklanacak bir dağ arıyor gibi… 

oysa ömrünün öğlesi bile olmamıştır henüz.

*

ilerde lazım olur diye 

mutlu bir gün. 

yalvarıyorum. 

bir bahar daha Allah’ım.. 

bu son, bu son..

*

Şimdi biri çekip vursa beni

İnan kendini daha çok yaralar.

*

şimdi iki kişi biniyor otobüse

biri sen değilsin, biri ben değil.

*

Yapılması gereken şey yine de geriye dönmek ve annemize bir kez daha bakmak; onun hakkında yazdığımız sığ ve tek yönlü hikayeden çıkıp, onu kendi hayatının içinde mücadele eden bir kişi olarak, ayrı bir insan olarak var kılmaktır. 

*

Dünyaya bir kez çocukken bakarız.

Gerisi hatıradır.

*

Seninle ilk tanıştığımda seni bulduğum aşırı yalnızlığa ne kadar şaşırdığımı hatırlıyor musun?

*

Anılar olsaydı hiç değilse. Ama kimde anılar var ki? Çocukluk olsaydı, derinlere gömülmüş gibidir çocukluk. Bütün bunlara yaklaşabilmek için yaşlanmak gerek belki. İhtiyarlık bana güzel görünüyor.

*

Şimdi dünya boşlukta yavaş

Sen bütün canlılardan uzaksın yalnızsın

*

Artık veda vaktinin geldiği içine doğmuştu.

Metindi, kimseyi kınamıyor, incitmiyordu.

Yolda gördüğü kimselerle selamlaşıyordu.

Her gün sanki biraz daha yaşlanıyordu.

*

şiddetli rüzgârlar görüyorum yolculuğumda,

fırtına görüyorum limanda ve artık yorgun

dümencim ve kopmuş direkler ve ipler 

ve sönmüş bir zamanlar baktığım güzel ışıklar.

*

Benim de danışan ve hastalarımla seanslarım anne ve babayla yapılan hesaplaşmalarla geçer. Ve sonuç olarak ruhsal bir yaramız varsa mutlaka bir yerlerden anneye ya da babaya dokunur bunun ucu. 

*

Neden anne babalarımız bize sarılmadılar? Neden bunu esirgediler? Bir çocuk kendisine sarılınmadan nasıl sağlıklı büyür? Sarılmadan anne baba olunur mu?

*

NİSAN 2023

Evet, bazen hatıran beni

Aniden yakalayacak

Bir kaplanın aç sıçramasıyla,

Rüzgârlarla ve uçan kapılarla,

Fırtınalı bir sevinçle,

Kırık kanatlı mutlulukla.

*

Bana sabit bir şekilde baktı: ‘Görüyorum ki hiç açlık çekmemiş gibisin’ dedi. Bu bizim ilişkimizin sonuydu. Beni ‘manevi hırslı küçük burjuva’ kategorisine koyduğunu fark ettim.”

*

Pekâlâ biliyorum onun beni sevmediğini. Nasıl sevebilir ki beni? Gene de en derinimde bir şey, benliğimin bir parçası, korkudan titreyerek, belki de her şeye rağmen onun beni sevdiğini düşünmekten kendini alamıyor.

*

Senden geriye kalır süzülen bir gözyaşı, 

Yüreğinin gözlerinde büyüyen bir tebessüm.

Senden geriye kalır ektiklerin

Saadet dilenenlerle üleştiğin.

*

Beş yaşındaydım. Karakol dönüşü amcam kahvede otururlarken beni gördü. Nerden geldiğimi sordu, ‘babam gili karakola şikayet ettim, ondan geliyorum‘ dedim.

*

Onbinlerce ailede “öpülecek el, sarılacak evladın kalmadığı bir bayram” yaşıyoruz. 

*

Sevginin karşıtı nefret değil kayıtsızlıktır.

*

Sen yine de affa sarıl, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. (Araf 199)

*

Ben ne kayıtsız ne de kaygısızdım. Fakat tüm taraflara ıraktım çünkü sarf edeceğim kelimeler o duvarı yıkamayacaksa, susardım. İçimde ne var ne yok kırsa bile!

*

Nihayet Sedat’la Suat’ımı bakımsızlıktan kaybettim. Bu yavruların bütün vebali babalarınındır. Yalnız Vedat’ımla kaldım:

Bahar içinde hayatım hazana dönmüştür,

Açılmadan heder oldu yazık ki gonçelerim…

*

Onu ortada, sonu ve başı olmayan bir yerde bulduğumu biliyorum. 

Ama artık onu aramıyorum,

sadece baştan başlamak için şiiri arıyorum.

*

İradesi zayıf insanlar bir şeye kendiliklerinden son veremezler, bunun onun dışında oluşmasını beklerler.

*

Geceleri Galata’da gülerken bacaklarımız uzamış alıştık artık ölüme

Diyeceğim şu İvan Milinski: ölüm için ayırdık geceleri gülerken

Galata’da

*

Hatırlar mısın nasıl da dolaşırdık

Çayırlar ve vadilerde,

Ve kekikler arasında da öperdim seni

Kaç kere? Kaç kere?

*

Bazen herşey yorar insanı, dinlendirici olanlar bile. Yorucu olduğu için yoranlar; bir de dinlendirmesi gerekirken, sırf bunun için uğraşmayı düşünmek bile yorucu olduğu için yoranlar. 

*

Yürüyor ve düşünüyordum, güçlüyken, öfkeliyken ve mağrurken tanıyordu bizi insanlar ve hiç de iyi notlar almıyorduk.

*

– yaşam, gerçekten ne zaman yaşamımız oldu bizim?,

biz gerçekten ne zaman biz olduk?,

*

Kimse benim ardımda, 

Ağlayıp sızlamasın, 

Solmuş yaprakları. 

Rüzgâr geri versin,

*

Bundan böyle ne istersen yap, 

Bugün artık umurumda değil, 

Kadınların en tatlısı, 

Terk ediyor beni.

*

Nasılsa bundan böyle, 

Önceden olduğu gibi 

Severek beni hatırlarlar, 

Akıllarına gelince.

*

Bu acıyı unutmak için çok kent, çok ev, çok iş değiştirmişti kadın. Sonunda geçen yıl evlenerek buralara yerleşme kararı almıştı. 

*

Kendisinden epiyce genç, güzel bir hanımla evlenmişti. Sonradan bu eşini kendi eliyle başka bir yaşı uygun erkekle evlendirmiş olması çok konuşulmuştu. 

*

Gözde olmak ya da gözden düşmek,

korku içinde yaşamaktır demek

*

Halk açlıktan ölüyor.

Zenginler yiyip yutuyor vergileri, 

o yüzden ölüyor insanlar.

*

Büyük bir düşmanlık uzlaşmaya vardığında. 

biraz düşmanlık kalır gene de.

*

almak için çırpınan 

mutlaka vermişti eskiden.

*

Bilirsin ki öteden beri şifahi bir sıkılganlığım, dil tutukluğum vardır. Fakat seni özlemeye gelince, bunun ne yaman bir hasret olduğunu Paris’e geldikten sonra anladım. Meğer İstanbul’un en büyük cazibesi, istediğim zaman seni görebilmek imkanını bana bahşetmesiymiş.

AVvXsEjebS9h2WIORwf67uC9C8x49hvGThInKlk-sQeqXrOWpP2FfAmhYXfhYz3rgSl-W4TQSqzTr4fzMSUHDNe3_FKyRyQ_6Zy1fJtFHoRrlWHz6nXRuIwOGuAmXLu94U_xIsK2Exe8t0U0Gt8ncda_2N1uiQDkZys84nORJdCRoe0fIUDoc3yIeUtwqZx6LlI Güvercin Gerdanlığı'nda Son Beş Yıl Söyle(n)diklerim I

Güvercin Gerdanlığı’nda Son Beş Yıl Söyle(n)diklerim II

Ağlamaya başladı; ama hep yakında olan Tanrı,
Beyazlara bürünmüş, babası kılığında ortaya çıktı.”

William Blake 

MART 2023

Bir insana öldürücü bir söz ediyoruz ve doğal olarak o anda ona öldürücü bir söz ettiğimizin farkına varmıyoruz.

*

Depreme maruz kalan kardeşlerimizin gönülleri naz makamıdır. Onların gönülleri Rabbe karşı kırık, develete karşı buruk, hatta biraz da öfkeli olabilir.

*

Sözleri vefasız bir karakter hakkında olan Arya’ya benim adımı uyarladığı için Dostoyevski’ye darılmış gibi yaptım. Ona ayran gönüllü olmadığımı, eğer onu bir kere sevmişsem bunun bir ömür süreceğini belirttim.

-Bunu göreceğiz sevgili Anna, dedi gülerek…

*

İşte buna imar şebekesi denir. Hiçbir parti de bundan vareste değildir. Açık açık konuşalım. En çabuk uzlaşılan yerler imar komisyonlarıdır. Hiç orada hır gür olmaz. İnşaat Türkiye’de yağma ve talan kaynağıdır.

*

Yer sarsıldıkça sarsılsın ki süresiz

“Buna ne oluyor?” desin insan, çaresiz

*

göz ardı edilmemesi gerekir gizlice yapılan kötülüğün de 

kesilen ağaç sanırsınız ki kârlı kereste

kader, âşık olacağınız kişiyle karşılaşmak demektir 

hastalık, bütün istemelerinden vazgeçirir insanı

*

ŞUBAT 2023

Hiç kızı olmayıp dört oğlu da enkaz altında kalan, ama hiç birisine ulaşmadığımızda babanın gözümüzün içine bakıp ağlayarak “en azından bir oğlumu kurtarın” diye yalvardığını ama bizim de aciz olduğumuz anları gördüm.

*

Bugün gözlerimin içine bakıp hadi baba, kar topu oynamaya çıkalım diyen oğluma elbette biraz hava alalım, eğlenilecek zaman değil, insanlar çok zor durumda diyeceğim. Depremi, yıkımı, zorluğu anlatacağım. Yüzümdeki mutsuzluğu görecek, ben ne yapabilirim diyecek, haline şükredecek.

Şu fotoğraftaki baba, vefat eden kızının elini bırakamıyor hani, hepimiz onun elinin üstüne elimizi koyduk. Böyle gördük çünkü çocukken de

*

İnsan ne olmak ister?

Hiç kepçe olmak ister mi?

Şu an olsam keşke.

Tek tek enkazların üzerini açsam.

*

Bereket versin ki menekşeler açtığında, 

Güle oynaya koşacağımız nisan çayırlarında 

Rastlamayacağız artık o narin iskeletlerine 

Kuşlar ölmek için bir yere mi gizleniyor ne?

*

Bir kadın izliyor beni, gölgem benim, kaderim 

Ve bu akşam güvercinlerin son uçuşları

*

Çekip giden sonbaharı hatırla 

Bir daha görmeyeceğiz birbirimizi

Havanın kokusu ve çalı demeti 

Ve seni beklediğimi unutma

*

Az önce denize düşen bir 

Yağmur damlasını arıyorum. 

*

Git, küçüğüm, bırak beni,

Git de bir an önce kurtar kendini ! 

Yoksa buluşmalarımızın bitmesini 

İstemezdim hiçbir zaman. 

*

Ve bir gün hep aynı sözcükleri 

Kendi kendine sayıklamaya 

Başladıysan, Tanrı’m ! Anla ki, 

Çoktan boyun eğmişsin Aşka.

*

İki söğüt, yalağın üstünde 

Salınır beşik gibi. Susmuşuz

Hiçbir şey söylemesen de 

Biliyorum, bu son gecemiz.

*

Oyun oynadığım bir yerin yakınına gömülmek istiyorum ama mezarlığa değil. 

*

Konuşmadan önce düşün;

Gereği var mı?

Şefkat barındırıyor mu?

Kimseyi incitebilir mi?

*

Ne bir laf edecek ne düşüneceğim, 

Ve sonsuz bir aşk dolduracak içimi; 

Göçebeler gibi, uzaklara gideceğim, 

Mutlu, bir kadınla birlikteymiş gibi.

*

Ah, adın kalbimden hiç çıkmayacak, 

Bir mezar taşına kazınmışçasına.

*

Yalnızlık şu derin gölün 

En tatlı, en sadık misafiri : 

Ne o güzel söğüdü ne kendisini

Bir an olsun terk etmiyor hüzün.

