Dinamit

acılar uzun yazlar gibidir
yaşam akrobat ipinde değnek
kıtlık ambarında saklıysa unlanacak darı
közü saklayan ocaklarda aramalı ateşi
toprağa kök salamıyorsa ayrıkotu
dibinde birikmiştir tortusu eski köklerinin
çapa gidip geliyorsa, gidip geliyorsa
ilkyaz, kozasını çatlatır kelebeğin
mermer şekillenemiyorsa ustanın ellerinde
ayrıkotu ipi geçiriyorsa boynuna bir gelinciğin
sütten yeni kesilmiş taylar gibi koşar ölüm
adasız denizlerin azar kimsesizliği ana
sahi sormadım sana, bağbozumu doğumunu
sahi sormadın, dilimdeki yangını
yazdırır şimdi anılarını acemi ‘şairin seyir defterine’
kanadını dalgalara bırakan, sağırı çağıran martı
bir kitabın sayfalarından bakarken hayata
kütüphane konuşmalarına koşar akşamlar
dinamit hafızamda patlar ana
dinamit suda da patlar

Mehmet Hameş

dinamit+sudada+patlar Dinamit

Kıyamet Taburu

emrindeyim komutanım iç savaş bitti
kalbin bütün burçlarına siyah bayrak çekildi

ne tuhaf böyle yaşar gibi yapmak
konuşur sevişir gülüşür gibi
ne tuhaf, yaşarken kendimizi dışarıda bırakmak

kırmızıdan evler yapmak kiremitler çatılar
üstüne kırmızı tahta bir kuş kondurmak
ama hiç ıslık çalamamak ne tuhaf
ormanı sevmek ama ağaçtan korkmak

inceydim ipektim makes bilmedim
derimi böyle dilim dilim… kim?

ne tuhaf hem fail hem kurban olmak
üstelik olay yerinden uzaklaşmamak ne tuhaf
hem üzüm kalmak hem şaraba inanmak

………….
emrindeyim komutanım. ikinci bir emre kadar
ertelendi hayat. iç savaşsa
sürüyor hâlâ. halbin sınır boylarında
kan revan içinde bir provada
giyiyorum kostümümü. geciktimse bağışla

buradayım komutanım kıyamet taburunda

Çiğdem Sezer

k%C4%B1yamet+taburu Kıyamet Taburu

Deprem Senaryosu

Aletsel büyüklüğü kaç olursa olsun
Şok irisi bir artçıda
Bizim evin zemin kata kadar
Ineceği kesin
Kapıları bile çalmadan hem de
Yüzümün şekli ne hale gelir o hengâmede
Bilemem ama
En günahkâr ben olurum
Yıllardır biriken 2-3 ton kitapla
Kızım zaten ayrı alem
İkide bir kitapların sonunu düşünÜyor:
‘bir de yağmur yağarsa… ‘

benim umurumda bile değil
o anda başıma ha tuğla gibi ‘kitab-ı mukaddes’
ha iki ciltlik ‘suç ve ceza’
ne çıkar
hep birlikte yuvarlanıp gideriz o hızla
ta en alt kata kadar

Yine de etik bir sorun kurcalıyor kafamı
Bana müstahak, tamam da
6 kat dolusu insanın ne günahı var
canları çıkacak kitap okumaktan
saatlerce enkaz altında

Enver Ercan

deorem+senaryosu Deprem Senaryosu

Mevsimlerden Yaz

Dün gece kendimi gördüm düşümde
cebimde ipek mendil,
güvey tıraşı oluyorum Berber İdris’te,
kulağımda karanfil.
İçme şu mereti, diyor İdris
Tiryaki Tevfik Dayıma,
dayım hiç aralı değil,
sanki hala Yemen’de.
Bakkal dükkânını batırdı geçen kış,
çardaklı kahveyi açtı bu yaz
Balıkçı İlyas’ın bitişiğinde.
Bir Rumeli havası tutturmuş davul zurna,
kazanda pilav zerde.
Şu düşten hiç uyanmasam da,
sayıklaya sayıklaya
dünya evine girsem bu gece.

Cevat Çapan

mevsimlerden+yaz Mevsimlerden Yaz

Çınardan Dökülen Kırk İki Yaprak

Yağmuru bekledi koca gün, beklemek zûlmüş gibi
İçinde gezinen yedek bulutu gözlerine sakladı
Yollara düşmeyi denese aynı ağaçlar aynı hizada
Elini kalbine koyar koymaz gelsin uyku sığınağı

Yoksa fırtına mı demeli uykuya? Öyle aniden
Üzerini örter gibi yıldızların, geceyle didişerek

Her yıl bir yaprak daha düşüyor çınardan
Yaşlı bir aslanın boynu bükük dönmesi gibi ormana
Dibine kadar mağlûp, dibine kadar mağrur, dibine kadar munis

Sürçülisan işte, hangi söz tam oturmuş ki yerine?
Bir atasözü diğerini tutmuyor, kelimeler sırılsıklam
Yağmuru bekledim diyorum, koca gün, koca ömür
Kocadı içimdeki çocuk, bıyığı terledi
Yaş kırk iki oldu, tevellüt 963, ama hâlâ doğmamış
Dünyaya gözlerini açmaya çalışan bir kartal sabırsızlığı

 
Cihan Oğuz
cihan-oguz Çınardan Dökülen Kırk İki Yaprak

Değil

Aralarından geçiyorum
Hiç kimse el-ele değil
Herkes kendine dönmüş diyorum.
Birkaçının içine bakıyorum
Hiç kimse kendisiyle barışık değil.

