Baharın ilk sabahı
Duygularımla sanki
Başka adamın biriyim.
Yılın sonu, ana-baba ocağındayım ama
İşte doğumumda kesilip saklanan göbeğim
Ve ben ona kapanmış hüngür hüngür…
Çekirgenin biri
Unuttuğumuz bir sesle ötüyor
Çekirge değil canım, soba bu.
Atın üstündeyim
Aşağıda gölgem
Tiril tiril soğuktan.
Ay nerde ay?..
Çan battı kaldı öyle
Denizin dibinde…
Ay görünmek üzere
Bu gece kim var kim yok hep hazır
Elleri dizlerinde, öyle…
Kedilerin hovardalığı bitince
Puslu ay
Yatak odasının üstünde…
Sonbahar fırtınası bu
Yaban domuzunu bile
Katmış önüne sürüyor.
Kışın ilk yağmuru bu
Bugünlük sadece yalnızım, Allah vere de
Bundan sonrakilerde ihtiyar olsam bari…
Kış…, yağmur altında…
Üstelik şemsiyemsi şapka bile yok…
…E sen adamı deli edersin hani.
Karlı sabahın biri
Beygirlere bile bakıp duruyoruz
-Görmediğimiz şeydi sanki.-
Bu yıl yağan kar
Acaba geçen yıl
Gördüğümüz kar mı?..
Süpürge
Bahçeyi temizlerken
Karları unuttu.
Ey ilk kar yeter artık
Nergis yapraklarının
Boyunlarını büktüğün.
Sisli-puslu bir yağmur
Fujiyama görünmese de
Bugün mutlu bir gün.
Bahar geldi
Sarıp sarmalandı ince bir sise
Adı-sanı olmayan tepenin biri.
Denizin yeşili, toprağın yeşili
Şu sonbahar başlangıcında
Birbirinin eşi.
Kıyıdaki dalgalarda sarmaş-dolaş
Çalı yoncasının çiçekleriyle
Küçük midye istiridye kabukları.
Nara’da
Krizantem kokuları…
Eski Buddha heykelleri…
Lotüs gölü öyle olduğu gibi
Bütün Ruhların Ziyafeti için
Gelip toplamamışlar çiçekleri.
Şu tapınağın bahçesi
Dökülen yapraklarla
Yüz yıl yaşlanmış gibi.
Yılsonu panayırı
Pazara çıkıp da üç-beş tane
Tütsü çubuğu almalı.
Anamdan kalan şu bir demet saçı
Elime alsam kaybolup gidecek hani
Sıcak gözyaşlarımdan, güz kırağısı gibi.
Diyelim ki bu kasabada
Çıngırak-mıngırak çalmazlar, peki bunlar
N’aparlar bahar alacakaranlığında?..
İşte yurdun en uzak köşesi
Ve pirinç tarlalarında ekin türkülerinin
En safı, temizi, incesi…
Sonbaharın eli kulağında
Çayhaneye doğru
Kendiliğinden gidiyor ayaklarım.
Sazdan örme kulübem
Dışardaki dünyada acaba
Şimdi hasat zamanı mıdır?..
Sonbaharın civcivli zamanı
Komşum ne yapar-ne eder acaba;
Nasıl yaşar diye bir merak bende…
Gece yarısı ayaza çekiyor hava
Şu bostan korkuluğunun üstünden
iğreti bir şeyler alıp da uyumalı.
Yok orasıymış, yok burasıymış
Minicik tarlayı çapalamak gibilerden
Dolaş dur bakalım dünyayı…
Kelebek
Kanatlarına
Orkide esansı sürüyor.
Söğütteki kelebek
Rüzgârın her esişinde
Yerini değiştiriyor.
Öyle habersiz-tabersiz
Ne tez de ölüp giderler
Şu ötüşen ağustos böcekleri…
Bir kestane düşüyor
Çimenlerin arasında böcekler
Şıp diye kesiveriyorlar şamatayı.
Ey çekirge o şen ötüşle senin
O kadar tez ölüp gideceğin
Kimin aklına gelirdi ki…
Çekirgecik
Ben ölünce
Mezarlığın bekçisi ol, emi…
Yusufçuk bir çimen yaprağına
Hem de yaprağın yüzüne –
Konayım diye uğraştı durdu boşuna.
Acı acı ötüyor turna
Bu seste Basho’ya
Gözyaşı dökmek elde bir.
Tarlanın ortasında
öter durur tarlakuşu
Hiçbir şey umurunda değil.
Şu suratsız karga var ya hani
Bu karlı sabahta nedense
Seninkinde bir güzellik bir güzellik…
Tünemiş kuru bir dala
Karganın biri, sonbahar
Kararıyor mu ne hava…
Çoğu zaman berbat ya şu kargalar
Ama o sabahki halleri yok mu
Hele üstelik yağıyorsa kar…
Bir köhne havuz işte
Ve havuzun içine
Kurbağanın dalışından çıkan ses.
Kavanozdaki ahtapotlar
Yazın ay altında
Saydam rüyalar.
Yavru sıçan yuvasında
Öter durur ciyak ciyak
Serçe yavrularına nisbet, yok mu ya…
Güz rüzgârında tarlaya bırakılmış
Çocuğu gören maymunun sesi acı acı
Nasıl acaba yavrucak, ne yapar-ne eder?..
Beyaz krizantemler
Üstlerinde en ufacık
Bir toz lekesi bile yok.
Sofra ağacın yanıbaşında
Çorbanın içinde, balık salatasında
Dökülmüş kiraz çiçekleri.
Şu kiraz çiçekleri
İnsanın aklına
Neler getirmiyor ki…
Aynanın arkasında
İnsanların görmediği bir bahar
Çiçeklenen bir erik ağacı.
Hanımeli saksısının ardında
Kadının biri
Salamura balık temizliyor.
Kapımın önündeki çitte
Bir borozan çiçeği,
Bütün gün kapalı mübarek…
Ne acınacak hali vardı
Şu sıska orkidenin
Ama tomurcuklandı içte.
Öyle eski kasaba ki bu
Bahçesinde Japon inciri olmayan
Bir tane bile ev bulamazsın.
Tapınağın çanları dindi ama
Akşamüstü üzerlerine çarpan
Çiçek kokularıyla hâlâ tınlıyorlar.
Hangi çiçekli ağaçtan geliyor
Pek kestiremiyorum ama
Ne koku ne koku…
Bıraktı kadın
Aşkın acılarını
Veren erkeği.
Matsuo Basho
(1644-1694)