*

Şöyle yazın mezar taşıma 

“Burda, bahtsızların piri yatıyor, 

Şu kara yerde ne güzel uyuyor 

Şimdi, oysa ne acılar çekmişti, 

Hayattayken ölmekti tek isteği; 

*

Her daim biraz daha Musiki ! 

Kanatlanan bir şey olmalı mısran, 

*

Ah, yaşamak mı! Güzelim, ne çare,

Düştü canıma soğuk ölüm…

Söyle bari kalbinde miyim?

*

Bir dolap, rengi benzi solmuş, 

Büyük halalarımın sesini duymuş, 

Büyük babama kulak kesilmiş, 

Babamın konuşmasını dinlemiş, 

*

Sana bakmaya cesaret edemiyorum

Ah, seni görünce, inan yolumu değiştiriyorum !

*

Ve sonra, serip altımıza yosunları, 

Öldük bir başımıza, çok uzakta, o mırıltılı 

Dost ormanın serin gölgesinde.

*

Ey dar günde yanımda olanlarım, 

Ey biricik coşku ve sevinçlerim, 

Düşmüş ardınıza, ah güzel yaşlarım, 

Akıp geliyor işte, bütün mazim.

*

Endişe duyunca hayatın buruk mutluluğundan,

Cennet kapısında şaşakalan Âdem ile Havva’yı,

Boynu bükük ve hüzünlü görünce, dergâhından

Kovmadan önce onları, hüzünlendi birazcık Tanrı.

*

Ve o hüzün kokulu saçların, artık 

Gölge yapmayacak hayallerime 

*

Ölümü belki de bu şekilde

Yeneceğiz, bir tek öpücükle!

*

Gideceğim! Ey vapur, hadi, salla direklerini 

Ve demir al, gayrı uzak diyarlara gitme vakti !

Acımasız umutların perişan ettiği bir Keder,

Elveda mendillerinin sallanacağı anı bekler 

*

Şu mine çiçeğinin solduğu vazo

Bir yelpaze darbesiyle çatladı; 

Ne de hafif bir çarpmaymış o 

Ne tıkırtısı geldi ne ses çıkardı.

*

Ve alınca ikimizi de kanadının altına; 

Uyuyacak mıyız seninle aynı mezarda ! 

*

Ey Ölüm, koca kaptan, demir alma zamanı şimdi !

Huzur yok bu diyarda, ey Ölüm! Başlasın seferimiz 

*

Bir kuleye benziyor benim ruhum, 

Yorulmaz ağır koçbaşıların yere serdiği.

*

çünki yokdur aşık-ı bi-zerle bāzāruŋ senin 

oluban bizār senden väz geldüm sevmezin

*

İyi kalpte yer yok şüpheye, yokluğa, 

Tertemiz mazisidir tüm sermayes!! 

Güneş, donan kanında boğulup gitti… 

Ve hatıran yüreğimde tütüyor hâlâ !

*

Ah yürek saflığı, nasıl da uçup gitti! 

Mutluluk ve aşk hayalleri, tatlı düşler, 

Hayatın baharına dair bin bir beklenti, 

Akşamı görmeden nasıl sönüp gider?

*

Gidiyor güneşim, batmak üzere, 

Birazdan ufukta kaybolacak, 

Ve şu iç karartıcı tepede 

Gördüğüm, ebedi evim olacak.

*

Söyleyin, ışıl ışıl nazlı güzeller, 

Benim mavi yolculuğum ne zaman?

*

Tanrı, şu hayat Çölünde dinlenmeniz için, 

Size uçsuz bucaksız mezarlıklar hazırladı:

Yorgun yolcular, hadi girin ve uyuyun.

*

Dünya Fundalıklarında şair de öyledir işte;

Yara almadığı sürece hazinesini saklar 

Derin bir yara olmalı kalbinde, 

Dökmek için mısralarını, ilahi altın yaşlar !

*

Şu hayattan, düşünce belası ve insan olma

Külfetinden kurtulup huzur dolu mezarında

Yatmanı nasıl kıskanıyorum, ah bir bilsen!

*

Rüyalar her zaman boş çıkmaz.

*

OCAK 2023

Ama işler zamanla duruldu. Görece normal bir hayata başladık. Bir çeşit..

Sevgisizlik. O şekilde yaşayamıyorsun.

-Şu an bile, onu görünce ya da hayatımı düşününce korkunç bir hata yaptım gibi geliyor. Onu suçluyorum, kendimi suçluyorum. Sadece mutlu olmak istiyorum.

*

Ve kar hüzünlüdür, hüznün bir parçasıdır. Zamanın geçtiğini, ömrün yavaş yavaş tükendiğini ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını, insanın geri dönüşü olmayan bir yola girdiğini hatırlatır

*

Bir de şu var Halil. Bir müddet sonra saadetiniz manasız bir sebeple gölgelenebilir, sen onun kalbini kırabilirsin. O sana ‘bu kapıdan çıkarsam bir daha dönmeyecem Halil’ diyebilir. Sen de ona ne halin varsa gör diyebilirsin… O lafı etme Halil.

*

Eskiden çocuklar suçlu bir vicdana sahip olarak yetiştirilirdi. Ben de öyle yetiştirildim. Ne var ki bir gün bu yükü daha fazla taşıyamayacağıma karar verdim ve suçluluk duymaktan vazgeçtim.

*

İşgal devrinde Eskişehir’deyken, Hiç’i yazmıştım. Bunu üstat Ahmet Halit Bey basmak lütufkârlığında bulundu. Müteşekkirim. Kaç nüsha basıldı? Bunu sormak cüretini kabul edemem. 

İşte bu ilk perişannamenin kârından Ahmet Halit Yaşaroğlu, Sirkeci’de Manto denilmekle maruf olan meyhaneciye beş lira olan borcumu verdi. Bana da zannedersem bir miktar kitap vermişti. 

*

Dervişler, bir sonra tekkelerini başlarına yıkacak olan adamın ordusunu karşılamaya gidiyorlar. 

*

Öyle bir durum ki, o anda ne istersem kesinlikle yapılacaktır. Bir salkım üzüm istiyorum. Babam çardağa uzanıyor, asmadan koca bir salkım koparıp veriyor. 

*

Dünyada tek bağışladığı ben,

Tek bağışladığım odur.

Başım derde girdikçe bakar çocuklarıma,

Bitürlü ölemiyorum der senin yüzünden,

Çocuklar ortada kalacak,

Ölemez kahrımdan benim,

Yaşamak zorunda benim yüzümden.

*

Değerli şiir dostları, sevinçleri kadar çileleri de yere göğe sığmayan ozanların gönlünden katre katre akıp gelen şiirleri başka bir dile çevirmenin ne denli ağır bir yük, belki de vebal olduğunu takdir edersiniz! Şayet bu hoş avazlıların gülistanından derdiğimiz güller solmuş, o mest eden kokuları kalmamışsa acemi bülbül oluşumuzdandır… affola !

*

Dokunamıyorum onun eline,

Ne de ağlayabiliyorum dizlerinde, işitemiyorum

Tatlı sesini ve okçu yayını, ne de görebiliyorum gözlerini 

Ve neşesini, işitemiyorum adımlarını ki

Kalbim yerinden çıkar, duyduğumda o tatlı sesi! 

*

Bizim edebiyat ve şiir alemimiz de Kirkor ile Sıtkı’nın muhaverelerine benziyor: “Senin şiirin güzel, ama bir de benimkini dinle, benimki nasıl?” 

*

Bilinmez, bir beklediği var mıydı

o uzun yolculuğun kimsesiz bir durağında.

Yolda kalmış hurda bir kamyonun sönük

farları gibiydi gözleri.

*

Sen son kokladığım gül: adın zambak

(Sen başladın artık, her şey geçsin gitsin)

Sen incelikler antolojisi, uyut beni

(Sesin bir cibinlik gibi soluğumu kessin)

*

Şimdi sen gideceksin, ben kalacağım

Her defasında yeniden kaybeder gibi

Ya bir iskele kahvesinde

Ya bir tramvay durağında

Uzaklaşan adımlarına bakacağım.

*

Ne rüzgârlar yapacağını yapmış ki bana

Kırık değirmenler gibiyim, dönemiyorum işte.

*

Attar’ın öldüğü yaşa geldim

yorgun, öfkeli; içimde belli belirsiz

bir hızla sönen mum: Fitil bitti

bitecek, yağ sürüyorum boşuna:

Belki de yarın olmayacak, diyorum.

*

Bundan başka bir şey değildi aşkımız;

gider, dönerdi gene ve bize

gözleri kapalı, uzak, çok uzak

mermerleşmiş bir gülümseme getirirdi

*

Başkasının aynasında görüp sevsem de kendimi, yine girdim

dikenlerden ibaret terkedilmiş bahçeme.

Kim varsa kapımı kapattığım rüyamdan sızdı içeri gece.

*

Ben bazen istasyonu bulamayan bir adamım

*

Geleceğe güvenilmez. Gerçek olan an şimdidir. Ve bu gerçeği gitgide daha yoğun bir şekilde soğuran şey düzyazıdan çok şiir olacaktır. Düzyazı şiirden daha çok güven verir, ama şiir kanayan yaraya seslenir

*

Kendisini gereksiz, güçsüz, şaşkın, istenmeyen,

Herkesin yoluna dikilen biri olarak hissetmiş miydi?

*

Ve düşün sevgilim,

mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün 

Ne kadar acı bunlar 

Kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar 

Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak 

Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir 

Birazdan akşam olacak sevgilim 

Bütün heybetiyle akşam olacak 

Sevgilim, diyorum,

oysa kimsecikler yok yanımda 

*

babamdan bir tokat yemeden büyüdüm ben

*

okunmuş kitapların acısı anımsansın yeniden 

her harften bir yara doğuran gece bilinsin

*

“öyle mutluyum ki seninle bi yağmurumuz eksik

sustuğumuzda şöyle inceden çiseleyen”

*

Ey Hatâyî ondan özge kimseye yohdır ümid

Nâle-i zarım menem ol yâre göndermek gerek

*

İster idim kurtulam geldikçe bir bir gussadan

Gün-be-gün derdüm müsennâ kılduğun ya’ni ki ne

*

Çok kabristan gezdim ama böyle minyatür bir hobi bahçesi gibi dizayn edilmişine ilk defa şahit oldum. Ahşap parmaklıklarla çevrilmiş, iki yanına oturulacak mini banklar yapılmış, bir köşesine rüzgâr gülü konulmuş ve zemin çakıllarla kaplanmış. 

*

ARALIK 2022

Yalnızca bu çiçekler, hep bir yerlere gidecekmiş gibi azade ve özgür oluyorlar, ama küçük bir havuzun içinde bir yere gitmeden yaşıyorlardı. Hayat da böyle bir şeydi benim için; hep bir yerlere gidecekmiş gibi duran, yalnız ve bir yere gitmeyen bir çiçek. Bütün bir hayatın özeti buydu. 

*

En son nerde karşılaştık seninle?

Kırık aşk öyküsünde, bir kitap kapağında 

Ok terk etmiş yayını, dile düşmüşüz artık 

Sana Leylâ diyorlar, Abdülkadir Budak bana

*

Güzel şeyler oluyor anlatsam anlatamam

Diyelim su doluyor çöldeyken matarama

*

Ey evlerini gemi sananlar!

Fırtınalar atlayıp bir limanda batanlar!

*

İlk kim anar adımı yas günlerinden

Çıktıktan hemen sonra ve de lanetle

Üçten fazla düşmanım olmadı benim

Uğraştım, indiremedim sayıyı bire

*

Benim için şiir bir evdir, “Eve gitmek istiyorum” 

*

Her yıl aynı şeyi yazacağım

Yazacağım ve yayınlayacağım

Okuduğum her şey den aynı şeyi anlıyorum

*

bunları affettirmem -senden özür dilemem- de, artık, anlamlı değil.

bunların ne kadarı benim özel -öznel- budalalığımdan kaynaklanıyor, ne kadarı da ilişki denen şu garip şeyin kendi genel -nesnel- niteliklerinden çıkıyor, bilmiyorum.

tek bildiğim başarısız olduğum-

*

Bir insanı sevdiğinizde, onu hayal etmek için her zaman gitmesini istersiniz.

