Gar ve Tren

Hangi garda bu kadar güzel bir şair vardır
Gardını almışsa kötülük, bizden uzak dursun
Evine geç dönen şiirler yazmaktan sıkılmadım
Ama yoruldum, beni efkârdan yağmur yapacaklar

Hangi aşkın içinde bu kadar güzel bir dem vardır
Tren kalkınca hatırlanıyor o sıcacık, üzgün anılar
Herkesin derdinden bir şiir çıkmıyor eyvah
Ama susuyorum beni şiirden şarkı yapacaklar

Valizin içinde saklanan solgun fotoğraflar vardır
Cumbalı evlerden kalan, rüyalardan arta kalan
Sahici kimse kalmış mıdır, garda bir başına yürüyen
Ama uykusuzum beni bir annenin kalbine bırakacaklar

Hangi düşlerin içinde bu kadar çok hayat vardır
Gar lokantasında Haydar vardır, bir kadeh rakıdır
Eskişehir ile Ankara arasındaki aşk bir başkadır
Ama korkuyorum beni bir tren sanacaklar

Tren kalkıyor, raydan çıkmış bir vagon nereye
Giderse oradadır şair, şairden başka uçan turna yoktur
Sahici bir kimse kalmış mıdır garda bir başına ağlayan
Bir gün beni şiirden resim yapıp duvara çakacaklar

 
Engin Turgut
 
 
huzunlu-tren-gari Gar ve Tren

Ayna

Aynadaki ruhun canı acımasın ki sır hayata dönüşüyor
tendeki gövde ve senin kadar bir sevgili gelmedi ki yeryüzüne
ama aşk bunu nerden bilsin. Ben insansam ve bir daha inansam
ve şarkılarım hep yarım kalsa. Uzun uzun çalsa şu gitar ve benim
nar yüzlü sevgilimin üzüm gibi bakan üzgün gözleri ışıldasa
ve şair kalbimize fısıldasa: “Sevmek ne uzun bir kelime”
ve “Keşke yalnız bunun için sevseydim seni”. Köhne bir kır
kahvesinde yüzün mavi bir gurbetse ve hayat ve ben bu yüzden
düşmüşsek klişe bir inceliğe, benim gönlüm ayna kadar derin
kırılabilir sana, ama ne çıkar ki bundan!

Işığın kenarına bırak beni
Ben senden gidemeyenim!

Engin Turgut

ahmet+koyuturk Ayna

Düşünürken Buldum Kayayı

Düşünürken buldum kayayı.
Otlarla konuşmaktan geliyordum.
Ölü bir yaprak, adını unutmuş bir sokak,
sav dolu bir tümce, suçlu bir ırmak,
bir de partal bir kuş yürüyorduk.
Bir atlı karıncaydı yaşamak, onu yürüyorduk.
Bilirim sözcüklerin ulaştığı yere hiçbir şey erişemez.
İsa ile Karahisari’nin gömlekleri dikişsizdi.
Sözcükler bunu gördü.
(Ey görünmezlik! Elimden tut.
Gecede sözcüklerin ağırlığı daha bir artıyor.

Ve…
– Yazık, tümcemi tamamlayamayacağım.

Anlamdan hep kuşku duydum.
Evler odalardı, unuttum.
Dünya ki varlığının ayırdında değildir.
Trenler geçer yüzünden: Kendini varsayar.
Her şey, her şey konuşur evrende.
Evler, çocuklar, nehirler, coğrafya.
Nehirlerin vakti olmadığını okudum.
Coğrafya adına sevinmemiştir.
Anlam sıkıcıdır.
Günde üç kez aynada kendine bakar.
Yalnızlık saçar.
Anlamla ev yapılmaz.
Anladım ama yalnızlığım sürüyor.
Düşüncelerim yok benim.
Kaya bilir kaya olduğunu, ben bilmem.
Anladığımda yitirdim şiirimi.
O gün bugün bir akarsu gibi kocadım.

İlhan Berk

bekleyecegim Düşünürken Buldum Kayayı

Anlatıyor Her Şey

Her şey, her şey ay gözleyen Babil’le başladı.
Adlar onu izledi.
Adlandırınca, her şey sıkıcı oldu.
Sessizlik bozuldu.
Büyük sessizlik.
Diyorsun tarihte hayvan adlarına hiç rastlanmaz.
Çiçek adlarıyla seslere de… Sesler ki… her şeydir.
Unutmam her şey dünyanın bir ucundan tutuyordu.
Baktım zaman adını alınca tanınmaz oldu.
Adını bir türlü usunda tutamıyordu bir kuş.
Sıra dağlara geldiğinde, adlarını bilmiyordu hiçbiri.
Ne güzel.
Adlandırmak ölümdür!
Nerden baksak kendini anlatıyor her şey.
Fatih, kısa boyluydu.
Bir firavuninciri yetiştiricisiydi Amos.
Farabi, esmerdi.
Ah, hiç tanışmamalıydık adlarla.
Adlarla gördüğümüz dünya, dünya değildir.
Bu yüzden yeryüzünü görmeden göçüp gidiyoruz.
Ağırlığı olmayan yoktur.
Buradan başlamalıydık.
Çılgın zaman dışarıda kaldı.
Bölündük.
Artık ne yazarsak ölümü yazarız, ölümü ve zamanı.
Neden bilmem ölümü artık dikey okuyorum.
Siz de deneyin.
Değer bu.
Burada kesiyorum.
Duydum bir ot konuşuyor kendince.
Hem kuşların doğum gününde olacağım.
Gece beni bekliyor.
Yolu biliyoruz.

