Kategori arşivi Kar Yağıyordu Karanlığa

ileŞiir Antolojim

Kış

Selamını alan yok,
Başlar yakaların içinde,
Selam alıp dostları görmek için başını kaldıran yok.
Bakışlar ayakların önünden başka yeri göremiyor,
Çünkü yol karanlık ve kaygan.
Birine dostluk elini uzatsan,
Gönülsüzce çıkıyor eli koynundan,
Çünkü soğuk şiddetli ve yakıcı.
Nefes, çıkınca göğsün sıcaklığından dışarı, karanlık bir bulut oluyor.
Bir duvar gibi dikiliyor gözlerinin önüne.
Nefes böyle olunca ne bekleyebilirsin ki
Yakın ya da uzak dostların gözlerinden?
Ey delikanlı Mesih!
Ey gömleği eski püskü pir!
Hava kalleşçe soğuk… Ah!
Sen üşümüyorsun, keyfin de yerindedir umarım.
Selamımı sen al, aç kapıyı. Benim ben!
Her geceki misafirin, bedbaht ayyaş.
Benim ben! Tekmelenmiş taş.
Benim! Yaratılışın utancı, falsolu nota.
Ne beyaz bir Romalıyım ne siyah bir Afrikalı, rengim yok benim
Gel aç kapıyı, aç, daraldım.
Ey dost! Ev sahibi!
Her zamanki misafirin kapının önünde denizin dalgaları gibi titriyor.
Dolu yağmıyor, ölüm de dayanmadı kapına.
Soğuktan takırdayan dişlerin sesi bu duyduğun.
Hesabı ödemeye geldim bu akşam,
Borcumu bırakacağım kadehin yanına.
Diyorsun, vakitsiz geldin, sabah oldu, şafak söküyor,
Aldatıcı bir kızıllık bu gökyüzündeki, şafak değil,
Soğuktan donmuş kulakların kızıllığı bu, ey dost, kışın soğuk tokadının izi.
Daracık gökyüzünün kandili güneş, ölü ya da diri,
Dokuz kat ölümle sıvanmış kalın ve karanlık bir tabutta,
Ey dost! Bade lambasını yak, gece ile gündüzün farkı kalmamış,
Selamını alan yok,
Hava karanlık, kapılar kapalı, başlar yakaların içinde, eller saklanmış,
Nefesler bulut olmuş, yürekler yorgun ve üzgün,
Ağaçlar sivri billurdan iskeletler gibi,
Yeryüzü cansız, gökyüzü alçalmış,
Güneş ve ayı toz kaplamış,
Mevsim kış.

Mehdî-i Ehevân-i Sâlis

ileŞiir Antolojim

Kadersiz

O gidiyor gevşek ve titrek adımlarla
O gidiyor, elinde eski bir bavul
Kar başladı ve derin bir gece yeni başlıyor
O işin sonunu böyle bir başlangıca bağladı

O gidiyor, ama nereye? Bir dostun semtine mi?
Bir misafirhaneye mi? Ya da akrabalarının yanına mı?
Acaba kim hiçbir şey söylemeden kabul edecek
Onun böylesi karışıklığını, şaşkınlığını, perişanlığını?

Onun her adımındaki uzunluk bir cadde kadar
Tereddütler içinde yüz hikâye bırakıyor yere
Uyurgezer gibi istemeden yürüyen beden
Bir dükkânın tezgâhına geçiyor

Camlarda perişan görüntüsü beliriyor
Gece renkli saçlarına çöken karla birlikte
O tatlı düğün gününü akla getiriyor
Siyah saçlarında tül gibi duran kar

O gün, o çiçek, o tüy ve danteller arasında
Beyaz teni, şirin dudağı büyüleyiciydi
Coşku ve mutluluk içinde göz açıp kapayıncaya kadar
Adı deftere yazıldı eşinin adının yanına

Ertesi gün küçük aşk yuvasında
Yüksek arzularıyla bir kadın oldu
Çabaladı, koşturdu, emek verdi
Ve o yuva, aydınlık ve yüksek bir saray oldu

Onun dünkü eşi, bugün başka bir adamdır
Sermaye ve kar sayesinde yüzlerce gümüş tenlinin taptığıdır
Ama şunu kim bilir ki bu kadın
Onun yanı başında çalışmaktan bir an bile geri durmamıştır

O adam ve o yüksek (köşk) ev, o sıcak kalp
Bugün kapılarını onun yüzüne kapalı tutar
Yarın başka bir kadın dantelli elbiseyle
Onun dünkü evine adım atacak

Zengin adamın bu dul karısı
Kanunun kör gözünün önünde durmuş (beklemekte)
Servetinden, malından, nikâh ve nikâh akçesi olarak
Kanun onun eline birkaç metelik koymuş

Ey sıcak yuvalar ve sevgi dolu gönüller
Köşelerimizin birinde bile ona yer yok
Gözyaşlarıyla yıkanmış bu gözlerin temizliğinde
Yarının kirinden başka bir şey yok

Sîmîn Bihbehânî