*

Kim bilirse zamanın kalleşliğini ve değişkenliğini

Belâlara sabreder, açığa vurmaz şikayetini.

*

Onun hâlâ yaklaştığını sanıyorum

Onu bulduğumdaysa, eriyor

Sönüyor ve yok oluyor

*

Sık sık geri dön ve alıp götür beni.

*

bilirim yollanımı gözetleyedururda 

otururken köşesinde yalnızlığın iğreti 

yüreğin ezik ezik olmasın anne.

*

Şarkılar vardır unutulan 

Birden hatırlarsınız

Sesi, kulaklarımda böyle bir şarkı.

*

Ah göz bebeğim… Oradaki hayatı nasıl buldun?

Bizi biraz da olsa düşünecek misin?

Seni görebilelim diye yazın sonunda geri dönecek misin?

Tevfik’im…

Senin üzüntün karşısında korkak birisiyim,

Babana merhamet et.

*

İki sevgili arasındaki nefret -eğer oluşursa- husumet sırasında oluşabilen bir çok nefretten daha şiddetlidir. Çünkü bu, iki ruhun, karışmış olan parçalarını ayrıştırmak için yaptığı bir savaştır. Ruhlar dünyasındaki en şiddetli düşmanlar, birbirlerinden nefret etmeye başlayan sevgililerdir.

*

Evet büyüktü, çok büyüktü günahlarım 

Fakat rabbim onları affınla kıyasladım

Affın daha büyüktü

Sen affedensin tüm günahları

Cömertsin, lütfeder, bağışlarsın.

*

Al bu sözcüğü – benim gözlerim seninkilere

anlatmakta! 

Al ve tekrar et arkamdan, ağır ağır tekrar et,

geciktir geciktirebildiğin kadar söylemeyi,

gözlerini ise – açık tut, tutabildiğince!

*

Burada-kiraz çiçeğinin oradakinden daha koyu

      olmak istediği yerde. 

Burada – o çiçeklere öyle olabilmeleri için yardım 

     eden el.

*

Duyguların kakmasını taşıyan güzel bir sandal bu tabut.

Daha gençken senin gözlerinden, onunla bırakmıştım

       kendimi kanın akıntılarına.

*

İnsanlar bir gülü bir senetle

Değiştirmeye alıştılar

*

ben kendi kendime kendi kendime

hasretinle söyleşmeyi öğrendim

*

Hüznümle vedalaşmayı

bana öğretmediler

*

Keşke yaşamım boyu girdiğim bütün haikai işlerini unutabilseydim.

*

Aşk benim için ne idi? Kelebekleri kovalıyan, bir hendeğe yuvarlanıncıya kadar soluk soluğa koşan akılsız, budala bir küçük çocuk.

*

Birkaç kısa gün.. Ve ben ne kadar çok yaşadım! Aynaya bakmağa pek cesaretim yok; saçlarımın ağarmış olmasından korkuyorum…. Ve bu kalb, ah, bu o kadar ihtiyar ki.

*

Ve ölüm, sonbahardaki tabiat üzerine nasıl yavaş yavaş, hissedilmeden inerse, bana da öyle gelsin. Ancak yanıma oturduğu zaman farkına varayım.

*

Aşkın esaret olduğunu söyliyen, hiçbir zaman sevmemiş olandır. O kanat verir, kelepçe değil...

*

Şimdi de aynıyım, ev de aynı, şehir de aynı,

Bana “Neden mutluluk yasa dönüştü” demezsin?

*

Sözcüklere gerek kalmadan beni anlayacaklarını sandım.

*

Ancak, yaşamın veremeyeceğini anladığı birtakım şeyleri beklememeyi öğrenmiş oluyor kişi, üstelik her geçen gün daha iyi kavrıyor ki yaşam yalnızca bir ekme dönemidir, hasat mevsimi yoktur burada.

*

Yıldızlar mızraklarını aşağıya atınca,

Göğü sulayınca gözyaşlarıyla,

Güldü mü o, görünce eserini?

Kuzu’yu yaratan mı yarattı seni?

*

KASIM 2022

İster sevgili, ister dost olsun,

Ayrılmak saati gelip çattı mı, sakın gizleme;

Sen omuzdan kesilmiş bir çaresiz kolsun.

Eskiye de boş ver onu da eşeleme;

Ne iyiydik’ler, yine görüşürüz’ler

Dikenli tel gibi takılmasın boğazına.

*

Yerleşik Yabancı adını ‘Meteque’ sözcüğünden alır, bu kelimenin manası bir kente yerleşip orada ticaret yapan yabancı kişidir. Altıok dünya denen bir yere yabancı olarak yerleşmiş ve hayatla alışverişini devam ettirmiştir.

*

Allah’ım…

gönlümü, davranışlarımı, sözlerimi

sıraya koymama yardım et

günahkarım, başım önümde, mahcubum

cennetinden

ayakta duracak kadar bir yer istiyorum.

*

Gitti ama bilseniz kimse görmedi gidişini

Koca bir günah gibi yürürdü, öyle durdu

Öldü bir suç olarak bir itiraz olarak öldü

Çıktığı bütün yollara yüreği dağıldı

*

EKİM 2022

Üstüne çıktığın sandalyeden inmen, ipi kirişe doğru geri atman için tek bir seslenme, kapını çalan tek bir el yetecekti; kendini başka bir sefer asacaktın, zira bu söz sürekli dilindeydi, ölüme kendi seçtiğin tarihi kabul ettirmeye kararlıydın hep. Ölümün önüne geçmeye.

*

dünya ve dünyaya ait bildiği ne varsa,

artık duyularından koptuğundan bu yana,

hepsi de umursamaz bir zamanda yitirilmiş.

*

Ölüm uykusu için

Kimse yaşlı sayılmaz!

*

Yoldum tüm gelinciklerini bahçenin

Tıpkı öyle, bir gün, bir kurak

Yaz günü, kıyısında bir tarlanın

Koparıp alacak başımı ölüm

Kayıtsız ve dalgın

*

İşte bir hanımeli,

İşte avuç avuçmuş,

İşte dökülmüş gitmiş.

*

Koparırlar hayattan

Çekerler hayata gene

Ellerinde oyuncağız.

*

Hasretim uykuya ruhum sana hasret kalalı;

Gözlerim görmüyor artık seni rüyada bile.

*

ne mutlu bize

koynunda olacağız senin

*

biz neden

aynı kalmadık sevgilim

el olduk birbirimize

*

Cehennem evimiz oğul

*

EYLÜL 2022

Sevdim, sevildim, güneş yüzümü okşadı. Yaşam, bana hiçbir şey borçlu değilsin! Yaşam, küs değiliz!

*

Eve Döner İnsan Hep 

*

AĞUSTOS 2022

Bu devran böyle kalmaz

İmam kayığı yanaştı mı iskeleye

Gözünün yaşına bakan olmaz

*

HAZİRAN 2022

Memnuniyetsizlik bir huy olarak tezahür ettiği zaman, dünyayı ayaklarına serseniz dahi memnun edemezsiniz. Lakin bazı kimseler küçücük şeylerden bile memnun olabiliyor, çevresine zahmet vermiyor. Zahmet vermeyen, iki dünyada berhudar olsun.

*

Gördüm ki, ben ihtiyarlandım, gündüz de ihtiyarlanmış, sene de ihtiyarlanmış, dünya da ihtiyarlanmış. Bu ihtiyarlıklar içinde dünyadan firak ve sevdiklerimden iftirak zamanı yakınlaştığından, ihtiyarlık beni ziyade sarstı.

*

Geçmiyor gülmekle hüznüm, belki ağlarsam geçer.

*

İstanbul gittikçe ağaçsız kalıyor. Bu hâl aramızdan şu veya bu âdetin, geleneğin kaybolmasına benzemez. Gelenekler arkasından başkaları geldiği için veya kendilerine ihtiyaç kalmadığı için giderler. Fakat asırlık bir ağacın gitmesi başka şeydir.

*

Bu yazıyı yazmak için biraz bekledim. İstedim ki içimde çağlayan duygularım yerli yerine otursun.  Ruhumda silinmez izleri olan o güzel insanla azar azar vedalaşayım. Gözlerimiz nemli ama ağlayan bir yazı yazmak istemedim.

*

Babamın yüzü gözümün önüne geliyor. Anılarımda hep başımı kaldırıp onun yüzüne bakıyorum. Küçük elimi kavrayan elinin ne kadar büyük ve kuvvetli gördüğünü hatırlıyorum. 

*

Oturaksız bir kayık gibi bulutlu gecede, karanlık denizde 

Son girdaba doğru yol alıyorum 

Selam umudu yok

Okşama umudu yok.

*

Yalnız bir adam

Kendi cenazesine ağlıyor.

*

bu tünelden çıkmaya sanki nefesim yetmeyecek

*

seher vakti, annemin Kur’an okuma vakti 

Kur’an okumak, kendini temize çekmek demekti, Allah’ın içimizdeki sesiyle

Kur’an okumak, ilk-bahçeye gitmek demekti seher vakti 

sabahın gözyaşıdır ağaçların yapraklarındaki çiğ tanesi 

*

Şairler mutsuz insanlardır. Mutlu insanlar şiir yazamaz.

*

İstanbulum Anadolum sevdiğim toprak

Ne kadar yakınım sana

Ve ne kadar uzak

*

Her ölüm dünyada bir çatlak açar – bir boşluk bırakıp 

öyle gider her kişi: öteki kişiler de, şimdi, o çatlağı 

kapatmakla, o boşluğu doldurmakla görevlendirilmiş 

    hissederler kendilerini.

*

Daha zor günler geliyor.

*

MAYIS 2022

yaşarken

dans ettiğimi bilmeyen ahali

dualarla uğurlarken beni 

bir sevinç anını paylaşacağım seninle 

*

oğlumun büyüyüşünü izliyorum hâlâ

zihnimin gizli odalarında

her birinin içinde bir başka an,

özenle saklanmış zaman

bana bakıyor oradan

*

Mektubumu yanıtlarsanız sevinirim, çünkü şu sıralar çok acı ve zor günler geçirmekteyim ve mezarında yatan biri gibi yalnızım, bir sürü acı ve azap veren düşünce ve hiç bitmeyecek olan bir hüzünle. Şimdilik sizi memnun edemiyorum, belki bir gün gelir siz de bana hak verirsiniz ve bana küsmezsiniz, benimle de diğer çocuklarla olduğunuz gibi sevecen olursunuz. Uzaktan sizi öpüyorum.

*

Sâni’-i Kerîm, Fâtır-ı Rahîm, her bir taifenin resmigeçit nöbeti bittikten ve o resmigeçitten maksud olan neticeler alındıktan sonra, ekseriyet itibarıyla dünyadan merhametkârane bir tarz ile tenfir edip usandırıyor. İstirahate bir meyil ve başka bir âleme göçmeye bir şevk ihsan ediyor. 

*

Bu âhirzaman fitnesinde açlık, ehemmiyetli bir rol oynayacak. Onunla ehl-i dalâlet, biçâre aç ehl-i imanı, derd-i maişet içinde boğdurup, hissiyat-ı diniyeyi ya unutturup ya ikinci, üçüncü derecede bırakmaya çalışacak.

*

Yordu bütün yıl bizi işler

ve ilişkiler: Buraya ondan geldik.

Korkmuştuk korkularımızdan,

coşkularımızdan bıkmıştık,

ne yavaşlıyor ne de hızlanıyordu

çarklar, kimseye rastlamıyorduk,

kendimize bile: Buraya ondan

gelmiştik.

*

Bir kötülük edince, bir günah işleyince, ondan kork; çünkü kötülük ekilen bir tohumdur. Allâh onu yeşertir, meydana çıkarır.

*

Gelemez kâfile-i şevk-ü ferâh semtimize

Şâh-ı gam mülk-i dili leşker-i hasretle korur

“Bir iş, kendisini üzdüğünde, Rasûlullah namaz kılmaya sığınırdı.”

*

Seni seviyorum da diyemem 

Sonunda gurur beni hasta edecek 

Çünkü şu gerçeği biliyorum 

Artık beni sevmiyorsun… 

*

Elbiselerim paramparça oldu, peki ayın sonu nerede? 

Yeni ve güzel elbiseler nerede?” 

Utanarak ve yavaşça dedim: 

Sabret çocuğum, gelecek aya kadar.”