İlhan Berk

ilhan+berk Anlatıyor Her Şey

Özür

Bağışla

ayrıkotu
hep ben
konuştum

İlhan Berk

ayrik+otu Özür


Orda

Orda
…… bir ökseotu
der uyuyamıyorum

neden gecikti gece

İlhan Berk

guvercin+gerdanligi Orda

Sıkıntı

Canım
……sıkılıyor
……………dedi

ot

İlhan Berk

can%C4%B1m+s%C4%B1k%C4%B1l%C4%B1yor+dedi+ot Sıkıntı


Saate Bakmak

Varsın her şey sonraya kalsın
Sonraya, en sonraya
Sözgelimi iki bin altı yüz kırk bir mil.
Bir papatya ne kadar uzağı görebilirse
O kadar yakın kalplerimiz birbirine
Ölü bir denizi bile bir tartışmaya çevirdik
Kayaları taş devrine göre ölçtük biçtik
Kalemlerimizi kesilmiş çiçek sapları gibi attık
Kapıları açarken birbirimize ağladık

(Ne kadar da çok severmişiz birbirimizi
Sahi ne kadar da çok severmişiz
Yıllarca ,yüzyıllarca öpüştük
Sigaralar tuttuk ,içkilerin en iyisini sunduk
İstersen bu gece burada kal ,dedik
Sağlığımızı sorduk, bir sürü ilaç adları saydık
Sık sık görüşelim, olmaz mı dedik
İyi bildiğimiz ne varsa yaptık,ayrıldık
Ortada
Her zamanki gibi bir karanfil kaldı.)

Köşedeki tütüncü silaha çevirdi sigaralarını
Ödemesi çok güç sigaralara
Manav yarı anlamlı güldü biz geçerken
Eriklerden,çileklerden,o canım kirazlardan bile utanmadan
Hani o çocukluk küpesi olan kirazlardan
Hani rengi içimize göre değişen: mor,mavi,pembe ,sarı
İlk defa merhaba dedi bir balıkçı
Çırparaktan elindeki suyu ölgün bizlere
Sigarası dudağında:merhaba!
Ya peki biz ne dedik,ne dedik
Yoldaki bir taşı şöyle bir kenara koyduk
Yakamıza rastgele bir çiçek iliştirdik
Su satılan dükkanlara baktık ,yüzümüz cam cam ışıdı
Ve leylak kokuları gibi kendi kokumuza uzandık
Köşeyi döndük, bütün köşeleri hızla döndük
Su birikintilerinin ağaçlandığı eski bir sokağın tarihinde
Şöyle yazdı:
Her şey sonraya kaldı.

Ey ayaklarımızın dibindeki yoksul gül
Gölgesi yüreklerimizin
Öfkemiz sevgiye benziyor şimdi,sevgimiz öfkeye
Ve tartışmaya çevirdiğimiz deniz ölüler bırakıyor
Çıplak ölüler
Birbirine kenetlenmiş ölüler halinde.

Bir otobüse biniyoruz ,sahiden biniyor muyuz
Söyle ,nerde “Göğe bakma durakları”, nerde
Birinin elinde gazete ve süt
Gazete mi, evet gazete
Bütün manşetler tutsaklığı ve yenilgiyi çağrıştırıyor
Paramızı veriyoruz ,üstünü alıyoruz,bozuk paralar
Cebimizde nikel
Cebimizde sarılmış ölüler halinde.

Her şey bir hızlı adım olmamaya
Ama gün gibi taptaze bir umut gözlerimizde
Saatlerimize bakıyoruz hiç yoktan
Çok uzaklara bakmaktır,diyoruz, durmadan saate bakmak
Yemyeşil bir su takılıyor akrebe ,bir çavlan
Yüzü akide gibi parlayan bir gün takılıyor yelkovana
Anılardan anılardan çoktan vazgeçtik
Yaşadığımız bugün nasıl
Güzelliğimiz hangi güzellik.

Biliyor muyuz, hayır, bilmiyoruz da
Acılarımızdan bir yaz kurduk onarıyoruz
Belki bir hazırlık bu başka yazlara
Yakın yazlara, uzak yazlara
ÇÜNKÜ HER ŞEY ESKİYE KALDI,ANILAR BİLE
HER ŞEY, AMA HER ŞEY ESKİYE KALDI
VAKİT YOK BİR DAHA YEMYEŞİL EYLÜL TRAMVAYLARINA.