Herkese kendimi anlatıyorum
Kime kendimi anlatsam şaşırıyor
Kendimi kime anlatacağım şaşırıyorum
Hiçkimse ilkin kendine alışık değil.

Özdemir Asaf
ahmet+koyuturk Değil

Anlık Değişmeler

sarhoşluğu çeker; borçlu kalma
gölgeler zincirinde bir halka olmanın

direnecek ne çok şey var
bu dediğim onlardan değil
ister teslim ol ister olmazmış gibi dur
her zerresine bir tat gizlenmiş
coşkunun ağır basışına

sahip çıkmana bir şey demem
varsa bir haykırış
anlam yüklü bir anma
ve söylenmeyi bekleyen şiir
sözün ağır sarhoşluğunda
tat verenin ayak sesleri gelir

kalpler duraksar çünkü yakalanmıştır
ne yapacağı belli olmayan yağmacıya

yağmacı alt üst etse de bir süre
tanıdık mı filizlenme ya da çürüme
ne sebebi ne kanıtı vardır
kattığı ve alıp götürdüğüyle

kalptir, geçer hepsi, kendine gelirsin
ne anlam arar ne bulur ne verir
kalptir, sadece
“niye böyle oldun ki?” dersin

Ebubekir Eroğlu
anl%C4%B1k+degismeler Anlık Değişmeler

Hüznün Anlayışı

tut ki bir yalnızım ben
tut da kurtulayım bu soğuk bahçeden
hızla geçti günün arzuları
hızla geçti gecenin dinmeyen anıları
sabır taşını ikiye böldüm
geçtim binbir acıdan umuttan

ayışığına muhtacız dedim dinlemediniz
duaya muhtacız selâma muhtacız
muhtacız bahara bahar sabahına

tut ki bir yalnızım ben
esintine muhtacım ey ulu rüzgâr
bana bir sır gerek şafak vaktinden
hatırama başdönmesi

hüznün anlayışını isterim
ey hüzün anlayışını isterim
badısabanın sabahla dostluğunu
badısabanın sabahla savaşını isterim
ey badısaba ekmeğini aşını isterim

isterim hızla geçen arzuyu
bu dansın çağrısı beni bulur beni arar

Ebubekir Eroğlu

ebubekir+eroglu Hüznün Anlayışı

Aldı Subhizade Fevzi

yoğun sisiyle boğulmadan düşüncenin
ince bir ışık aralığı açayım dedim
sevdiğime, düşler içinde
unutulsa yeridir; benliğim
ne olabilirdi ki zaten düşten ötede
düş içinde bile dokunmanın şevkiyle
belirmiş iken Yusuf umudu,
yön göstermeyen çöllerde dolaşıp durma!
Ne haldir bu!
ad koyamam düşkünlüğün bu kadarına

baş ağrısıyla sızlanmanın
derin çukuruna iten aldanışla
kaldığımda bile güzelliği sezme fıkri
arzulu gözleri sabaha kadar
derin uykudan etti

görmek şarap olup sarhoşa döndürsün; varsın,
kavuşmanın dopdolu kadehi gibi
baygınlığı mahşere dek sürecek değil ya!
anlatır kızıl dudağını ey peri
cana yakın sözleri Feyzi’nin
yalnızca duymuş olana, tat alana, anlayana

Ebubekir Eroğlu
ebubekir+eroglu+(2) Aldı Subhizade Fevzi

Yolculuk

‎’İçimizdeki bütün düzlükleri
İçimizde yalancı çıkaran yüksekler var…’

Gözlerin günden güne sessizleşen

Bir çağrı oluyor belleğimde
Günden güne azalıp siliniyor
Artık yeri bile yok şiirlerin içinde
Yoklukta bir gerçeği oynar gibi
Onaylıyorum ki buradaydılar
Ellerin bir gece karanlığında beni
İnatla ve isteyerek aradıydılar

Derken bütün gemiler kaptanlarının
Çizdiği deniz sularına koyulmuş
Bütün uçaklar havalanmış
Bütün dünyaya açık alanlardan

Uzaklık serseri bir ezgidir
Dolanır beklenmedik uzun yolları
Giden gider ve bütün kalanlar
Bir tortu gibi yaşar kısacık sokakları

Afşar Timuçin

yolculuk Yolculuk