*

Bunlardan önce yer gök yeşildi 

Şimdi karanlıktan başka bir şey yok, onun gökyüzünü kim götürdü? 

*

gidiyor, ama nereye? Bir dostun semtine mi? 

Bir misafirhaneye mi? Ya da akrabalarının yanına mı? 

*

Ekmek hasretiyle  uyudum 

Hasır üstünde cami avlusunda! … 

*

Gözlerinde ışıltıyla bize bakmakta olan kişinin bu sevgisini ne kadar alıyoruz içeri? Onun bizi sevmesine izin verebiliyor muyuz? Bu dünyada insanın uğrayacağı en büyük kötülüklerden biri, kayıtsız kalınmaktır. 

*

Çiçek açamama korkusuyla erguvan, 

Yiten ümitlerinden yorgun düşer 

*

Ve eğer beni ihtiyar köylü bir kadın 

İnsanların kaçtığı bir dev gibi görüyorsa, 

Cihanın ıstırabının oğluyumdur da ondan

*

Ben seni, ey memleket, olduğun gibi seviyorum. 

*

Yağmurun altında yolunu kaybetmiş bir kuş gibi, 

*

Selamını alan yok, 

Başlar yakaların içinde, 

Selam alıp dostları görmek için başını kaldıran yok. 

*

Hırsızlık ve haramdandır; varlıklı ile yoksulun ayrımı, 

İhtişamlı saraylar helal para ile hâsıl olmaz.

*

Ve tepenin üzerinden,

Çırpınır birden

Acılı ve yanık seslenmek ister yüreğinin derinliğinden,

Gelip geçen kuşların, anlamını bilmediği.

*

Kalmak

    -evet!-

Ve kendi hüznünü

      akşamları

Terkedilmiş kuyulara bırakmak,

*

“Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;

Madem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür.

*

Çocuklarınızı korumanın en iyi yolu, çocuklarınızla kaliteli vakit geçirmektir.

*

Şairler Allah’la neden samimi mısralarda 

neye göre yaşanıyor sabır 

hangi yıkımdan sonra hatırlanır 

okumadan büyüdüğün anlaşma

*

Ne sen varsın, ne ben 

Sarıldığımızda, 

Ilık bir soluk eser ufka.

*

Gülümsüyor çocuk yıkıntılar içinde.

*

Nasıl tutsam incinir

bir kuşun kırık kanadıdır sevmek 

*

NİSAN 2022

İşte yastığı kara toprak olan

Edebiyat âleminin yıldızı Pervîn’dir

Gerçi felekten acıdan başka bir şey görmedi

*

Yan âteşe pervâne-veş itme yine efgân  

Ey ‛âşık-ı miskîn budur âdâb-ı mahabbet 

*

Ne çıkar sanki sardıysam sizi kollarımla

Unutmak, belki de unutmak olsun diye mi

Onu da tatmak gibi

Oysa ne bir evim oldu, ne de bir yerim var şimdi gidecek

Ama gitmenin saati geldi

*

yarısında izin alıp gideceğiniz bir hikayedir burası

burası

dünya bizi nasıl kırdıysa öyle de gönlümüzü almamayı bildiği

yerdir.

*

İşte ben bütün bu gereksiz

sebeplerden sıkılırken yaşamaktan

sabah kalkınca intihar etmeyi

unutacak kadar dalgın,

kötü yola düşen; şiire düştüğü için

Ne cesaret eden, ne giden

*

Yaram var diye konuşmaya başlarsanız bir kısmı yaranıza bakmaya gelir, bir kısmı yaranızı taşlamaya. Ama yara aynı yerde kalır.

*

Çocukluğumdan beri İsrail çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden öldürmeye devam ediyor. Çocukluğumdan beri biz İsrail’i kınamaya devam ediyoruz.

*

Has şiir bize hissedip de adını koyamadığımız şeyi anlamlandırabilmekte yardımcı olur. Bizi sarsar, kendimizle karşılaştırır. Bu açıdan şiiri iç dökmekten ya da kendiyle hasbıhalden ziyade terapi odasının sözlü süreçlerine daha yakın buluyorum. 

*

Beni anlayanlar bana yabancı

beni anlamayanlar benden davacı

ne yapmalıyım o zaman

*

geceyi vuran kurşun değil sessizlik

bir gün alçak sesle söyler

duymak zorundasınız

*

Anlamadığın bir dille beni yalanladılar!

Şiir yazdım… O da yazdı… Okumadık birbirimizi.

*

Orada bir erkek usulca bir kadından ayrılır

Orada kendi gövdesine sığınır bir çocuk

*

mesele dostum

yenilirken yenmiş gibi durabilmekte

yenerken de yenilmiş gibi olabilmekte

*

Size bir şey söyleyeyim mi, bu itirafım ilk olacak ve de size olacak. O kitabı okuduktan sonra babama haksızlık ettiğim kanısına da vardım. Fazlaca yüklenmişim, öyle tuhaf bir duygu yaşadım.

*

Erken öleceğim göreceksiniz 

İçimden uzaklaştı bir atın kişnemesi

Gül soldurdum, dışlandım bir bahçeden 

Duvar sandım bileğime çaktım çiviyi 

*

Bilmiyorum ne kadar sürecek kırgınlığım

Yama tutar mı bilemem yüreğimdeki yırtık

Arada bir giderdim çocukluğumu bulmaya

Gitmek gelmiyor içimden büyüdüm artık

*

Babam limandı belki, yanaşmayan gemi ben

Aynı suların açığı, kıyısıydık ikimiz

Susmak ona özgüydü eşlik etmekse bana

*

kuşun yeni karılmış zifte konması gibidir

kefeni yeğlemesi bir kışın kar yerine

*

O eski huyudur, bırakamadı 

Hep yaralı imgelere rastlar da 

Tutar ellerinden eve getirir 

*

Yazdıklarımın özeti: kuğuda boğulan havuz 

Avcıların yanında poz verdiği ölü ceylan 

Bu anlamda sözümde duramadım, hemen döndüm şiire. Hızla kirlendiğimi fark etmiştim, intihar ediyordum sanki yazmadığım zamanlarda.

*

Değmez demiyorum değer

Bir gül gelip içimizde açsa iyidir

Sonra yok olmak fark edilmektir biraz

*

Ben didişmekden usandım savlet-i ağyar ile

Cây edindim külbe-i ahzânı kalb-i zâr ile

*

Dil-i ser-pençe-i çeşminde göstersün muşavvirler

Ol ahu beçceye her dem şikarı şir yazsunlar

*

Tutkuyla bağlandığın herkes gider.

Hiçbir yara iyileşmez aslında.

Bir gün bir köşe başında yorulursun.

*

Ve ben seviyorum o uzak şeyleri

buğulu gözlerindeki.

Uzak manzaralardaki

buğulu gölleri sevdiğim gibi.

*

Artık aşk

İçimizdeki soğukluğa

alev coşkusu değil

yaramızın sızısına uyuşturucu bir merhem

*

Erkekler yaşlanırken

Umutsuz ve yorgun.

*

Karanlık’ta savaşmaya

gidiyorum

yorgunluk beşikleri bırakmış

gelip gitmelerin keşmekeşini

*

Göğsümde hançer yarası

süsen gibi açsa da.

akasyaların rüyasında ölmek istiyorum

*

Nazlı menekşeydi

Çiçek açtı, kışın bittiğini müjdeledi ve

gitti …

*

Elindeki kalın bastona dayanarak yokuşaşağı ağır ağır iniyordu. Renginin uçukluğu, harekâ­tının bataeti, halsizliği, mecalsizliği ile beraber simasının keder-âlûdeliği, siyahlara müstağrak kıyafetinin perişanlığı kendisinin hastalığından ziyade musibet-zedeliğini hatıra getiriyordu.

*

Ey yerlerin, göklerin ışığı işit iniltilerimi!

Gör nasıl çırpınıyorum

Kötü rüzgârda kalmış bir deniz gibi.

Yardımıma gel, uzaklaştır benden

kötülüğümü isteyenleri.

*

MART 2022

Sabâhın sinlere vardum gördüm cümle ölmiş yatur

Her biri bî-çâre olup ‘ömrin yavı kılmış yatur

*

Düşen onunla gömülmekti bir zamânda bana,

Yazık şu acze ki yârây-ı intihârım yok!

*

Rihletinden anladım ki hâtırın gafil değil 

Cismin âfil olsa da rûhun senin âfil değil 

*

Yine pür cûş-û hurûş oldu derûnum bu gece

Döndü bir fırtınaya sabr-ü sükûnum bu gece

*

Bir gün zayıflamadı kederimiz

Bir gün unutmadık kendimizi

Sen en bahtsızı şehirlerin

*

Hoşa gidecek seslerin peşinden koşar oldun 

Ama bulduklarını da birer ağıda çevirdin hünerle

*

İnanıp inanmadığımı bilemiyorum. Müslümanım, Müslüman bir çevrede doğdum. Ancak ne kadar inanıp inanmadığımın cevabını mahşer günü bilebileceğim.

*

Yorgunum; yaşamaktan yoruldum, diyorum. Hakkın var, diye başımı okşayacağın yerde, koşup, bu durmak vakti yaklaşan hayat zembereğini kendi elinle yeniden kuruyorsun.

*

Ölüler bir zamanlar seni seven kalplerdi:

Uçup giden meleğin, baban, yahut da annen!

Gönülleri kırılır bu acı sözlerinden,

Rüya içinden gibi duyarlar sesimizi.

*

Oysa allahım bilirsin ben en çok yeryüzünü,

ve başımı yatırınca toprağa, gökteki yıldızları da,

işte öyle allahım bilirsin çok güzel yapmıştın bu yeryüzünü.

Bizim köydeki gibi.

*

Aylarca sustun. Aylarca yüzün açılmadı. Gülmedin, gülümsemedin. Yemedin, içmedin. “Ben artık yaşamıyorum,” diye yazdın mektubunu. Ben de eridim seninle. Ben de öldüm. Ama inancımı hiç mi hiç yitirmedim.

*

Bir yarım umuttur elimizde kalan,

Göğüslemek için karanlık yarınları.

*

Çaresiz bir adamım

Adını bile kekeleyen.

Bilmemem gereken

Şeyler öğrendim.

Sorular sordum

Sormamam gereken.

*

Gerçekten, karanlık günlerde yaşıyorum!

Saflık sayılıyor dürüst söz. Kırışıksız bir alın

Duygusuzluğa yoruluyor. 

*

Erik ağacı olduğuna inanmak zor

Hiç erik vermez çünkü

Ama yine de erik ağacı işte

Yapraklarından belli.

*

Kalp bu ekmek gibi kırdığımız

Sığırcık kuşları onu gagalayan

Gitmeliydim kalmak oldu hatamız

*

Ve içim sevdanla pır pır etse de

Dilediğin istediğin sürece

Bir yastıkta olacağız seninle

*

Biliyor musun

Her nefes faciaya dönüştüğü zaman

Günün renkleri bir gülüşün sonucu olduğu zaman

*

Ne anlamı var yarının ve dünün anlamı ne

Diken değiştiriyor işte yüreği

Her şey anlamsız ve acımasız değil mi

*

Hiçbir şey değil sanıldığı kadar öyle değerli

Başkaları gelir Onların kalbi benimkisi gibidir

Hepsi de ota dokunmasını ve seni seviyorum demesini bilir

*

Ya da ayrıldıkları vakit sonunda sevgililer

Geçirmek için yüzüğü başkalarının parmağına

Bir an bile durmasın gerçekleşmeyecek düşler

*

Bağıracağım bağıracağım toplardan daha yüksek bir sesle

Yaralılardan ve sarhoşlardan yüksek hem de

*

Elleriyse soğuktan bembeyaz olmuş

Damların üstündeki karlar gibi

*

Kıskanırım bir şarkıyı bir sitemi

Bir nefesi ve bir sızlanmayı

*

Bir Ekim ezgisi hüzün veren bir ezgi

Mayıs ayından çok daha tatlı

*

Hatırlarım bir zindanı

Hiçbir şeye benzemeyen

Bir mezarlık hatırlarım

Farkı yoktur memleketten

*

İnsan boş yere galip sayar kendini

Burası Elsa’nın kenti

Ve o kırık köprünün altından

Rhone nehri ile yüreğim geçer

*

Kalbimin şekli kentin şekline benzer

Orda yönü belirsiz bir rüzgâr eser

*

Ayrılıklar varsa çekip giden hep sensin

Hep bizim aşkımız var ağlayan her bir gözde

Hep bizim aşkımızdır yolu şaşırılmış sokak

*

Çocuk akıllı uslu dursun diye

Nasıl yığarlarsa önüne değersiz eşyaları

*

Ey aşkım ey sevgilim var olan bir tek sensin

Bu hüzünlü saatinde batan güneşin

Orda yitirmekteyim şiirimin ipini

Yaşamımın ipini ve sevinci ve sesi

Çünkü sana tekrarlamak istiyordum Seni sevdiğimi

Ama bu söz acı veriyor bana sensiz söylendi mi

*

Muhtemelen hayatını kaybedecek. Hastayla konuşup durumu anlatıyorsunuz, biraz dinlenmesi gerektiğini yoksa kalbinin duracağını. Kendisi de çok yorulduğu için size yardım isteyen gözlerle bakıyor. Çok zor da olsa o hastaya gülümseyip, hadi bakalım, güzelce dinlen, iyileş de seni çıkaralım yoğun bakımdan teyzecim, amcacım diyorsunuz. 