Edip Cansever
edip+cansever Saate Bakmak

Gidiyorum

dağınık düşünceler gibi
içimde cıvıldaşan kuşlar

ne incinmişim senden
ne gücenikliğim var
gidiyorum yazık, hoşça kal.
elimdeki kırılmış yaydan
ah, işte aldığım o karardan
ok gibi fırlıyor hasret
hedef tahtasına gurbetin

aldırma dönüp bakmadığıma ardıma
dönsem küle döneceğim elbet
dönmesem külli kül
senden uzak her yer taşra
senden uzak her yer gurbet

bükme boynunu beni bekle
hayat anne bırakmazsa elimi
dönüp geleceğim mutlaka
göğsümde taşıyarak
sensiz geçmiş günlerin isini.

dağınık düşünceler gibi
içimde cıvıldaşan kuşlar
nereye uçar ah, nereye uçar!

Cem Savran

icimdeki+sular Gidiyorum

Sevdiklerim Erken Dönmeli Erken

Bu sabah erken çıktım sokağa
Turnaların sesiyle birlikte
Uğurladım sevdiklerimi
Daha ışımamıştı gökyüzü çok vardı sabaha
Yetiştiremiyoruz eğitim çalışmalarımız aksıyor
Elbet düzelecek yavaş yavaş düzelecek
Uyku girmiyor gözlerime
Daha kapatmadım gözlerimi
Bilmem kaç kez yargılayacağım kendimi
Daha çok var sabaha.

Yaşının duyarlığını taşımakta kardeşim
Her kararında taşkın öfkeli
İvecen davranmak güzel şeydir de
Paha biçilmez alışkanlıklara varmak lâzım.
Kardeşim hep ivecen her kararında ivecen
Yetiştiremiyoruz eğitim çalışmalarımız aksıyor
Biraz daha ustalaşıyor biçimleniyoruz.

Ah şu telâşımız elimiz dolaşıyor
Elimizi çabuk tutamıyoruz
Akıyor akıyor da durulamıyoruz.
On altı on yedi yaşlarında tutkun
Bir sevdayla parmaklarımız terleye terleye
Kalemde aşkta çok çok susamışça
Okuyoruz dinleniyoruz dünyayı anlama anlatma
Arada bir sokakta gezinmeye taşan dalgınlığımız
Ah şu eğitim çalışmalarımız aksıyor geç kalıyoruz.

Hemen hemen her gün gizli konuştuklarımız
Gizli konuşacaklarımız
İlk yeminlerimiz, çok güçlüyüz
Terlemeye varan sıkıntılar
Sevmeye öpmeye sıcak parmaklarını tutmaya
Uzanan kollarımız
Devrilen saraylar çarlıktan yıkacaklarımız
Sıcacık parmaklarını tutan parmaklarımız
Ah ne kadar da ihmâlkarız.

Eğitim çalışmalarımız aksıyor
daha mühim bir şey olamaz
En cesur kararlarla biten konuşmalarımız.
Sümbülenmiş meşelerin
baharı çağrışını duyuyoruz kalbimizde
Ne kavramlara takılıyor kafamız
ne aksayan yemek öğünlerine
Doyulmayan tek şey var
İşte şimdi onu düşünüyor hepimiz
ben onu düşünüyorum
Yetiştiremiyoruz
Sevdiğimin kalbi üzerine elimi serip
Dinlediğimden bu yana
Aksıyor
Hep onu tartışıyoruz eğitim çalışmalarımız
Aksıyor.

Turnaların sesiyle uyandım geceden
Daha ışımamıştı gökyüzü çok vardı sabaha
Git gel yapıyorum, düşünüyorum, tartıyorum
Sorumsuzuz bence biraz cahilliğimizden geliyor
Dağıtmayalım kendimizi elbet toparlanacağız.
Emin adımlarla şu yanımdan geçen delikanlı
Grev yönlendiren işçilerden
Hayli zor bilek bükmek sokakta
Bükülmemek, kazanmak grevi
İğneyurdusu açık verirsen
Kapatır kaldırmamacasına seni kapatır
Kaybederiz grevi.

Irmağın üzeri sisten böyle sabah serin terlemezsin
Erken çıkarılır bu balıklar sabah erken
Sudaki gibi canlı pörsümemiş
Hep hep kafamda aksayan eğitim çalışmalarımız

Şu sol yanımda duranlar …
Ne gökyüzünü severler ne denizi
Toprak bile gülmez yüzlerine
Bir gün elbet halkım def’edecek
Elbet yok olup gidecekler.

Çok acemiyiz çok aceleciyiz sabırla inatla sabırla
Geçmeliyiz bu yoldan bu yola yürümeliyiz
Eğitim çalışmasına çağırmalıyım onu
Sevdiklerim erken dönmeli erken
Yine geceleri ekmekle silahla yıldızlara dönmeli
Milyonlara yıldızlarla gülmeliyiz
Eğitim çalışmalarımız aksıyor
Sevdiklerim erken dönmeli erken.

Hasan Varol

sevdiklerim+erken+donmeli Sevdiklerim Erken Dönmeli Erken