*

Yaşlandıkça daha güzelleşiyorum 

Çünkü atlıyorum, sekiyorum en 

korkunç darbelerin üzerinden 

Yarısını sana, yarısını kendime 

teslim ediyorum onurumun 

Senin hep yanımda olacağını 

bilseydim 

Çıkış yok ki, onurumuzun hepsini kendimize alalım 

*

Bir tek sen bir şeyler vadediyorsun gibi 

Bir beklenti birdenbire gerçekten 

             gerçekleşebilir mi? 

*

Bana masum bir yüz ver Tanrım masum bir yürek 

*

Elleriyle kalbini kapatıyor birden 

Her şeyi yakalayan kalbiyle yakalıyor 

         kalplerini 

*

Ama ancak O, henüz tanımadığım 

gömebilir bu kendimi.

*

Hiç kimsenin biriyim ben, hiç 

kimsesizin teki 

*

Her şey buz gibi bir mermerin 

   üstünde pelteleşip kalmayacak mı? 

*

Biliyorum hiç kimseyi çok sevmiyorsun

Hatta kendinle biraz oynuyorsun

Ama aşk çok uzaktadır bundan

*

Sen ve ben bir şey diyemiyoruz 

Ne zaman ne zaman

Bu uzaklık oluştu? 

*

Senin için ne düşüneceğimi şaşırıyorum

*

biri kaba davranınca

camlar bile sarsılıyor

*

Çırpınan bir ruhum artık

Bin hasretle delik deşik

Uzak hayret burçlarında

Nevânın, ferahfezânın.

*

Tepemde kanat germiş bir kartaldır yalnızlık.

Kalp çarpıntılarıyla günleri hesaplayan

Bir benim, benim olan bir masaldır yalnızlık.

*

Düşümdün, gülüşümdün, gökyüzünü öpüşüm 

*

Artık gözyaşımız kalmadığında, gözyaşları duygusal hayatımızın arka planı olmayı kestiğinde, sevdiğimiz kişinin içimizde açtığı yalnızlığı, kaybı ve yokluğu gözyaşlarına akıtamadığımızda, acı daha da keskinleşir ve geleceğe ilişkin umut ufuklarımız kararır.

*

O sırada gördüm ki, içlerinden biri yalan söylemiyordu,

çaresizliğime alıştım, diyerek.

Tıpkı senin yalnızlık fırtınan gibi,

o da başardı enginlere yayılan

bir sessizliği.

*

Zehrin çiçek açtığını görüyorum.

Her sözcükte ve her kalıpta.

*

Hafiften ürküyor yüzün,

birdenbire lamba gibi aydınlandığında

iç dünyamda, tam da

en acıtıcı aslanın söylendiği noktada.

ŞUBAT 2022

AVvXsEjgxpnh7Eo05vmWYqk-VIDDzlvj_9Ol3E8NzqIAdoIFwsCM-8ZAiF0EH8rT0c2Moll3nU-7TT8jJYYoXyIWH0Fc7Yr5q7VwS5g5QD3_5MeWueHHiWx8Rj5QYLJQFJaMqzNk0uTTiXCnxG3A0-HjTJKxjmQX94qyXwed461WXKc_eVE5vC7zZOcYy0VDaJo Güvercin Gerdanlığı’nda Son Beş Yıl Söyle(n)diklerim II

Güvercin Gerdanlığı’nda Son Beş Yıl Söyle(n)diklerim III

söyleyebileceğim her şeyi söyledim. O kadar da çok değilmiş.
Louis-Ferdinand Céline

ŞUBAT 2022

Sizi özleyeceğiz.
Kaygılanmayın, başkası çıkar.
*
Hiç kimse terk etmez ülkesini ta ki ülke yorgun sesiyle
Şunları diyene dek sana:
Terk et beni.
Kaç benden şimdi.
Ne hale geldiğimi bilmiyorum şimdi.
Fakat biliyorum ki herhangi bir yer
benden daha güvenlidir.

*
“Sayısız günahlarımızı affeden Allâh’ın bir kulu olarak, neden bir suçu bağışlamayayım?”
*
Kuzugölü vadisinde çiçeklerle sohbet ederken, nerden bilecektim, sessizce derdini kuşlara ve kelebeklere anlattığını… Nerden bilecektim bu ceylan koşulu yiğidin, içinde onulmaz bir yara, tükenmez bir hüznün yer ettiğini… Habis tümörün sincice içine yerleşip sessizce Hasan’ımı kuşattığını… 
*
Akıllı telefonlarımız ile neredeyse obsesif bir ilişki içinde bulunduğumuzu ifade eden Han, insanların bu cihazlar aracılığıyla gerçek dünyadan bir kopuş yaşadığını ve sanal dünyanın içerisindeki sahte gerçekliğe kitlenip kaldığını ve böylece köreldiğini belirtiyor.
*
Biraz önce dışarı çıktım, yürüdüm, denize baktım. Pek o kadar hüzün vermedi bana, artık çıkıp gideceğim bu dünya. 
*
Bir ömür daha lazım vefatımızdan sonra, 
Çünkü bu ömrümüzü sadece umutlanarak geçirdik.
*
Hayat, günler geçtikçe sessizce biter. Günlük rutininizi yaptığınızı sanırsınız, ama öyle değildir. Her gün biraz daha yaşlanırsınız, her gün biraz daha farklılaşırsınız ve bu günlük küçük farklılıklarla o noktaya çok daha fazla yaklaşmış olursunuz. Hiç gürültü çıkmaz, hiçbir şey olmaz. Öylece olup biter. Şimdi,bununla nasıl baş edeceksiniz peki? Bununla nasıl başa çıkacaksınız? Yeni bir film daha mı yapmalıyım? Ne hakkında? Yapamam. Yapmam için bir sebep yok. Sonra ne olacak ki?
*
Yolculuğun sonunda Aşk’ın vardığı yer Hayret’tir ve şöyle der Galib Dede: “Bundan ötesi değil nümâyân” (sonrası göze görünmüyor). Aşk Hayret’e varır, susulur. Her aşk yolculuğunun mumdan kayıklarla ateş denizlerini geçmek olduğunu bir kere daha anlarız…
*

OCAK 2022

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar
*
Zaman şöyle dedi bana: “Öfkene yenilme sakın;
Ayağına bağ vurulur diline bağ vurmayanın.”
*
Ayrılığı bir sözcük gibi andığın her an, geleceği bilme yeteneğimi elimden alıyorsun. Dönebileceğim bir kapı yoksa, gitmeyi öğrenmeliyim.
*
Divan Şiirinde Hande
*
Bu yaşama severek katlanıyorum. Yakınlarımı, karımı, çocuklarımı, güler yüzlü görebilmek için çırpınıyorum… Ama o da olmuyor. Bütün bu yorgunluğumun onlardan birer güleryüz görmek için olduğunu anlamıyorlar, anlamak istemiyorlar, anlayamayacaklar da… 
*
Bir önceki mektubunda şunları yazıyorsun Alevci: “Bir gün belki de çok üzüleceksin.” “Belki de fena oldu beni tanıdığın Edipçi.”
*
Oysa ne telgrafı var hüznün ne telefon numarası 
Ve bilmezler hulahup yapan kızlar 
Hangi yolu yürürsenizdir Kudüs, o ateş dansı. 

*
tanrım 
biz neyiz ki bir acûzeden başka 
yol göster bize, aşka 
hoş kıl yüzümüzü
evimizde kalalım 
*
sana geliyorum putları kırarak ellerimle
saklamıyorum varsın aksın gözyaşlarım
görüyorsun sana geldim ağlasam da gülüyorum.

*
Yoruldum sana geldim 
Sen olmasan ne yapardım Allah’ım! 
*
Ah! yine de yolumdaki kederi kimse bilmesin,
büyüsün, genişlesin, dolansın ömrümü;
kapısı kapalı çoktandır, penceresi dargın.
*
Hem bak artık kazmayacağım
Yoruldum güzelim kendime mezar 
*
omuzdan kavrar bir el, sakince razı olduğunuz sonu
değiştirir

*
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
*
Adına diyorlar
”Hoşgeldin bebek”

Bir göl uykusu gözlerinde
Melekler geçiyor sularından gülümseyerek
*
Çünkü kadınlar dua etmediler bizim için
*
Ve intihar düşüncesi de, 
geçmişte bana gülümseyen, 
kaldıramaz artık o taşı yüreğimden, 
acı çekerim, korkunç acılar. 
*
Dargınlık/Küslük Şiirleri Bercestem
*

ARALIK 2021

Veda Şiirleri Bercestem
*
Şimdi sen ey ölüm, yaklaş bana
*

KASIM 2021

Bütün kadınların içinde bir büyücü olduğu geçti aklımdan, ben gördüğümü anlamazken, onlar görmediklerini biliyorlar, sırları çözüyorlar ve bunu hemen söylemiyorlardı.
*
Aşık bir erkeğe dikkatle bakın. Söylediklerine aldırmadan bakın. O kırılganlığı, kıvranmayı, ifadelerinde ve ses tonlarında hissedeceksiniz. Bir kadın, bir erkeği tahmininden çok daha kolay yaralayabilir. Tek bir sözcük, tek bir bakış, tek bir alaycı küçümseme yeter buna. 
*
yoruldum
değiştirmekten kanını yüreğimin
ne zaman bitecek
bu hüzün.
*
Ben böyle sabah-akşam
her an
seni düşünüyorum ya,
solgun bir yapraktan say beni.
Savrulmuşum nicedir rüzgarlarla.
*
İşte o geceyi ağlatan sesin var ya,
çiçek çiçek olur ve düşer suya.
Sürüklenir sonra, bilinmezliğe…
*
Erkeğimin sevgisi
bana kendini teslim etmekten utanmamalı
ve korkmamalı kalabalık bir alanda
aşkın büyülü pençesinde kendini görmekten.

*
işte evine dışarıdan bakınca görülen
hüznünün kepenkleri
hüznünün kapı zili olduğunu.
Ama çalmıyorsun kapımı.
*
Bağırıp çağırmam, tepinip durmaz ayaklarım
Duymam yüksek sesle konuşma zorunluluğu.

*
Gençlik ve ölümdür ele aldığı konular. Şiirlerim,
Her daim okunmadan kalan dizelerim!
*
Ama hiç kimse ölmenize yardım edemez.
*
Ölüm, yakalama birdenbire beni,
haber et uzaktan,
alışkanlıklarımın en sonuncusuymuş gibi
dostça alırsın beni.
*
Çok fazla hisseder yazan bir kadın bu kendinden geçişleri ve kehanetleri!
*
Ölümün yüzüne bakmaktansa
ölmeyi seçmeye
ileri derecede özlem duymaz mıyım?
*

EKİM 2021

Yakup Cemil’in
Kurşuna dizilmeden hemen önce
Üst üste içtiği
Ömründeki ilk üç sigara.

*
Ve yenildim ve sustum.
*
Ne zorluklarla götürmüştü aşk oyununa beni
Ne gariptir ki çok kolaylıkla oyundan çıkardı beni

*
Burası devam edecek bir kent değil, yaşanacak yer değil burası.
*
Ağlamaya başladı; ama hep yakında olan Tanrı,
Beyazlara bürünmüş, babası kılığında ortaya çıktı.
*
Her cümlecik ve her cümle bir son ve başlangıçtır,
Her şiir bir yazıt. Ve herhangi bir eylem
Bir adımdır idam kütüğüne, ateşe, denizin gırtlağına
Ya da okunamayan bir taşa: ve bu, çıkış yerimizdir.
Biz ölürüz ölenlerle:
*
Usandım kendi hayatımdan ve benden sonrakilerin hayatlarından,
Ölüyorum kendi ölümümde ve benden sonrakilerin ölümlerinde.

*
Yüreğine yakın olan ben uzaklaştırıldım oradan
*
Böylece bırakabilirdi adam
Ruhun yarılmış ve yaralanmış bedeni bırakışı gibi,
Zihnin kullandığı bedeni bırakıp gitmesi gibi.
*
Garip gölgelerde sandallar dolaşır,
Ve bir nedamete bağlar dalgalar, kalbi.
*
Hafızayı sarsar gece yarısı
Nasıl sarsarsa bir deli ölü bir sardunyayı.

*
Gözlemlerimden çıkardığım sonuca göre, ateşli faaliyet başlangıçlarınıza ve iyi niyetinize rağmen, tabiat olarak çalışkan değilsiniz. Bu şartlar dahilinde, kızımla birlikte hayat gemisine binebilmeniz için size dışarıdan destek gerekecek.
*
Tam sınırdayız,
Nerdeyse tükendi dayanma gücümüz

*
Bilmiyordum ölümün bu kadar garip olduğunu.
*
Cennet nasıl bilebilir
Umudu ve inancı, acıma ve sevgiyi
Gömülü kalmışsa hep
Bellek buluncaya dek kendi definesini?

*
Bir evi ve o evin güzel bir sıcaklıkla ısınan havasını düşündüm;
Sevgi ve özlem dolu canların sıcaklığını,
Bir çocuğun doğumunu bekleyen o eve egemen gülümseyen kaygıyı.
*
Şiir, ey mutlu fosil. Yırtık hayal
kalyonu. Süslü batık

*
Yani, demek istiyorum ki, bu kadını hiç olmazsa bir hafta filan aramayacak kadar küçük bir uğraşım olsaydı. Çünkü, efendim, anladı sonunda kendisinden başka ilgilenecek bir şeyim olmadığını.
*

EYLÜL 2021

Ey sevgili bulutlar, gök, yer ve ağaçlar 
gidiyor sevgilim: Acıyın bana, âşıklar 
için merhamet varsa bu dünyada. 

*
Bir sürgün yeridir şiir…
*
Sanki neşeliymişim gibi eve döndüm.
Kapının zilini çaldım birkaç kez ve bekledim…
Belki gecikmiştim. Kimse açmadı kapıyı.

*
Bir Kadın: “Benim de
Hiçbir şey hoşuma gitmiyor. Oğluma kabrimi gösterdim.
Hoşuna gitti ve uyudu (öldü) benimle vedalaşmadan” der.
*
Çıkıyorum
Kapı kapanıyor
Gölgem çıkıyor ardımdan •
Madem ki yabancısıyım artık anılarımın ve evimin
Neden, “Elveda” diyeyim?

*
Dil uzatana söylemedim acımı,
(Zaten) acı çektiren yetti bana.
*
Leyla el-Ahyeliyye üzerimde küçük ve büyük mezar taşları olduğu (ölü olduğum) zaman bile bana selam verse, yine gülümseyerek onun selamını alırım. Yahud kabrim tarafından bir baykuş kendisine ses verir.
*
Yapıştırıyorum tebessümler hüzünlü yüzüme,
Sevinsin diye müşteri.
*
Bu kalp, bir süre yolunu kaybetti, geri dönmeden önce. Sordum
sevdiğime: Hangi kalpte vuruldum?
Eğildi kalbimin üstüne ve
gözyaşlarıyla cevapladı beni…

*
Hiç kimse istemiyor unutmak. Daha doğrusu, hiç kimse istemez unutulmak. …

Yeterli unutkanlık yok mu onlar için unutmaya?…
*
Bir sürgün yeridir gönül
bizi kendi gönlümüzden uzaklaştırıp yabancıya götüren…

*
İki olmaya dönmek ihtiyacındayız,
böylece sürdürebiliriz kucaklamayı birbirimizi.
*
Ben yabancıyım. Saman Yol’u boyunca sevgilime
yürümekten yorgun. Sıfatlarımdan yorgun

*
“Ben ve Kadınım, sonsuza dek”
Böyle başlar aşk. Fakat
bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile
“Ben ve O kadın”
*
Günümüzde şiir ciddi, kaçınılmaz olan değişimlere uğradı. Çağdaş edebiyatta “kahramanlar” önemli bir değişime uğradı. Çağdaş “kahramanlar” sıradan insanlardır artık. Şair, artık bir “kurtarıcı”, Mesih yada peygamber değil. O da sıradan, normal bir bireye evrildi.
*
Bundan daha büyük bir saadet olamaz; insanlar mısralarımı hakiki ev belleyip içinde oturuyorlar, zira şiirdeki beyit ev demektir. Vatanı elinden alınmış Filistinliler de şiirlerimin beyitlerine sığındılar.
*

AĞUSTOS 2021

Eğer oturmak ve unutmak sanatını öğrenmemiş olsaydım.
Bu sonsuz yalnızlığa nasıl dayanabilirdim ?
*
Nehri geçiyor, nilüfer çiçeği topluyorum,
Orkide tarlasında çeşit çeşit kokulu otlar var.
Onları topluyorum, fakat kime götüreceğim?
*
Ziyafet ve eğlence içinde bile kederliyim.
*
İçimizde birbiriyle konuşan yaprak bolluğu
Yalnızlık bir başına kalmıştır.
*
Kalbim daima seni takibedecek ve asla unutmıyacak.
Şimdi sen Batıya doğru giderken.
Sana iyilikler temenni ediyorum.
*
eziyetle yürüdüğün yeter
dökünüyorum yorgunluğunu bedenime
sarnıçlarda yağmurlar dinlenirken senin için
anne, gül et beni kederine
*
İyi günler tekrar gelmiyecek;
Bir an sonra ayrılmış olacağız.
Yol ağzında üzüntü ile durakladık.
Tarlada el ele durduk.
*
Gece yarısı rüyamda,
Sizi gördüm, sizinle konuştum uzun uzun.
*
Kim söylüyor ki, istiyormuşum.
Senden böyle uzaklarda yaşamak, ayrı kalmak.
Elbiselerim hâlâ senin taşıdığın koku ile dolu.
*
Mesut olanlar günün kısalığından şikâyetçi.
Üzüntülü olanlar yılın tenbelliğinden usanç getirir.
Fakat kalbleri neşe ve kederden uzak olanlar,
Kısalığa, uzunluğa dikkat etmeden yaşayıp gider.
*
Kapıdan çıkıyorum, doğuya bakıyorum.
Gözlerimden yaşlar akıyor, elbisemi ıslatıyor.
*
Çevirilerini yayımlamaya devam eden yayınevlerinin ona layık gördüğü iki satırlık baştan savma biyografilerde doğum ve ölüm yılları bile net değildi. Ama değişmez kapanış cümlesi, üzüntümü de merakımı da arttırmıştı: “1970 yılı civarında intihar etti.”
*
Kekik, reyhan ve kaçak tütün kokusu taşırdı rüzgâr
alçak damlı evlerin yüksek, küçük pencerelerinden.
*
Ve ben kafiyelerin ağır taşlarını omuzumda taşıyorum 
Ve şiir zindanına 
Hapsediyorum kendimi 
Çerçevesinin zindanında 
Hapsolmuş resim gibi
*
her söz incitir.
*
öyle ya, 
sessizlik de bir cevaptır, 
*
o geride kalan
benim kalbimdir.
oraya tüneyip uzaklara bakan
geçmişle gelecek arasında çizilmiş bir hat olan o telde 
durup evi hisseden.
*
elbette gül bahçeleri gömülü kalbimizde. 
*
Aç kalan kurtçuklar en sonunda birbirlerini yemeğe başlarlar. Nihayet onlar da biter ve kuyu tertemiz olur.
*
Gururlu bir çocuksun,
İster bir fırtına ol, .. istersen yağmurlu bir hava ..
Her zaman kalbim bağışlayandır
Öç alması olur mu hiç,
Kuşların küçücük yavrularından?
Bir çocuk gibi şefkatime ihtiyaç duyduğunda
Ne zaman istersen dön kalbime
*
yanlışları onların 
yanlışa sürüklüyor beni de
onur kırıcı sözleri acı veriyor bana 
kan sızıyor acımın derinlerinden! 
*
Nasıl da güzel senin gülümseyişlerin
*
Sözler ve isimler tuzaklar gibidir
Tatlı söz ömür suyumuzun çakıl taşıdır.
*
sahilde, ama yine de kaygılıdır kayıkçı
feryat eder daha büyük bir huzursuzlukla:
“n’olur, bir daha düşse yolum, engin denize!”
*
Bir esinti bu haberi getirip geçti
“İki taraflı olunca ne hoştur sevgi”
Genç adam hayıflanıp iç geçirdi
“Tek taraflı sevmek bir baş ağrısı”
*
Gizlenmiş bir acıya sahipti
Mehtabın soğuk ve yorgun ışığında, dağlık
Uzak kalmış bir arzu gibi
Ümit halesi gibi
Ya da ipekte zarif ve hevesli bir ten gibi
Görünüşte uyuyordu
*
Dalgıç kuşları da fırtınanın önünde inliyorlar
Denizin üzerinde sakinlik için kanat çırpıyorlar
*
İçimdeki hüzne karşın oldum sabırla yaşar,
Ne yazık ki elimde olmadan üzüntüm dışarı taşar.
*
Kınamaya gelmez sevgilim
Terkedince onu, kaybederim
Bana der, yok benim benzerim
*
Ayrılığımız için uğraşanlar var ya
Niyet yok bizde intikama
Geçtiler her taraftan saldırıya
Azdır beni savunan ama
*
Kader korktuğum şeyi getirdi başıma 
Ayrılık bitmiyor geceler aksa da
Sabrın da niyeti yok beni azada
*
Bana sevdiğim yeter de artar
Ayrılınca kalbim peşinden koşar
*
Bana yeter rızası ve mutluluğu 
Uğraşırım kazanmak için tutkusunu
*
Serseri diyorsunuz, çünkü kıskanıyorsunuz. Siz haklı olduğunuzu kendinize ispatlamak zorundasınız. Karanlık bir delikte günlerinizi hareketsiz geçirmeye, yaşamak diyorsunuz. Geçiminizi kazanacaksınız. Peki ne zaman yaşayacaksınız
*
Ağlamak bayağıdır, inleyip yalvarmak da.
Alın yazısının seni çağırdığı tek yolda
Yap olanca gücünle uzun, ağır işini,
Sonra acı çek ve öl, sessizce, benim gibi.”
*
Elden gidiyordu vakit.
*
Sordu çocuk hüznün içinden:
Ne kadar yol var bebeğin gurûbuna?
*
Yeni çekilmiş bir dişin
Yadırganan boşluğu
Dilimin ucunda ismin.
*
Bakın etrafına:
Gör, nasıl da canlı, çepeçevre –
Ölüm aşkına! Canlı!
Hakikattir gölgeden söz edenin söylediği.
*
Süngüsüdür şiir bugün halkın!
*
Ahşap çiçekler ekiyorum, hırsımız kurusun
telaşımı gömüyorum uykuya
ömrümün ikindisi.
Ama şöyle düşün
ikimiz birden üzülebiliyoruz.
buna da şükür.
*
Ana oğul, baba oğul, baba kız, karı koca, abla kardeş… Hepsinin arasında giderek uçurumlaşan boşluklar her birini yalnız, tehditkâr, giderek tekinsizleşen, anakaraya varışın neredeyse imkânsız olduğu birer adaya çevirecektir.
*

Uyku Şiirleri Bercestem
*
Boyuneğmez ufak bir soluk içimde savaş vermekte, mutluluğu, yorgunluğu ve ölümü yenmeye. 
*
Ben şiiri görüyorum, okumuyorum.
*
Günün aydınlığında
Kimsenin aklına gelmiyor
Ateşböceği
*
Sen yokken
Seninle
Konuşuyorum
Sen varken
Kendimle

*
Dertsiz okuyucu, çoban kadar rahat,
Az’la yetinen, açık yürekli insan,
İçkiye düşkün ve hüzün kokan,
Bu kederli kitabı fırlat, at.
*
her insan bir eşek sabrıyla sırtına yüklenmiş olanı taşır, çünkü yükünden birazcık daha güçlü olan eşek, mutlu bir eşektir. 
*
Bunalıyorum çocuk, büyük bir ızdırap içinde bunalıyorum. Görüyorsun ya her gittiğimiz yerde durmadan dert ve şikayet dinliyoruz.

Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi perişanlık içinde. Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz. Maalesef, memleketin gerçek durumu bu işte.
*
Sen biricik kadınımsın mavi deniz
Bir başka oluyorum her koynuna girdiğim zaman.
Serin sularında can verip can alırken
*
Gideceksin buralardan gün gelecek,

Ağlamayacak kimse ardından, gülmeyecek!

*
Ölümden sonra zaten ölmüş insanları görme şansımız olacağından emin olsaydım, son aylar çok daha kolay olurdu. En iyi arkadaşım 1972’de ölen ve o günden beri her gün özlediğim babamla el sıkışmak istiyorum. Ona bir özür borçluyum. 
*
Ateşten, dumandan yol mu şaşırdın?
İs ile kapandı yolu Şahin’in

*

TEMMUZ 2021

Sonra sıra ormanlara geldi,
Yüz binlerce dönüm ateş yaktık,
*
Özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen

*
Ben bağlıyımdır nasıl bağlıysa
Köpek efendisine sarmaşık gövdeye
*
İştahla söylediğim aşkın sarkışıydı
Sevincin sarkışıydı toz kondurmadığım

*
Kızgınlık sırasında kendine, sertliğine, elinin saldırısına ve dilinin keskinliğine hakim ol. Bütün bunlardan, öfken sakinleşip iradene hakim oluncaya kadar, diline ilk gelen sözleri tutmak ve saldırıyı ertelemek suretiyle korun. Rabbine dönüşünü hatırlayarak gayretlerini artırmadığın sürece, bu konuda nefsine asla hakim olamayacaksın. 
*
Siz…
Hiç yer değiştirmediniz, sınırları gizlice geçmediniz, delik botlarla denizlere açılmadınız ama yine de kendi ülkenizde nicedir mültecisiniz.

*
Geçer gider hacegân ve ahûlar ve zaman
acır bir şey içimde bu göğsüme ne kattın
*
hayat bir gül yarasıdır
her şeyde seni görürüm
ve dünyanın bir yerde öbür ucunda
git dersin…
gidemem derim

*
/Siz de biliyorsunuz
‘hüzün’ bu yıl yine moda çocuklar/
*
Doğrusu, hayatı çok sevdiğimi söyleyemem, hayır. Canlı olduğum için, sorumluluklarım olduğu için hayata katlanıyorum.
*
Şairi şiirinden bilmek en iyisidir. Fazlası okur için hayal kırıklığı da olabilir, şiirle okur arasına girip şiirini de gölgeleyebilir. 
*
Ağlayarak yürüyor bu adam 
kimse bilmiyor neden ağladığını 

*
Neyi arıyor böyle yolculuklarda ruhlarımız 
çürük teknelerde
dolaşarak bir limandan öteki limana? 
*
Ruhlarımızı kaybetmişiz de
(Yürüdüğümüz sokaklarda, gecelediğimiz evlerde)
Onları arıyoruz sanki...
*
İçinde bir kuşku yalnız, kaybettiğin şey seni görüyor da,
sen onu göremiyorsun diye.
*
Anne Şiirleri Bercestem
*
çocuk olamayacaksın artık
allâsmarladık
*

HAZİRAN 2021

MAYIS 2021

Her yazdığım şiiri bir kez okuyup, sonra yakmak isterim
Ya da son bir şiir yazıp, bırakıp gitmek
Beynimde yaralı bir cırcır böceği var
Tek dileği, bir türkü daha söyleyip ölmek.

*
Ben bütün yenilgileri yaşadım
Kalmadı sana hiçbir şey
Oğlum, biricik muradım
Bir su damlasıdır kapıyı gözler
*
Kalemim üşüyor, parmaklarım köz 
Ve sürek avlarında yorgun düşmüş… 
Gazetenin en derin köşelerinde insanlar ölüyo
*
Bağışlayın beni
Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım…
*
Ardımdan ilk sen ağlayacaksın 
Ben ölüme güldükten sonra…

*
Şair, dünya sana küsmüş diyorlar
Sen barışamazken kendinle bile
*
Şair, bir taşı oyup da içine girmenin zamanı geçti!
Bir kez daha gülümseyerek yanıtlıyorum onu:
Ağladım. Biraz rahatladım. İyiyim şimdi.

*
Hayata da ölüme de öylesine uzağım ki
Yüreğim eski bir duvar gibi delik deşik
Bir sevda mı onaracak şimdi onu
*
Doyum içinde ayrılacağımı sandığım bu yaşamdan, zaman zaman algılıyorsun ki, hiç de doyumla ayrılamayacaksın. Hiç yaşamamış gibi.
*
Aşı konusunda vatandaşı zorlayamazsınız. Bu bir zorbalıktır. Haysiyetli hukukçular bu konuda gereğini yapar, benim ümidim bu yöndedir. Ben mesleğim gereği neyin ne olduğunu biliyorum. Hiç kimse bizi kedi köpek gibi aşılayamaz.
*
Allahım! Gamlar üzerime askerlerini salacak olursa, tek silahım sensin. Herkesten ve her şeyden mahrum kalacak olursam, umudum sadece sanadır. Olaylar ve zorluklar üzerime saldıracak olursa yardım çağrım yalnızca sanadır.
*
“Ya Rabbî, beni nefsime öyle hâkim kıl ki gerek bana, gerek ebeveynime ihsan ettiğin nimetlere şükredebileyim. Seni razı edecek güzel ve makbul işler yapabileyim. Bir de lütfedip beni hayırlı kulların arasına dâhil eyle!”
*
Yaraya tütün, kalbe hüzün adamım, ömre ölüm yakışır
Bul karıştır, tak takıştır, sonra bir de kaşın üstüne
Bütün cinnetlerine tamah ettiğim Hayat
Babamı ne kadar severmişim ah, oğlum beni sevmiyor

*
Normal şartlar altında sevdiğini kaybeden kişi merhumun o süreçteki her haline tanık olur; hastane yatağında, gasilhanede, tabutta, musallada, kefenli haline ve en sonunda da toprağın içinde. Her basamak bizim sevdiğimizle vedalaşmamız için bir fırsattır fakat bu basamaklar pandemi sürecinde sekteye uğradı.
*
Zamanında yapılmamış, vakit bulunmamış, ertelenmiş, yüzüne söylenilmeye cesaret edilmediği için yutulmuş tüm sözler bir gecikmişlik duygusuyla şiirde yer bulur. Baba, yerilmesine yerilir ama bir süre sonra olumsuz aktarım yapılan tüm özelliklerin önemsizleştirildiği ve babanın anlaşılmaya çalışıldığı, tüm hatalarına karşın bağışlandığı bir yüceltim mekanizması devreye girer.
*
Ne kadar uzağa giderse gitsin herkes eve dönmeliydi sonuçta. Eve dönmenin belirli bir tarihi olmalıydı ona göre. Ev, kendisinden fazlaca uzağa gideni affetmeyebilirdi çünkü.
*
Seni dünya üzerinde tek başına yankılanan boş bir ev gibi bırakıp gittiğimi unutmadım.
*
Yoruldum, Enis, durmadan kendim olmaktan, kendimdeki başkalarından da.
*
Yazmadan edemedim
*
Şiir, halet-i ruhiyenize ve hayat evrenize göre her okumada farklı gösterir kendisini. Sizinle beraber hatta belki de sizin içinizde büyür ve değişir.
*
Başarısızlık korkusu insanı durdurabiliyor bu yüzden de en az endişeleri olan ve harekete geçme konusunda en güçlü olanlar, katılımcılar arasındaki en deneyimsizler oluyor. Dışarı çıkıp işe koyulmayı daha kolay buluyorlar. Belki de bu hafta onlara öykünmeliyiz, deneyimli olanlar yeni başlayanları örnek almalı.
*
İntihar ihtimali, tek gerçek özgürlüğümüz, bu dünyadan kaçışımızdır. Bu özgürlüğü gerçekleştirmiyorsak eğer bütün güçlüklere rağmen hayatta kalmaya karar verdiğimiz içindir. Yaşamayı seçtiğimiz gerçeğini kabullendiğimizde, bu özgürlükle mutabakata vardığımızda çok daha neşeli bir hayat süreriz.
*
Araba, güvenlik hissi uyandırır. Bakmak ve yansıtmak, kendimle olan bitmek bilmeyen sohbetleri ve süregiden içsel diyalogları hafifletmek için bildiğim en iyi yer.
*
Aşk dayanak sağlıyor. Her şeyi canlandırabilir ve hızlandırabilir. Güzel hatta sarhoş edici olabilir. Belki birini sevmenin hakiki değeri kendinden vazgeçmene izin vermesidir. Aşk aynı zamanda yıkıcı bir kuvveti de taşır yanında. Tutku acı çekmek anlamına gelir. Gideceğimiz yere kısa sürede varırız ama tabii ki sürüklenme ihtimalimiz daha fazladır.
*
Aslında Hz.Yusuf (a.s.)’ın kıssası bir çerçeve olup, bu vesile ile çok sayıda dinî prensip zihinlere yerleştirilir. Bu sûrenin, Hz. Peygamber (a.s.)’ın, dünyadaki en büyük iki desteğini, yani hanımı Hz. Hatice (r.a) ile amcası Ebû Talib’i kaybedip büyük bir üzüntü içine girdiği bir dönemde gelmesi, ona tam bir teselli olmuştur.
*
“Onlar iman etmiyor diye üzüntüden nerdeyse kendini yiyip tüketeceksin.”
*

NİSAN 2021

Oğul Şiirleri Bercestem Babalar ve Oğulları
*
Dün sabah işe giderken
      ölümü gördüm
ölümü
*
Ah! Ne mutlu kalbi yumuşayanlara
Ve sonunda bağışlananlara!
İnsan başka türlü nasıl yolunu bulabilir.
Ve ruhunu Günah’tan arındırabilir?
Efendimiz nasıl girebilir ruha.
Kırık kalplerin çatlaklarından başka?

*
Kişi, geçip gitmiş günlerdeki olumsuzlukları aklında, hatırında, hafızasında sıcak tutarak, var olan sabrı geçmişe yöneltirse, bugüne lazım olan sabır gücü eksilir, barutu biter, șimdi yaşadığı musibet ona olduğundan daha büyük, mevcut dayanma gücü ise var olduğundan daha eksik görünür.
*
Hatırladım ki birden,
Bu kent benim sürgün yerim
Kendimi buraya süren mi? O da ben.

*
-insan bir yorgunluktur sevgili babacığım-
bunu sen söylemedin
ben yazdım duvarlarıma külden avuçlarımla
kapandım yazılara
ellerini aradım.
*
Yaşamak bıraksa beni sımsıkı tutacağına
Ve kırılsa içimde bir ayna gibi yarın!.

*
Çocuk uykusunda gülüyor
Yılların acı çığlığından habersiz
Elleriyle oynuyor karanlıklar
Sessiz sessiz.
*
Ölümü arayarak geçti
Bunca yılım.
annem
Beni komşunun oğlu kadar seven,
Yok olan babamdı belki
Ölüm tutkumu pekiştiren.

*
Ben şiirlerimdeki adam değilim
Benim değil şiirlerimdeki yüz
Söyledimse de bazı şeyleri, 
Bazılarını gizledim
*
Yavaşça uzaklaşacaksın benden
Katlanılmaz bulacaksın, biliyorum
O çok iyi dediğin yönlerimi
Susuyorsam, konuş diyeceksin

*
Merak edenler çıkacak
Geride bıraktığım kelimeyi
Bir anlamını söyleyeyim
Sadece bir kez yaşananların hepsi
Seni yaralamışsa
Dönüp değiştiremezsin ki
*
Evime gelirseniz, lütfen bana bir lamba ve içinden kalabalık mutluluk sokağını görebileceğim bir pencere getirin.
*
Geceleriniz çok karanlık mıydı derlerse ses vermeyin
O karanlık geceleri onlar yaşamadılar
Karanlıktan korktuğunuz büyük geceleri unutmayınız
*
Ne zaman bir olmazı anlatsan
Okyanuslar çöle döner içimde

*
Kapıyı çalmak üzereydi. Vazgeçti. Orada durdu.
Acaba gitse miydi? Ama nasıl? Ya birden kapı açılırsa?
Üst katın penceresinden gören olursa?
*
Sakın geri çevirme ateş ve su isteyeni.
Sakın yanıltayım deme, senden yolunu soranı.
Sakın mezarsız koma, can verip
ölmüş kişiyi. Ve kesmeye kalkma
sabana koştuğun boğayı.”

*
şiirin son birleşimiydi bu. Kimseyi aldatmak istememişti. Son yakındı. Bir daha sordu:
“Acaba minnet duygusu mu, yoksa minnet duyulması isteği mi?”
*
Gözlerinden iki yaş düştü… O akşam Nesrin,
Yeni bir âşıkı reddeyledi; bir leyi-i huzûr
Çekti mazisine bir sütre-i nisyân, pür-nûr.

*
Bu rûh için bir hak
Biraz da kendini sevmek değil midir, yaşamak?.
*
-Ama sizi böyle ezip geçmeleri canınızı sıkmıyor mu?
-Hayır… İnsanlardan nefret etmekle uğraşamam. Buna zamanım yok…

*
Varlık; evet o dalga, o girdabı anmanın
İnsan için nedir?.. Evet insan ki doğmadan
Ölmekle uğraşır, ve bu kör bahta katlanır,
Geçmişte durmasında gerek var mıdır?.. Hayır.
*
Menekşeyi
koparmayın –
Zayıf yüreğidir o
               İlkyazın

*
Koparsam bir türlü
Koparmasam bir türlü
          Ah şu menekşe!
*
Yalnızlık bir ateşböceği
“Bak! Bak şurada!” diyecekken
yanımda kimseyi göremiyorum.

*
Gizliyorum babamdan
Kırlaşmış saçlarımı!
*
Akşam sisi –
Düşünüyorum da geçmişi
Ne kadar uzakta!

*
Sıçrayan sudan mı
İrkilip dökülüyor
Sarıgülün yaprakları?
*
Issız ortalık –
Bir yaprak burada düşer
Bir yaprak orada

*
Kokusu
Tedirgin eder beni
              Balta yemiş ağacın
*
Bu dağlar da
Babamın gözleri önündeydi
                Kış yalnızlığında

MART 2021

20260513_1649194103540638652774953-547x1024 Güvercin Gerdanlığı’nda Son Beş Yıl Söyle(n)diklerim III

Haydi Gül

“Gök bile tasalı” deyip astı suratını

Dedim: “Haydi gül, yeter gök için bu kadar somurttuğun

Dedi: “Gençlik de geçip gitti.” Dedim: “Haydi gül!

Bu hüznün geri getirmez ki akıp giden o yılları

Dedi: “O ki aşkımın göğüydü

Ama cehennem oldu artık sevdalı ruhuma

Kalbimin sahibi kılmışken ben onu, tutmadı ki sözlerini

Şimdi nasıl tebessüm edebilirim ben?

Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi

Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın

Dedi: “Korkunç bir savaş anında ticaret,

Susuzluktan ölmek üzere olan yolcuya benziyor

Ya da kana muhtaç, veremli, zarif bir kadına

Her soluk alış verişinde kan kusmakta

Dedim: “Haydi gül, sen değilsin ki hastalığının kaynağı, ne de şifası

Sen gülersen belki de…

Nasıl oluyor da suçlu bir başkası iken?

Sen dehşet içerisinde sabahlıyorsun, sanki sensin kabahatli

Dedi: “Düşmanlar sardı etrafımı, katlandı nâraları

Kuşatmışlarken beni kendi yurdumda, sevineyim ben öyle mi?

Dedim: “Haydi gül, düşmanlar seni hor görmeyecekti ki

(onlardan) daha saygın ve kıymetli olmamış olsaydın

Dedi: “Bayramlar geldi çattı

Yeni giysiler ve oyuncaklar almak gerek

Ahbapları da yoklamalı

Fakat elimde avucumda bir dirhem olsun yok

Dedim: “Haydi gül, hâlâ hayattasın ya bu yeter

sevdiklerinden mahrum da değilsin!

Dedi: “Geceler yudum yudum zehir içirdi bana

Dedim: “Zehir de içmiş olsan haydi gül”

Olur da biri seni neşe içinde mırıldanırken görür de

Kederini bir kenara bırakıverir ve başlar terennüme

Hem hüzün ile ne geçti ki eline,

Ya tebessüm ne kaybettirdi sana?

Dostum! Gülsen ne dudakların çatlayacak

ne de yüzün parçalanacak

Öyleyse gül doyasıya. Çünkü gülmekte göktaşları karanlık perçemlenmişken,

İşte tam da bu yüzden sevmekteyiz biz yıldızları!

Dedi: “Tebessüm mutlu kılmaz ki kişiyi

zoraki dünyaya gelip öylece gideni

Dedim: “Haydi gül hâlâ bir karış varken ölümle aranda

Zira ölümden sonra gülemeyeceksin bir daha asla!

Îliyyâ Ebû Mâdî

af083759-6d95-461f-badb-98a7affc79db8759965453621819304-768x1024 Haydi Gül

Bırak Zaman Ne Dilerse Onu Yapsın

Bırak, zaman ne dilerse onu yapsın
Kaderin hükmüne karşı gönlün rahat olsun

Sabır göster cereyan eden olaylara
Dünya olayları kalıcı değil ki

Sıkıntılara sağlam bir adam gibi diren
Vefa ve hoşgörü olsun senin hasletin

İnsanlar arasında birçok eksiğinle nam salmışken
Bir örtü gelse de şunları saklasa demişsen

Cömertliği kuşan, zira her ayıbı
Öyle derler ki cömertlik örtermiş

Sakın düşmanlara karşı ezik gözükme
Zira düşmanın alaylı bakışları başa beladır

Cimriden de cömertlik bekleme
Zira susayana su yoktur ateşte

İşleri ağırdan alsan da rızkın azalmaz
Kendini zorlasan dahi rızkın artmaz

Ne üzüntü daimdir ne sevinç
Ne sefalet kalıcı sende ne de selamet…

Eğer kanaatkarlık varsa sende
Fark yoktur cihanın sultanı ile aranda

Ecel kapıya dayandığı anda
Gök dahil sığınamazsın hiçbir yere

Zira Allah’ın arzı geniş olsa da
Kaderin hükmü karşısında kainat dar gelir

Bırak zaman yapsın hinliğini her vakit
Öyle ya ölüme çare bir ilaç yoktur

İmam Şâfiî

Kederli Aşık

Sevgilim, sen kaybolduğunda dünyaya ıssızlık çöker
Söyle bana ay parçam ne vakit doğacaksın

Ruhum yok oldu uğrunda, özleminden
Anlat bana can parçam bu hususta ne yapacaksın

Gönlümün saadeti, esenlikte ve bollukta kalmandır
Dünyadan bunun ile razı olurum ben

Sana olan aşkımı misline katlasam beyhude değil
Gözyaşlarımı senin için akıtsam ziyan değil

Ki senden gayrısı karşıma çıksa dönüp bakmam
Bana seslense dahi işitmem

Annesinin nehre bıraktığındaki Musa gibiyim sanki
Önceden süt anneler ona haram kılınmıştı hani

Sanıyorum sevgilim onu tanıdığım gibi değil
Aksi halde vuslatımıza engel olan mazeret nedir?

Öfkeyle çekip gitti, görmeyeli oldu üç gün
İşte bugün de dördüncü gün

Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti
Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi

Bense bu cefa karşısında bir hayli sabırlıyım
Sevgilimin bana hoşnutça dönmesini umuyorum

Lütfedersen ey habercim ona söyle
“Aşığın darlık içinde, seninse affın geniş” diye

Yemin ederim ne kavrulan kalbimin susuzluğu dindi
Ne de göz pınarlarım suyunu çekti

Bana kin tutanın kalbi yumuşayana dek zelil oldum
Ta ki aşkımı kınayan döndü de bana aracı oldu

Bende gördüğünüz teslimiyeti yadırgamayın
Zira ben yalnızca aşka teslim oldum

Ebu’l-Fadl Zuheyr bin Muhammed bin Ali el-Mühellebî (Bahâ Zuheyr)

557044_126638014143393_1119414860_n6142952113529415774-300x200 Kederli Aşık
Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti
Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi

Abdurrahman ed-Dahil’e Gazeli

Acıdan sızlanan bülbüle kim bulur çare,
Gece karanlığında başına gelen hasretine
Dağ ve bayırla dertleşip giryan olur hep o:
Endülüs’le bir olur mu Şark diyarı

Ayrılık acısı bülbüle şakımayı öğretince
acıların tuzağına takılmış kalmış
Geceleyin gökyüzünde yolunu kaybetmiş
Yeryüzü de ona bir hayli dar gelmiş
Ağacının ıssız dallarında silkindikçe
Aşka gelip ağlamaktan güler
Bürünüp abasına yüzü kapalı
İhtiyârâne yola koyulur yorgun adımlarla
Tüneyince sırtı kamburlaşır
Dikilince de göğsü kamburlaşır

Boğazının üzerinde kırmızı gagasındaki dili
Bir temrenin ucundaki kan izi gibi
Şakıdıkça sonuna kadar açılır
Akikten bir makasmış gibi
Ayrılık haline ağlayıp sızlanır
İnce bir tülün ardında evladına ağlayan anne gibi
Ağzını açıp savurdukça çatallı dilini
Tutmadan kendini döker içini
Onun dili ud telidir; lakin çalmadan öter gece vakti
yahut da o kor kıvılcımıdır

Sükûnet halindeydi; hasreti coştu birden
Dertlerin çilegâhı değil miydi gece
Biri tükenmiş biri yorgun iki kanatla
Uçmaya çalışıyor aşk illetine düşeli
Onu felek yaralamış, bir değil bin defa
Açtığı yaralara çare de bulsa ne olurdu
Başını taştan taşa vura vura
Abasından, gerdanlığından kan süzülür
Ağlamaktan gözleri kanlanmış
Yekpâre bir yakut gibi

Geceleyin bir “Ah” çekip ürperir
Saçlara değen küpeymişçesine
Ayrılık ona tek bir ramak bıraktı
Kan selinin ardında kalmış iz misali
O ramak da cezbelerinde tükenir
Gecenin son saatlerinde alevlenen sancı misali
Gerdanlık değil, alevdi
O boğazındaki kızıllık
Ah zavallı bir bilse
bu acıklı halinin aşktır müsebbibi

Aşina olduğum geceyle söyleştim
Sordum: “Derdi kimler taşır?” Dedi: “Hasret ehli”
Sordum ona: “Yeri neredir?” Dedi: “Ona her yer revâ
Hicaz ya da Irak, seçmez o mesken kendine”
“Ama” dedim, “Gözleri cömert değil yaşta”
Dedi: “Zaten en acısı akmayanı değil midir yaşların”
İşte biz hep kuşlara imreniriz
Kavrulup yandıkları acılarını bilmeden
Feleğin işidir, boşver o kuşları
Ağaç dallarını da diyarlarla hemhal eder

O serzenişteyken gözüm yıldızlara takılmış
uykusuzluk esaretindeydim, gözyaşlarımsa özgürce akıyor
Ey dert deryasında figan eden bülbül
Deryada boğulanların birbirine ne faydası var
Sana isabet eden ok bende nice yaralar bıraktı
İkimiz de gurbet ve firkat kurbanıyız
Dünya haline nereden baksan hep kısmet
Kâh güzellik bulursun kâh perişanlık
Bir de insan haline bak: Kurtulsa bile
Felek okundan, yay gelir yarar başını

Ahmet Şevkî

img_66594311095908251919695-683x1024 Abdurrahman ed-Dahil'e Gazeli
Ayrılık acısı bülbüle şakımayı öğretince
acıların tuzağına takılmış kalmış